21.07.1995 - İman En Büyük Nimettir, Tüm Bilimler Allahın Varlığını Kabul Eder

21.07.1995 - İman En Büyük Nimettir, Tüm Bilimler Allahın Varlığını Kabul Eder
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hakka hamdihî ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn.
Emma ba'd:
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Allah'ın varlığında şek şüphe yok. Herkes kabul ediyor. Kabul etmeyen de var. "Ateist" diyoruz. Teo "tanrı" demek, ateist; "tanrı tanımazlık." Tanrıyı kabul etmiyor.
Peki, kabul etmiyorsun da bu düzen nasıl olmuş?
Onlar da onun cevabını veremiyorlar.
Tamam, Allah'ın varlığını büyük ekseriyet kabul ediyor fakat büyük bir ekseriyet de Allah'ın varlığını kabul ettikten sonraki noktalarda, her adımda sapır sapır dökülen dökülüyor. Bu tehlikeli bir yol, ince bir yol, yüksek bir yol. Bu yüksek yolda yürürken yamulanlar, sendeleyenler aşağıya gidiyor.
Yol ince olduğundan, çok geniş olsa yürü git ama girintisi çıkıntısı olduğundan, hassasiyeti olduğundan, birtakım şeyleri insanların iyi bilmesi gerekiyor. Oradan şöyle yapacaksın, oradan böyle gideceksin, ince bir yol…
Sen dağ yolunda dümdüz gider misin? Şehirde dümdüz bir cadde yapmışlar, bir ucundan öbür tarafa 10 km düz bir yol. Hadi bakalım dağda dümdüz git, gidemezsin. Neden? Hocam burası uçurum, burada dağ var, burada nehir var. Onun için şöyle kıvrılacaksın, usulüyle şöyle geçeceksin. İşte hayatın da, dinin de, imanın da böyle incelikleri, kıvrıntıları var. O incelikleri bilemeyen, dümdüz gitmeye kalktı mı virajda uçurumdan yuvarlanıyor. Boğaziçi’nde dümdüz gitti mi arabasıyla beraber, Emirgan’ın sularının içinde cup kaybolup gidiyor. Filozofların sözlerini, Descartes’i, Kant’ı, Aristo’yu, Eflatun’u, platonizmi, Konfüçyüs’ü hep okuduk. Dinler hakkında dinler tarihi dersleri var; dinleri inceledik. Kültürleri, medeniyetleri, milliyetleri inceledik. Bunların sonucu var, hepsini inceledik. İçinizde de bunları bilen, İlahiyat Fakültesi’nde okumuş kaç tane kardeşimiz var, kaç çeşit ders gördük. Bu kitapları, makaleleri yazan adamlar, bu konuları inceleyen profesörler…
Yani bilgisiz, kendi içine kapalı, dış fikirleri, medeniyetleri, yaşamları, düşünceleri bilmeyen insanlar değiliz. Her şeyi biliyoruz. Ama onlar Müslümanlığı bilmiyorlar.
Doğruyu söylüyorum. Kur'ân-ı Kerîm'in dediğini söylüyorum. Benim kendi özel fikrim de değil. Benim din hocalığım sırasında aldığım bir karar var, bir kaide var, kural var. Uyduğum, uymayı kararlaştırdığım bir kural var:
"Kendim bir söz söylersem belki hata ederim; ya Kur'an ayeti okuyayım izah edeyim ya da Peygamber Efendimiz'in hadisini okuyayım, onu izah edeyim diyorum."
Başka bir şey demiyorum; dersem rahatsız oluyorum, demem. Ne bilirim? Bilimsel olarak benim incelediğim bir şeyi söyleyebilirim ama nihayet bir kulum. Bilimsel araştırma yapanlar da yanılabiliyor. Köprüyü yapanlar da yanılabiliyor da köprü çökebiliyor. Betonarme hesaplarını yaptılar yaptılar; teknik üniversitenin betonarme profesörü, spor sergi salonları yaptı. Salon çöktü.
Demek ki hesap yanlış. Evet, matematik; evet, ilim ama hesap yanlış olunca profesörün profesörlüğü, hesabı sonuçta bina yıkılınca olmuyor.
"Yanılabilirim." diye ben âyet ve hadisten başka bir şey söylememeye çalışıyorum. Yolumuzun dışındaki başka yolları da bildiğim için, okuduğum için, siz de bildiğiniz, dinlediğiniz ve çevrede gördüğünüz için; çok mantıklı, çok rahat, çok huzurlu, çok açık konuşuyoruz:
"Şu kâinat tesadüfler yığını değildir, bu kâinatı yaratan bir yüce varlık var; bizim Rabbimiz O, biz O'na kulluk ediyoruz." diyoruz.
Ne kadar mantıklı, ne kadar güzel!
Peygamber Efendimiz diyor ki;
"İslâm, Hz. Âdem'den beridir, o zamandan beri..."
en-Nebiyyûne'llezîne eslemû.
Tâ eski zamanlardan beri İslâm dini üzere yaşamış peygamberler diyor. Yeni bir din ihdas etmiyor ki "Muhammed'in dini" demiyor ki.
Fe'ttebi'û millete İbrahîme hanîfâ.
İbrahim'in dosdoğru olan, hakka meyyal, bâtıldan uzak, sapasağlam samimi dinine tâbi olduğunu söylüyor.
Mâ kâne İbrahîmü yehûdiyyen ve lâ nasrâniyyen velâkin kâne hanîfen müslimâ.
"İbrahim müslümandı." diyor Allah.
İslâm dini Peygamber Efendimiz'le ortaya konulmuş bir din değil. Onu açıkça söylüyor.
Ne kadar güzel! Bunu anlayan insan hayran olur. İbrahim aleyhisselam'ın hak peygamber olduğunu, onun da Müslüman olduğunu söylüyor. Musa aleyhisselam'ın da Müslüman olduğunu, İsa aleyhisselam'ın da Müslüman olduğunu söylüyor. O kadar güzel ki dinimiz! Bakmayın garibanların boynu bükük olduğuna.
Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr ü kıymetten.
Mücevher çamura düşse kıymeti düşer mi?
Düşmez. Pırlanta yüzük yine pırlantadır, isterse çamura düşsün.
Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr ü kıymetten.
Biz şu anda şaşaalı, devletlü, saltanatlu, izzetlu, kıymetlu değiliz. Ama bir zamanlar öyle idik. Bir zamanlar Kanuni devrinde muhteşemdik. Şu anda "Şu Müslümanlar mı?" diyorlar.
O zamanda Kanuni devrinde herkes bize bakıyordu; İstanbul moda merkeziydi, Romanya İstanbul'u takip ediyordu; giyim kuşam oraya tesir ediyordu. Şu anda diyorlar ki; "İşte Müslümanlar Hindistan'da, Pakistan'da."
Onların fakir olmasına kim sebep oldu?
Siz sebep oldunuz. Siz hücum ettiniz, siz sömürdünüz, siz yaktınız yıktınız. Harpleri darpları yapan sizsiniz. Hâlâ biz kendi ülkemizde ayağa kalkmaya çalıştıkça bizi çelmeleyen, bizi yere yıkan yine Batı...
Rusya'nın Kafkaslar'da ne işi var?
Kafkas halkları geçtiğimiz yüzyılda Rusları oraya sokmamak için senelerce mücadele verdiler.
Rus'un Kafkasya'da işi ne? Orası onların toprağı değil ki Orta Asya'da işi ne? Sibirya'da işi ne? Onların toprağı değil. Fransız'ın Gine'de, Kaledonya'da işi ne?
Onların toprağı değil. Her tarafı işgal ettiler. Afrika'yı paylaştılar, Amerika'yı paylaştılar, Okyanusya'yı paylaştılar…
Şu anda Müslümanlar biraz mağdursa, mazlumsa; yere düşmüş bir cevher gibidir. Şimdi; "Şunların hâline baksana!" diyorlar.
Güney Amerika Hristiyan olduğu halde, hem de koyu Hristiyan, Katolik olduğu halde işte buyur; Brezilya, Arjantin, Peru, Şili; ne kadar geri. Bir aldatmaca muhakeme ile Müslümanlık ilericiliğe karşıymış gibi söylemek istiyorlar. Öyle değil! Doğru inançtayız elhamdülillah. Bunu gençler bilsin.
Ve zaten dünyanın her bilinçli insanı, ilim adamı İslâm'a geliyor. Bunun en açık misallerinden biri, bugün de en açık misali ne?
Fransız filozofu, feylesofu Roger Graudy. Feylesof. Adam filozof sıfatını kazanmış. Filozofer.
Filozof adını nasıl kazanıyor insan?
Onu on beş, yirmi dolar vererek çarşıdan pazardan elbise alır gibi almak mümkün değil. O bir ömür boyu yapılan çalışmalarla, yazılan yazılarla ortaya çıkıyor. Adam filozof. "Asrın filozofu" diyorlar. "Komünizmin bütün fikriyatı kaybolsa bu adam eline kalemi alır, yeniden yazar." diyorlar. Derya gibi adam.
Derya gibi adam, ne oluyor sonra?
Müslüman oluyor.
Bu neyi gösteriyor?
İslâm'ın hak din olduğunu gösteriyor. Profesör Moris Bükey, Morice Bucaille. Fransız İlimler Akademisi’nden unvan almış bir insan, Müslüman oluyor. Amerikalı filanca senatör, adını hatırımda tutamadım, Müslüman oluyor.
Bunlar bir şeyi gösteriyor:
"İslâm'ın bilime sahip olduğunu, bilimsel yanda olduğunu, akıl mantık yanında olduğunu gösteriyor. Aklını, mantığını kullanabilenlerin her ülkeden İslâm'a geldiğini gösteriyor."
Burada da konuştuğumuz bazı kimseler; "sizin dininiz doğru" diyorlar. Bir kısmı demiyor, neden?
Başka teşkilatlara girmiş, teşkilat taassubu içinde vesaire vesaire... Hepsinin sebebi var.
Biz elhamdülillah, mü'min olarak doğru yoldayız, cennet yolundayız. Allah mü'minlere, müttakilere cenneti hazırlamış. Biz mü'miniz. Ama mü'minlerin müttaki olanlarına cennet var. Dikkat edilirse;
Ve cennetin arduhe's-semavâti ve'l-ardu uiddet li'l-müttakîn.
Müttaki sıfatı önemli.
Müttaki ne demek?
"Haramlardan, günahlardan, Allah'ın rızasına aykırı işleri yapmaktan, cehenneme düşmekten sakınan kul" demek.
Sakınacak, ayağını denk alacak, ihtiyatlı olacak, düşünceli olacak. Allah'ın rızasını kaybetmemeye çalışacak. Müttakilik önemli. Amentüde, elhamdülillah hepimiz mü'miniz.
Tabii bazı insanlar bazı yerlerde imanını kaybediyor, birçokları. ?
Bazı insanlar, söylediği laflardan gümbür gümbür küfre yuvarlanır.
Bazı insan küfre gider.
Müttaki olmak lazım. Bastığı yere dikkat etmek lazım.
İnsanın attığı adıma dikkat etmesi lazım. Söylediği sözü ölçerek söylemesi lazım. Söylediğini, ağzından çıkanı kulağının duyması lazım.
Öyle şey mi olur? Şimdi de bir sürü laflar söyleniyor, bir sürü yanlış sözler söyleniyor. İslâm'ı şöyle kenara itenler var, ondan daha kötü sözler söyleyenler var, başka havaları çalanlar var.
Müttaki olacak.
Uiddet li'l-müttakîn. "Cennet müttakilere hazırlanmıştır."
Mü'min olacağız, müttaki Müslüman olacağız.
Peki, müttaki Müslüman olmazsak ne olur?
Ben müttaki Müslüman olamadım. Sakınmazsan sakınan, çekinen, korunan, cehenneme düşmekten uzak duran bir insan olmazsan ne olur?
Cehenneme düşersin. Uçurumun kenarında yürürken etrafa, havaya bakarsan, ağzını açarsan uçuruma yuvarlanırsın. Önüne bak demedim mi sana? Dikkat et demedim mi? "Yol tehlikeli" demedim mi? Paldır küldür uçurumun aşağısında bulursun kendini, fokur fokur kaynayan (kazanın] içinde bulursun.
Neden? Nasıl oldu bu iş?
Ayağına dikkat etmedin, bastığın yola dikkat etmedin, yol ince idi, yolun inceliğini öğrenmedin. Müttaki olmazsa müttaki olmadığı kadar cezasını çeker. Müttaki olmadığının cezasını çeker.
"Ey kullarım, ben size peygamber göndermedim mi? Ben size kitap indirmedin mi? Ben size cehennemin olduğunu, bazı insanların şöyle şöyle yaparlarsa cehenneme gireceğini daha önceden söylemedim mi?" der, Allahu Teâlâ hazretleri.
Polis bir adamı çeviriyor; "Gel bakalım, ver ehliyeti, ruhsatnameyi."
"Ne oldu?"
"Bu yol tek yönlü yol, sen buradan buraya ters girdin. Görmedin mi levhayı? Buraya girilmez levhası vardı, wrong way yazıyordu. Sen niye bu yola girdin? Yanlış yol. Ver bakalım cezayı!" der.
Neden?
Nizam konulmuş, önceden belirtilmiş, levha da konulmuş, yazı da yazılmış.
Yaparsam ne olur?
Yaparsan kaza olur, önce sen zarar görürsün. İslâm'ın bütün emirleri insanların lehinedir, menfaatinedir, hepsi güzeldir. İslâm'ın emirlerinin hepsinin faydası vardır, yasaklarının hepsi yerli yerincedir, ibadetlerin hepsi güzeldir, hepsi harikadır, tadına doyum olmaz. İslâm'ın tüm emirleri güzeldir.
Çok güzel bir söz var:
"Çağımız buhranda, kurtuluş İslâm'da."
"Kurtuluş İslâm'da." Kâinatın, âlemin, ulusların kurtuluşu da İslâm'da; Afrika'nın kurtuluşu da, Hindistan'ın kurtuluşu da, Japonya'nın kurtuluşu da, Çin'in kurtuluşu da, Rusya'nın kurtuluşu da İslâm'da.
Onları da gördük. Onların da hâlini biliyoruz, perişanlığını görüyoruz, acıyoruz. İnsanlara acıyoruz; bunlar bizim kardeşlerimiz.
Kâinatın nizamının prospektüsü, kullanma talimnamesi İslâm'dır; bu kâinatta güzel yaşamak için onu bilmek lazım. Hastalıkların reçetesi, İslâm'dır. Hastalıklardan kurtulmak için bu reçeteyi okuyup bu ilaçları kullanmak lazım. Kullanınca geçer. Allah İslâm'ın kıymetini bilmeyi, müttaki müslüman olmayı nasip etsin.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi imandan ayırmasın. Bizden doğan çocuklarımızı, evlatlarımızı imandan ayırmasın. İmandan sonra küfre ayaklarını kaydırmasın. Doğru yolda giderken eğri yola saptırmasın. Uçuruma yuvarlatmasın. Sevdiği kullar zümresindeyken o zümreden ayrılıp da sevmediği kulların zümresine geçenlerden eylemesin. Hayatı rızasına uygun yaşayıp huzuruna sevdiği kul olarak varmayı nasip etsin.
Bi hürmeti ismi bil âzâm ve bi hürmeti nebiyyike'l ekrem ve bi hürmeti esrâri sûreti'l fatiha.
21.07.1995 -
Köleye Kötü Muamelenin
14.03.1997 -
Cennete Giremeyecekler, İyiliği
