İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

19.12.1997 - Günahkar Kişinin Ahiretteki Durumu, Dünya Sevgisi, Dünya Putları, Doğru İnanç, Allaha İtaat

19.12.1997 - Günahkar Kişinin Ahiretteki Durumu, Dünya Sevgisi, Dünya Putları, Doğru İnanç, Allaha İtaat
Günün Sohbeti

19.12.1997 - Günahkar Kişinin Ahiretteki Durumu, Dünya Sevgisi, Dünya Putları, Doğru İnanç, Allaha İtaat

05.06.2023
15 dk 32 sn

Allah hepinizden razı olsun. Bize böylece telefonla konuşma imkânlarını, fırsatlarını lütfeden Allah'a hamd ü senâlar olsun. Böylece dünyanın neresinde olsak sizlerle buluşmak, görüşmek, konuşmak nasip oluyor.

Okuduğum her zaman beni ürperten bir âyet-i kerîmeyle başlamak istiyorum. Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki Kur'ân-ı Hakîm'inde;

E fe-hasibtüm ennemâ halaknâküm abesen ve enneküm ileynâ lâ turceûn.

Bu, bir soru cümlesi ama çok müthiş ve insanı dehşete düşüren bir soru!

Efe-hasibtüm. "Siz sandınız mı ki…" Ennemâ halaknâküm abesen. "Biz sizi boş yere yarattık." Anlamsız, gayesiz boşuna yarattık… Ve enneküm ileynâ lâ turceûn. "Ve siz bize dönmeyeceksiniz."

Kara toprağa gömülünce çürüyüp toprak olacaksınız ve orada kalacaksınız; Allah'a dönmek, Allah'ın huzuruna varmak yok mu sanıyorsunuz? Ey inançsızlar! Ey insanlar! Ey henüz imanın zevkine, keyfine varamamış, dünyayı ve âhireti anlayamamış gafiller, cahiller! Biz sizi boşuna mı yarattık sanıyorsunuz? Hayır! Durum öyle değil, mânasında bir âyet-i kerîme.

Aziz ve sevgili kardeşlerim!

Bu hayatın içindeki olayların çeşitliliği bizi ne kadar oyalasa da, meşguliyetler bizi ne kadar aldatsa da, keyifler, zevkler, eğlenceler bizi ne kadar uzaklaştırsa da hayatın en mühim gerçeklerinden birisi bu! Bu dünya hayatı fâni ve muhakkak herkes burayı bırakacak, âhirete gidecek.

İnsanoğlu abes, boş yere yaratılmamıştır. İnsanoğlunun yaratılışının gayesi, hikmeti, sorumluluğu, mükellefiyeti vardır. Bu hayatında yaptığı işlerin hesabını verme zamanı ve yeri vardır, Mahkeme-i Kübrâ vardır. Allahu Teâlâ hazretleri insanları yaptıklarından dolayı âhirette hesaba çekecek. Yaptıkları iyi veya kötü şeyleri hesaba çekecek.

Mâliki yevmi'd-dîn. "Mükâfatların, cezaların, karşılıkların verildiği günün sahibi; Allahu Teâlâ hazretleri, âlemlerin rabbi."

Hepimiz O'nun huzuruna varacağız ve bu dünya hayatında yaptıklarımızdan dolayı hesap vereceğiz. Defterler açılacak, kayıtlar ortaya dökülecek, şahitler getirilecek. Mahkeme-i Kübrâ'da insanlar bu dünyada yaptıkları iyi şeylerin, zerre kadar küçük bile, az bile olsa mükâfatını görecekler. Yaptıkları kötülüklerin de cezasını çekecekler. İnsanlar bu gerçekleri göremiyor. Bir bakıma insanlar uykuda...

en-Nâsu niyâmun. "İnsanlar uykudadırlar, uyumaktadırlar…" Ve izâ mâtu intebehû. "Ölünce gözleri açılacak."

O zaman anlayacaklar. Bazı kimseler, "Ölünce her şey bitecek. Biz toprak olacağız." diye düşünürler ama ölünce gözleri açılacak. Şu anda uykudalar, uyurgezer gibi... Gözleri açık, etrafa bakıyor gibi görünüyorlar ama uykudalar. Öldükleri zaman anlaşılacak.

Ne olacak o zaman?

İkinci bir âyet-i kerîme var. Yine müthiş bir âyet-i kerîme! Yine hiç gönlümüzden silinmemesi gereken bir mâna! Her zaman bunu düşünmeli, her hareketimizi bunlara göre yapmalıyız.

Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

Hattâ izâ câe ehadehumü'l-mevtü kâle rabbi'r-ciûni."Gafil, cahil, imansız, anlamsız, hayatı boşuna geçiren bir insana ölüm geldiği zaman…" Bu zümreden yani imansız, gafil, hayatını zayi etmiş, boşuna harcamış, imtihanı kaybetmiş, iyi değerlendirememiş bir insana, onlardan birisine ölüm geldiği zaman…

O zaman ne yapar?

Uyanır.

Kâle rabbi'r-ciûni. "Yâ Rabbi! Beni bu ölüm anından geriye döndür, âhiret âlemine geçirme, dünya hayatına geriye döndür." Leallî a'melü sâlihan fî mâ terektü. "Geride bıraktığım o âlemde, inşaallah beni oraya tekrar döndürürsen, salih ameller işlerim, iyi işler yaparım." der. Kellâ. "Asla!"

Allahu Teâlâ hazretleri onun böyle demesi ihtimalini reddediyor. Yani böyle diyen bir insanın arzusunun kabul edilme ihtimali olmadığını beyan ediyor. Yani ölüm geldiği zaman, tehir olmaz. Ölümden sonra geriye dönüşü olmayan âhiret hayatı başlıyor.

İnnehâ kelimetün hüve kâilühâ. "O bir boş sözdür ki işte o onu söylüyor."

"Yâ Rabbi! Dünyaya döndür." diye söylüyor ama…

Ve min verâihim berzehun ilâ yevmi yub'asûne.

Ba'sü ba'de'l-mevt oluncaya kadar… Yani kâinatta ölmüş olan insanlar kıyamet koptuktan sonra… Ve'l-ba'sü ba'de'l-mevti hakkun. Ölümden sonra dirilmek de hak ya… İşte o zaman dirilinceye kadar artık aralarında bir berzah vardır. Bir geçit vardır, geçilemez bir mânia, bir set vardır.

O bu lafı söyler ama o sözün kıymeti yoktur. Hatta başka bir âyet-i kerîmede Allahu Teâlâ hazretleri böyle diyen insanların durumunu bize bildiriyor ve buyuruyor ki;

"Eğer dünyaya tekrar dönse yine bildiğini okur. Yine eski hayatı gibi yaşar. Yine gafil, yine cahil, yine zalim, yine kâfir, yine müşrik, yine münafık, yine keyfinde zevkinde, yine nefsin şeytanın esiri…"

Osmanlı şairinin; Kara sevdâda yeler, bî-ser ü bî-pây gönül dediği gibi boş arzular ve hayallerin peşinde yine ömrü zayi eder. Yani durum değişmez.

Neden?

Çünkü bu sırrın çözümü İslâm'da! Bu kapının açılmasının anahtarı imanda! İnsan iman ettiği zaman ancak bu meseleyi çözebilir. İmanına göre yaşadığı zaman pişman olmayan bir ömür geçirir. Ve mü'min-i kâmil olarak, amel-i salih işleyerek bir ömür geçirdiği zaman, o zaman âhireti ister. Mevlânâ Celaleddin Rûmî hazretleri gibi ölümünü düğün gibi görür, şeb-i arûs der. "Ah! Hiç olmazsa bu gece Rabbime kavuşsam." diye ölmeyi her gece temenni eder. "Ölsem de Rabbime kavuşsam." diye kara toprağa bir gül bahçesine girercesine girer. Aslanlar gibi düşmanın üstüne atılır. Bu, mü'minin şanı, imanlı ve ihlâslı insanın hali.

Aziz ve sevgili kardeşlerim!

Bize Allahu Teâlâ hazretleri bu dâr-ı dünyada kulluk emrediyor.

Allah'a ibadet ve kulluk etmek nedir?

Allah'ın emirlerini tutmaktır. Çok kolay bir iş, çok basit bir mesele! Herkesin; çobanın, işçinin, cahilin, yaşlının, gencin, kadının, erkeğin, köylünün, şehirlinin… anlayabileceği bir şey! Allah'a itaat etmek, Allah'a isyan etmemek!

İtaat etmek için Allah'ın emirlerini, ahkâmını bilmek lazım! Kur'ân-ı Kerîm ne buyuruyor? Dîn-i mübîn-i İslâm bizden neyi istiyor? Hayatı nasıl geçirmeli, nasıl hareket etmeliyiz? Hayattaki tehlikeler nelerdir? Bu hayatta başarısız olmanın sebepleri nelerdir? Kur'ân-ı Kerîm ve İslâm dini başarısızlığın, aldanmanın da sebeplerini söylüyor. İnsanı nelerin aldattığını beyan ediyor.

Hayât-ı dünya insanı aldatır. Keyifler, zevkler, eğlenceler, gazinolar, kumarhaneler, sahiller, paralar, pullar, bankalardaki hesaplar, birikmiş servetler, köşkler, saraylar, havuzlar, bahçeler, salkım salkım meyveler… İşte bunlar insanları aldatır. Dünya aldatır, dünyanın kendisi aldatıcıdır. Çünkü dünyaya baktığı ve sevdiği zaman gönlü ona takılır, onunla oyalanır.

Hocamız rahmetullahi aleyh Mehmed Zahid Kotku Efendi hazretlerinin çok söylediği bir söz vardı. Ben dedim ki;

"Bir yerde çok güzel manzaralı bir arsa varmış."

Hocamız rahmetullahi aleyh o zaman gözümün içine bakmış ve şöyle bir mısra söylemişti:

Fâni dünya hoştur amma

Âkıbet mevt olmasa.

Yani bu fâni dünya hoştur ama arkasında ölüm var. Ölümden sonra bir de Mahkeme-i Kübrâ var. Öyle olmasa o zaman kâfirler, imansızlar, inançsızlar, gayrimüslimler gibi… Acaba Havai adasına mı yoksa Florida sahillerine mi gitse; Miami'de mi tatil geçirse; kış sporları mı yapsa, yazın denizde kayak mı yapsa; diye keyfine bakacak… Fâni dünya hoştur ama arkası ölüm. Ölümden sonra da hesap, Mahkeme-i Kübrâ… İnsanı terleten ve hiçbir noktası boş kalmayan bir imtihan...

"Hayatını, gençliğini, sıhhatini nasıl geçirdin? Paranı nereden kazandın ve nereye harcadın?" vs. Bunlar çok önemli!

"Dünyanın en güzel yeri, hocam size göre neresi, çok gezdiniz?" diye soracak olursanız… En güzel yeri Haremeyn-i Şerifeyn; Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere! Dünyanın en güzel yeri! Çünkü burada hakikaten ibadetlerin tatlı tatlı ve çok yoğun bir duygusal birikim içinde yapılması mümkün oluyor. Şahane oluyor.

Onun için Allahu Teâlâ hazretleri bizi Haremeyn-i Şerifeyn'den ayırmasın. En güzel yer, en güzel tatil başka yazılarımda da yazdığım gibi buraları…

Bir insana serbest olarak sorulsa, "Sana imkân veriyoruz, dünyanın neresinde oturmak istersin? Dağ başlarını mı, orman kenarlarını mı istersin? Nehir mi geçsin arazinden, yoksa adada mı olmak istersin? Hangi manzaralı yeri istersin?" derse insanın, "Mekke-i Mükerreme'yi ve Medîne-i Münevvere'yi arzu ederiz." demesi lazım!

Efendimiz orada dünyaya gelmişler ve Allahu Teâlâ hazretlerinin emirlerini insanlara bildirmek için çırpınmışlar. İnsanları kurtarmak için çalışmışlar, imana davet etmişler. Küfre saplanmamalarını, onun felaket olduğunu beyan etmişler. Putları kırmalarını söylemişler.

Biz onları tarih kitaplarından okuyunca diyoruz ki, "Bu Araplar cahiliye devrinde putlar yapmışlar, tapıyorlarmış. Vah vah! Ne kadar iptidai bir zihniyet!" Dünyanın başka yerlerini de biliyoruz. Hindistan'da çeşit çeşit putlar, Çin'de putlar, Afrika'da putlar, Mısır'da putlar, Batı'da putlar…

Ama insanoğlu yirminci yüzyılda da içinde ve gözünün önünde bir takım mânevî putlar olduğunu göremiyor maalesef. Eskiyi ayıplıyor ama kendisi de ayıpladığı durumun içinde... Mesela dünya bir put, kimisi dünyaya tapıyor. Mevki makam bir put, mevkiye makama tapıyor. Kimisi paraya tapıyor. Evliyâullahın ayakları altına aldığı, "Taptığınız ayağımın altında." dediği para pul, altın gümüş, kazanç, gelir… Kimisi ona tapıyor. Kimisi alkışı seviyor. Kimisi nefsinin esiri ve kulu yani nefsine tapıyor. Kimisi şeytanın esiri ve kulu yani şeytanın karşısında el pençe divan durmuş. O melun, kuyruklu, boynuzlu şeytan emrediyor, emrettiğini anında yapıyor, bir dediğini iki etmiyor.

