20.01.1995 - Hayır İşlemek Cennetin Anahtarıdır, Hayra Vesile Olmak, Şerden Sakınmak

20.01.1995 - Hayır İşlemek Cennetin Anahtarıdır, Hayra Vesile Olmak, Şerden Sakınmak
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Sevgili AKRA dinleyicilerim,
Size bugün, yine bir hadis-i kudsînin meâlini açıklamaya gayret edeceğim.
Eski İstanbul müftülerinden Fikri Yavuz kardeşimin hazırladığı Kırk Kudsî Hadis isimli bir kitabı elime geçmişti, onun da ruhu şâd olsun diye hadîs-i şerîfleri oradan okuyorum.
Allah; bütün geçmişlerimize rahmet eylesin, kabirleri nur dolsun, gönderdiğimiz hediyelerle ruhları şâd olsun, makamları âlâ olsun. Allah dünya ve âhirette onlara da bizlere de hayırlar ihsan eylesin.
İnsanın dünyadaki ikameti bir zaman sonra sona eriyor, arkasında bıraktığı eserler kalıyor. İyi eserler kalmışsa, kabirde; iyi eserlerinin, bıraktığı hayrın hasenâtın, yazdığı kitapların, yetiştirdiği talebelerin, evlatlarının, hayırlı dostlarının, kendisi için dua edenlerin hayrını görüyor. Allah saklasın, ömrünü yanlış geçirenler de, yanlış yollarda heba, ifnâ edenler de sonra çok pişman oluyorlar, bu da bir ibret!
Bu hadîs-i kudsî kitabının kırkıncı hadisi şerifi, biraz uzunca bir hadis buradan başlamak istiyorum. Tabi her zaman olduğu gibi Peygamber sav efendimiz hazretlerinin mübarek sözlerini de arapça ibareyi de okumak istiyorum. Çünkü Arapçayı bilen ve takip edebilen sevgili dinleyicilerim vardır, onlara faydası olur, o mübarek sözlerin ayrıca bereketi var.
Allah cümlemizi şefaatine erdirsin, cennette O’na komşu eylesin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i kudsîye şöyle başlıyor:
Yekûlullahu teâlâ. "Allahu Teâlâ hazretleri buyurur ki…"
Yebne Âdem. "Ey Âdemoğlu!"
Âdemoğlu dediği zaman, sadece erkekler anlaşılmaması lazım. Âdem aleyhisselam'dan türeyen bütün insanlar Hz. Âdem'in evlatları olduğu için hepsi bu hitaba muhatap olmuş oluyor. Bu hitap bütün müslümanlara hatta müslüman olsa da olmasa da bütün insanlara.
"İslâmiyet'i uygulamıyor, hitabı duyuyor da dinlemiyor…"
O zaman vebali kendisine ait olur.
Bizim dinimize göre biz bütün insanları Ümmet-i Muhammed olarak görüyoruz. Dünyadaki hâlihazırda yaşayan insanların hepsi Ümmet-i Muhammed'dir.
Neden?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in peygamberlik devresinin insanlarıdır.
Peki, bir kısmı Kur'ân-ı Kerîm'i anlamamış, öğrenmemiş, Peygamber Efendimiz'e şehadet getirmemiş, bağlanmamış, eski inançlarında devam ediyor veya yanlış inançlarda, beşerî sapık itikatlarda.
Ne diyeceğiz?
Onlar henüz müslüman olmamış ama olabilir. Potansiyel olarak içinde müslüman olma ihtimali var. Onların durumları böyle bir ihtimale açık, eğer müslüman olurlarsa Ümmet-i Muhammed'in ümmet-i icâbeti olurlar. İslâm'a davete icabet etmişler, hak yola gelmişler, adım basmışlar, doğru yolun, selamet yurdunun içine adımlarını atmış oluyorlar. Eğer icabet etmezlerse ümmet-i dâve oluyor, kendilerine davet hitabı vaki olan, davet edilme durumunda olan insanlar demek oluyorlar.
"Ey Âdemoğlu!" Ey insanlar! Şu anda ister müslüman olsun ister olmasın. Müslüman olmayanlar İslâm'a davetliler, Kur'ân-ı Kerîm'e uymakla vazifeliler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i kabul etmekle mükellefler.
Yahudilerin, hıristiyanların, başka dinlerin mensuplarının bunları severek yapması lazım. Çünkü onların zamanında o peygamberlere tâbi olunacaktı. Allah; onlardan sonra, onların kardeşi olan seyyidü'l-enbiyâi ve'l-mürselîn bizim Peygamberimiz'i göndermiş. Binâenaleyh, devir devr-i Muhammedî olduğundan elbette severek uymaları lazım.
Hz. Musa'yı sevenlerin Hz. Muhammed'e uyması lazım çünkü Hz. Musa âhirete irtihal etmiş, devresi kapanmış. Hz. İsa'yı sevenlerin Hz. Muhammed'e tâbi olması lazım çünkü Hz. İsa'nın devresi kapanmış. Hepsine salât u selâm olsun, hepsi büyüğümüzdür, seviyoruz; göğsümüzde, gönlümüzde sevgileri, yerleri var ama devir devr-i Muhammedî. Hepsi aynı kaynaktan peygamber gönderilmişler. O halde insanların hepsinin uyması lazım.
Peygamber Efendimiz'in naklettiğine göre bu hadîs-i şerîfte Allahu Teâlâ hazretleri bizlere buyuruyormuş ki;
İf'al hayran, fe-innehû miftâhu'l-cenneti ve yekûdu ileyhâ. "Hayır yap, hayır işle! Çünkü o, cennetin anahtarıdır ve insanı cennete sevk eder."
Hayır yapmak… Hayır kelimesi çok geniş bir kelime.
Hayır: İyilik demek.
Şer: Arapça'da kötülük demek.
İyi olan şeyler de çoktur; sonsuz derecede iyiler vardır, bir liste yapmak istense bitmez ama en başta gelen iyilik, baş iyilik; insanın bütün hayırların başı olan imana sahip olmasıdır ve İslâm'a girmesidir. İlk önce Allah'ı ve Resûlullah'ı tanımasıdır. Bütün hayırlar ondan sonra başlar. İnsan iman ettikten sonra da hayırlı bir insan olmalı, iyilik üreten, kendisinden her tarafa iyilik yayılan, elinden iyilik çıkan, dilinden iyi söz çıkan, ömrü iyilikle geçmiş bir insan olması lazım.
"Ey Âdemoğlu! İyilik yap, çünkü o cennetin anahtarıdır."
Allahu Teâlâ hazretleri insanları; iyilikleri ve bu dünyada yaptığı faliyetleri ile denediğine göre, bu dünya imtihan yeri, imtihanı kazanmanın şekli de iyilik yapmak olduğuna göre hepimizin daima "Nasıl bir iyilik yapabilirim?" diye iyi şeyler düşünmesi ve "En geniş hangi iyiliktir, onu yapayım…" diye en geniş iyiliği öne alması lazım.
Hani uzunluğu metre ile, ağırlığı kilo ile ölçüyoruz, daha büyük ağırlıklarsa tonla ölçüyoruz. İyiliğin de bir ölçüsü olsa, mesela ton diyelim, insanın elinden yüz tonluk bir iyilik yapmak imkânı geliyorsa, o yarım kilo iyilik yaparsa tabii çok az bir iyilik olur. Yüz ton olanı yapmaya çalışmalı. Daha fazla yaparsa, yapma imkânı varsa miktarı daha fazla olan iyiliği yapması lazım. Öyle bir iyilik yapmalıyız ki miktarı çok olmalı. Öyle bir iyiliği tercih etmeliyiz ki daha çok insana sevinç vermeli, fayda götürmeli.
O halde muhatabı, istifade edeni çok olan bir iyilik daima öne alınır. Miktar olarak çok olan ve çok insanı mutlu edecek olan iyilikleri tercih etmeye çalışmalıyız.
İnsandan başlayarak insanın çevresindeki canlı varlıklara, bitkilere, ağaçlara, çevreye kadar yayılan sonsuz, dibi bitmeyen bir liste halinde hayırlar yapmaya çalışacağız.
Hayır yapmanın insana sağladığı pek çok faydalar var. En önemlisi;
Fe-innehüm miftâhû'l-cenneti. "Cennetin anahtarıdır."
Cennetin kapısı hayırla açılıyor, hayırlar yapan insana açılıyor, hayırlar yaptığı zaman o cennetin muazzam kapısı anahtarla gibi güzel bir şekilde, tatlı sesler, nağmeler çıkartarak açılıyor. Mü'minin oraya girmesi iyi oluyor.
Ve yekûdu ileyhâ. "İnsanı cennete sevk eder."
Hayır, insanı alır, cennete götürür, cennete girmesine sebeb olur.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize bu hadîs-i kudsîde bildirdiğine göre Rabb'imizin bu güzel hitabının, hitâb-ı müstetâbının arkasından Mevlâ'mız;
"Ey Âdemoğlu! Hayrı işle çünkü hayır cennetin anahtarıdır ve cennete sevkeder." Vectene bi'ş-şer. "Kötülükten de sakın, kendini koru, içtinap eyle." Fe-innehû miftâhu'n-nâr. "Çünkü o da cehennemin anahtarıdır." Ve yekûdü ileyhâ. "O da insanı cehenneme götürür." buyurmuş.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Şer de çok çeşitlidir. Şerlerin de listesi sonsuzdur. Dibi [sonu] görünmeyen uzun bir liste halindedir ama bütün şerlerin başı küfürdür, Allah'a inanmamış olmaktır. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;
"Allah her günahı affeder ama kendisine şirk koşulmasını affetmez!"
Gene bir inanç var.
İnsanlar inanç bakımından çeşitli kategorilerdedir, durumlardadır. Bir kısmı vardır; dini kabul etmez, Allah'ın varlığını kabul eder. "Ben ahkâm, şeriat meriat tanımam; sadece şunu tanırım…" gibi her şeyi elinin tersiyle iten bir inatçı tavır içinde. Agnostikler var, sapık inançlara sahip olanlar var... Sonra ateistler, Allah'ı da tanımayanlar var... Bir de hiçbir çeşit inanca asla yanaşmayan tipler var; çeşit çeşit…
En büyük kötülük Allah'ı kabul etmemektir. Allah bunu affetmeyeceğini bildiriyor çünkü Allah'ın varlığı o kadar âşikârdır ki aslında her şey Allah'ın varlığına şahitlik ediyor. Kendi kendine olmayan her şey mutlaka onu olduranın eserini gösterir! Çiçek, tohum, ağaç, yaprak, kuş, böcek, canlı, cansız, molekül, yer, gök, yıldız, ay, güneş… Her şey Allah'ın varlığını gösteriyor. Çünkü bunlar kendi kendilerini meydana getirmiş değil, biz de kendi kendimizi meydana getirmiş değiliz, biz de mahlûkuz. Biz de başımızın ne olduğunu, sonumuzun ne olduğunu bilmiyoruz. Evvelimiz neydi, sonumuz neydi; bizce meçhul!
Bizi; bir büyük kudret yaratmış, hem de ne güzel yaratmış! Hamd ü senâlar olsun! Ne güzel kabiliyetler vermiş, insanoğlu kâinata sahip; havalara, denizlere, karalara, yerin altına, üstüne, suların altına, üstüne elini uzatıyor ve erişebiliyor. Onu, muazzam bir zekâ ile yaratan takviye eylemiş.
Her şey -fizik mühendislerini hayran bırakan, kimyagerleri şaşkına çeviren, astronomları hayretlere düşüren, alimleri âşık eden, bayıltan bu kadar mükemmel kanunlar- planlı ve programlı. Kâinatın makro kozmostan mikro kozmosa bu kadar güzel bir düzeni varken, herşey dakik, herşey tıkır tıkır çalışmakta iken onun yaratıcısını bilememek, bulamamak çok büyük bir mahrumiyet, ayıp, küstahlık, çok büyük bir akılsızlık olduğundan Allahu Teâlâ hazretleri bunu affetmiyor!
En büyük kötülük küfürdür, insanların yakasını küfürden mutlaka kurtarması lazım! Kendisini şirkten, yanlış inançtan mutlaka kurtarması lazım, en büyük şer bu; bütün şerlerin de kaynağı budur!
Ondan sonra merhametsizlik, insafsızlık, sömürü, zalimlik, sırf kendisini düşünmek başlıyor. Hayat mücadelesi diye her şeyi meşru gören bir zihniyetle insanlar birbirlerine saldırıyorlar, kurtlar gibi birbirlerini yiyorlar. Bütün şerrin kaynağı bu inançsızlık oluyor. İnançlı insan sorumluluk duygusu taşıdığı için bunları yapmıyor. İlk önce ikaz edilmesi, en önemli ikaz edilmesi gereken şer bu. İnsanların bundan uzak olması lazım. Bu cehennemin anahtarıdır ve insanı oraya götürür.
Ondan sonraki şerler de çeşit çeşittir. İnsanlara zarar veren çeşitli faaliyetleri şerdir. İnsanları zulme mâruz bırakan, üzen, ağlatan, inleten, yaralayan, kıran, döken, öldüren faaliyetler, onlara sebep olan işler şerdir. İnsan şerrin çeşitlerini de düşünmeli. Kimseye zarar vermemeye, şerri işlememeye, güzel ahlâka sahip olmaya çalışmalı.
Bu iki cümle biz müslümanlar için çok önemli iki hedef gösteriyor. Biz hayatımız boyunca bütün bilgimizle, kalbimizle, müktesebatımızla, aklımızla araştırıp duyduklarımızı, işittiklerimizi, süzgeçten geçirip hayırları bulup işlemek durumundayız çünkü cennetin anahtarı budur. Şerleri tespit edip kendimizi uzak tutmak ve şerlere bulaşmamak zorundayız. Şerli insanları da doğru yola getirme gayreti içinde olmalıyız. Onları da serbest bırakmamak lazımdır.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde bir misal veriyor, buyuruyor ki;
"Bir gemidesiniz; siz üst katta kalıyorsunuz, ambarda da bazı insanlar var. Ambardakiler yukarıdan su almak için merdivenlerden çıkıyorlar, suyu alıyorlar, aşağı götürüyorlar. Fakat "Yukarı çıkmayalım, su hemen bizim yanımızdan gelsin..." deseler, aşağıdan gemiyi delmeye kalksalar...
Gemiyi parçalamalarına müsaade eder misiniz?
Etmezsiniz, çünkü gemide herkes var. Binaenaleyh o geminin tahribinden, kırılmasından, içinin su almasından gemi batacağı için sonunda herkes zarar göreceğinden kimse müsaade etmez."
Toplum da bir gemi gibidir. Toplumda hayırlı insanlar hayrı yapacak ama şerli insanların da şerrini yapamaması için engeller, yasaklar konulması lazım. Ben bunları trafik kuralları gibi, devletin ve milletin selamet ve emniyeti için konulmuş birtakım yasaklar gibi görüyorum. Yasaksız olmaz! Kötülüklerin yasaklanması, yapılmaması lazım. Bir de iyi bir insanın sadece iyilik yapmakla yetinmemesi, kötülüğü engellemek konusunda şuurlu olması ve bu hususta da aynı ideali paylaşan insanlarla işbirliği yapması lazım. Çünkü kötülerin faaliyetlerinden gemi batarsa herkes zarar görür.
İslâm'da kötülere müsamaha etmek yasaktır ve âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler ile eski milletlerden, ümmetlerden misaller verilmiştir. Eski milletlerin alimlerinin; şerli, kötü insanların şerlerine mâni olmadıkları, onları nasihatle doğru yola getirme çalışmaları yapmadıkları için onlarla beraber helak oldukları bildirilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de Âd kavminden, Lut, Semûd kavminden pek çok misaller verilmiştir.
Ne kadar kötü insanı iyi yapabilirsek, kötü yolu engelleyebilirsek, ne kadar kötü fiili yaptırtmayabilirsek o kadar iyi bir şey yapmış oluruz.
Onun için İslâm'ın farzlarından birisi de el-emru bi'l-mâruf, "iyi olan şeyi emretmek" ve nehyü ani'l-münker, "kötü olan bir şeyi de yaptırmamaktır. Yaptırmamak; ya pazu kuvveti ile olur ya dille söyleyerek olur ya da hiç olmazsa kalbinden onları tasvip etmemek derecesi vardır. O da imanın en aşağı derecesidir, deniliyor.
Sevgili dinleyicilerim, konuşmamın sonunda geldik dua faslına; Allah cümlemizin basiretini açsın, Hakkı Hak olarak görmemizi nasip eylesin, ona uyup onu uygulamayı, hayatımızı hayırla geçirmeyi nasip eylesin. Batılı batıl olarak , şerri şer olarak görüp, şerden korunmayı,şerden uzak durmayı ve şerri yeryüzünden kaldırmak için de organize ,güzel çalışmalar yapmayı nasip eylesin.
Mutlu bir ömür sürmenizi nasip etsin, cennetin anahtarları olan hayırları işleyip, cennetin kapısını açıp cennete girmeyi nasib eylesin. Cehennemden azâd ettiği, cehenneme sokmadığı,azap göstermediği, gazabına uğramayan kullarından olarak, huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin.Cennetiyle cemaliyle sizleri ve sevdiklerinizi nail eylesin
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicilerim
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh
13.02.1998 -
Ümmetten Ahir Zamanda
19.12.1997 -
Peygamber Efendimizin Gece
