14.02.1997 - Hanımların Sosyal Hayattaki Rolü, Hizmet

14.02.1997 - Hanımların Sosyal Hayattaki Rolü, Hizmet
El-Hamdülillâhirabbi'l-âlemîn. Es-Salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn, ve mente biahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Benim acizane görüşüme göre, zaten hanımların da pek çok işleri var, pek çok hizmetleri, pek çok sevaplı faaliyetleri var. Ama İslâmî, içtimaî, toplumsal çalışmalarda görev alması lazım; benim görüşüm bu!
Başka görüş nedir?
Başka görüş, belki İslâmî görüş: Hanım evinde durur, çoluk çocuğunu yetiştirir, evinin işlerine bakar, böyle kocasıyla yaşayabilir.
Ben böyle düşünmüyorum. Hanımların toplumsal çalışmalarda görev alması gerekir, diye düşünüyorum.
Neden?
Çünkü hanımların eğitilmesi lazım, hanımların İslâmî yönden bilgilenmesi lazım.
Erkekler hocalardan İslâm'ı öğreniyorlar da hanımlar geri mi kalacak?
Hanımların da öğrenmesi lazım. Hanımların öğrenmesi için de birilerinin öğretmesi lazım. Bir doktor hanımın öne çıkması lazım, bir hoca hanımın öne çıkması, onlara bir şey öğretmesi lazım. Bir şey öğretmesi için bir yer olması, mekân olması lazım, bir vakıf binası, bir salon, bir caminin belli zamanlarda belli yerleri vs. olması lazım. Bazı ev hanımları belli zamanlarda oraya gitmeli, o hoca hanımları dinlemeli. Başka türlü olmuyor İslâm'ı öğrenemiyor!
Namaz nasıl kılınacak, abdest nasıl alınacak, hanımlara mahsus özel hâllerde sorunlar, meseleler nasıl çözülecek? Bunları bilmesi lazım.
Çocuğunu nasıl yetiştirecek, evi nasıl idare edecek, eve kimleri alacak, nereye kendisi ziyarete gidebilir, nereye gidemez?.. Bunların hepsi doğru yaptığı zaman sevap kazanacağı, yanlış yaptığı
Allah'ın rızasını nasıl kazanacak? Yaşamını nasıl sürdürecek? Yemeği nasıl pişirecek? Çamaşırı nasıl yıkayacak?..
Çamaşırın yıkanmasında bile bir usul var:
Eskiden çocuk bezleriyle büyüklerin çamaşırlarını aynı yerde yıkamazlardı. Bunların hepsi birer incelik. Bunların hepsinin öğrenilmesi, öğretilmesi lazım.
Toplumda bir kesimi, bir yarım küreyi; kadınlar yarım küresini ihmal etmek çok büyük bir yanlışlık! Kadınların ihmal edilmemesi lazım, kadınlara da hizmet edilmesi lazım.
Erkeklere hizmet edildiği kadar kadınlara da hizmet edilmesi lazım ama kadınların hizmetini kim yapacak?
Ben toplumsal çalışmalarımızda bazı kimseleri görevlendiriyorum, bakıyorum; başaramıyorlar!
Neden?
O çileyi çekmemiş insan, o durumda olan insanlara hizmet veremiyor. O çileyi çekmiş insan bilir ve hizmet verebilir. O bakımdan hanımların çalışması gerekli! Bunu ben doğrudan doğruya yapmaya güç yetiremiyorum. Zaman bakımından güç yetiremiyorum, bir de cinsiyet farklı olduğundan, dünyalar farklı olduğundan; kadınlar yarım küresi, erkekler yarım küresi dolayısıyla farklılık olduğundan olmuyor.
Tabii burada biraz oldu, bu kadar oldu. Camide biraz oluyor, kadınlar kısmında oluyor. Hoca efendi konuşuyor, kadınlar da erkekler de dinliyor ama yeterli değil!
Sizin olduğunuz her yerde faaliyet olması lazım!
"Siz neredesiniz?"
"Falanca yerde."
"Tamam, orada sizin bir İslâmî, imanî, ahlâkî çalışma yapmanız lazım."
"Bunu nasıl yapacağız?"
Bunu bilmek de önemli!
Bir hanım, bulunduğu yerde Allah'ın rızasına uygun bir çalışmayı nasıl yapar?
Bunun ananevî, geleneksel şekli var: Cuma günleri, haftanın belli günlerinde toplanıyorlar. Taze hanımlar geliyor, o yaşlı hanımlardan İslâm'ı öğreniyor… Bu geleneksel yol var.
Bu derneklerin çalışmaları var: Bu derneklerin çalışmaları da geleneksel çalışmaların ötesinde şimdiki tahsili almış olan hanımlara, bizim dışımızdaki hanımlara [ulaşıyorlar].
Biz azız, sizler şu toplumda azsınız. Hatta uzaydan gelmiş gibi garipseniyorsunuz. Hatta gülüyorlar, kıyafetinizi şaşkınlıkla karşılıyorlar.
Diyor ki;
"Bu kadar uzun giyinilir mi? Ne lüzumu var, hava sıcak?.."
Sanıyor ki insan sadece üşüdüğü için örtünüyor!
Bir şeyden haberi yok!
Sayınız az, nispetiniz az! Dışarıdaki büyük kalabalıklar, çılgın, korkunç kalabalıklar İslâm'dan habersiz!
Ama bizim dışımızda büyük kalabalıklar İslâm'ın dışında bir hayat sürüyorlar.
Biz bunların içinde böyle bir azınlığız, az bir insanız.
Peygamber Efendimiz diyor ki;
"Cennet içinde sizin miktarınız nasıl biliyor musunuz?"
Cennetliklerin miktarı bütün insanlar içinde ne kadar?
"Bir siyah sığırın derisindeki bir beyaz kıl kadar az!"
Vemâ ekseru'n-nâsi ve lev haraste bi-mü'minîn.
Ne kadar uğraşsan insanların çoğu, milyarlar gayri İslâmî yaşıyor! Avustralya, Brezilya, Avrupa, Amerika, Afrika!..
Dün televizyonu biraz karıştırıyorum, Brezilya'da karnaval sahneleri gözümün önüne geldi. Baktım; çok vahşi, çok çılgın eğleniyorlar!
Düşündüm: Tabii amazon ormanlarından vahşiler biraz medeniyet gördü; Brezilya'nın Rio De Janerio'suna vs. çıktı, tabii böyle yapacak! İslâm'ı görmedi ki! İslâm kulağına girmedi ki! Allah'a imanı yok ki! Âhirette bu yaptıklarının hesabı olduğunu bilmiyor ki!..
Çılgın kalabalık eğleniyor, korkunç şekilde, çılgınca eğleniyor! Bunlar bizim dışımızda!
Biz de kendi çocuklarımızı bıraktığımız zaman bunlar da o tarafa gidiyor, büyük kalabalık onları çekiyor. Bazen annesinin karşısına çıkıyor, "Sen anlamazsın! Sen gerisin, sen bilmezsin bunu! Sen tahsilli değilsin ki! Bilemezsin ki!.." diyor. Bu da bir ayrı felaket! Kadın kendi çocuğunun kendisinin karşısına çıktığını görüyor.
Bizim, bu insanlara Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in tebliğini götürmemiz lazım.
Peygamber Efendimiz bu devirde sağ olsaydı ne yapardı?
Sağlığında ne yapmışsa öyle yapacaktı! Peygamber Efendimiz sağlığında her yere imanı öğretti, öğretmek için insanlar gönderdi. Hatta Bizans imparatoruna, Sasanî imparatoruna, Mısır hükümdarına, Bahreyn hükümdarına, Habeş hükümdarına elçi gönderdi. O zamanki dünyanın bilinen yerlerine haberci gönderdi.
Nasıl haberci gönderdi?
Mesela Bizans İmparatoruna ne diyor?
Min Muhammedin resûlillâhi ilâ azîmi'r-rûm hirahil. "Allah'ın elçisi Muhammed'den Doğu Roma imparatoru Heraklius'a!" İnni edûke bi deâyeti'l-İslâm. "Ben seni müslüman olmaya çağırıyorum." Eslim teslem. "Müslüman ol da saadet-i dâreyni bul, kurtul!" Yu'tikallâhu ecrake merreteyn. "Allah sana iki kat ecir versin, hem senin müslüman olmanın sevabını kazan hem de ahalinin seninle beraber müslüman olmasının sevabını kazan!" diye ona İslâm'ı tebliğ ediyor. Heraklius'a, bir imparatora elçi gönderiyor. Arabistan'dan imparatorluk merkezlerine elçi gönderiyor.
Bu ne demek?
İslâm'ı dünyanın her yerine yayması lazım geldiğini bilen, vazifeli bir peygamber olarak herkese İslâm'ı anlatmak istiyor!
Bizim vazifemiz ne, biz müslümanların vazifesi ne?
Bizim de birinci vazifemiz kendimizin müslüman olması!
İki kişi çamurda, batakta ise ikisi de bataklığın içine batıyorsa birisi ötekisini kurtaramaz ki! Birisi sağlam yerde olursa ötekisinin elini tutar çeker, kurtarır. İp atar kurtarır. Sağlam yerde olmayan kurtaramaz. İnsan; önce müslüman olacak, kendisini kurtaracak! Salih insan olacak, mü'min insan, Allah'ın sevdiği insan olacak! İlk işiniz bu, önce kendinizi düşüneceksiniz.
Uçakta ne diyor?
"Uçakta herhangi bir şey olursa yukarıdan oksijen maskeleri düşecektir. Önce kendinize takın!" diyor.
"Çocuğunuza takmaya çalışırsanız kendiniz takamazsanız oksijensiz kalırsınız, bayılırsınız. Çocuğunuza da faydanız olmaz. Önce oksijeni kendinize takacaksınız, sonra çocuğunuza takarsınız." demek istiyor. Bunu ısrarla söylüyor.
Önce kendini kurtaracaksın, önce müslüman olacaksın!
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû diyeceksin, İslâm olacaksın! Müslüman olacaksın, selamete ereceksin, sahil-i selâmete çıkacaksın!
Salih bir insan olduktan sonra ne yapacaksın?
Başkalarını kurtarma çalışması yapmaya başlayacaksın!
Salih insan olmaktan sonraki adım nedir?
Muslih insan olmak, ıslahçı, başkalarını kurtaran insan olmak!
"Bunu erkekler yapsın…"
Tamam, peki, baş üstüne. Biz yapalım. Zaten emri aldık, o işi yapıyoruz. Erkeklere söylüyoruz ama hanımlar camiye gelmiyor, kocası göndermiyor; olmuyor.
O zaman hanımlara da bu işin öğretilmesi için birilerinin onlara İslâm'ı götürmesi lazım.
Onun için toplumsal çalışmalar yapmanız gerektiğini düşünüyorum. Herhalde haklıyım, herhalde haksız değilim.
Kendiniz için, çevrenize İslâm'ı yaymanız için, çoluk çocuğunuza İslâm'ı öğretebilmeniz için böyle olacak.
İslâm öğretilecek, İslâm ahlâkı öğretilecek, bilgiler öğretilecek!
Herkes bu çeşit çalışmalarla İslâm'ı en yakın çevresine öğretecek, çoluk çocuğuna öğretecek. Hanımlar arasında da İslâm'ı yaymaya çalışacak.
Bunu yaptığımız zaman ne kadar insan kurtarabilirsek o kadar insanın hayatı boyunca yaptığı bütün sevaplı işlerin o kadar sevabının bir mislini de biz alacağız.
Diyelim ki ben bir insana gittim, İslâm'ı anlattım. Adam veya kadın İslâm'dan habersiz, içki de içiyor vs.
Anlattım; tevbekâr oldu, namaza başladı örtündü, ibadetlerini yapmaya başladı. Bu sene de hacca gitti, şöyle oldu böyle oldu, şimdi birçok şeyler yapıyor.
Bu insanın yaptığı birçok şeyin sevabı kendisine var mı?
Var! Hacca gitti, sevap var; örtündü, sevap var; hayır yaptı, sevap var! Bu sevabın bir misli, aynısı ondan hiçbir şey eksilmeden bunu doğru yola çeken insana da veriliyor!
Peygamber Efendimiz'in ne kadar sevap kazandığını düşünün! Çünkü hepimiz Peygamber Efendimiz'e uyuyoruz, hepimizin sevabının bir misli Peygamber Efendimiz'e veriliyor.Ne kadar insanı ıslah etmişlerse o kadar insanın yaptığı ibadetlerin sevabından hiçbir şey eksilmeden ona sevap veriliyor! Düşünün evladını hayırlı bir evlat olarak yetiştirmiş annenin sevabını; çünkü evlâdı ömrü boyu ne kadar ibadet, taat, hayırlı iş yaparsa onun sevabı annesine veriliyor.
Benim rahmetli anneme ben camide vaaz verdikçe sevap gidiyor.
Neden?
Beni anam yetiştirdi, babam yetiştirdi. Ona sevap gidiyor.
Bu hususta çok hadîs-i şerîfler var da duymuş olabileceğiniz şeyleri düşünüyorum.
Ed-dâllü ale'l-hayrike fâilihî. "Hayrı yapmaya vesile olan kimse hayrı yapmış gibi sevap alır."
Siz de hayra vesile olacaksınız. Bazı insanların hayırlı insan olmasına vesile olacaksınız. Kendi çocuğunuzun hayırlı evlat olmasına vesile olacaksınız, o sevabı alacaksınız. Bir kârı bu.
İkincisi;
Onun iyi insan olması size yarayacak. Evladınızın hayırlı bir insan olması ihtiyarlığınızda size yarayacak.
Bir insanın en büyük sermayesi nedir?
Hayırlı evlattır! Hem dünyada hayırlı sermayedir, ihtiyarladığı zaman anasına-babasına gül gibi bakar hem de âhiret için hayırlı sermayedir, çünkü ananın babanın defterine sevap yazılır. Hesabı kesilmez, sadaka-yı câriye olarak sevaplar defterine carî hesap olarak yazılır.
Onun için evlatlarımızı hayırlı evlat yetiştirmeye çalışacağız. Komşularımızı müslüman yapmaya çalışacağız. Yanlış fikirlerden, yanlış âdetlerden, yanlış davranışlardan kendimizi, çevremizi korumaya çalışacağız.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gibi İslâm'ı yaymaya çalışacağız. Ta Orta Asyalar'a kadar, ta Brezilyalar'a kadar, Alaskalar'a kadar, Kanadalar'a, Avustralya'ya kadar İslâm'ı yaymaya çalışacağız!
Onun için düzenli çalışmamız lazım.
Allah bizi rızasına uygun ömür sürenlerden eylesin. Faydalı işler yapanlardan eylesin. Gülerek âhirete göçüp cennetiyle cemâliyle müşerref olanlardan eylesin. Arkasında hayırlı eserler bırakanlardan eylesin. Ömrü boş geçirmeyip İslâm için müslümanlar için iman, irfan için çalışanlardan eylesin.
Allah hepinizden razı olsun, duadan unutmayın.
21.06.1996 -
Salavat Çekmenin Fazileti,
14.02.1997 -
Hanımlara Düşen Sosyal
