19.07.1996 - Eşler Arası İletişim, Eşler Arasındaki Muhabbetin Sevabı

19.07.1996 - Eşler Arası İletişim, Eşler Arasındaki Muhabbetin Sevabı
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Allah'ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Size Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadisleri deryasından, inci ve mücevher misâli mübarek sözlerinden bazılarını açıklamak istiyorum. Bir tanesi beni çok duygulandırıyor; onunla başlayayım.
Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinin ve diğer râvilerin rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri buyurmuşlar ki;
İnne'r-racule izâ nazara ile'mraetihî ve nazarat ileyhi nazarallâhu teâlâ ileyhimâ nazrate rahmetin fe-izâ ehaze bi-keffihâ tesâkatat zunûbuhumâ min hılâli esâbiahimâ.
Sadaka Resûlullah fi mâ kâl ev kemâ kâl.
Şimdi bu hadîs-i şerîfin manasını herkes merak ediyordur. Arapça bilenler takip edebildilerse biraz anlamışlardır ama bu hadîs-i şerîf birçok kimseyi hayretlere düşürecektir. Hele İslâm'ı tanımayanlar, İslâm'ı karanlık, çağdışı görenler oluyor maalesef. Allah gözlerindeki perdeleri kaldırsın, uyandırsın, uyudukları gaflet uykusundan ve bilgisizlikten onları kurtarsın.
İslâm'da aile ilişkileri, yani karı-koca arasındaki duygular, bağlılıklar, bu aile bağı nasıldır?
Onu gösteren bir penceredir bu. İslâm'ın aile hayatına doğru bizim toplumumuzdan, zamanımızdan açılmış bir manzara ve gördüğümüz manzara harika güzellikte bir manzara. Bakın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ne buyurmuş;
İnne'r-racule. Bir bay bir de bayan var; buradaki racul "erkek adam" demek. İzâ nazara ile'mreatihî. "Hanımına baktığı zaman." Yani bunlar evli; evde efendi hanımına bakıyor. Ve nazarat ileyhi. "Hanımı da ona bakıyor." Birbirlerine bakışıyorlar, birbirleriyle göz göze geliyorlar, birbirlerinin yüzüne bakıyorlar. İslâmın güzelliğine bakın...
Nazarallâhu teâlâ ileyhimâ. "Onlar birbirlerine böyle muhabbetle, sevgiyle, eş olarak, hayat arkadaşı olarak [birbirlerine bakınca Allah da onlara nazar eder.]"
"Refîka-yı hayat" ne kadar güzel bir tabir. Ne kadar güzel bir terim. Hayat yoldaşı, hayatta insana refakat eden, hayat yolculuğunda refakat eden can yoldaşı demek. Refikam demek bu mânaya geliyor.
İslâm'da onları birbirlerine bağlayacak çok kurallar, tavsiyeler var. Mü'minin evlenme tavsiyesi var, evlenmesinin sevap olacağı bildiriliyor; ailedeki ilişkilerin sevap olduğu bildiriliyor; hanım bir ibadet aşkıyla evine hizmet ediyor; bey bir ibadet aşkıyla çoluk çocuğu için çalışıyor, hizmet ediyor. Bunların hepsi şahane güzel şeyler ve sevabı çok. Ama şuradaki manzaraya bakın;
"Adam hanımına baktığı zaman, hanım da beyine baktığı zaman..." Bu sevgiden, muhabbetten eş olmaktan kaynaklanan böyle bir bakış; nazarallâhu teâlâ ileyhimâ. "Allah da onlara nazar eder."
Allah'ın nazarı... Allah her yerde her şeyi görüyor. Gecede gündüzde her şeyi görüyor. Hatta halkımız bazı şeyleri çok güzel anlatır. Bir çeşit şiiriyet içinde anlatırlar. "Allahu Teâlâ hazretleri kara gecede, kara taşın üstünde, kara karıncayı görür." derler ki ne kadar güzel, tatlı bir halk ifadesi.
Allahu Teâlâ hazretleri her şeyi görüyor da, "Allah da onlara nazar eder." ne demek?
Allah da onları sever, rahmet nazarıyla nazar eder.
Onlar da birbirlerine bakar ne demek?
Adam hanımına sevgi, rahmet, acıma, şefkat, himaye nazarı ile bakıyor. Hanımı da efendisine bu benim hayat arkadaşım, eşim, efendim diye bakıyor. Yani sevgi bakışı, rahmet, acıma bakışı... Allah da onlara sevgi ile, rahmetle bakar demek. Bu bakışlar sıradan, ruhsuz cansız bir objektifin bakıp görmesi, resimleri alması, ışıkları hassas kağıda tespit etmesi gibi bir bakış değil. İşin içinde sevgi, duygu, aşk, muhabbet var. "Adam karısına sevgiyle, muhabbetle baktı mı, hanım da beyine sevgiyle baktı mı Allah da onlara sevgiyle bakar." demek. Zaten sevgiyle baktığını ayrıca ifade ediyor;
Nazrate rahmetin. "Rahmet bakışıyla bakar." Allahu Teâlâ hazretleri her şeyi görüyor, her şeye bakıyor zaten de onlara sevgi ile bakar.
Neden?
Bu iki eş birbirlerini seviyor. Allah'ın kendilerini nikâhla birleştirmiş olduğu bu iki kimse, birbirlerinin bu yakınlığını idrak etmiş durumdalar, birbirlerine sevgileri, saygıları tam diye Allah da onlara rahmet nazarı ile bakıyor. Ne kadar güzel!.
Hiç tahmin edebilir mi bir Avrupalı, bir gayrimüslim, İslâm'ı tanımayan bir insan? Veya bugün Müslüman anneden babadan doğmuş olup da İslâm'ın inceliklerini bilmeyen bir insan bu işi anlayabilir mi?
Bey kapıyı çalıyor içeriye giriyor, hanımı onun yüzüne sevgi ile bakıyor, o da hanımına sevgiyle bakıyor. Allah da onlara rahmet nazarı ile nazar ediyor. Allah'ın rahmet nazarı ile nazar etmesi çok büyük sonuçları olan bir şey. Allah bir kimseye rahmet nazarı ile baktı mı o insan ihyâ olur. Dünyası ahireti hayırla dolar; Allah'ın sevgisini, kâinatı yaratan yüce Mevlâsı'nın sevgisini kazandı mı bir insan, rahmet nazarına, teveccühüne mazhar oldu mu ihyâ olur. Çok güzel bir şey.
Bakın nasıl devam ediyor?
Peygamber Efendimiz'in dilinin tatlılığını, gönlünün ne kadar engin, güzel olduğunu sözlerinden, mübarek hadîs-i şerîflerinden anlayın.
Fe-izâ ehaze bi-keffihâ. "Adam, koca hanımının elini eline alınca..." Demek ki elini tutar da insan; artık o sahneleri siz gözünüzün önüne getirin, tasavvur edin. Kapıdan girdi, birbirlerine baktılar, elini tuttu sevgiyle, eli avucunda, hanımının eli avucunda ne olacak?
Tesâkatat zunûbuhumâ min hılâli esâbiahimâ. "Parmaklarının aralarından günahları aşağı doğru dökülür, düşer gider." Yani mağfiret olunurlar, sevgi ile onun elini tuttuğu zaman parmaklar arasından günahları dökülüp gidiyor; pırıl pırıl günahsız, tertemiz bir karı koca... Günahlarını Allah affediyor.
Bu hadîs-i şerîf, Peygamber Efendimiz buyurmuş, İslâm'da neyi gösteriyor sevgili dinleyiciler?
İslâm'da aile yuvasının, aynı zamanda manevî bakımdan, uhrevî bakımdan, sevap kazanma yönünden, âhirette kâr etmek, cennete girmek, cehennemden kurtulmak yönünden ne kadar önem taşıdığını gösteriyor; ne kadar büyük bir sevap kaynağı olduğunu gösteriyor.
Adam, efendi, beyefendi, koca hanımına bakarsa; hanımı da ona bakarsa, Allah da onlara rahmet nazarı ile bakar. Adam hanımının, eşinin elini avuçları içine alırsa; günahları ikisinin parmakları arasından yerlere dökülür gider, pırıl pırıl olurlar.
Bir evlilik düşünün, karı kocanın günlük hayatını düşünün, bu el ele tutmak, yüz yüze gelmek, bakmak, tebessüm etmek... Tahayyül edebilirsiniz, hayal gücünüz kuvvetliyse gözünüzü kapayın hayal edin. Hayal edemiyorsanız, televizyonlarda mutlu aile filmlerini filan düşünün veya o sahnelere bakın veya reklamlara bakın: Bey işinden gelmiş, hanım da mutfakta, filanca yağda filanca tatlıyı yapmış, böreği çöreği yapmış; mutfaktan bir görünüyor. Hanımı bir güzel tebessüm, 32 dişi görünüyor, pırıl pırıl fırçalanmış, gıcır gıcır dişler; tabii reklam.
Artistler güzel makyaj yapıyorlar, reklam filmi çekileceği zaman saçlarını düzeltiyorlar, pudralanıyorlar, parlaklık olmasın, kırışıklık görülmesin, pırıl pırıl bir hanımefendi. Pırıl pırıl önlükle elinde güzel bir yemek, çok güzel bir tebessüm, şahane bir gülücükle bakıyor, televizyon onu çekiyor. Beyefendi de böyle sofrada, o da eşine çok güzel bir gülücükle bakıyor. Maksat filanca yağın, filanca markanın reklamı ama hani böyle bir sahneyi düşünün.
Mutlu ailelerin, eşlerin birbirlerine tebessümlü bakışlarını düşünün. Yeni evlileri düşünün, onların böyle kırlarda gezdiğini düşünün, kır sefalarında yan yana yürüyüp ideallerini, istikbale ait tasavvurlarını birbirlerine tatlı tatlı, birbirlerinin omuzlarına başlarını koyarak anlattığını düşünün.
Yani şunu demek istiyorum: Hanımla bey arasında bu gibi bakışlar, tebessümler, gülücükler, muhabbet eserleri çok olur. Günde kaç defa olur, kaç defa olur. Temennimiz aileler arasında, eşler arasındaki muhabbetin kuvvetli olması, devamlı olması, ömrün sonuna kadar devam etmesi.
Yine halkımızın güzel sözlerindendir: "Bir yastıkta kocasınlar." Yani ayrı döşeklere ayrılmasınlar, boşanmasınlar, küsmesinler, evde ayrı yerde yatıp kalkmasınlar; hepsini düşünmüş bizim eskiler. Tabii çok olunca o gülücükler, o el tutuşlar, o muhabbetler; o zaman sevaplar da tekerrür edecek. Günahların affolunması da, tekrar tekrar affolunacak. Hiç bir şey kalmayacak.
Bakın İslâm nasıl aile yuvasını koruyor? Nasıl aile yuvasını teşkil eden eşlere mükâfatlar ihsan ediyor?
Şimdi gel de bu kadar güzel hadîs-i şerîflerden sonra "Bekârlık sultanlıktır!" de. Bekârlık sultanlık filan değildir. Bekârlık büyük bir mahrumiyettir.
Eski devirlerde adamcağızın birisi bir gece bir rüya görmüş, rüyasında evlilere çok büyük mükâfatlar bahşediliyor diye görmüş, hemen ertesi gün aman beni evlendirin diye etrafına ricada bulunmuş.
Sahabeden, Aşere-i Mübeşşere'den bir zât-ı muhteremin menkîbesi beni çok duygulandırır; düğünlerde söylerim bunu. Eşi vefat ediyor, kendisi de yatakta, kendisi de vefat etmek üzere; salgın hastalık, tâûn hastalığı gelmiş. Başucunda okuyorlar, yani ölmek, son nefesini vermek üzere, öbür odadan eşinin vefatı haberi geliyor. Eşiniz vefat etti, sizlere ömür filan diye herhalde. O da diyor ki;
"Allah rahmet eylesin." Artık ne dediyse... Dualar ediyor herhalde... [Sonra da diyor ki;]
"Aman beni evlendirin!
Şaşırıyorlar tabii. Bu zât Aşere-i Mübeşşere'den, Peygamber Efendimiz'in sevdiği sahabesinden yüksek şahsiyet, ârif, kâmil, velî, mahbup, makbul kul, cennetlik olduğu hayatta müjdelenmiş bir kimse.
Tabii hasta, şimdi bu nasıl kalkacak, nasıl düğün dernek yapacak, gerdeğe girecek? Diyorlar ki;
Sen biraz iyi ol da, sıhhat-ı âfiyet kesb et de; biz arayalım, sana güzel bir eş bulalım, evlendirelim.
"Yok. Ben bu hastalıktan kalkamayacağımı da, vefat edeceğimi de biliyorum; ben Rabbim'in huzuruna bekâr gitmeye utanıyorum, bekâr bir kul olarak gitmeye utanıyorum." diyor.
Halbuki elinde ne var, yani öbür tarafta eşi hastalandı vefat etti.
Ama Allah'ın istediği durum nedir?
Evlilik durumudur. O evlilik durumunu kesb etmiş olarak Allah'ın huzuruna varmayı istiyor.
Düşünün şimdi, ben hoca olduğum için bana arkadaşlarım, kardeşlerim, ihvanım, dostlarım, gençler gelirler;
"Biz evlenmek istiyoruz, acaba tavsiye edeceğiniz bir kimse var mı?" diye.
