İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

12.09.1997 - Anne Babaya Hürmet, Allah ve Peygambere İtaat

12.09.1997 - Anne Babaya Hürmet, Allah ve Peygambere İtaat
Günün Sohbeti

12.09.1997 - Anne Babaya Hürmet, Allah ve Peygambere İtaat

12.09.2026
15 dk 24 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Allah cümlenizden razı olsun. Ömrünüz muradınızca, Allah'ın rızasına uygun geçsin. Allahu Teâlâ hazretleri rızasını, sevgisini kazanıp huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmanızı nasip eylesin.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerinin, Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilen bu hadîs-i şerîfini İmam Buhârî hazretleri rahmetullahi aleyh kitabına almış, yazmış. Sahih-i Buhârî'si Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da neşredilmiştir. Bütün kardeşlerime okumalarını, dikkatle, ellerine kalem alarak, altlarını çizerek okumalarını tavsiye ederek bu hadîs-i şerîfi okuyorum.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuşlar ki;

Men erdâ vâlideyhi fekad erdallâhe ve men eshata vâlideyhi fekad eshata'llâh.

Sadaka Resûlullah, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.

Tabi râvisi kuvvetli olunca, sahih hadîs-i şerîflerden olunca daha büyük bir rahatlıkla, bastıra bastıra söylememiz mümkün oluyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyurmuşlar ki;

"Anne-babasını, vâlideynini..."

Anne ve babaya vâlideyn denilir. Arapça'da ikil sigasıyla, tesniye sigasıyla. Anneye vâlide, babaya vâlid; ikisine birden vâlideyn denilir.

"Kim anne-babasını razı ve hoşnut ederse, memnun ederse, sevindirirse, kendisini onlara sevdirirse." Men erdà vâlideyhi. Fekad erda'llâh. "Allah'ı hoşnut ve razı etmiş olur."

Bakın, dinimiz anne-babaya hürmeti ne kadar mühim bir mevkiye çıkarıyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ne kadar önemle ifade buyuruyor, ne kadar kesin tavsiye buyuruyor. Kâinatın hâlikı, âlemlerin Rabbi, Yaradanımız Allahu Teâlâ hazretlerini razı etmek ne kadar önemli. Zaten ömrümüzün onun için geçmesi gerekiyor, geçmeli.

İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî demeliyiz.

Anne babasını razı eden, anne-babasını hoşnut eden, sevindiren, memnun eden, kendisini onlara sevdiren, duasını alan, Allah'ı razı ediyor. Ne kadar güzel, ne kadar kolay, ne kadar somut bir yol gösteriyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

"Allah'ın rızasını kazanmak için ne yapmam lazım?" diye soran bir insana söyleyeceğimiz çok sözler var:

Kur'ân-ı Kerîm'i öğren, Kur'an-ı Kerîm'in ahkâmını iyice uygula! Allah'ın emirlerini tut, yasaklarından kaçın! Habib-i Edîbi'ne ittibâ et, Peygamber Efendimiz'in sünnetine sımsıkı sarıl, Peygamber Efendimiz'in yolundan yürü! Ahlâkını güzelleştir, haramlardan, günahlardan uzak dur. Kötü huyları bırak, iyi huylarla ibadet ve taat üzere çalış!

Uzun uzun, doğru olarak nasihatlerde bulunmamız mümkün. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "Anne babasını razı eden, Allah'ı razı etmiş olur." diye çok kısa bir somut yol gösteriyor.

Anne babasına hizmet etsin evlat; elini öpsün, ayağını öpsün, alnını öpsün, kaşını, gözünü öpsün, ne yapacaksa yapsın. Para harcasın, hizmetine koşsun, havlusunu tutsun, terliğini çevirsin, tatlı sözler söylesin. Emrini tutsun, kendisinin hoşuna gitmese bile, "Peki babacığım, peki anneciğim!" desin, böylece Allah'ın rızasını kazansın. Ne kadar somut, ne kadar güzel bir şey!

Zaten her zaman vurguluyorum, söylüyorum:

"Anne-babasına yetişip de, -büyüdüğü zaman, aklı başına geldiği bir çağda anne-babası sağsa- onlara hizmet imkânını yakalamışsa bir insan..."

Hani bazen annesi babası küçükken ölüyor. Bazı kimseler anne babasını tanıyamıyor, anne babasının cemalini görmekten mahrum büyüyorlar. Hizmet etme imkânından mahrum oluyorlar. Ama yetişmişse, işte annesi, babası karşısında, işte o onların evladı, hepsi sağ salim, Allah uzun ömür versin; hizmet etme imkânı var...

"Eğer anne babasının ikisine yahut birisine..."

Biri önce ölmüş de ötekisi sağ.

"Birisine yetişmiş de, bir insan cenneti kazanamamışsa ona yazıklar olsun, burnu yerde sürtsün; ne kadar kaabiliyetsiz, ne kadar fırsatları kaçıran, ne kadar ahmak, ne kadar gevşek bir evlatmış!" diye Peygamber Efendimiz'in ikazları var, hadîs-i şerîfleri var.

Onun için, aziz ve sevgili kardeşlerim!

Anne ve babamız sağsa anne ve babamıza hürmeti bir fırsat, bir ganimet bilmeliyiz. Çok büyük bir ganimet, çok büyük bir devlet ve saadet bilmeliyiz.

Tabi anne babanın hizmeti bahis konusu olunca bazen, insanın anne-babası bazen dinî inançlarının karşısında olabilirler. Mesela onu küfre çekmek isteyebilirler. Anne baba kâfirse evlatların müslüman olmasına engel olmak isterler. Şimdi Almanya'da, İngiltere'de arkadaşlarımızı ziyaret ediyoruz; bu gibi durumlar var. İngiliz çocuğu, müslüman olacak ama anne babası razı olmuyor veya Alman çocuğu müslüman olacak, anne babası razı olmuyor.

Eğer onlar seni küfre sokmaya, küfürde tutmaya çalışırlarsa, o zaman onlara itaat olmaz. Ve in câhedâke en tüşrike bî mâ leyse leke bihî ilmün fe lâ tuti'hümâ.

Neden?

Çünkü, anne babanın insan üzerinde hakkı var ama Allah'ın hakkı sonsuz, mukayese edilmez. Allah'ı darıltıp da anne baba hoşnut edilmez. Allah'ı hoşnut etmek önemlidir, o önde gelir.

Hani kanun olduğu zaman bir insanın keyfi, zevki bahis konusu olmuyor. Kanuna uyuluyor, kanunî mevzuat yerine getiriliyor.

Allahu Teâlâ hazretlerine karşı olan anne babalara yapılacak en büyük itaat, en büyük iyilik, onları İslâm'a çekmeye çalışmaktır, onlara doğruyu anlatmaktır veya hiç olmazsa;

"Anneciğim, babacığım! Ben sizi seviyorum, siz beni yetiştirdiniz, büyüttünüz; ama siz benim Rabbime asî olmamı istiyorsunuz. Rabbimin emrini tutmamamı istiyorsunuz. Böyle bir şey olamaz, lütfen beni böyle bir zorlamayla karşı karşıya bırakmayın." demek lazım!

Mus'ab b. Umeyr radıyallahu anh'i çok seviyorum. -Allah şefaatine erdirsin, cennette buluştursun cümlemizi.- Bir evin bir tek oğlu, zengin de bir çocuk. En güzel elbiseleri giyen, en güzel şekilde yaşayan bir zengin çocuğu iken müslüman olunca, annesi naz yaptı, hatırını ortaya koydu, ağladı, sızladı; eski müşrikliğe, Kureyş'in putperestliğine dönmesini istedi:

"Dönmezsen şöyle yaparım, böyle yaparım. Kendime kıyarım." dedi.

Daha neler söylediyse Musab b. Umeyr dedi ki;

"Kaç tane canın olsa, kaç türlü şey yapsan yine İslâm'dan, imandan, Resûlullah'a ittibâ etmekten vazgeçemem anneciğim!" dedi, kararlı bir şekilde durdu.

Peygamber Efendimiz'in çok sevdiği bir mübarek kişiydi; onu Medine-i Münevvere'ye gönderdi. Nice insanların İslâm'a girmesine vesile oldu.

Demek ki anne-baba eğer dinden, imandan nasipsizlerse onları imana çekmeye çalışırsınız. O zaman onlara günahta itaat olmaz. Hani dinimizde çok umumî bir kuraldır, kâidedir; Allah'a isyan emredildi mi emreden kim olursa olsun itaat uygun olmaz. Çünkü Allah, en büyüktür.

Allahu ekber, "Allah en büyük!" Çünkü Allah, kâinatın Rabbi. Çünkü Allah hepimizi yarattı, bize emir vereni de yarattı. Bize emir veren de, ona uymak zorunda. Eğer bir insana babası küfrü emretse, anası küfrü, günahı emretse; kocası hanımına, "Ben ailenin reisiyim!" diye emretse veyahut hocası talebesine emretse veyahut bir müdür, bir amir, bir başkan, bir emir komuta sahibi kişi astına, aşağısındakine:

"Şu günahı, şu kanunsuzluğu, şu yanlışlığı işle!" diye emretse o zaman tabi itaat edilmez. Bu bir umumî esas olarak burada hatırlatılmalı.

"Ben ne yapayım? Annem müslüman değil, babam müslüman değil. Onlar benim müslüman olmama, namaz kılmama, örtünmeme müsaade etmiyorlar." filan derse böyle bir şey mazeret olamaz. Onu belirtmek istiyorum, bu bir.

Ve men eshata vâlideyhi fekad eshata'llâh. "Anne ve babasını, yani müslüman, mütedeyyin anne babasını kızdıran da Allah'ı kızdırmış olur, Allah'ın gazabına uğrar."

Anne-babasının rızasızlığını, bedduasını, lanetini alan bir kimse iflah olmaz. İşi ters gider, hayatı kayar, başına felaketler yağar, çok fena olur. Onun için anne babasını kızdırmamaya, onların gönlünü hoş etmeye çalışmalıdır.

Tabi burada bir şeyi söylemek istiyorum aziz ve muhterem kardeşlerim!

Türkiye'de bir şey çok eksik, çok az biliniyor ve uygulanıyor gibi geliyor bana. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mü'minlere anne ve babalarından ve kendi nefislerinden daha yakın, daha önde ve daha önemli konumda idi. Canlarından da kıymetli idi, anne ve babalarından da kıymetli idi. Bir müslümanın Peygamber Efendimiz'i annesinden babasından, kendisinden, bütün insanlardan, çoluk çocuğundan, eşinden, dostundan daha çok sevmesi dininin tabi bir gereğidir ve sahih hadîs-i şerîflerde böyle olmazsa imanının tam olmadığı belirtiliyor.

Şimdi bunu iyice belirttikten sonra, bunun sebebini düşünecek olursak; niye Resûlullah'ı annesinden babasından da daha çok sevmeli?

Çünkü anne baba küfrü istiyor, küfürde, şirkte kalmasını istiyor; Resûlullah imana gelmesini istiyor. Allah göndermiş; elbette Resûlulah'a tâbi olacak ve Resûllullah'ın izinden gidecek, Resûllullah'ın sözünü tutacak, sünnetine uyacak. Resûllullah'ı sevecek, çünkü Allah'ın resûlü, çünkü onu Allah gönderdi. Çünkü Allah onu sevdi, çünkü Allah onu görevlendirdi. Çünkü Allah, ona itaat etmeyi mü'minlere emretti.

Peki, biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in çağına yetişmedik, 1400 yıl sonra, şu sıralarda yaşıyoruz. Aradan bu kadar zaman geçmiş. Bizim için durum ne?

Bizim için de dinimizi bize öğreten, Kur'an'ı öğreten, ihlâsı öğreten, hakiki imanı, gerçek imanı, buram buram, burcu burcu, tertemiz, ışıl ışıl parıldayan, hoş kokusu etrafa yayılan tam imanı öğreten nedir?

Onlar da Peygamber Efendimiz'in vekilleri olduğu için onları da tabii anne babadan çok sevmek lazım.

Benim yanıma birisi geliyor, kızını peşine takmış:

Tabii çocuğun Allah'ın emrini dinlemesi, Allah'ın emrini söyleyen kişiyi dinlemesi, Allah sevgisinin bir bölümüdür, bir parçasıdır.

Allah'ı seven, Allah'ın ahkâmını sever, Allah'ın emrini, yasağını, buyruğunu sever, haramını, helâlini tam öğrenip uygular. Onları anlatan, kendisini Allah'a götüren, Allah sevgisine, mârifetullaha, muhabbetullaha erdiren büyüklerini de sever. Onlar da anne babadan önde gelirler.

Neden?

Kendilerinin nüfuz kazanması için söylenmiş bir söz mü bu?

Hayır!

İslâm'ın sağlam olarak bilinmesi ve uygulanması için. Madem insan müslümandır, o halde İslâm'ı uygulayacak. O halde İslâm'ın emirlerini söyleyen hocasını baş tacı edecek. Öyle bir hoca, bir mürşid-i kâmil, bir hak sözü söyleyen, hakkı öğreten, Kur'an'ı, imanı, İslâm'ı öğreten kimse insan için annesinden babasından önde gelir, önde gelmiştir.

Farsça'da bir atasözü vardır, eski bir tarihî büyüğün mezar taşına altın ile yazılmış "Cevr-i üstaz bih ki, mihr-i peder" meşhur bir söz olarak Farsça kitaplarına girmiştir:

"Hocanın baskısı, 'Dersi çalışsın, bilgiyi öğrensin.' diye talebeyi sıkıştırması, babanın merhametinden, sevgisinden, kucağına alıp hoplatmasından daha iyidir. Hocanın cevri, babanın mihr-ü vefâsından, sevgisinden daha önde gelir." diye buyrulmuş.

Tabi bunların hepsinin sınırları var, hiçbir şey aşırı değil. "Hocayı sevecek." diye, bu sefer anne-babasının hakkını çiğnemek gibi bir tarafı da yok.

İşin hudutlarını bilmek fıkıhtır. İslâm'da bir hükmün sınırı nereye kadardır, nerede biter; onu bilmek, incelikleri öğrenmek, dinin inceliklerini öğrenmek önemlidir. Dinde onun için hudutları söylememiz gerekiyor.

Evlatlara, anne-babalarına sevgiyi, hürmeti ve hizmeti tavsiye ediyoruz. Böylece İslâm, bu emirleriyle aile içi muhabbetini sağlamış oluyor. Bir de çocuğun âhiret saadetini, cennetlik olmasını sağlamış oluyor.

Onun için yakınlarınızdan, tanıdıklarınızdan anasıyla babasıyla küsüşmüş, bozuşmuş, miras yüzünden veya bir hiç yüzünden veya mühim bir şey yüzünden.

Ne yani, anne-baba sevgisi yanında dünya malının, metaının, menfaatinin mühimi ne olacak?

Herhangi bir sebeple küsüşmüş olan varsa, onlara nasihat edin:

"Yapmayın, etmeyin! Bak, hadîs-i şerîf böyle. Sakın ha, ahiretinizi mahveylemeyin! Anne-babanıza sevgi ve hürmetinizi ifade edin, ufak tefek meseleleri büyütmeyin!" diye söylemek lazım.

Allah hepimizi hayırların kaynakları eylesin, şerlerden uzak eylesin. Islah-ı nefs edip kâmil müslüman olup İslâm'a güzel hizmetler yapmayı nasip eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA