13.02.1998 - Ümmetten Ahir Zamanda Bozulmayacak Olanlar

13.02.1998 - Ümmetten Ahir Zamanda Bozulmayacak Olanlar
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Kucaklar dolusu selamlar, sevgiler, hürmetler, dualar… en güzel temennilerimi sunarım. Allah sizi dünyanın ve âhiretin her türlü güzelliklerine nâil eylesin.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlar ki;
لا تزال طائفة من أمتى قائمة بأمر الله لا يضرهم من خذلهم ولا من خالفهم حتى يأتى أمر الله وهم ظاهرون على الناس.
Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî kâimetün bi-emrillâhi lâ yedurruhum men hazelehüm ve lâ men hâlefehüm hattâ ye’tiye emrullâhi ve hüm zâhirûne ale’n-nâsi.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadîs-i şerîfin açıklamasına geçmeden önce bir ön bilgi sunayım:
Peygamber Efendimiz kendisinden sonra gelecek çağlarla-asırlarla ilgili, dünyanın tarihiyle-geçmişiyle ilgili olduğu kadar geleceğiyle de, sonuyla da ilgili bilgiler sunmuş. Hadîs-i şerîflerde bunlar var. Mesela kıyamet nasıl kopacak; kıyamet kopmadan evvel ne gibi toplum değişiklikleri olacak, ahlâk değişiklikleri olacak, inanç değişiklikleri olacak, insanlar hangi noktadan hangi noktaya gelecekler, ne hâle gelecekler; bunları bildirmiş. Çünkü âlemlerin Rabbi, her şeyi bilen Allahu Teâlâ hazretlerinin hak resûlü, bildirdikleri de vukû bulmuş.
“İstanbul fethedilecek.” buyurmuş, 1453 yılında İstanbul fethedilmiş. “Lâ ilâhe illallah diyerek Roma fethedilecek.” diye buyuruyor, inşaallah Roma da Lâ ilâhe illallah diyerek fetholunacak. Yani oradaki insanlar da Allah’ın birliğini kabul edecekler, hak yola gelecekler.
Kıyamete yakın zamanda neler olacak, bildirilen şeyler nedir?
İnsanlar dinden uzaklaşacaklar, inançlarını unutacaklar. Ahlâkı bırakacaklar, kötü huylar yayılacak; o kadar yayılacak, o kadar yayılacak ki; insanlar sokak ortasında müstehcen işler yapacaklar. Sokak ortasında, herkesin gözü önünde çok utanılacak, söyleyemeyeceğim şeyler yapacakları hadîs-i şerîflerde bildiriliyor. Âhir zamanda, bir bozulma olacak. Kötüler, ayaklar baş olacak, yani başa geçecek, toplumu onlar-kötüler yönetecek, kötüye götürecek. İyiler hor ve makhur olacak, ayaklar altında kalacak. Bâtıl galip gelecek, hak mazlum-mağdur olacak, diye bunlar bildiriliyor.
Tabii bunlar bildirilirken bu hadîs-i şerîf, bu çerçeve içinde önem kazanıyor, verdiği bilgi bizi sevindiriyor. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî kâimetün bi-emrillâhi. “Benim ümmetimden bir grup mübarek insan mevcut olacak, Allah’ın emrini îfâ etmekte, Allah’ın emrine göre hareket etmekte devamlı duracaklar, yani bozulmayacaklar. İyi müslüman olarak yaşamaya devam edecekler.”
Bir grup müslüman, kıyamete doğru insanlar, toplumlar bozulmasına rağmen bozulmayacak. Bozulmayan bir zümre olacak. Allah’ın emrini tutacak, Allah’ın emrine göre yaşayacak. Allah’ın emrine saygı gösterecek, sevgi gösterecek, bağlılık gösterecek. Allah’ın emirlerini tutacak. Yasaklarından kaçacak; günahlardan, haramlardan, zulümden uzak duracak. Dürüst olacak. Temiz kalpli olacak. Mesela tarihte tanıdığımız mübarek insanlar gibi olacak; Abdulkâdir-i Geylanîler, Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmîler, Hacı Bayrâm-ı Velîler, Yunus Emreler, Erzurumlu İbrahim Hakkılar gibi... Tarihte ahlâkıyla, güzel halleriyle sevgi toplamış, tarihe geçmiş, hâlâ sevdiğimiz, bağrımıza bastığımız, baş tâcı ettiğimiz insanlar gibi güzel hâle devam edecekler. Evliyâ gibi, melek gibi tertemiz, sâfî insanlar daima mevcut olacak.
Lâ tezâlü ne demek?
“Zâil olmadan devam edecek, hiç eksik olmayacak.” demek.
Demek ki; toplum bozulsa bile bir grup iyi insan mevcut olacak, Allah’ın emrine göre hareket etmeye devam edecekler.
Lâ yedurruhum men hazelehüm. “Onlara yardım etmeyip de, onları yardımsız bir kenarda terk etmiş olan vefasız insanların onları yardımsız bırakması, onlara yardım etmemesi, katılmaması, destek olmaması onlara zarar vermeyecek.”
Halk isterse desteklesin isterse desteklemesin, destekleniyor. Ama isterse desteklemesin, Allah sevdi mi, destekledi mi yeter. O anlayışsız insanların, yardımsız bırakması onlara zarar vermeyecek.
Ve lâ men hâlefehüm. “Onlara muhalefet edenlerin de muhalefeti, karşı çıkıp onlarla alt alta, üst üste, karşı karşıya, çata çata muhalefet eden, uğraşanların da muhalefeti zarar vermeyecek.”
Bunlar hak yoldan dönmeyecekler, Allah’a güzel kulluk etmekten vazgeçmeyecekler.
Hattâ ye’tiye emrullâhi. “Allah’ın emri gelinceye kadar.”
Allah’ın emri ne demek?
Kıyamet demek. Allah’ın emri, “Artık bu iş bitsin.” diye dünyanın sonu gelinceye kadar, kıyamet kopuncaya kadar; isterse yardım etmeyenler etmesin, isterse muhalefet edenler muhalefete devam etsinler, Allah’ın emrini tutup, Allah’ın emrine göre yaşayan bir grup daima mevcut olacak, ümmetin içinde var olacak.
Zâhirûne ale’n-nâsi. “İnsanlara da bunlar galebe çalacaklar, galip olacaklar, üstün olacaklar.”
Onların karşısında mağdur ve mahcup da olmayacaklar, ezilmeyecekler de... Allah yardım edecek çünkü, galip gelecekler. Sonunda hak galip gelecek, iyiler galip gelecek, diye böyle sahih hadis kitaplarında bir rivayet var.
Toplumsal bir bozulma, “dejenerasyon” diyorlar Fransızca’dan alınma bir kelimeyle, yani “soysuzlaşma” demek dejenerasyon; bozulma, mefsedet, fesada uğrama, evsafını kaybetmek, güzel âdetlerini unutmak... Bu zarar vermeyecek. Bu bozulmaya rağmen, iyi insanlar mevcut olacak diye bildiriliyor.
Bu hususta peş peşe, başka rivayetler var:
لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ عَلَى مَنْ نَاوَأَهُمْ حَتَّى يُقَاتِلَ آخِرُهُمْ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ
Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî yukâtilûne ale’l-hakkı zâhirîne alâ men nâveehüm hattâ yukâtile âhiruhum el-mesîha’d-deccâle.
Bu ikinci rivayet de Ebû Dâvud’da, Ahmed b. Hanbel’de, Taberânî’de var.
“Bir grup has müslüman daima mevcut olacak benim ümmetimden.” diyor Peygamber Efendimiz.
Yukâtilûne ale’l-hakkı. “Hak üzerine mukatele edecek, çarpışacak. Zulme ve küfre baş eğmeyecek.”
Zâhirîne alâ men nâveehüm. “Kendileriyle mücadele edenlere, düşmanlık edenlere karşı galip gelecekler, onları da yenecekler.”
Hattâ yukâtile âhiruhum el-mesîha’d-deccâle. “Bu güzel, bozulmayan topluluk her asırda, her devirde, her yılda, her zaman mevcut olacak. En sonuncuları da Deccal’la çarpışacak, Deccal’ı yenecek.”
Reagan ve Amerikalılar düşünüyorlar ki; kendileri iyi insanlar olarak Deccal’le kendileri mücadele edecek. Kendilerini doğru yolda sanıyorlar.
Tabii işin doğrusu nedir?
Müslümanlar, Peygamber Efendimiz’in bahsettiği; hakkı tutan, Allah’ın emrine göre, Kur’an’a göre, batıl olmayan, sağlam inanca göre yaşayan insanlar Deccal’le çarpışacak, onu yenecek. Mü’minler, müslüman insanlar en sonunda yenecek. Bu da bunların baş eğen insanlar olmadığını, Allah rızası için Deccal’le mücadele edecek, kimseler olduğunu gösteriyor. Bu hususta başka rivayetler de var.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi bozulmayan, has müslümanlardan eylesin. Her devirde olacağını bildirdiğine göre, bizim devrimizde de has müslüman vardır. Bizi has müslüman etsin. Bozulmayan, sevdiği, Peygamber Efendimiz’in methettiği müslümanlardan eylesin.
Bunların özelliği nedir muhterem kardeşlerim?
Siz de merak etmişsinizdir, ben de merakınızın tercümanı olarak bu soruyu ortaya atayım.
Allah’ın bozulmamış has kulları, sevgili kulları, dini hiç bozmadan yaşayan kulları kimlerdir?
Kur’ân-ı Kerîm’in ve hadîs-i şerîfin gösterdiği cadde-i kübrâ-yı şeraitte yürüyen insanlardır.
Dinimizi ne öğretiyor bize?
Kur’ân-ı Kerîm öğretiyor.
Kur’ân-ı Kerîm’i en güzel ne açıklıyor?
Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesi açıklıyor. Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesi olmasa; Kur’ân-ı Kerîm’de “Zekât verin.” diyor ama zekâtın koyundan ne kadar verileceğini, paradan ne kadar verileceğini bilemeyiz. Kur’an-ı Kerim’de “Namaz kılın.” diyor ama namazı şu bizim bildiğimiz usul ile kılmamız, kılmak için gerekli bilgilerimiz, teferruât Kur’ân-ı Kerîm’de yok, hadîs-i şerîfte var. Namaz kılacağız ama nasıl kılacağımızı bilemeyiz. Demek ki; Kur’ân-ı Kerîm’in en güzel açıklayıcısı, en büyük müfessiri, en baş müfessiri Peygamber Efendimiz. Hadîs-i şerîfler de Kur’ân-ı Kerîm’in en güzel tefsiri.
Onun için Kur’an yolunda yürüyen, Peygamber Efendimiz’in sünnetini uygulayan ve sünnetine uyan insanlardır bozulmadan yürüyen... Bunlar Suudi Arabistan’da da var, Pakistan’da da var, Türkiye’de de var, Cezayir’de de var, Avrupa’da da var, Avustralya’da da var, Malezya’da da var, Endonezya’da da var.
Dünyanın her yerinde aslî olarak İslâm’ı yaşayan insanlar var.
Bozulanlar da var.
İbret olsun diye söyleyeyim. Böyle tatlı hatıralarla sohbetler de biraz dinlenir hale geliyor, hatırda da kalıyor.
Bu arkadaşımızın lisan dershanesindeki devam ettiği lisan derslerinde -kurs demek istemiyorum, yabancı kelime kullanmak istemediğim için- bir de Pakistanlı varmış, müslüman. Bizim arkadaşımız da müslüman. Birkaç müslüman daha var. Ötekiler başka. Yunanlı var, Çekoslovak var, Alman var, Irak’tan gelmiş hıristiyan Araplar var; Saddam’ın zulmünden kurtulsun diye almışlar bunları, mülteci olarak kabul etmişler. Daha başka ülkelerden gelenler var. Bunlar dil öğreniyorlar.
Pakistanlı’nın çocuğu olmuş,müslümanın. Çocuğu olunca tabii seviniyor. Bir içki almış, sınıfa getirmiş, bardakları kendisi doldurarak sınıftakilere sunuyor;
“Benim çocuğum oldu, ben seviniyorum, buyurun için...” diye.
Bizim arkadaşa da getirmiş, sunmuş;
“Buyur, içki iç.” Demiş ki arkadaş;
“Ben müslümanım, içmem. Sen de müslüman olarak hem içemezsin, hem sunamazsın.”
Çünkü içkinin içilmesi de yasak, sunulması da yasak, hatta taşınması da yasak. Yani bir hamal kamyondan, depodan kasasını bile taşıyamaz. “Ben müslümanım ama ne yapayım, hamalım, bunu taşıyorum.” diyemez. Taşıması bile yasak, dinimiz haram kılmış. “İçemezsin bunu.” demiş.
Demiş ki Pakistanlı;
“Bu çok olağanüstü bir gün, çocuğum oldu, onun için içmem lazım.”
Hayır, hiçbir olağanüstü durum düşünülemez; böyle sevinçli gün, kutlama günü vs. diye haram, helal olmaz, yasak kalkmaz. İçki her zaman içkidir, içemezsin.
Bizim fakültede de birisi bana sormuştu, hiç unutmuyorum, hem de profesördü kendisi ama tabii İslâmî konuları iyi bilmeyen bir kimseydi.
“Yani Ramazan bayramında ben arkadaşımın evine gitsem, arkadaşım da bana bayramdır diye likör ikram etse, onu da mı içmeyeceğim?” diyor, benim karşımda bana delil olarak bunu misal getiriyor.
“Tabii” dedim. Hem de Ramazan bayramında likör içmeyi düşünüyor! “Elbet içmeyeceksin. İçki haramdır.” dedim.
“E azıcık?”
Azıcık da olsa, azı da çoğu da haram. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
“Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.”
Dilinin ucuyla yalaması bile doğru değil.
İslâm’da böyle; içki yasak. Çünkü arabayı, direğe toslattırıyor. Adamı uçurumdan yuvarlıyor. Boğaziçi’nde, Emirgan’da boğazın içine veya köprüden aşağı uçuruyor. Sarhoşluk yapıyor, bıçağı çektirtiyor, karşısındakini, can ciğer arkadaşını öldürttürüyor. Yuva yıkıyor. İçki kötü, bütün kötülüklerin anası. Amerika içkiyi engellemeye çalışmış, bir ara da yasaklamış. Bunlar içkinin kötülüğünü bizden iyi biliyorlar ama bizimkiler burada inat ediyorlar.
Bu neyi gösteriyor? Bu misali niye verdim, bu Pakistanlı kardeşi?
Bazıları da müslüman olduğu halde, İslâm’ı bilmiyor ve bozuluyor. Onu gösteriyor.
Allah bizi bozulmayan, İslâm’ı aslî saffetiyle, güzelliğiyle, terütaze, en güzel şekilde bilip yaşayan ve böylece Allah’ın sevgisini, rızasını kazanan kullarından eylesin.
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
20.01.1995 -
Hayra Teşvik, Cennet
20.01.1995 -
Hayır İşlemek Cennetin
