İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

00.00.0000 - Kedi Necis Değildir, Peygamberimiz Kedi Severdi, Kurana Sarılan Kurtulur

00.00.0000 - Kedi Necis Değildir, Peygamberimiz Kedi Severdi, Kurana Sarılan Kurtulur
Günün Sohbeti

00.00.0000 - Kedi Necis Değildir, Peygamberimiz Kedi Severdi, Kurana Sarılan Kurtulur

24.10.2025
10 dk 50 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinil evveline ve ahirin.Ve imamül müttekın. Muhammedinil Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l ceza.

Emmâ ba’dü;

Kâle rasûlullahi sallallahu aleyhi vessellem fî hadîsin min ehâdîsihî

إِنَّهَا لَيْسَتْ بِنَجِسٍ. إِنَّهَا مِنَ الطَّوَّافِينَ عَلَيْكُمْ وَالطَّوَّافَاتِ. يَعْنِي الْهِرَّةَ. مَالِكٌ وَالشَّافِعِيُّ عب ش ض حم، وَالدَّارِمِيُّ د ت صَحِيحٌ، ن هـ ع وَابْنُ الْجَارُودِ وَالطَّحَاوِيُّ وَابْنُ خُزَيْمَةَ، حب ق ط ك ض عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، د ق عَنْ عَايِشَةَ.

İnnehâ  leyset bi-necisin innehâ mine’t-tavvâfîne ‘aleyküm ve’t-tavvâfâti ya’ni’l-hirrate.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz buyurmuş ki:

O necis değildir. Necaset, biliyorsunuz pislik demek. Namaza dururken, necasetten taharet lazım. Yani vücudunda insanın pis bir şey bırakmamak, yıkamak lazım, necasetten taharet. Bu necis değildir. O, sizin üzerinize devriye gezen, dolaşan mahlûklardan birisidir. Buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Kediyi kastetmiş. Mesela köpek tehlikeli ve necistir, yani kudurur filan köpek. İslami bakımdan da mesela köpeğin su içtiği kap filan iyi olmuyor. Köpek bulunan yere melek girmez diye Efendimiz bildiriyor. Ancak çoban köpeği, bekçi köpeği gibi olursa kullanılabiliyor. Ama kedi öyle değil. Kedi necis değildir. O sizin üzerinizde devriye gezen erkek mahlûklardan, devriye gezen dişi mahlûklardandır, diyor.

Şimdi tavvâf; çok tavâf eden demek.

Mine’t-tavvâfîne ‘aleyküm. Sizin etrafınızda çok devriye gezen, vettavâfat, tavvâfin erkekler için kullanılan masculin bir kelime, tevvâfat dişiler için kullanılan bir kelime.

Yani sizi korumak için edindiğiniz, çeşitli insan şeklindeki bekçiler, devriyeler veyahut diğer mahlûklardan, böyle hani insan korunmak için köpek filan besliyor, devriye geziyor o da, bahçeye kimseyi sokmuyor. Öyle mahlûklardan bir mahlûktur. Necis değildir, diyor kedi hakkında.

Şimdi hakikaten, bizim evimiz gayet güzel, tavandan her tarafa kadar ilaçladık, kaç sefer acı acı tehlikeli ilaçlarla ilaçladık. Sıktık evin kenarlarına zehirleri, otlar bile sarardı soldu, bir zaman rahat ettik ama şimdi örümcekler mörümcekler filan başladı yani artık. Arabanın gelmiş camıyla, dikiz aynasıyla, kapısı arasına dün akşam yuva yapmaya kalkmış, kocaman bir örümcek.

Bizim Hacı Hanım arabaya binmekten, inmekten kormaya başladı.  Şimdi geçen gün baktık sabahleyin bize misafirler geldi. Pazar günü. Misafirler giderken bizim kedi bir fareyi yakalamış evin içinde, görünecek bir yere, ortaya bırakmış. Geldi bizim yanımıza, keyif çatıyor böyle. Yan gelmiş yatıyor. Söylemiyor da ben birşey yakaladım filan demiyor. Dışarı çıktık baktık ki, fareyi yakalamış oraya sermiş. Neyse kuyruğundan tuttu arkadaşlar götürdü attı. Yani yılan gelmişti bahçeden, onunla mücadele etti, tısss miyavv bilmem ne filan. Yılan adet edinmiş, bizim damlayan musluktan birşeyler mi içiyordu, ne yapıyordu. Yani koruyucu.

Arabistanda da o zaman evler, şimdiki gibi mahfuzda değil. Her türlü mahlûk gelir. Koruyan bir şey bu, diye Efendimiz buyurmuş. Kediyi severmiş, Peygamber Efendimiz. Ebû Hüreyre’de zaten kedi babası diye lakabı oradan almış, kedi sevgisinden kazanmış. Tatlı bir mahlûk. Hakikaten çok hoşumuza gidiyor. Mırrr yapıyor bize, biz de konuşur gibi. Gayet hoş birşey oluyor.

إِنِّي أُوشِكُ أَنْ أُدْعَى، فَأُجِيبَ؛ وَإِنِّي تَارِكٌ فِيكُمُ الثَّقَلَيْنِ: كِتَابَ اللهِ وَعِتْرَتِي. كِتَابُ اللهِ حَبْلٌ مَمْدُودٌ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ، وَعِتْرَتِي أَهْلُ بَيْتِي، وَإِنَّ اللَّطِيفَ الْخَبِيرَ خَبَّرَنِي أَنَّهُمَا لَنْ يَفْتَرِقَا، حَتَّى يَرِدَا عَلَيَّ الْحَوْضَ. فَانْظُرُوا كَيْفَ تَخْلُفُونِي فِيهِمَا. ش وَابْنُ سَعْدٍ حم ع عَنْ أَبِي سَعِيدٍ.

İnnî ûşikü en üd’â fe-ücîbü ve innî târikün fîkümü’s-sakaleyn kitâballahi ve ‘ıtretî. Kitâbullahi hablün memdûdün mine’s-semâi ile’l-‘ardı. Ve ‘ıtretî ehlü beytî ve inne’l-latîfe’l-habîra habberenî innehümâ len yefterika hattâ yeridâ ‘aleyye’l-havda fe’n-zurû keyfe tahlufûnî fîhimâ.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem buyurmuş ki:

Ola ki, ben çağrılacağım ve davete icabet edeceğim. Yani vefatım yakın, demek istiyor. Cenâb-ı Hakk beni davet edecek ahirete, ben de gideceğim.

Ve innî târikün fîkümü’s-sakaleyn. Ben ey insanlar ve cinler! Size iki şey bırakıyorum. Kitâbullahi ve ‘ıtretî. Allah’ın kelamı Kur’an-ı hakîmi bırakıyorum arkamda, bir de ehli beytimi bırakıyorum.

Kitâbullah birincisi. Kitâbullahi hablün memdûdün mine’s-semâi ile’l-‘ardı. Allah’ın kitabı sanki gökten yere uzatılmış, dünyadaki insanları çekip kurtarıp cennete getirmek için, uçurumun içindeki, kuyuya düşmüş insanları, çekip çıkarmak için bir uzun ip gibidir. Kur’an-ı Kerîme sarılan, cehennemden, çukurdan, tehlikeden vesaireden kurtulur. Yukarıya çıkar selamete erer.

Ve ‘ıtretî. Ehli beytime gelince. Mümin, İslam’ı koruyan insanlar. Kıyamete kadar mevcut olacak onlar da.

Ve ‘ıtretî ehlü beytî buyurmuş.  İtretim dediği de, itreti kelimesiyle ifade ettiğimde, ehli beytim, ailemin ve benden sonra torunlarım olan insanlar.

Allah’ın kitabı; böyle bir gökten yere uzatılmış, kurtuluş ipi gibidir. Latîf ve hâbir olan Rabbım tebareke ve teâlâ hazretleri bana haber verdi ki; bu ikisi birbirinden ayrılmayacaklar. Yani benim soyum, seyyîdler, şerifler, Efendimizin mübarek soyu ve Allahın Kur’an-ı birbirinden ayrılmayacaklar.

Hattâ yeridâ ‘aleyye’l-havda. Havz-ı kevserimin başına gelinceye kadar, bunlar birbirlerinden ayrılmayacaklar.

Fe’n-zurû keyfe tahlufûnî fîhimâ. Dikkat edin. Benden sonra, bunlara bakalım nasıl davranacaksınız? Yani Allah’ın kitabına sarılın. Benim ehli beytime bağlanın. Etrafında toplanın. Ülemâ-i amilin ve evliyâullahi mukarrabinin etrafında toplanın. O zaman kurtulursunuz. Bunlar size, doğruyu söylerler. Sizi doğru yola çekerler, cennete götürürler.

Bakalım onlara nasıl sadakat gösterip, nasıl bağlanıp, benden sonra ne yapacaksınız?

Görelim bakalım, göreyim bakayım, siz de görün bakalım buyuruyor, Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem.

إِنِّي أَكْتُبُ إِلَى قَوْمٍ، فَأَخَافُ أَنْ يَزِيدُوا عَلَيَّ أَوْ يَنْقُصُوا. فَتَعَلَّمِ السُّرْيَانِيَّةَ. عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ.

İnnî ektübü ilâ kavmin fe-ehâfü en yezîdü aleyye ev yenkusû fe-te’allamü’s-süryâniyyete.

Zeyd b. Sâbit radıyallahu anh’ten rivayet olunmuş ki;

Ben sağa sola İslama davet için, elçiler gönderip, mektuplar yazıyorum, mühürleri basıyorum altına. İslam’a davet edip, mektuplar yazıyorum. Allah’ın Resûlu olarak. Ama korkuyorum ki, ben onlara şunu yazın diyorum ama, onlar o yabancı dilde yazdıkları şeyi, benim sözlerime ne ekliyorlar, neler çıkartıyorlar. Olabilir ki benim söylemediğim şeyleri yazarlar mektuba, benim söylediğim şeyleri de tam ifade etmeyebilirler. Katiplere güvenemiyorum. Müslüman olmayan tercümanlara, güvenemiyorum.

Onun için Süryanice öğrenin buyurmuş, Peygamber Efendimiz. Ravi Zeyd b. Sâbit hazretleri de Süryaniceyi, bu Efendimizin tavsiyesi üzerine çarçabuk öğrenmiş.

Buradan anlıyoruz ki; İslamın öğretilmesi, anlatılması için, başka dilleri öğrenmek lazım ki, dosdoğru İslam anlatılsın, tebliğ edilsin, insanlar İslam’dan haberdar olsun ve doğru yola çağrılabilsin.

Onun için biz de bu amaçla İngilizceyi, şimdi burada İngilizce geçerli. Çok iyi bir şekilde öğrenmeye girişelim. Evlerimizde çalışalım. Çoluk çocuğumuza öğretelim. Edebiyatıyla, incelikleriyle, zerafetiyle, kibarlığıyla, güzelce. Konuştuğumuz zaman, herkesin beğeneceği tarzda bu dilleri öğrenelim, okumayı, yazmayı, İslam’ı tebliğ edebilelim. Zaten İngilizce’yi insan güzel öğrendi mi, dünyada pek çok kavimler de İngilizce’yi; İngiltere’den Amerika’dan dolayı iyice öğreniyorlar. Herkesle anlaşma imkanı da olabiliyor. Tabi ondan evvel, bir de bizim Arapçayı güzel öğrenmemiz lazım. Arapçadan tercüme edenler, bakalım İslam’ı Kur’an-ı tam mı anlatıyorlar, fazla mı anlatıyorlar, eksik mi anlatıyorlar, o da var. Yani adam çıkıyor birşey söylüyor ama doğru mu söylüyor, yanlış mı söylüyor. 

Onun için Kur’an-ı Kerîm’i de iyice öğrenelim.

Allah hepinizden razı olsun.

El Fâtiha...

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA