21.07.1995 - Köleye Kötü Muamelenin Cezası, Köle Azad Etmek, İnsanlara Eziyet Etmenin Cezası, Hayvana Güzel Muamele, Merhamet

21.07.1995 - Köleye Kötü Muamelenin Cezası, Köle Azad Etmek, İnsanlara Eziyet Etmenin Cezası, Hayvana Güzel Muamele, Merhamet
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîne Muhammedini'l Mustafa ve ala âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’dü;
وعن أبي مسعود البدري رضي الله عنه قال: "كنتُ أضرب غلامًا لي بالسوط، فسمعت صوتًا من خلفي: "اعلم أبا مسعود" فلم أفهم الصوت من الغضب، فلما دنا مني إذا هو رسول الله صلى الله عليه وسلم فإذا هو يقول: "اعلم أبا مسعود أن الله أقدرُ عليك منك على هذا الغلام" فقلت: لا أضرب مملوكًا بعده أبدًا.
(وفي رواية: فسقط السوط من يدي من هيبته)
وفي رواية: فقلت: يارسول الله هو حر لوجه الله ، فقال: "أما لو لم تفعل، للفحتك النار، أو لمستك النار" (رواه مسلم بهذه الروايات).
Ve an ebî mes’ûdini’l-bedriyyü radıyallahu anhu kâle küntü adribü ğulâmen lî bi’s-sevtı fe-semi’tü savtan min halfî i’lem ebâ mes’ûdin fe-lem efhemi’s-savte mine’l-ğadabi fe-lemmâ denâ minnî izâ hüve resûlullâhi sallallahu aleyhi ve selleme fe-izâ hüve yekûlü i’lem ebâ mes’ûdin ennellâhe akdiru aleyke minke alâ hâze’l-ğulâm. Fe-gultü lâ edribü memlûken ba’dehû ebeden.
Ve fî rivâyetin fe-sekata’s-savtu min yedî min heybetihî.
Ve fî rivâyetin fe-kultü yâ resulallâhi hüve hürrun li-vechillâhi fe-kâle emmâ innehû lev lem tef’al le-lefehatke’n-nâru ev le-messetke’n-nâru.
Revahu müslimü bi-hâzihi’r-rivâyeti.
Ebû Mes’ûd, -İbn Mes’ûd değil- Ebû Mes'ûd el-Bedrî isimli kişi kendisi rivayet ediyor ki;
Küntü adribü ğulâmen lî bi’s-sevtı. "Benim bir kölem vardı. Onu kamçıyla dövüyordum." Pat çat patlatıp dövüyordum.
Fe-semi’tü savtan min halfî. " Döverken arkamdan bir nefes işittim."
İ’lem Eba Mes’ûd. "Ey Mes’ûd’un babası. Bil ki." diye bir ses duydum.
Fe-lem efhemi’s-savte mine’l-ğadabi. "Köleye kızgınlığımdan, lafın kimden geldiğini, ne olduğunu, pek anlayamadım." Arkamda dönük, arkamdan bir laf geldi, ama anlayamadım.
Fe-lemmâ denâ minnî. "O sesi seslenen kişi bana yaklaşınca."
Fe-izâ hüve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. "Bir de ne göreyim, o gelen Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizmiş." Ben köleyi dövüyorken, arkamdan 'bil ki ey Ebû Mes’ûd' diye seslenen, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemmiş.
Fe-izâ hüve yekûlü. "Ve diyordu ki."
İ’lem Eba Mes’ûd. "Ey Mes’ûd’un babası bil ki."
Ennellâhe akdiru aleyke minke alâ hâze’l-ğulâm. "Allahu Teâlâ, senin bu köleye hakimiyetinden daha çok sana ceza ve eza vermeye daha kâdirdir." Sen onun kulusun. O sana her şeyi yapabilir. Bu kölene sen yapıyorsun ya, Allah da sana çok daha fazlasını yapmaya çok daha kâdirdir. Bak, bil bunu!
Fe-gultü lâ edribü memlûken ba’dehû ebeden. "Ben de dedim ki; 'bundan sonra hiçbir köleyi bir daha dövmeyeceğim' dedim."
Ve fî rivâyetin fe-sekata’s-savtu min yedî min heybetihî.
Ve fî rivâyetin fe-kultü yâ resulallâhi hüve hürrun li-vechillâhi fe-kâle emmâ innehû lev lem tef’al le-lefehatke’n-nâru ev le-messetke’n-nâru.
Revahu müslimü bi-hâzihi’r-rivâyeti.
Ve fî rivâyetin. "Bir başka rivayette de."
Fe-sekata’s-savtu min yedî min heybetihî. "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin görünüşündeki muazzamlıktan, heybetten kamçı elimden düşüverdi." Korktum yani Resûlullahtan. Kamçı elimden düşüverdi. [Bir rivayette bu söz var.]
Ve bir rivayette de;
Fe-kultü yâ resulallâhi. "Dedim ki ey Allah’ın Resûlu." Hüve hürrun li vechillâh. "Allah rızası için bu köleyi şu anda azat ettim." Hürdür artık. Bu dövdüğüm köleyi, senin hatırın için, Allah rızası için, azat ettim dedim.
Fe-kâle emmâ innehû lev lem tef’al. "Eğer böyle yapmasaydın."
Le-lefehatke’n-nâru ev le-messetke’n-nâru. "Seni cehennem ateşi yakardı veya cehennem ateşi sana temas ederdi." dedi. İyi ki köleyi azat ettin de, gönlünü aldın da, böylece bu yaptığın şeyden kurtuldun.
Bakın İslamda köle onun malıdır. Çünkü köle, harp de marpte alınıyor. Öldürülmüyor hayatı bağışlanıyor. "Sen benim kölemsin, hizmetimdesin" filan deniliyor, onun malı. Ama dövmeyi uygun görmüyor dinimiz. Yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi uygun görüyor. Eza, cefa etmemeyi uygun görüyor. Mümkün ise fırsatlar oldukça azat etmeyi, köle azat etmeyi tavsiye ediyor. Burada da kamçıyla bir köleyi dövüyor diye Efendimiz'in muamelesini görmüş olduk.
Ve an ibni ‘umera radıyallahu anhümâ. Tabi bir Müslüman köle alınamaz. "Ben seni yakaladım, yolunu kestim, sen benim kölemsin" diyemez. Müslüman köle olmaz. Harpte esir alınan köle olur, esir kölesi olabilir. Çünkü kendisiyle harp etmiştir. Ondan sonra Müslüman olmuşsa, kölesi olduktan sonra Müslüman oldum diye kölelikten kurtulmaz, Müslüman olarak kalabilir. Ama Müslüman olan bir insan köle yapılamaz, köle haline getirilemez. Köle olmuş olanların da azat edilmesi tavsiye edilmiştir İslam’da.
وعن ابن عمر رضي الله عنهما أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: "من ضرب غلامًا له حدًا لم يأتهِ، أو لطمه، فإن كفارته أن يعتقه" (رواه مسلم).
Ve an ibni ‘umera radıyallahu anhümâ enne’n-nebbiyye sallallahu aleyhi ve selleme gâle men darabe ğulâmen le-hû hadden lem ye’tihî ev letamahû fe-inne keffâratehû en yu’tıgahû.
Revahu müslim.
İbn Ömer radıyallahuanhuma’dan. Hazreti Ömer’in oğlu Abdullah İbn-i Ömer’den rivayet edilmiş. Yazan İmam Müslim kitabında yazmış bunu.
"Kim kölesini yapmadığı bir şeyden dolayı döverse."
Men darabe ğulâmen le-hû hadden lem ye’tihî. "İşlemediği bir suçtan dolayı cezalandırıp döverse."
Ev letamahû. "Yahut tokatlarsa, şamar atarsa."
Fe-inne keffâratehû. "Bunun kefareti, bu yaptığı işin, haksız dövmenin, haksız kamçılamanın, haksız tokatlamanın temizlenmesi, kefareti."
En yu’tıgahû. "Köleyi azat etmektir."
وعن هشام بن حكيم بن حزام رضي الله عنه أنه مر بالشام على أناس من الأنباط، وقد أقيموا في الشمس، وصُب على رءوسهم الزيت فقال: ما هذا؟ يُعذبون في الخراج وفي رواية: حُبسوا في الجزية. فقال هشام: أشهد لسمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: "إن الله يعذب الذين يعذبون الناس في الدنيا" فدخل على الأمير، فحدثه، فأمر بهم فخلوا" (رواه مسلم. "الأنباط" الفلاحون من العجم).
Ve an hişâm ibni hakîm ibni hizâmin radıyallahu anhümâ
Babası da oğlu da sahâbe olan iki kişiden, rivayet olarak gelmiş. Rivayet eden kişinin babası da sahabî, ikisi de sahabî.
Ennehû merra bi’ş-şâmi alâ ünâsi mine’l-embâtı.
Hişam, yani bu ravi, rivayet eden şahıs, Şam'da ekincilerden güneşte oturmuş...
Ve gad ukîmû fi’ş-şemsi ve subbe ‘alâ ruûsihimü’z-zeytü. "Güneşte oturtulmuş ve başlarına zeytin yağı dökülen bazı insanların yanından geçti." Allah Allah... Güneşte oturtulmuş, başlarına da zeytinyağı dökülmüş.
Fe-kâle. "Dedi ki."
Mâ hâzâ. "Bu ne oluyor ya?"
Bu ne demek böyle?
Güneşe oturmuşlar, başlarına da işte yapılıyor.
Gîle yu’azzebûne fi’l-harâci. "Haraç vergisini vermedikleri için."
Haraç vergisini vermedikleri için güneşe tutuluyorlar, yağ da dökülüyor başlarına, böyle cezalandırılıyor.
Ve fî rivâyetin hubisû fi’l-cizyeti. Bunlar gayrı müslim. Cizyesini vermedikleri için bunlar, hapsolunmuşlar
Fe-kâle hişâmün. "Bu sahabî olan ravi Hişam dedi;"
Eşhedü. "Şehadet ederim ki;"
Le-semi’tü resulallahi sallallahu aleyhi ve selleme yegûlü. "Ben Resûlullahtan işittim ki;"
İnnellahe yü’azzibüllezîne yü’azzibüne’n-nâse fi’d-dünyâ. "Allah bu dünyada insanlara işkence yapanlara ahirette azap verir."
İnnellahe yü’azzibüne’n-nâse ve innellahe yü’azzibûn ellezîne yü’azzibüne’n-nâse fi’d-dünyâ. "Dünyada başkalarına işkence yapan, eza veren, azap yapan kimselere ahirette azap verir."
Fe-dehale ale’l-emîri. Bu sahabî "Suriye’nin emirinin yanına girdi."
Fe-haddessehû. "Bu durumu anlattı" 'Bunlar cizye vermiyor, vergi vermiyor diye, başlarına yağ dökülüp güneşte bunlar tutuluyorlar, azaplandırılıyorlar. Olmaz böyle şey. İslam da böyle şey yok' diye söyleyince;
Emera bi-him fe-hullû. "Emir, oranın sorumlusu olan vali, adamlarına emretti ve onları serbest bıraktılar."
Revahu Müslim. "Bu hadîs-i şerîfi İmam Müslim rivayet etmiş."
Ondan sonraki hadîs-i şerîf;
وعن ابن عباس رضي الله عنهما قال: رأى رسول الله صلى الله عليه وسلم حمارًا موسوم الوجه، فأنكر ذلك؟ فقال: والله لا أسمه إلا أقصى شيء من الوجه، وأمر بحماره، فكوي في جاعرتيه، فهو أول من كوى الجاعرتين. ((رواه مسلم)).((الجاعرتان)): ناحية الوركين حول الدبر.
An ibni ‘abbâsin radıyallahu anhumâ gâle raâ resûlullahi sallallahu aleyhi ve selleme. Himâran mevsûme’l-vechi fe-enkera zâlike fe-gâle vallâhi lâ esimühû illâ aksâ şey’in mine’l-vechi ve emera bi-hımârihî fe-küviye fî câ’ırateyhi fe-hüve evvelü men keve’l-câ’ırateyni.
Ravahu müslim.
El-câ’ıratâni nâhiyatâni’l-verikeyni havle’d-dübür.
İbni Abbâs radıyallahu anhumadan. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ateşten çubukla yüzü dağlanmış, işaret yapılmış bir merkep gördü. Yüzüne kızdırılmış kıpkırmızı demirle basılmış, işaret yapılmış, yüzü dağlanmış bur merkep gördü.
Mevsûme’l-vechi. "Yüzü dağlanmış, bir eşek gördü, merkep gördü."
Fe-enkera zâlike."Bundan hoşlanmadı." Bu durumu beğenmedi, nahoş buldu.
Dedi ki; "Her koyunun, sığırın bir damgası oluyor. Ama Allah’a yemin ederim ki, vallahi ben olsaydım, hayvanımı işaretleyeceksem, damgasını vuracaksam...
Le esimuhu illa aksa şeyin mine'l mine’l-vechi. "Yüzden en uzak yerinden işaret basardım." Hayvana yüzünden olmaz diye böyle yapardım.
Ve emera bi-hımârihî. "Ve kendi merkebinin dağlanmasını, uyluklarının -arka butlarının- orasına işaret yapılmasını emretti."
Ve evveli menkebel câireteyn. "Arkası böyle işaretlenen, damgalanan, damgalamayı arkadan yapan ilk kişi Peygamber Efendimiz oldu." Hayvan bile olmasına rağmen yüze yapmayı uygun görmedi.
Allahu Teâlâ Hazretleri merhametli olmayı, acıması olan, canı olan her şeye, kurda kuşa, her canlıya acıması olan kimseler olmayı Allah hepimize nasip etsin. Güzel huylar nasip etsin. Çünkü merhamet edene merhamet olunur. Bu dünyada insan merhametli olursa ahirette Allah’ın rahmetine, merhametine mazhar olur. Huylarımızı güzelleştirelim. Anlayışlı olalım. Merhametli olalım. Çoluk çocuğumuza, hanımlarımıza, akrabamıza, dostlarımıza, Müslümanlara çevremizdeki hayvanlara, hatta bitkilere, ağaçlara neyse yani. Allahu Teâlâ Hazretleri böyle iyiliksever olmayı seviyor. Böyle olalım.
Huylarımızı ıslah etmeyi, nefsimizi terbiye etmeyi Allah bize nasip etsin.Sevdiği kul eylesin. Huzuruna sevdiği kul olarak varan cennetiyle cemaliyle müşerref olanlardan eylesin.
Bi hürmeti ismihi’l-âzâm ve bi hürmeti nebiyyihi’l-ekrem ve bi hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha.
14.03.1997 -
Sözünü Tutmak, Hadis
21.07.1995 -
İman En Büyük
