İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

19.06.1992 - Hukukçulara Nasihatler, İslam Tarihi

19.06.1992 - Hukukçulara Nasihatler, İslam Tarihi
Günün Sohbeti

19.06.1992 - Hukukçulara Nasihatler, İslam Tarihi

06.12.2019
14 dk 48 sn

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, dünyada âhirette üzerinizde olsun. Bize sonsuz nimetlerini ihsan etmiş olduğu için ve bilhassa nimetlerin en üstünü ve en devamlı, en güzel nimetlerin anahtarı durumunda olan iman ve İslâm'la bizi müşerref kılmış olduğu için Rabbimize sonsuz hamd ü senâlar ederim. O'nun sözcüsü, elçisi, peygamberi, habibi, örnek insanların en üstünü, güzel ahlâklıların en güzel ahlâklısı, enbiyanın serveri, evvelîn ve âhirînin efendisi olan Muhammedü'l-Mustafâ'sına sonsuz bağlılıklarımızı, salât u selâm ve tahiyyat ve ihtiramlarımızı arz ederim.

Hukuk fakültesini, hukuk dalını, çok önemli bir dal olarak görüyorum. Dinî kültürümden dolayı bu sonuca zihniyetim beni götürmüş bulunuyor. Çünkü bizde: el-adlü esâsü'l-mülk denmiştir. el-adl, "adalet"; esas, "temel"; mülk, "egemenlik" demek. Emlak mânasına, taşınamaz mallar mânasına değil. Mülk "egemenlik" demek; "Meliklik, mâlik olmak, bir toplumun yönetimine sahip olmak" demek.

Egemenliğin, hâkimiyetin, idareye sahip olmanın temeli adalettir, dinimiz böyle buyuruyor. İki âyet-i kerîmede özellikle müslümanların kendilerinin aleyhinde bile olsa, anne ve babasının ve yakınlarının, akrabasının bile aleyhinde olsa, adaletten ayrılmamaları tavsiye buyuruluyor. İnsanın kendisini aşması, kendisinin aleyhine karar verebilmesi, başka bir kültürde görülmüş bir olay değil. Hâkim kendi kendisini mahkûm edecek, başka bir kültürde olacak bir şey değil;

Velev alâ enfusiküm evi'l-vâlideyni ve'l-akrabîn.

İsterse kendinizin aleyhinde olsun, isterse anne babalarınızın aleyhinde olsun. Anne babasını mahkûm edecek bir hâkim, akrabasını mahkûm edecek bir hâkim, bir adalet mensubu uygulayıcısı olabilmek bize, bizim kültürümüze mahsus bir şereftir, bizim kültürümüzde görülebilen bir şereftir.

Nitekim Kadı Şureyh veya bir başka şahıs olabilir, huzuruna halifeyle bir gayrimüslim geldiği zaman, kapıdan gayrimüslimi kıyafetinden tanıyor, ötekisi de müslüman olduğu için, "Eyvah, şimdi bana davalarını anlatacaklar. İnşaallah müslüman haklıdır." diye içinden böyle bir temenni geçiriyor. Fakat dinledikten sonra halifeyi haksız, gayrimüslimi haklı görüyor ve halifeyi mahkûm ediyor. Ama kitaplar ömrünün sonuna kadar da vicdan azabı çektiğini yazıyor, "Niçin ben kapıdan girerken bir tarafa meylettim? Niye bîtaraf olamadım? Ne biçim hukuk terbiyem var benim?" diye kendi kendisini suçladığı rivayet ediliyor.

Kadı Hızır Çelebi'nin de, Fatih Sultan Mehmed'i mahkûm ettiğini biliyorsunuz. Rum mimar ile Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed'le, İstanbul'un mağlubu, eski sahibi olan ahaliden Rum bir mimar davalı ve davacı oluyor ve Kadı Efendi, Fatih Sultan Mehmed cennet mekânı mahkûm ediyor.

Hakikaten hukuk tarihinde gerçekten böyle olaylar olmuş mudur? Gerçekten bu kadar soylu, bu kadar cesur kararlar veren, sevdiği ve bağlı olduğu bir hükümdarı mahkûm edebilen hukukçular yaşamış mıdır? Belki yaşamışsa onlar da yine ilahî bir dinden feyz almış, Allah huzurunda hesap vereceğini bilen insanlardır, ancak öyle olabilir.

İhtimal olarak varsa, olmuşsa o da âhirete inanan, âhiretteki mahkeme-i kübrâya inanan, din gününe yani,

Mâliki yevmi'd-dîn. Böyle jestler, din gününün mâliki Allah'ın huzuruna varacağını bilen insanlardan çıkabilir.

Din "karşılık" demektir. Bilhassa bu âyet-i kerîmede. Mâliki yevmi'd-dîn. "İnsanların yaptıkları işlerin iyi veya kötü karşılığı neyse onun verileceği gün." Arapça'da bir söz vardır: Kemâ tedînü tüdân. "Sen nasıl bir işlem yaparsan, sana öyle karşılık olarak muamele yapılır." deniliyor.

Mâliki yevmi'd-dîn demek, -"Din gününün sahibi." diye tercümesi doğru değil- "İnsanların yaptıkları a'mâlin, ef'âlin, yaşam tarzlarının ve işlerinin ceza veya mükâfat olarak karşılığının verileceği güne mâlik olan." demektir. Yani, "Kişinin ettiğini bulma günü." demektir.

Sonra;

Fe-mâ yükezzibüke ba'du bi'd-dîn. Eleysallâhu bi-ahkemi'l-hâkimîne.

Bu kadar gerçeklerden sonra hangi husus sana dini kabul etmemeyi, tekzip etmeyi, yalanlamayı telkin edebilir, işaret edebilir?" Buradaki din de; yine "karşılık" demek. Yani, "Hakk'ın yerini bulmasını inkâr etmeye seni ne götürebilir, hangi sebep seni o tarafa itebilir?" Böyle bir şey mümkün değil!

Eleysallâhu bi-ahkemi'l-hâkimîne. "Allah hakimler hakimi, adaletliler adaletlisi, en adaletli, hükmü en isabetli olan değil mi?" Ahkemi'l-hâkimîn, "hükmü en isabetli" diye tercüme edilmeli. "Dini kim inkâr edebilir?" sözü de, "Ettiklerini bulmanın olacağını kim inkâr edebilir?" demek.

Fe-men ya'me'l-miskâle zerretin hayran yerahû. Ve men ya'me'l-miskâle zerretin şerran yerahû. "Zerre kadar hayır işleyen karşılığını mükâfat olarak görecek, zerre kadar şer işleyen cezasını ikab olarak, azab olarak çekecek." diye bildiriliyor.

Sonra;

Eraeytellezî yükezzibü bi'd-dîni. Burada da yine din "karşılık" mânasında.

Demek ki bizim dinimizde çok net olarak görüldüğü üzere "toplum hayatının temeli adalet" diye bildiriliyor ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hayatından başlayarak, haklı düşman bile olsa, hakkı teslim edilmesi ve hukuka riayet edilmesinin şaheser örnekleri veriliyor.

Çok iyi biliyorsunuz, Mekke-i Mükerreme'nin fethi sırasında, Kâbe-i Müşerrefe'nin anahtarı bir ailenin elindeydi, vermek istemedi. "Kimseye vermiyorum, ben senin Peygamber olduğuna inanmıyorum." deyince Hz. Ali de zor kullandı ve anahtarı aldı, Kâbe'nin kapısını açtı namaz kıldılar. Ondan sonra âyet-i kerîme indi.

Peygamber Efendimiz'in amcası, "Bu Kâbe'nin anahtarını taşıma vazifesini bana lütfetseniz, bende olsa." diye Peygamber Efendimiz'den istedi. Bu görevin kendi ailesine intikalini istedi, âyet-i kerîme indi.

"Allah emanetleri ehillerine vermenizi ve hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emrediyor." âyet-i kerîmesi indi. Onun üzerine Peygamber Efendimiz Hz. Ali'ye buyurdu ki, "Al bu anahtarı götür, o anahtarı vermek istemeyen ve senin de zorla, zorbalıkla elinden anahtarı itip, kakıp, çatlatıp, patlatıp aldığın adama götür geri ver." diye hükmetti. Kendi amcasına anahtarı vermedi.

En tüeddü'l-emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtüm beynennasi en tahkümû bi'l-'adli.

Adam anahtarı tekrar karşısında görünce şaşırdı, dedi hayrola bu ne?

Ben her ne kadar sen haksızlık yapıyorsun, Peygamber olduğu halde Hz. Peygamber'in Peygamberliğini kabul etmiyorsun diye seni adam yerine saymadım. Ve ben galibim, Mekke'yi fethetmişim anahtarı elinden aldım. -Galibin normal olarak devletler arasında bile herhalde hukuku böyledir.- Ama şimdi Allah, madem bu ailenin eskiden beri hakkıymış, hakkın hak sahibine verilmesini emretti. Onun için anahtarı sana getiriyorum, onun için veriyorum deyince adam bu adaletli ve Allah ne emrederse onu yapmak, icabında aleyhinde bile olsa, pekala deyip de özür dileyip dönebilmek ahlâk seviyesini gösteren bu dinin hak din olduğunu anladı, Peygamber Efendimiz'e inandı, müslüman oldu ve müslümanların safına girdi.

Bunlar âyet-i kerîmelerle, hadîs-i şerîflerle, İslâm tarihindeki örnekleriyle adaleti gösteren şeyler ve asırlar boyu bu böyle devam etmiştir. Ecdadımız da bu bakımdan çok şerefli insanlardır. İşte Hızır Çelebi'nin hayatı ve jesti. Fatih hükümdarı mahkûm edebilmesi... Hatta daha uzun bir hikâyesi var.

Fatih Sultan Mehmed mahkûm oluyor da, geliyor kadının yanına. Mahkeme bittikten sonra kendisi mahkûm oldu, haksız çıktı. Fatih'in elinin kesilmesine hükmediliyor. Eli kesilecek. Diyor ki:

"Ey kadı efendi! Ben hükümdarım diye taraf tutsaydın, adaletsiz hüküm verseydin, kılıcımla seni doğrayacaktım, iyi ki adaletli davrandın." Kadı efendi de gülüyor, oturduğu minderini kaldırıyor, minderin altında eğri bir hançer…

Minder hemen el atılıp şey yapılabilen yer; para oraya konulur, para kesesi oraya konulur, başka şeyler oraya konulur. Fakire bir şey verecekse hemen elini atar, oradan eline tutuşturuverir, elin en yakın olduğu yer, hançeri oraya koymuş. Padişah;

"Bu ne?" diyor. [Kadı da;]

"Sen de ben padişahım diye şeriatın hükmüne razı olmasaydın ben de seni bununla hançerleyecektim." diyor. Sen misin Allah'ın emrine tâbi olmayan diye ben de seni hançerleyecektim diyor.

İslâm tarihi böyledir. Fatih ordular, fütühat yapacak ordular Rumeli'de ilerlerken, kaçan ahalinin bağlarından geçerken üzüm koparmışsa parasını dalına bağlamıştır ve hak sahibine hakkını vermiştir. Böyle olduğu müddetçe de Allah'tan bunun mükâfatını görmüştür. Bundan ayrıldığı zaman, adaletin içine rüşvet girdiği zaman, tayinlerin…

Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Biz iş isteyene iş vermeyiz, talip olana vermeyiz, istediğimize veririz."

Geliyor birisi memuriyet istiyor, "Biz isteyene değil istediğimize veririz." buyuruyor.

Demek ki insanların toplumların başarısı, yükselmesi, Allah indinde makbul kul olması, Allah'ın lütfuna ermesi, mükâfatına mazhar olması, teyidine mazhar olması, adaletledir. Allah'ın tevfikinin insandan çekilmesi, başının belalara girmesi, burnun yerlerde sürtmesi adaletsizliktendir.

Gördüğüm çeşitli meslek erbabı arasında hukukçuların, herhalde çok kitap okumaları dolayısıyla, meslekleri dolayısıyla birçok kitapları bitirmiş olmak, onlardan imtihana girmiş olmak, çeşitli konuları öğrenmiş olmak dolayısıyla zihinlerinin geliştiğini, çalışan hücrelerinin, beyin hücrelerinin arttığını düşünüyorum. Aynı şeyi hafızlar için de düşünürüm. Küçük yaşta Kur'ân-ı Kerîm'i hıfzettikleri için beyinleri gelişmiştir; beyin hücreleri vazife gördüğü için, umumiyetle kapasiteli insanlar olurlar, sizi de öyle görüyorum.

Tabii siz bir laik hukuk okudunuz. Laik hukuk, yani İsviçre'den alınmış kanunun, Türkiye'de yine beşeri insan kafasıyla tadillere uğramış bir hukuk sistemi hâline getirilmişini okuyorsunuz. Belki İsviçre'de kısmen hıristiyan hukukuna dayanıyordu; belki kısmen değil büyük ölçüde dayanıyordu. Ama burada aynı da tatbik edilmemiştir, yine değiştirilerek yapılmıştır herhalde. Mevlânâ Celaleddini Rûmî diyor ki;

Şuz nihânî hikmeti Yunâniyân

Hikmeti imâniyân ra bemidân.

"Madem ki yunan felsefesini okudun İslâm felsefesini de oku, iman felsefesini de oku." Aristoyu, Platon'u vesaireyi okudun madem, yani tek taraflı olma demek istiyor.

Bu bir zihniyettir. Ortaokuldayken hatırlıyorum, 30-40 sayfalık İslâm tarihi bölümü atlanmıştı, talebeler de oh 30-40 sayfadan mesul değiliz diye sevinmişti.

Avrupanın 30 sene harpleri, 100 sene harpleri öğretilmişti de, İslâm tarihi neme lazım belki birkaç isim öğrenir talebeler diye atlanmıştı. "Bundan mesul değilsiniz çocuklar, şu sayfadan şu sayfaya kadar 40 sayfa hop öbür tarafa atlayın." diye böyle bir şeyler söylenmişti. Demek ki yukardan gelen emir öyleydi. Bir şeyden hiç bahsetmemek suretiyle zihinlerin ona takılıp da belki araştırma yapar, belki gerçekleri öğrenir diye bir ihtimalini dahi meydana çıkartmamak, o ihtimali dahi tıkamak gibi bir uygulama vardır.

İslâm hukuku büyük bir hukuktur. Başlı başına bir hukuk sistemidir, incelenmeye değer bir hukuk sistemidir.

Allah hepinizden razı olsun.

Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA