21.10.1994 - Hz.Ömerin Ölümle İlgili Kıssası, Peygamberimizin Tevazusu

21.10.1994 - Hz.Ömerin Ölümle İlgili Kıssası, Peygamberimizin Tevazusu
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı üzerinize olsun.
Hz. Ömer radıyallahu anh'ten biraz bahsetmek istiyorum:
Rivayete göre emîrü'l-mü'minin Hz. Ömer radıyallahu anh yüzük taşına şu yazıyı yazdırmış:
Kefâ bi'l-mevti vâizan yâ Ömer. "Ey Ömer! Ölüm sana vaiz olarak yeter."
Başka birisinin çıkıp kürsüye vaaz etmesine, nasihat etmesine hacet yok; ölüm bir vaizdir. Sanki kürsüye çıkmış da insanlara vaaz ediyor, gerçekleri hatırlatıyor, ikaz ediyor, ihtar ediyor.
Yüzüğün taşına bu yazıyı yazmanın sebebi ne?
Yüzük o devirde pratik bir amaçla kullanılıyor. Yüzüğün taşına bu yazı yazılıyor. O yüzük o şahsın parmağına takılmış; onun malı… Mektuba ve yazdığı yazıların altına mühür olarak da kullanılıyor. Yazının altına mührünü basmak istediği zaman mühür başka bir kutuda veya bir başka yerde değil, parmağında. Parmağını çevirecek, yazının üstüne ismiyle beraber basacak, "Yâ Ömer!" diyor kendisine hitaben. İsmiyle beraber bu nasihat de çıkmış oluyor.
"Sana ölüm vaiz olarak yeter yâ Ömer!"
Mektubu, nâmeyi gönderdiği kimseye de yeter. O imzayı okurken insan daha çok duygulanır. Biz de daha çok duygulanıyoruz. Hz. Ömer gibi aşere-i mübeşşereden, cennetle müjdelenmiş Peygamber Efendimiz'e kız vermiş, onun kayınpederi olmak şerefine yükselmiş, ashabının ileri gelenlerinden, Ümmet-i Muhammed'in başına geçirilmiş bir mübarek zât.
Kur'ân-ı Kerîm'de birçok hususlarda onun re'yi takviye edilmiş. Ama o ölüme böyle bakıyor ve ölümden böyle etkileniyor ve ölümü unutmamak için yüzüğünün taşına, kaşına, bu yazıyı yazdırmış da mühürlediği her yazıya yüzüğünü bastığı zaman, mühür tarzında kullanılan yüzüğünü bastığı zaman bu hakikati karşısında görüyor.
Tasavvufta da ölümü düşünmek onun için büyük bir yer alır. Ölümü düşünmek bir vazife olarak yapılır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz başka hadîs-i şerîflerinde de; Eksirû zikre'l-mevti diye tavsiyelerde bulunmuş. "Ölümü çok düşünün, ölümü unutmayın." Öleceğinizi hatırınızdan çıkarmayın.
Ölümü unutmamak, insanı çok uyandıran, çok kıymetli bir husustur. Çünkü insan öleceğini bilince ona göre davranır.
Ölmeden evvel yapması gereken işleri acele acele, çabuk çabuk vaktinde yapmaya çalışır. Hayrı tehir etmez. Tevbeyi çabuk yapar. Tevbe konusunda da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîfi var;
Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevti. "Allah'a dönüşü, tevbe-i nasûhu gerçek bir dönüşle Allah yoluna girişi, ölüm gelmeden evvel, çabuk yapınız." diyor.
Bazıları diyorlar ki;
"Yapacağım, başlayacağım, tevbekâr olacağım, içkiyi bırakacağım, kumarı bırakacağım, sakal bırakacağım, namaza başlayacağım, hacca gideceğim ama şöyle bir emekli olayım da öyle."
Öyle değil. Peygamber Efendimiz emekliliğe bırakmayı uygun görmüyor. Accilû. "Ta'cil ediniz, acele yapınız."
Neden?
Ansızın geliverir ölüm. Ne zaman geleceğini de Allah'tan gayrı kimse bilmez. Ölümün kime ne zaman geleceğini bilmiyor. Sırayla da gelmediği muhakkak. Yaş sırasına göre insanları dizelim, en yaşlılar ölsün, sırayla ötekiler ölsün gibi bir kaide olmuyor. Bazen gençler ölüyor, bazen yiğitler, pehlivanlar ölüyor. Bazen zenginler ölüyor, bazen padişahlar, hükümdarlar, devletliler, şevketliler ölüyor. Fukarâcık, sefalet içinde yaşayan insan uzun zaman yaşayabiliyor. Ne zenginlikle ne sıhhatle alakalı. Bazen turp gibi sıhhatli bir insan trafik kazasında göçüp gidiveriyor. Âhir, eski devirlerde de buna benzer olaylar olmuş.
Binaenaleyh, ölümün en çok nesinden ibret alacağız?
Ansızın gelivermesinden. Hiç beklemediğin bir anda ansızın gelip de yakana Azrail'in yapışıvermesi hususu önemli. Bunun için ölüme hazırlanmak lazım. Ben tasavvuf kitaplarında bakıyorum. Dervişliği, tasavvufu, çok önemli bir konu, çeşitli şekillerde tarifler yapmışlar. Yüzlerce binlerce tarifi olduğu söyleniyor. Tasavvuf önemli bir konu. Önemli bir noktasına işaret ederek, bastırarak, vurgulayarak, "Tasavvuf şudur." diyorlar. Ben de diyorum ki;
"Tasavvuf, insanın ölüme hazırlıklı olmasını sağlayan, tedbirleri öğreten ilim."
İnsan nasıl ölecekse, ona göre tedbirini alarak hazırlıklı gezmeli. Hemen nerede ölüm gelirse, "Dur biraz daha bekle de şu hazırlıkları yapayım, eksiklikleri tamamlayayım diyecek bir hâli olmamasıdır." diyorum.
Gerçekten de tasavvufta insanın ölüme hazırlanmasına dair çok tedbirler, nasihatler vardır, mevcuttur.
Ölüm soğuk bir şey, tatsız bir şey. Keşke insanlar hep böyle tatlı şeylerden bahsetse. Gülden, sümbülden, bahardan, çiçekten, kelebeklerden, güneşli havalardan, manzaralardan; tatlılardan, kebaplardan, kaymaklardan… Hep güzel şeylerden bahsetse…
İyi güzel ama bizim hocamız cennet-mekân rahmetullahi aleyh Mehmed Zahid Kotku Efendimiz hazretleri söylerdi… Bir şairin şiirini edalı edalı, ağır ağır telaffuz ederdi. Derdi ki;
Fâni dünya hoştur amma âkıbet mevt olmasa.
Güzel bu dünya ama ah bir de ölüm olmasa, sonunda ölüm gelmese. Ölüm var. O halde, fâni dünyanın hoşluğuna aldanmamak gerekiyor. Kapılıp takılmamak gerekiyor.
"Dost acı söyler; düşman güldürür." denildiği gibi, ölüm de acı ama insanın ölümü düşünmesi kendisini kurtaracak bir duygu oluyor. Hem dünyada yapması gereken işleri çabuk yapar; ihmal etmez, hem kötülüklerden rahatlıkla, çabuklukla kesilir. Ölüm birçok kimsenin tevbekâr olmasına sebep oluyor. Bakıyorsunuz annesi ölmüş, bu olay çok sevdiği annesi ölünce çok tesir ediyor. Bakıyorsunuz şahıs namaza başlamış, namaz kılmaya başlamış. Hacca gitmiş, annesinin namına hacca gitmiş, kendisi hacca gitmiş. Tesbih çekmeye başlamış, hayır hasenât yapmaya başlamış.
Gördünüz mü; ölüm birisinin iyi bir insan olma yoluna ayak basmasına sebep oluyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîfi böyle bir ifade ile başlatmış, sözünü böyle açmış;
"Ey insanlar! Sanki ölüm bizden başkasına yazılmış; bize değil de bizden başkasına yazılmış. Sanki hak bizim boynumuza borç değil. Haklara hukuka riayet etmek, yapmak, eda eylemek bizim borcumuz değilmiş gibi yaşıyoruz. Ölüleri âhirete gönderiyoruz, sanki biraz sonra bize geleceklermiş kabirleri evleriymiş de orada biraz kalıp geleceklermiş gibi; etkilenmeden, titremeden, ürpermeden bu işi yapıyoruz, ibret almıyoruz.
"Bizim" diye söylüyor. Bu büyüklerin üslûbudur. Böyle bir üslûp güzel, kibar bir üslûptur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in diğer dualarına baktığımız zaman, yaşam tarzına baktığımız zaman; hiç öyle, "Ben insanların en yükseğiyim. Makâm-ı Mahmud'un sahibiyim. Allah bana dünyada âhirette en yüksek insan olma şerefini verdi. Peygamberler kulların en üstünleri. Ben de peygamberlerin seyyidiyim. Evvelîn ve âhirînin efendisiyim." deyip de, öyle bir tavır takınmamış.
Kul gibi kulluğunun idraki içinde miskinlerle fakirlerle haşir neşir olarak, çocukların gönlünü yapacak tatlı sözler söyleyerek çok mütevazı bir hayat yaşamış. Çok mütevazı güzel ahlâklı bir davranış sergilemiş. Bizim için çok büyük bir ibret.
Bu tarzda düşünmeliyiz biz de, bu sözlerden etkilenmeliyiz. Ölümü hiç unutmamalıyız ve ölüme hazırlanmalıyız. Yapacağımız hayırları erken yapmalıyız ve tevbemizi çabuk yapmalıyız. Kötülüklerden hemen kesilmeliyiz.
Allahu Teâlâ hazretleri bizleri böyle bir gayret içinde olan uyanık müslümanlardan eylesin. Ölümün geleceği haktır, ölüme hazırlanmamız lazım. Elimizde hayatımız büyük bir nimet ve fırsattır.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi âhirete gözümüzden perdeler kaldırılıp cennetteki makamımızı görüp de güle güle gidenlerden eylesin. Cennetiyle cemaliyle bizleri, sizleri ve sevdiklerinizi etrafınızda anneniz, babanız, evlatlarınız, akrabanız, dostlarınızla beraber cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. İki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...
14.06.1996 -
İlim Öğrenmek ve
14.06.1996 -
Duanın Kabul Edilmemesinin