Allah şeytanın şerrinden herkesi korusun. Temenni ediyoruz ki herkes cennete girsin, dünyada kimse cehenneme düşmesin ama insanların içinde cennete girecekler, bir siyah sığır derisi üzerindeki tek beyaz bir kıl kadar az…

Bu neyi gösteriyor?

İnsanların büyük bir kısmının, kahir bir ekseriyetinin, çok büyük bir çoğunluğunun gerçekleri göremediğini gösteriyor. Hem insanlar, "Bu kadar akıllıyız." diyor, bu kadar âlet yapıyor, dünyada bu kadar kendisine refah ve rahat yaşam sağlıyor, fezalara, göklere cihazlar gönderiyor, denizlerin dibine dalıyor, mağaraların içine giriyor, yerin altını kazıyor, servetleri çıkartıyor, kıymetli madenleri, maddeleri, taşları çıkartıyor ama… Bu kadar akıllı insan Rabbini bulamıyor, Rabbine kulluk edemiyor ve âhiretini mahvediyor; çok büyük bir yanlışlık.

Mü'min olanları tebrik ediyorum. Tebrik ederim ki gerçeği görmüşler. Müslüman olanlar, elhamdülillah iman yolunda yürüyorlar. Tabi mü'min olan deyince… İman da umumi mânası ile inanmak…

"Ben inanıyorum ki şu şöyle…"

İnanmanın da doğru olması lazım! Yanlış bir şeye inanıyorsak kıymeti yok.

Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil.

İslâm'dan başka bir sürü bâtıl gruplar ve insanlar var. Onlar da ellerini yüzlerini yıkıyorlar, duş alıyorlar, şampuanlar kullanıyorlar; vücutlarını, saçlarını tertemiz yıkıyorlar. Artık bu, asrın ve çağdaş yaşamın ayrılmaz bir parçası oldu. Her gün yıkanmak, giyinmek, donanmak, taranmak… Kokular, spreyler; koltuk altları, kasık araları… Saçlarının parlaklığı, vücudun güzel kokularla donanması…

Her şeyi yapıyorlar ama Allahu Teâlâ hazretleri gerçekleri görmeyi ve doğru imana sahip olmayı nasip etsin.

Yani inanç… "Ben de inanç sahibiyim. Ben de Allah'ın varlığına inanıyorum. Adama; "Git, müslüman ol. Allah'ın emirlerini tut." diyorsun.

Tamam, kardeşim. Ben de inançlıyım." diyor.

Yetmez! Sanıyor ki inançlı olması yetecek. Çevresinden, bizim ilerici gazetelerden aldatıcı bazı şeyler de duymuştur. Dini bilmeyip de ibadetten kaytarmak isteyen kıvırtıcı adamlar, "Canım, kalbin temiz oldu mu yeter." falan diyorlar. Adam diyor ki; "Benim kalbim temiz."

Nereden belli?

Kalbinin temizliği, insanın hareketlerinden, davranışlarından, amaçlarından, hayatta yöneldiği gayelerden belli olacak. Başkasını aldatmakla kalp temiz olur mu? "Kalbim temiz" diyen insanların hepsini tıkın bir kışlaya. Teker teker hayatlarını inceleyin. Yaptıkları faaliyetleri konu komşuya, ailesine sorun bakalım; kalbi, niyeti ne kadar temizmiş? Onların hepsi kuru laf!

İnsan mü'min olacak! Mü'min-i kâmil olacak! Müslüman olacak! Lâ ilâhe illallah diyecek, Allah'tan gayriye tapmayacak. Allah'tan gayriye tapmamak derken; nefse de, şeytana da, dünyaya da, paraya da, mevkiye makama da tapmayacak, hakkı söyleyecek.

Öyle kardeşlerimiz var ki hakkı söylemek için hayatı zehir oluyor. Hakkı söylemiş, hayatı zehir olmuş ama hakkı söylemekten geri durmamış; alnı açık… Tarihte de böyle. En zalim kimselerin karşısında hak sözü söylemişler. Hakkı söylemekten, hakkı işlemekten geri durmamak lazım! Zalime "dur" demek, mazlumun yardımına koşmak lazım!

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi, ibadetinin her çeşidinde, Allah'a itaatin her yönünde başarılı eylesin. Her hususta Allah'a itaat etmeyi, emrini tutmayı, yasaklarından kaçınmayı nasip eylesin.

Kulluğuna aykırı işler yaptırmasın, isyan ettirmesin. Nefse, şeytana kul, dünyaya esir eylemesin. Âhireti unutturmasın. Rızasına uygun yaşamayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA