İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

20.11.1998 - Ahir Zamanda Olacaklar, İslamın Güzellikleri

20.11.1998 - Ahir Zamanda Olacaklar, İslamın Güzellikleri
Günün Sohbeti

20.11.1998 - Ahir Zamanda Olacaklar, İslamın Güzellikleri

19.11.2025
15 dk 27 sn

Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü

Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den, Abdullah b. Ömer radıyallahu anh’ın rivayet ettiği ve hadis alimi Deylemî’nin Müsnedü’l-Firdevs isimli kitabına kaydettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri buyurmuşlar ki;

والذى بعثنى بالحق ليكونن بعدى فترة فى أمتى يبتغى فيها المال من غير حله ويسفك فيها الدماء ويستبدل بها الشعر من القرآن .

Vellezî beasenî bi’l-hakki le-yekûnenne ba’dî fetretün fî ümmetî yübteğâ fîhe’l-mâlü min ğayri hıllihî ve yüsfekü fîhe’ddimâu ve yüstebdelü bihe’şşi’ru mine’l-Kur’ân.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz istikbalde, kendisinin zamanından sonra Ümmet-i Muhammed’in üzerinde, içinde olacak bazı olayları haber vermiştir. Allah evveli âhiri, geçmişi geleceği bildiği için, sevgili kulu Muhammed-i Mustafâ’sına bildirdiği için, Peygamber Efendimiz de ibret olsun, tedbir alalım, dikkat edelim diye bize bildirmiştir.

لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ .

Lâ ya’lemü men fi’ssemâvâti ve’l-arzi’l-ğaybe illallâh. [1]

“Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.”

Ama Allah kime ihsân etmişse, bildirdikleri bilirler. Peygamberlere mucizeler vermiştir, evliyâlara da kerametler vermiştir.

. كرامات الأولياء حق

Kerâmâtü’l-evliyâi hakkun. “Allah’ın evliyâsının kerameti de haktır”, olağanüstü olaylardır; onlar da bilirler.

Nasıl bilir, kendiliğinden mi?

Hayır, Allah bildirdiği için biliyor. Allah bildirmişse bilir, öğretirse öğrenir.

Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz;

Vellezî beasenî bi’l-hakkı. “Beni hak bir görevle, hak ile, peygamberlik vazifesi ile insanlara Allah’ın emirlerini ileteyim diye görevlendirerek peygamber tayin etmiş, seçmiş ve insanlığa göndermiş olana and olsun ki...”

Allah’a and içiyor, “vallahi” demiş oluyor, yemin ediyor. “Kendisini Allah’ın gönderdiği” cümlesi ile yemin ediyor.

“Beni Peygamber baas eden, hak ile ile gönderen Allah’a and olsun yemin olsun ki,Allah, Peygamber Efendimizi,kendi emirlerini tebliğ etmek, Kur’an’ı  bildirmesi için ahir zaman peygamberi olarak göndermiştir.

le-yekûnenne ba’dî fetretün fî ümmetî benden sonra mutlaka ve mutlaka ümmetimde bir fetret olacak.”

Fetret devri ne demek?

Bir gevşeme devri... Osmanlılarda da Timur ile Yıldırım Bayezid arasındaki savaştan sonra devlet bir şaşırdı, cihat işleri aksadı, fütûhât bir asır geriledi, çok ziyanlar, zararlar oldu. İki müslüman, hatta aynı ırktan iki ordunun çarpışması bir fetrete sebep oldu.

Peygamber Efendimiz de Hz. İsa’dan sonra, uzunca zaman devam eden bir fetret devresinden sonra peygamber gönderildi. Yani peygambersiz, bulanık, karışık gevşeme devresi...

Peygamber Efendimiz de bu kelimeyi kullanıyor. “Benden sonra ümmetimin içinde bir gevşeme, bir boşluk, bir fütur olacak.” diyor. Nasıl bir fütur, bu füturun şartlarını söylüyor:

Yübteğâ fîhe’l-mâlü min ğayri hıllihî. “İleride, benden sonra, Asr-ı Saadet geçtikten sonra gelecek bu gevşeme devresinde, İslâm’dan uzaklaşma devresinde, mal helal olmayan kaynaklardan kazanılmaya çalışılacak, oradan elde edilecek. O devirde helal olmayan yerlerden, haram yerlerden, rüşvetle, hırsızlıkla, aldatmakla, zulümle; Allah’ın yasak kıldığı çeşitli gayrimeşru kazanç yollarıyla mal kazanılmaya başlayacak.”

Ve yüsfekü fîhe’ddimâu. “Bu fetret devrinde, yine haksız yere çok kanlar dökülecek; kâtillikler olacak, çarpışmalar, vuruşmalar, çatışmalar olacak...”

Ve yüstebdelü bihe’şşi’ru mine’l-Kur’ân. “O devirde, Kur’an’ın yerine millet şiiri tercih edecek, şiir okuyacak. Kur’an’ı kenara bırakacak da şiirle meşgul olacak. Kur’an yerine şiir geçecek, Kur’an’a şiir bedel tutulacak.” buyuruyor.

Bunların hepsi çok kötü şeyler tabii... Haramdan mal kazanmak çok kötü, Allah’ın cezalandıracağı çok yanlış bir şey... Yiyen de hayrını görmez. Böyle haramdan mal kazanılan bir toplum da bir çöküş içinde demektir, o da kötü bir şey...

Haksız yere kanlar dökülecek. Demek ki insanlar, Allah’tan korkmayacaklar, cana kıymaktan çekinmeyecekler. Birbirlerine saldıracaklar, vuracaklar, kıracaklar. Kan davası, yol kesme, haydutluk, hırsızlık, çeşitli şekillerle müslüman müslümanın kanını dökemez, olmaz, haram!.. Ama döküyor, öldürüyor, kâtillik yapıyor.

Neden?

Çünkü,Allah korkusu kalmıyor, fetret devri çünkü... Haramdan mal alıyor, neden? Çünkü Allah’tan korkmuyor. Hesabının sorulacağını, âhirette burnundan fitil fitil geleceğini, hatta dünyada da haramdan bir kârı olmayacağını düşünmüyor. Kur’an’ı bırakıyor da millet şiirle, edebiyatla, boş şeylerle, lehviyatla, eğlencelerle, keyifli şeylerle meşgul oluyor.

Hâlbuki Kur’ân-ı Kerîm Allah’ın kelâmı, Allah’ın emirleri var içinde, ciddi bir iş; onu herkesin öğrenmesi lazım! Allah’ın kelâmını öğrenmek, her müslümanın boynunun borcu, farzlardan önce farz... Allah’ın emirlerini öğrenecek de emrini tutacak; yasaklarını öğrenecek de yasaklarından kaçacak.

“Müslümanım” diyor, İslâm’dan hiç haberi yok...

Haramdan kazanıldığı zaman mal, hayır etmez. Âhirette Allah, haram yiyeni mutlaka cehenneme atar, cayır cayır cehennemde yakar. Ama dünyada da hayır görmez; ya çocuğunda, ya malında, ya evinde, ya ailesinde ya kendi vücudunda haramdan dolayı bir zarar olur. Amansız hastalığa tutulur, yangın olur, işyeri yanar, hırsız girer, bir zararı olur.

Bunun bir misali olarak, kardeşlerimizden birisinin hatırasını dinledik. İbretli geldi, hepimiz “Allah Allah” dedik. Size de bilgi olarak, bu hadîs-i şerîften misal olsun diye anlatayım. Yani haramdan mal kazanılınca hem âhirette cezası olacak ama dünyada da faydası olmayacak, zararı olacak.

Burada [Avustralya’da] hocalık yapan bir kardeşimiz bir zaman Türkiye’de bizim talebemizdi. Ben [onu] buraya [Avustralya’ya] hocalık yapsın, İslâm’ın emirlerini öğretsin, İslâm’ın yayılmasına vesile olsun, diye göndermiştim.

Allah rahmet eylesin, Ârif Nihat Asya’nın ne kadar güzel bir şiiri var:

Yürü: Hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Ne güzel bir söz! Rahmetli aynı zamanda Mevlevî dervişi idi. Kendisiyle tanışmıştık, şerefyâb olmuştuk. Çok güzel söylemiş. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaş, 22 yaş; insanın genç olduğu bir zaman.

Bizimkiler yaz tatillerini boşa geçirmeyelim, eğlenceyle geçirmeyelim, ilim öğrenelim diye; tefsir okunsun, hadis okunsun, fıkıh öğrenilsin, bilmeyen gençler namaz kılmayı öğrensin diye deniz kenarında bir yer tutmuşlar. Gençler, aynı yaşta insanlar toplanmışlar. Genç hocalar da “İşte namaz şöyle kılınır. Hadisler böyle, âyetler böyle...” diye tatil zamanında, deniz kenarında dinini güzel bir şekilde öğretiyor. Ne güzel, ne iyi bir şey...

Bu gibi şeyleri Avustralya hükümeti burada gençlere bedava yapıyor. Tahsisat veriyor, teşvik ediyor, derneklere yardımcı oluyor. Bizimkiler kendiliklerinden yapmışlar. Bizim vakıflarımız, derneklerimiz yapmış; sebep olanlardan Allah razı olsun...

Orada deniz kenarında yerleşmişler. Kimsesiz, hazine arazisi, taşlık, kayalık, evsiz barksız bir yer... Oraya gitmişler, çadır kurmuşlar. Tabiatla başbaşa, mahrumiyetli ama tatlı bir hayat... Gençler bunu yapabiliyorlar.

Onların bulunduğu mıntıkada, komşu arazi birisinin bağıymış. Bizim kardeşlerimiz müslüman, mütedeyyin; kimsenin malına yan bakmaz, kimsenin malını ağzına atmaz, yemez, yutmaz müslüman çocuklar. Ama bağın sahibi ,iftira etmiş, “Benim bağımdan üzümleri çalıyor bu gençler!” diye şikayet etmiş. Yok öyle bir şey, kesinlikle yapmazlar. Aç kalırlar ama yine yapmazlar. Zan üzerine, tahmin üzerine veya yapmasınlar diye engellemek için, “Orada durmasınlar, böyle bir iftira atayım da gitsinler. Neme lazım, bağım emniyette olsun!” diye jandarmaya şikayet etmiş. “Burada işte şöyle faaliyetler oluyor, böyle faaliyetler oluyor... Bağımdan üzümleri çalıyorlar!” diye kimbilir nasıl yalanlar söyledi...

“Hâlbuki bir üzüm almayız. Haram olduğu için almayız. Zaten bizim tanıdığımız kardeşlerimizin babaları var; onların bağları var, sepet sepet getiriyorlar. Bir ihtiyacımız yok. Kıtlık, yokluk da yok.” diyor.

“Jandarma geldi, etrafı çevirdi, ‘Bakalım siz aldınız mı almadınız mı?’ diye sorgu sual açacak tabii...” diyor.

Şu Allah’ın hikmetli işine bakın ki, gelen jandarma bir girmiş bu şikayetçinin bağına, “Biz jandarmayız, ne olacak...” diye bütün üzümleri koparmışlar, harap etmişler. Sonra da bizim arkadaşların bir şey yapmadığı anlaşılmış ama bağın sahibi korktuğuna fazlasıyla uğramış, üzümleri daha çok berbat olmuş.

Kim bir kuyu kazarsa, kazdığı kuyuya kendisi düşer. Kim haram lokma yerse, burnundan fitil fitil gelir. Bu bir kesin kâidedir. Benim ömrüm boyunca tecrübelerle, misallerle kesin olarak öğrendiğim bir husustur. Size de kesin olarak söylüyorum, kalın harflerle böyle yazılsın, başlık atılsın diye söylüyorum:

Haram mal dünyada da fayda vermez; insanı sonunda hapse götürür, mahkemeye götürür, yüce divana götürür. Ya hastalık olur, ya çoluk çocuğuna tesir eder, ya evinde yangın olur, ya işyerine hırsız girer, bir şey olur. Tecrübeler çok, belki sizin de bildiğiniz çok misaller vardır.

Müslüman haram yemez ama bir gün gelecek fetret olacak, o zaman bazı insanlar haramdan mal kazanacak.

Neden?

İslâm öğretilmediği için...

İslâm toplumun ilacıdır. İlaç verilmezse, o zaman haşerat çoğalır. İnsanları terbiye etmezseniz, insanlar terbiyesiz olur. Terbiye edilmeyen toplum, terbiyesiz olur. Dindar yetiştirilmeyen toplum, dinsiz olur. Allah’tan korkmayan toplum, kanundan da korkmaz, hiçbir şeyden korkmaz; fırsatını buldu mu her türlü haramı irtikâb eder. İslâm, dünyadaki hayatın da mutlu, düzenli ve güzel olması için şarttır.

İslâm olunca insan; müeddeb oluyor, hocasına saygılı oluyor. Topluma yararlı oluyor. Çalışkan oluyor. Dürüst oluyor. Hırsızlık yapmıyor.

İslâm gittiği zaman [kötü] şeyler oluyor... Kan dökülmesi, İslâm gittiği için oluyor. Haram yenilmes,i İslâmî terbiye olmadığından oluyor. Milletin Kur’an’ı bırakması ondan oluyor.

Hâlbuki Kur’an’ı okusa; Kur’ân-ı Kerîm insanı yetiştirir, Kur’ân-ı Kerîm insanı doğru yola çeker. Kur’ân-ı Kerîm’i okuyan insanın gözleri yaşarır. Kur’ân-ı Kerîm’i okuyan insan hizaya gelir. Kur’ân-ı Kerîm hidayet rehberidir çünkü...

İşte onlar olmadığı için; Kur’an öğretilmediği, din öğretilmediği için, haram-helal öğretilmediği, haram-helal fikri verilmediği için bu kötülükler oluyor.

Bunların verilmemesi ilericilik de değil, çağdaşlık da değil.

Kendilerini ilerici sananlar,  dine karşı olanlar, çok yanlış hareket ediyorlar. Dünyayı bilmiyorlar, ileri toplumları bilmiyorlar, Batı’yı bilmiyorlar. “Batıcıyız” diyorlar, Batı’ya karar verdik diyorlar, “Batı”nın ne olduğunu bilmiyorlar.

Ben içlerindeyim, görüyorum. İnceliyorum, hayret ediyorum. Bizimkiler hiç mi Avrupa’yı görmemiş, hiç mi Amerika görmemiş. Hiç mi bunların dine nasıl saygılı olduğunu görmemiş.

………. niye doğrudan doğruya Fransız kilisesine gidiyor. Bunların sebepleri var.

Toplumu dindarlığa çekmeye çalışıyorlar. Çünkü dindarlıktan ayrıldığı zaman [insanların/toplumun] esrarkeş olduğunu biliyorlar, felakete uğradıklarını biliyorlar. Bu toplumları ilerleten, bu toplumlarda hayır yapan, iyilik yapan insanların büyük çoğunluğu dinî duygularla yapıyor.

Onun için din giderse her türlü felaket gelir; her türlü toplumsal, kişisel, ahlâkî hastalık gelir, toplum batar.

Bu hadîs-i şerîften ne anlıyoruz?

Demek ki, böyle şeyler olacakmış.

Olacakmış ama bu sadece bir haber mi?

Haber bile olsa biz bundan tedbirimizi, ibretimizi almalıyız: Dinimize sarılmalıyız. Allah’tan korkmalıyız. Çocuklarımızı, Allah’tan korkan insanlar olarak yetiştirmeliyiz. Kur’an’ı baş tâcı etmeliyiz. Ahlâklı toplum kurmak için herkes elinden gelen bütün gayreti göstermeli, önüne koymalı; boş durmamalı, “Neme lazım, beni ilgilendirmez!” dememeli! Çünkü toplumlar kişilerin güzel faaliyetleriyle ilerler. Kişiler güzel faaliyet yapmayınca, ortaya güzellik çıkmaz.

Allah bizi, mü’min-i kâmiller olarak yaşatsın. İslâm’a güzel hizmetler yapmamızı nasip eylesin. Mü’min-i kâmiller olarak ruh teslim etmemizi nasip etsin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varalım; cennetine girelim, cemâlini görelim, rıdvân-ı ekberine erelim...

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh



[1] Neml /65

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA