14.06.1996 - İlim Öğrenmek ve İlim Öğretmek, Güzel Huylara Sahip Olmaya Çalışmak

14.06.1996 - İlim Öğrenmek ve İlim Öğretmek, Güzel Huylara Sahip Olmaya Çalışmak
Es-Selâmualeyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh…
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri
Allahu Teâlâ hazretleri sizi dünyanın ve âhiretin her türlü hayırlarına nâil, sahip ve mazhar eylesin.
Size EbûHüreyreradıyallahuanh'ten bir hadîs-i şerîf açıklamak istiyorum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;
İnneme'l-ilmubi't-taallümi ve inneme'l-hilmübi't-tehallümi ve men yebteği'l-hayra yu'tehû ve-men yetekı'ş-şerre yûkahû.
Mânası, geniş bir alanı bize gösteren mühim bir hadîs-i şerîf. Burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bize bazı gerçekleri öğretmiş oluyor.
Buyuruyor ki;
İnneme'l-ilmubi't-taallümi. "İlim öğrenmek birden olmaz, taallüm ile olur."
İlmi öğrenmek için gayret sarf edip zorlanarak, çalışarak ilim öyle elde edilir. Bazı bilgileri Allah bazı sevgiyi kullara kendisi mânevî yönden ihsan eder, gönlünü nurlandırır, gözünün perdesini kaldırır, bazı bilgileri elde eder. Ama istisnaî durumlar ayrı umumî kaide…
İnsan Allah'ın öyle o derecede sevgili kulu olsa ne mutlu! Başka bir şey istenmez. Fakat halk için sizler için bizler için umumî [olarak] gösterilen, tavsiye edilen yol, ilme çalışmaktır. Zahmetini çekmeden nimetine erilmiyor. İlim öğrenmek için çalışılacak. İlmin, ilim öğrenmenin çok büyük sevabı var.
Vaazlarımızda konuşuyoruz. Bazıları bazen bize bir kağıt gönderip;
"En sevaplı iş hangisi hocam?"
"Bir insan ne yaparsa çok sevap kazanır?"
"En büyük sevabı nasıl alır?" diye soruyorlar.
En sevaplı iş ilim öğrenmek.
Bir ilim öğrenmek için insanın böyle çalışması esnasında hoca da çok büyük sevap kazanıyor, talebe de çok büyük sevap kazanıyor, hepsi cennetin yolcusu olmuş oluyorlar. O bakımdan herkesin her yaştaki müslümanın imkân olduğu nispette ilimle iştigal etmesi lazım.
İlmin zahmetleri var. O zahmetlerden de kaçınmaması lazım. Gözünün korkmaması lazım. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz'inhadîs-i şerîflerinden biliyoruz.
İbadetlerin zahmeti çok oldukça zahmetin nispetinde de mükâfatı çok oluyor.
İbadetlerin en faziletlisi zahmeti çok olandır.
Onun için müslüman azimli insandır. Müslümanın genel ruh yapısı böyledir. Zahmetli de, meşakkatli de, zor da olsa başka insanların gözüne alamayacağı, gözüne kestiremeyeceği cinsten de olsa mü'min öyle işlere seve seve koşar.
Bismillahirrahmanirrahim, tevekkeltüala'llah der, girişir.
Neden?
Çünkü zahmeti nispetinde büyük mükâfat alacağını bilir.
İlim yolu da zor bir yoldur, kolay değildir. Alim olmak herkesin başaracağı bir iş değildir. Herkese nasip olmuyor ama herkesin ilim öğrenmesi şarttır. İlim için çalışması şarttır. Herkes alim olamaz. Alim olmak olağanüstü bir durum, çok büyük bir nimet, çok uzun bir zahmet ama hiç olmazsa herkesin dininin önemli bilgilerini, kendisinin Allah rızasını kazanmasına sebep olacak ana kaideleri mutlaka öğrenmesi lazım!
Benim âcizâne kanaatime göre bu ana kaideleri sağlam bir şekilde çocuk akıl ve bâliğ olmadan önce öğretmeliyiz.
Niçin?
Çünkü akıl ve bâliğ olduğu zaman artık kötü bir şey yaptığı zaman defterine günah yazılıyor, iyi bir şey yaptığı zaman sevap yazılıyor. Mesuliyet çağı başlamış oluyor. Çocuk mesuliyet çağı girmeden önce sevapları günahları, haramları, helalleri bilmeli ki iyice öğrenmiş olmalı ve benimsemiş olmalı. "Bak bu haramdır, ben bunu katiyyen yapmam, bak şu sevaplıdır, helaldir, ben bunu mutlaka zahmetli de olsa yaparım." diye yetişmesi lazım ki mesuliyet çağına girdiği zaman hazırlıklı girmiş olsun. Ömrü hep sevaplar işleyerek geçsin ve Allah'ın en sevgili kulu olsun.
Allah'ın en sevdiği kullarından birisi gençliğinden itibaren ibadete devam eden ve hiç böyle çılgınlık, şaşkınlık, delikanlılık veya avarelik, havailik yapmadan ciddi bir şekilde hayatını başlayıp öyle devam ettiren insan ve böyle bir genç…
Ve şâbbünneşee fî ibâdeti'llahitealâ. "Allah'a ibadet ede ede çizgisini saptırmadan, sırât-ı müstâkîm de dümdüz yürüyerek yetişen bir genç, Allah'ın sevgili bir kuludur."
Allah'ın Arş-ı Âlâ'sında gölgelenecek ve Peygamber Efendimiz'in bir hadîs-i kudsîde bildirdiğine göre;
"Sen Ey sevgili genç! Benim nazarımda meleklerimin bazısından bile daha üstünsün diye Allahu Teâlâ hazretleri ona iltifat buyuracak."
Öyle olduğunu anlıyoruz. Böyle yetişen bir genç meleklerden de üstün olabiliyor. Onun için bu zahmete değer.
İlim öğrenmenin zahmetine, sıkıntılarına, gece uykusuz kalmaya, imtihan heyecanına değer. Hocalar çok muhteremdir. Elleri değil ayakları öpülmeli, bir harf öğretse bile ona sonsuz bir saygı duyarak hürmet gösterilmeli.
İlim böyle…
Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfin arkasından bu birinci cümleye benzeyen ikinci bir cümle buyurmuşlar;
İnneme'l-ilmubi't-taallümi ve inneme'l-hilmübi't-tehallümi. "İlim sadece ve sadece öğrenmekle elde edilir. Zahmeti çekerek, çalışa çalışa, yıllar geçe geçe insan alim olur. Ve bir de hilm de tehallüm ile elde edilir." diyor.
Hilm nedir?
Hilm herkesin kızacağı bir durumda bile kendisini tutup kızmamak, sakin olmak, âsabına hakim olmak demek.
Adam mahkemeye getiriliyor, karakola düşüyor eli kelepçeli veyahakimin huzurunda, yanında jandarma var.
"Niye bunu yaptın?" diye soruluyor.
"Kendime hakim olamadım. Kızdım, ne yaptığımı bilemedim, kendimi kaybetmişim ondan bu suçu yaptım." diye söylüyor.
Halim selim insan nedir?
Kızmayan insandır. Dengesini kaybetmeyen insandır, aklının idrakinin, ışığında hareketlerini ona göre yapan insandır. Sinirlenip de olmayacak işler yapmayandır. Bu bir huydur. İnsanın böyle halim selim, dengeli olması, sakin olması, kızmadan meseleleri mütelaa ve müzakere etmesi kolay bir şey değil. Demek ki o da öğrenilirmiş. Bu hadîs-i şerîften onu anlıyoruz.
Hilm de tehalllüm, halimmiş gibi, yavaş yavaş, halim olmadığı halde; bir insan sinirli, asabi ama küçük küçük olaylarda halimmiş gibi davranarak yavaş yavaş, yavaş yavaş hilmi de öyle öğrenir. İlmi öğrendiği gibi hilmi de halim olmadığı halde halim gibi davrana davrana, sonunda içinde hilm huyu olarak yerleşir ve halim bir insan olur.
Peygamber Efendimiz buyurmuş, bu da bizim için müjdeli bir haber. Demek ki huylar kazanılabiliyor, öğrenilebiliyor ve insan yavaş yavaş bazı güzel huyları benimseyebiliyor, içine yerleştirebiliyor. Bu güzel bir şey.
O bakımdan biz de bundan sonra hangi güzel huyları benimsemek istiyorsak o huylara sahip olalım diye düşünüyorsak ne yapmamız lazım?
Onu yavaş yavaş uygulamamız lazım. Buradan küçük küçük, basit uygulamalarla bu işi yavaş yavaş âdet haline getirme çalışmaları yapmamız gerektiğini anlıyoruz.
Ve men yebteği'l-hayra yü'tehû ve-men yettekı'ş-şerre yûkah.
Bu cümlenin arkasından bu hadîs-i şerîfin içinde Peygamber Efendimiz'in bir müjdeli cümlesi daha var:
"Kim hayrı elde etmek, hayrı yapmak istiyorsa bu imkan kendisine verilir. Kim şerden korunmak istiyorsa, kötülük yapmamak istiyorsa, şerre alet olmamak istiyorsa, düşmemek istiyorsa ondan korunur."O halde aziz ve sevgili kardeşlerim ,ilim öğrenmeye hepimiz gayret edelim.
O halde ilim öğrenmeye hepimiz gayret edelim. Yaşımız ne olursa olsun. Bunu tekrar üstünü çizerek, bastıra bastıra söylüyorum. İlmin yaşı yoktur, her yaşta insan bir şey öğrenir. Hatta yaşlı olduğu zaman bile öğrenilir. Hatta bazen hiç umulmadık küçükten bile, yaşlı bir insan büyük bir şey öğrenebilir. İbret alabilir.
Küçükleri bırakalım; büyük evliyâullah, mübarek kullar, hayvanlardan bile ibret almışlar. Hayvanların hareketlerinden, çevrelerindeki olaylardan bile kendileri ders çıkartmışlar.
Bir tanesi mesela buyuruyor ki;
"Köpeğin kedinin fare deliğinin karşısında pür-dikkat onu bekleyişi, ona bakışı bana ibret oldu." diyor.
Bu fareyi çıkacak mı, çıkmayacak mı diye bu kadar dikkatli gözlüyor. "O halde ben de aynı şekilde hareket etmeliyim." diye ondan ibret aldığını beyan ediyor. O halde ilmin yaşı olmadığından her yaşta bir şeyler öğrenmeye çalışmalıyız.
Ben her zaman vaazlarımda da söylüyorum, size de belki böyle telefonla yaptığımız vaazlarda söylemişizdir.
Her gün evimizdeki takvimin sayfa arkasını okusak, öğrensek senenin sonunda alim oluruz. Müftü Efendi "Sen bizim mahallede vaizlik yap." diye bize vesika verir. İnsan bir senede alim olur. Çünkü bir takvimde bile hazine gibi bilgiler var. Ben sayfalarını atmaya kıyamıyorum. Her gün bir âyet öğrensek 365 âyet öğrenmiş oluruz.
Her gün bir hadîs-i şerîf bellesek bir yılda 365 hadis öğrenmiş oluruz.
Halbuki günümüzü nelerle geçiriyoruz, zamanımızı nelerle harcıyoruz. Gazetelerin hepsini deviriyoruz; şu gazete, bu gazete, arka sayfası, ön sayfası,
Ne yapacağız?
İlme böylece gayret edeceğiz, küçük küçük de olsa, az az da olsa böylece çalışacağız. Bu arada da huylarımızı geliştirmeye çalışacağız. İyi huylarımızı geliştirmeye, kötü huyları atmaya çalışacağız
Peygamber Efendimiz tarafından inneme'l-hilmübi't-tehallümi denildiğine göre demek ki huylar da kazanılabiliniyormuş. O halde güzel huyları alacağız.
Neden?
Çünkü insan güzel huyu sayesinde, güzel huyluluğu sayesinde sabahtan akşamlara kadar oruç tutan, akşamdan sabahlara kadar ibadet eden bir âbid, zahid kulun sevabını güzel huyu sayesinde kazanabilir. Bir insan da bir kötü huyu yüzünden Allah korusun, Allah'ın hışmına, gazabına uğrayabilir. Hatta cehenneme girebilir.
Çok yaygın bir misal, hadîs-i şerîften bildiğiniz bir misal;
Kadının birisi kediye kızmış.
Kim bilir ne yaptı?
Belki yüzünü tırmaladı, elini tırmaladı, ısırdı, belki tencereyi devirdi, belki ciğeri kaptı, bir haylazlık yaptı, belki ortalığı pisletti… neyse. Kediyi hapsetmiş, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Salıvermedi ki hayvan avlanarak kendi karnını kendisi doyursun. Yemek vermedi ki hapis olduğu yerde yeyip de hayatını devam ettirsin. Kedi hapis olduğu yerde öldü, Allah da o merhametsiz kadını cehenneme soktu. Cehennemlik eyledi."
Bir kedi için, çok kıymetli varlık olan, aziz bir yaratık olan insan cehenneme girer mi?
Kedi için cehenneme girmiyor, merhametsiz olduğu için cehenneme giriyor. O halde demek ki kötü huylar insanı çok kötü durumlara düşürebilir. Allah'ın cezasına uğratabilir. Cehenneme düşürebilir. Cehennemde cayır cayır yanmasına, ceza çekmesine sebep olabilir. Müslüman olduğu halde huyu kötü ise ceza çekebilir.
Demek ki kötü huyları atmamız, iyi huyları almamız lazım. İyi huy durduğu yerden insana sevap kazandıran bir sermaye gibidir. Adamın bir sermayesi var, çok iyi çalışan bir iş yerine parasını yatırmış, ondan sonra altında arabası, istediği yere gidiyor, oh çok rahat ediyor.
Neden?
Sermayesi, parası var, para geliyor o iş yerinden bu da keyfince yaşıyor. İşte iyi huy böyledir. İnsan iyi huylu oldu mu durduğu yerden sevap kazanır, durduğu yerden Allah'ın sevgili kulu olur. O halde kötü huylarımızı atmak için çalışacağız. İyi huyları almak için çalışacağız. Bu da bir çalışma. İlim öğrenir gibi güzel huyları da öğreneceğiz.
Evliyâullah büyüklerimiz bizlere nasihatlerinde -tarihe geçen büyük nasihatlerde- demişlerdir ki;
"İlim öğrendiğin gibi takvâyı da öğren."
Güzel huyları da öğren diye emretmişlerdir.
O halde sevgili AKRA dinleyicileri; ilim öğrendiğiniz gibi güzel huyları da öğrenin. Güzel huyların bir listesi evinizin odanızda, karşınızda bulunsun.
Güzel huy nedir?
Cömertliktir, merhametliliktir, adaletliliktir, geçimliliktir vs. bunları böyle sıralayın, karşısına da kötü huyları sıralayın. Cimrilik kötü huydur. Gaddarlık kötüdür, geçimsizlik kötüdür vs. bunları da sıralayın. Bunlara karşı uyanık olun. İyilerini öğrenmeye, benimsemeye, yaşamaya, uygulamaya çalışın. Kötülerde de, içinizde kötü duygular varsa kurtulmaya gayret edin. Çünkü Allah hayrı isteyene hayrı veriyor. Şerden korunmayanı dileyeni de şerden koruyor.
Allahu Teâlâ hazretleri sizleri melekler gibi güzel huylara sahip eylesin. Peygamber Efendimiz'in ahlâk-ı Muhammediyye'si ile ahlâklanmak nasip eylesin. Kur'ân-ı Kerîm'in ahlâkıyla ahlâklanıp Allah'ın sevgili kulu olmayı nasip eylesin.
Hem dünyada insan güzel huylu oldu mu rahat eder hem âhirette dünyanızda mutlu olsun, mesut olsun; âhiretiniz de mutlu olsun, mesut olsun.
Allahu Teâlâ hazretleri sevdiklerinizle beraber sizleri cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin.
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri
es-Selâmualeyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh…
21.10.1994 -
Ölümden İbret Almak,
21.10.1994 -
Hz.Ömerin Ölümle İlgili
