13.11.2000 - Mehmed Zahid Kotku (r.a) Özellikleri, Şemaili

13.11.2000 - Mehmed Zahid Kotku (r.a) Özellikleri, Şemaili
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü
Aziz ve sevgili kardeşlerim, dinleyiciler, mümin kardeşlerim;
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi her türlü ikram ve ihsanı, mükâfatı üzerinize olsun. Allah hepinizden razı olsun.
Hocamız 13 Kasım 1980 yılında, seksen üç yaşındayken, ahirete iltihal eylemişti.
Taptaze, capcanlı, dipdiri gönüllerde yaşıyor, ilgiyle yâd ediliyor. Sevgiyle, saygıyla yâd ediliyor. Dünyanın dört cihet ve yedi kıtasında hatırası anılıyor.
Çok az insana nasip olan, bir güzel durum. Ruhu pâkine sadece sene-i devriyelerinde değil; her gün her vesileyle dualar ediliyor. Hatimler, sureler, tesbihler, tehlilât, salat-u selamlar, zikirler gönderilip duruyor. Çünkü yetiştirildiği talebelere, öğrettiği güzel ibadetlerin yapılması esnasında dualar edilirken, dualarda ismi geçiyor. Her an kabri pakine sevaplar gönderiliyor, nurlar yağıyor. Makamı âlâ oluyor. Muhakkak ki, nuru ve sürûru ziyade oluyor.
Milyonlarca insan Hocamız'a, sabahleyin evradı şerifeyi okuduğu zaman, hatim indirdiği duayı yapacağı zaman, la ilahe illallah kelime-i tevhidlerini çekeceği zaman, her zaman dua ediyor. Tabii vefatının sene-i devriyelerinde de dünyanın her yerinde toplantılar yapılıyor.
Hocamız'a dünyanın pek çok yerinde, onun adına Mehmet Zahid Kotku Camisi diye camiler, dergahlar açılmakta. Halen açılmakta. Caddelere ismi verilmekte. Ruhu pâkine hediye olsun diye, hayr olarak çeşmeler yapılmakta, bahçeler düzenlenmekte.
Avustralya gibi uzak bir kıta bile, sizin ilginizi çekebilir. İngilizler ’downunder ‘diye anıyorlar. Yani alt tarafı olan bir yer. Yirmi dört saat havada uçup öyle gidiyorsunuz. Elhamdülillah orada dahi muhtelif şehirlerde, Hocamız namına bizler dergâhlar, mescitler açtık. Mesela; Sidney, uluslararası idman karşılaşmaları dolayısıyla herkesin bildiği yer. Orada Hocamızın, Kotku Dergâhı var.
Açan kardeşlerimizden, vesile olanlardan Allah razı olsun.
Dabbo denilen bir iç şehirde, şirin güzel, temiz havalı bir şehirde, O'nun namına Kotku Camisi var. Griffith diye Türk kardeşlerimizin çok gittiği, çalıştığı tarım, meyve, sebze üretim şehrinde Hocamız'ın adına bir camisi var. Brisbane'de camisi var. Inguldy diye bir semtinde, Brisbane'nin en büyük camisi diyeceğimiz sekiz dönüm arazi içinde, çamların arasında camisi var. Daha daha niceleri inşallah açılacak.
Çünkü ben şöyle düşünüyorum. Bir talebenin, hocasına yapacağı en güzel hizmet ve onun ruhuna sevabı daima gitsin diye onun namına bir sadaka-i cariye tesis etmektir. Tabii bu arada İstanbul'da Ankara'daki Kotku camilerini saymıyorum. Allah razı olsun Çamlıca'da Kotku Camisi var. Ayrancı'da kardeşlerimizin yaptığı güzel Kotku Camisi var.Daha başka yerlerde.
Bu camilerde namazlar kılındıkça, ibadetler edildikçe, Hocamız'ın adı anıldıkça ruhuna sevaplar gidiyor. Hatimler indirilince ruhuna hediyeler gönderiliyor. Böylece sadakayı cariye dediğimiz; istifade edilen müessese haline gelmiş hayırlar; cami, mektep, çeşme, koru, ağaçlık, bahçe gibi şeyler, onlar hizmette devam ettikçe bunlardan insanlar ve diğer canlılar; kuşlar, kelebekler,hayvanlar,sincaplaristifade ettikçe tabii sevap devamlı gidiyor. Onun için bir defa da biten sadaka değil de sadaka-i cariye; yani cereyan eden devam etmekte olan sadakalar, Hocamız'ın ruhuna boyuna gönderiliyor, kabrine nurlar yağıyor.
Ben Hocamız'ı anlatmak için şunu belirtmek istiyorum. Kendi görüşlerim, kendi hayatımdaki tecrübem, üniversite muhitinde üniversite hocası olarak görev yaptım.
İstanbul'daki, Ankara'daki üniversiteleri biliyorum. Yurt dışındaki, islâm ülkelerindeki üniversiteleri biliyorum. Diyanet ile çok yakın ilişkilerim oldu. Çünkü, benim talebelerimin çoğu diyanet teşkilatında görev aldılar.
Ve birçoğu da diyanet işleri başkanı oldu. Onlardan biliyorum.
Elhamdülillah! Hocamız ve babamızın muhiti dolayısıyla pek çok âlim ve din adamı tanıdım. Bunları şöyle düşünüyorum. Hocamızın hâliyle, onların durumlarını yan yana getiriyorum. O kadar güzel insanlar tanıdım ama hocamız gibisi, O'na benzeyeni yok. O ariflerin, o zarif insanların arasında çok daha başka bir arif, zarif, kâmil kimseydi. Çok daha tatlı ve güzel bir kimseydi.
Çok hoş bir insandı.
Şöyle söyleyeyim. Bizim yakınımız olduğu için şirin görünme durumu değil. Ben Ankara'da bir evde oturuyordum. Hocamız rahmetullahi aleyh kızının evi olması dolayısıyla, bizim haneyi teşrif ettiler.
Bizim ev sahibimiz de Ankara'nın yerlisi bir hacı amcaydı. Hanımı da Ankara'nın Çubuk köylerinden, kendisi de öyle.Temiz bir kimseydi. Şimdi o Anadolu temizliği ile safiyetiyle bana.
Hocamızı soruyor. Ev sahibimiz dede, yaşlı amca kamburu çıkmış bir kimseydi. Hanımı yaşlı. Hocamızı sorarken şöyle soruyor. "Kimdi o güzel adam" diye soruyor. Yani güzel kelimesini kullanıyor.
Böyle Konya'ya, Ankara'ya, Kütahya'ya gittiğimiz zaman, camide namaz kılıp çıkarken, benim ilgili olduğumu anlayıp, halktan birileri yanıma gelip, "kim bu zatı muhterem" diye sorarlardı. Yani muhterem bir kişi olduğu görünüşünden derhal belli olurdu ve yüzünün güzelliği de derhal etki uyandırırdı. Bedenen çok heybetli idi. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz'in, mübarek evlatlarından öyle bir sülaleden.
Kafkasya'nın Nuha tarafından gelmiş.
Şu anda Azerbaycan'da bulunan, Şeki diye adlandırılan bir şehir. Oradan gelmiş. O heybet vardı. Hani Şeyh Şamil'in resimlerine baktığınız zaman, o kalpağıyla görünen heybet gibi bir heybet vardı.
Bakanlık yapmış kardeşimiz diyor ki; "çok kereler Hocamız'ın o heybeti karşısında ben de hayret ediyordum ve yanına varıyordum. Şöyle yanında dururken, omuzu ile omuzumu mukayese ediyordum. Boy bakımından aynıyız. Boy onunla aynı ama o heybetli görünüyordu. Böyle bir manevi heybeti vardı ve yüzü çok güzeldi. Güzeller güzeli bir yüzü vardı, siması çok tatlıydı. Bir şeyh güzeli mi diyelim. Hakikaten böyle bir yarışma olsa, seçilecek hoş görünüşlü bir kimseydi.
Ahlakı çok güzeldi. Biz tabii kitaplarda, hadisi şeriflerde ahlakın güzel olduğunu okuyoruz. Bütün ilahiyat fakültelerinin hocaları, ahlakın güzel olduğunu bilirler. Ama ahlakın güzel olduğunu bilmek ve okumak başka, ahlakın güzel olduğunu bizzat göstermek, yaşamak güzel ahlaklı olarak onu böyle vurgulamak, çok daha başka bir şey. İkisi anlatılmaz derecede farklı şeyler. Hocamız çok sağlam bir ahlaka sahipti. Ahlakına, hayran olmamak mümkün değildi.
Bir kere çok cömertti. Yanına yanaşan, kendisiyle yakınlığı olan, ziyaretine gelen her insana, mutlaka cömertliğinin eseri ulaşırdı. Mutlaka bir ikramı olurdu. Manevi bakımdan, son derece yüksek bir şahsiyetti. Manevi makamının yüksek olduğunun çok alametleri var.
Herkes hocasını, şeyhini iyi bilecek. Tasavvufta bu da böyle bir esastır. İyi bilecek ki, feyz alsın. Ama çok müstesna yüksek makamı olduğunu; bir takım olaylardan, karşılaştırmalardan, ziyaretlerden, biliyoruz.
Kimin, kiminden daha üstün olduğunu incelemek imkânı oluyor, rüyalardan kesin!
O kadar yüksek makamına rağmen, son derece mütevazıydi. O kadar tatlı kelimelerle, tevazusunu samimi bir tarzda ifade ederdi ki, o tevazusuna bir kere âşık olurdunuz. Son derece sevgi dolu bir insandı ve sevgi verirdi, sevgi görürdü. Mutlaka sevgi karşılıklıdır diye söyleniyor, bilirsiniz.
Son derece sabırlıydı. Etrafındaki tecrübesiz insanların uygun olmayan davranışları, O'nun makamına, mekânına, şanına uygun olmayan davranışlarına ve karşılaştığı olaylara karşı son derece metin, kale gibi sağlam. Böyle sahildeki yalçın bir kayalık gibi dalgaların gelip, çarpıp, parçalanıp geriye dağıldığı gibi olayların karşısında öyle metin, sabırlı bir hâli vardı.
Çok ketum idi. Sırları, etrafa fâş etmezdi. Kendisinin manevi kemâlâtını da çok büyük bir ustalıkla ketmederdi. Yani kendisini belli etmezdi, saklardı, hiçbir şeyi yokmuş gibi gösterirdi. Ama güneş balçıkla sıvanmadığından O ne kadar böyle acizliğini, nacizliğini ifade etse insanlar da onun ne kadar yüksek olduğunu anlarlardı.
Manevi yönden her sözü hikmetliydi. Boşuna söz söylemediğini anlardınız ve o sözün birisi için olduğunu birisi bilirdi. "Ha bu söz bana" diye o işareti alır, ona göre kendisinde bir hata varsa düzeltirdi.
Böyle mübarek zatları anmakta çok büyük faydalar var. Çünkü yenilere " bakın böyle olun" demiş oluyoruz. İyi insanları, göstermiş oluyoruz. Ve yenilerin, iyi yetişmesini sağlamış oluyoruz.
Ayrıca "salih insanların anıldığı yere Allah'ın rahmeti iner" diye de, din kitaplarımızda belirtildiği için bu anma törenlerine hiç şüphe yok ki, Cenabı Hakk'ın rahmeti,nazır oluyor. Gençlere bir numune oluyor. Ayrıca bu anmalardan, nice nice başka başka faydalar hâsıl oluyor. Bu anmaların gerekli olduğunu, Kur'an-ı Kerim'de; Cenab-ı Hakk, nice peygamberlerin hatıralarını yâd ettiği için Kuran-ı Kerim'den anlıyoruz. Musa aleyhisselamı, İbrahim aleyhisselamı, Nuh aleyhisselamı surelerde, ayetlerde anıyoruz. Hatta "vezkür fî'lkîtâbî İbrahim" diye,
İbrahim'i de zikret diye mesela (Kur'anı Kerimde) geçiyor.
Zikretmek, yâd etmek. Zaten bu hatırası için yapılan toplantılara da zikra denilir. Hatırayı anma toplantıları. Muhakkak ki, burada Allah-u Teâla Hazretleri'nin rahmetine nâiliyet var.
Allah-u Teâla Hazretleri, böyle mübarek büyük zatlara, vefatından sonra da selâhiyet veriyor. Yani diğer insanlar gibi olmuyorlar. Onlar vefatından sonra da maneviyatlarıyla, himmetleriyle etkili oluyorlar, yol gösterici oluyorlar. Vefatlarından sonra, kerametleri daha da aşikâr oluyor. Çünkü imtihan devresi bitmiş olduğundan, kendisini saklama mecburiyeti kalmıyor, tevazu gösterme ihtiyacı kalmıyor.
Onun için,Allahu Teâla Hazretlerinden dilediğimiz; Rabbimiz bizi sevdiği kullarıyla beraber eylesin. O sevdiği mübarek evlilyaullah kullarının manevi yardımlarına, iltifatlarına, himmetlerine, teveccühlerine nail eylesin. Bizleri de onların yolunda daim eylesin. Evlatlarımızı da iyi müslüman olarak yetiştirmeyi bizlere nasip eylesin. Evlatlarımız da bu büyük mübarek hocalarımız gibi İslam'ı güzel öğrensinler, güzel hizmet etsinler, onların yolunda yürüsünler ve onlara hayru'l halef olsunlar. Hayırlı halefler olsunlar.
Allah-u Teâla Hazretleri İslamı ve müslümanları korusun. İslamı ve müslümanları yirmi birinci yüzyılda, mansur ve müeyyed eylesin. Cenab-ı Hakk'ın rızasına uygun çalışmalar yapmamızı, yapmanızı cümlenize nasip eylesin. Dini mübin-i İslam'ı; sahabe-i kiramın çalışmaları gibi çalışmalarla dünyanın her yerine yayalım, islamı öğretelim. Hele hele kendi beldelerimizde İslam'ın tanınması, yaşanması, imanın kuvvetlenmesi, Kur'an'ın öğrenilmesi ve ahkâmının uygulanması için elimizden gelen her türlü maddi, manevi gayreti gösterelim.
Allah-u Teâla Hazretleri hepinizi; her türlü hayırlara vesile olanlardan, elinden hayır çıkan, hayatı faydalı olan çünkü "insanların en hayırlıları insanlara, mü'minlere en faydalı olanlardır" en faydalılardan eylesin. En hayırlı kimseler eylesin. Ömrünüzü Cenab-ı Hakk'ın rızasına uygun geçirip, ahrete, Rabb'imizin sevdiği razı olduğu kullar olarak varmanızı ve bizim de varmamızı nasip eylesin. Peygamber Efendimizle, sahabe-i kiramımızla, sâir enbiya-i mürselin ve evliyaullahı mukarrabin büyüklerimizle Firdevs-i Âlâ’da buluştursun, beraber eylesin.
Cemaline nazar etmeyi cümlemize ikram eylesin. Rıdvan-ı ekberine cümlemizi nail ve vasıl eylesin. Aziz ve sevgili dinleyiciler.
Esselamualeyküm ve rahmetullahu ve berekatuhu.
13.12.1981 -
Gece Namazına Kalkmak
20.11.1998 -
Ahir Zamanda Olacaklar,