Ben de memnun oluyorum. Çünkü nikâh konusunda aracı olmak, yardımcı olmak çok sevap; çok büyük sevap olduğu için ben de memnun oluyorum. Biraz da endişe ediyorum, mutlu olmazlarsa kabak benim başımda patlar; "Sen bize buldun." derler diye de zaman zaman düşündüğüm oluyor ama sevabını düşünüyorum. Aracı olmaya çalışıyorum, ama diyorlar ki;
"İşte boyu şu olsun, rengi şu olsun, saçı şöyle olsun, gözü böyle olsun."
O zaman kırılıyorum, o zaman "Şu evsafta istiyoruz" diye fabrikaya sipariş vermeleri lazım.
Öyle şey olur mu?
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Dindar olan bir kimseyi arayın. Zenginliğine, asâletine, soyluluğuna, ailesine, parasına puluna, kendi güzelliğine değil; asıl ahlakının güzelliğine rağbet edin." buyuruyor. Esas o olması lazım.
Bu hadîs-i şerîflerde görüyoruz ki, evlilik çok sevaplı. Onu da o sahabî bildiği için, yataktayken kalkamayacağını bildiği halde, miras benden sonra o yeni gelene de taksim olunur diye de maddî hesaplar da yapmıyor. Şimdi en çok onu yapıyorlar. Aileden birisi vefat ediyor, çocuklar geride kalan babasıysa veya annesiyse evlenmesine mâni oluyorlar.
Evlenme!
Neden?
E miras taksim olacak.?!
Böyle şey olur mu?
Allah, bak evlileri sevdiğinden, evlilere sevap verdiğinden o cennetlik olan sahâbi; "Aman beni evlendirin!" diyor, biraz sonra öleceğini bildiği halde. Yani nikâh, nikâhlı bir insan sıfatıyla, dul değil de eşi olan bir insan sıfatıyla ahirete göçmek istediğini beyan ediyor.
Bu neden?
İşte demin okuduğum hadîs-i şerîf gibi hadîs-i şerîflerle evliliğin ne kadar sevap, ne kadar güzel olduğu, ne kadar Allah tarafından sevildiği; evlenenlerin, karı kocanın, ne kadar sevaplı işler yaptıkları, ne kadar sevap kazandıkları; çocukları olursa ne kadar sevap kazandıkları, çocuklara baktılar mı ne kadar sevap kazandıkları; beyi dışarıda çalışıp erzak getirdiği zaman ne kadar sevap kazandığı gibi hususları anlatan birçok hadîs-i şerîfler var.
Hâsılı evlilik çok sevaplı bir şey. Muazzam sevap kazanma vesilesi.
Çok büyük mükâfatlar ihsan ediyor. İki taraf da mutluluk için çalışmalı; iki taraf da yuvanın selametini gözetmeli, iki taraf da bu sevapları, bu nimetleri elinden kaçırmamaya dikkat etmeli. Bu hususta olanca çabasını göstermeli.
Biliyorsunuz, "Mutluluk biraz da insanların dışında değil içindedir, kendisindedir." derler. Kendisi mutluluğu kendi eliyle tahrip edebilir, kaçırabilir veya güzel davranarak mutluluğu elde edebilir. Karı ve kocanın içinde mutluluk. Parada, pulda, evde, maaşın çokluğunda azlığında değil; bazen iki gönül bir olunca samanlık seyran olur. Ama gönüller bir olmadığı zaman da saraylar zindan olur.
O bakımdan dinimizin karı kocaya ne kadar sevaplar verdiğini bu hadîs-i şerîfle sizlere müjdelemek istedim sevgili Akra dinleyicileri.
Aman evli iseniz eşinize şefkat, rahmet, sevgi, muhabbet nazarıyla bakın; çünkü sevap. Elini tutun, iltifat eyleyin çünkü sevap; tatlı güzel sözler söyleyin çünkü sevap, her şey sevap. Aman birbirinizin kalbini kırmayın sevgili evliler, eşler. Aman bekârlar iyi bir hayat arkadaşı, Müslüman mütedeyyin bir eş bulmaya gayret edin. Bu bekârlık derbederliğinden kurtulun, şu evlilik sultanlığına siz de sahip olun, nâil olun.
Allah gönlünüze göre hayırlı eşler ihsan eylesin diyorum; evlenmemiş olanlara dua ediyorum. Allah evlatlarımıza hayırlı eşler nasip etsin. Onların düğünlerini, mutluluklarını görmeyi nasip eylesin.
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
12.09.1997 -
Sahabeye Hürmet, Vefat
19.07.1996 -
Çocuğa Sevgi ile
