15.03.1997 - İyi Kulları Sevmek, Zühd Sahibi Olmak

15.03.1997 - İyi Kulları Sevmek, Zühd Sahibi Olmak
Bismillahirrahmânirrahîm.
Üzerimize saçtığı sonsuz nimetlerinden dolayı Rabbimiz'e tâkatimizce hadsiz hesapsız hamd u senâlar olsun. O'nun âlemlere rahmet olarak gönderdiği habîb-i edîbi, serverimiz, önderimiz Muhammed-i Mustafâ'sına içten, candan salât u selâmlar olsun.
Müslümanlar birbirlerini ziyaret ettikçe sevap kazanırlar. Dua ettikçe aynı sevabı alırlar.
"Yâ Rabbi! O kardeşime zenginlik ver!"
Tamam, sana da gelecek.
"Yâ Rabbi! O kardeşime sıhhat ver!"
Tamam, sana da gelecek.
Çünkü başucunda bir melek; Âmîn ve leke mislühû "Âmîn, aynını Allah sana da versin!" der.
Allah yolunda birbirini sevenler, mahşer gününde izdihama, sıkışıklığa düşmeyecekler. Hani orada izdiham olacakmış ya. Herkes sırılsıklam terleyecekmiş; ter kimisinin dizine, kimisinin boynuna, kimisinin ağzına, kulağı hizasına gelecekmiş. Ter, sıkışıklık, izdiham, sıcak, hararet. İşte o günde birbirini Allah için seven insanlar, Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde gölgelenecekler. Mahşer halkı onları aşağıdan yıldızları seyreder gibi seyredecekler. Peygamber Efendimiz böyle anlatınca demişler ki:
"Yâ Resûlallah! O Arş'ın gölgesinde gölgelenenler peygamberler mi, şehitler mi?"
"Hayır!"
Hümü'l-mütehâbbûne fillâh. "Onlar birbirleriyle Allah için muhabbet eden âhiret kardeşleridir. Birbirlerini Allah için seviyorlar."
Siz birbirinizi neden seviyorsunuz?
Çünkü biz de birbirimizi Allah için seviyoruz, kardeşiz.
Bunların hepsi sahih hadîs-i şerîf. Şişirme değil, helyum gazıyla doldurulmuş çocuk balonu değil; Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfleri.
Cennete girdikleri zaman, o kadar yüksek mertebeleri olacak ki, yüzleri o kadar nurlu olacak ki köşklerinin balkonlarına çıktıkları zaman cennetin sefalı gölgelikleri aydınlanacak.
Nereden aydınlanacak, güneş mi doğdu?
Lâ yeravne fîhâ şemsen ve lâ zemherîrâ. "Orada soğuk da yok, sıcak da yok, güneş de yok."
Fî zılâlin ve uyûn. Pınarbaşları, gölgelikler, serinlikler var; aşırı sıcaklık yok."
Müttekiîne fîhâ ale'l-erâiki. "Tahtlar üzerinde otururlar. Sedirler var, uzanırlar."
Başka bir şeyden değil yüzlerinin nurundan ortalık aydınlanacak. Ve cennetteki insanlar şöyle diyecekler: "Yine o mübareklerden birisi balkona çıktı, haydi gelin onu seyrana gidelim!" Onlar da cennetlik, onlar da yabancı değil, onlar da Allah'ın rızasına ermiş insanlar ama "haydi şunları seyre gidelim" diyeceklermiş. Demek ki seyri bile sefalı olacak, seyranı bile tatlı olacak.
Bu da makbul sevgilerden biri. Tabi bu, sıradan müslümanların birbiriyle arkadaş olması. Daha önce söylemem gereken bir şey vardı: İyi kulları sevmek. Mürşid-i kâmilleri, ulemâ-i âmilîni, evliyâullah ve sâlihîni, hayır hasenât sahiplerini sevmek. Şehitleri, gazileri sevmek. Bu da makbul bir sevgi.
Fatih Sultan Muhammed Han, cennet-mekân diyoruz, seviyoruz; Peygamber Efendimiz methetmiş. Seyyid Battal Gazi diyoruz, seviyoruz, ziyaret ediyoruz. Barbaros Hayreddin Paşa diyoruz, çok seviyoruz. Ne zaman Beşiktaş'tan geçsem Fâtiha okurum, çok seviyorum. Çünkü mübarek insanlar.
Kusurlu da olsa mü'min kardeşimizi seveceğiz. Çünkü mü'min olması çok büyük bir kıymet ifade ediyor, kusuru yanında küçük kalıyor. Mü'min oldu mu iman cevherinden dolayı o insan kıymetli oluyor; kusurlu da olsa mü'mini seveceğiz. Çünkü dikensiz gül olmaz. Kurcalasan, herkesin kusuru var. Bir insan kusurlardan dolayı insanları defterden silerse dostsuz, arkadaşsız kalır.
Yârsız kalmış cihanda, ayıpsız yâr isteyen.
Kusursuz yâr olmaz, kusursuzluk Allah'a mahsus. Herkesin kusuru vardır. O halde kusuruyla sevmeye alışacağız, iyi tarafını görmeye alışacağız.
Hz. İsa aleyhisselam ashabı ile giderlerken bir köpek leşinin yanından geçmişler. Hayvan ölmüş, şişmiş, kokmuş. Herkes burnunu kapatmış; "Aman ne çirkin kokuyor!" diye başını çevirmiş, geçmiş. Hz. İsa aleyhisselam demiş ki:
"Ama dişleri nasıl bembeyaz inci gibiydi. Dikkat ettiniz mi?"
O manzarada bile güzelliği görmek. Bu bizim için bir derstir. Hakikaten her şeyin güzel tarafı da vardır, onları da görmek lazım!
Sonra günahkâr da olsa insanları sevmek.
"Hocam, sen galiba soyadının icabı coştun, biraz ileri gitmeye başladın! Günahkâr sevilir mi, günahkâra kızılmaz mı?"
Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden anlıyoruz ki günaha kızılır, günahkâra acınır.
"Yazık! Bu kardeşim cehenneme düşecek, ne kadar yanlış bir iş yapıyor. Acıyorum, yazık olacak."
Günaha kızacaksın ama günahkâra acıyacaksın, kızmayacaksın.
Eğer bir insan bir günahkârı ayıplarsa kızarsa ne olur?
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
İn ayyerehû übtüliye bihî. o günahı o insana işlettirir, onu mahcup eder." "Bir insan günahkârı ayıplarsa Allah döndürür, dolaştırır, Ayıpladığı kimsenin yaptığı hatayı ona yaptırtır, mahcup eder. "Sen ayıplamıştın, bak kendin de nasıl yaptın?" dedirtir. O belaya, o günaha sonunda o da bulaşır. Ayıplamamak lazım! Ve in radıye bihî şârekehû. "Razı olursa o zaman da o günahı işlemiş gibi günah kazanır." İşlemediği halde, burada durduğu halde, ona razı olduğundan günah kazanır. Ve ini'ğtâbehû esime. "Söylese, gıybetini yapsa, günahkâr olur." "Günah olmasın." diye gıybetini yapmayacaksın. "Başına gelmesin." diye ayıplamayacaksın. "O günahın aynısı sana da yazılmasın." diye razı olmayacaksın.
Geriye ne kalıyor?
Acımak kalıyor, kurtarmak için çalışmak kalıyor.
Onun için insanları seveceğiz. Bu insanların hepsi Âdem dedemizden kardeşlerimiz; acıyacağız.
Sonra mahlukâtı sevmek. Bu da makbuldür. Bu da tavsiye ediliyor. Şefkat etmek, merhamet etmek lazım. Kadının birisi bir kediyi hapsetmiş, öldürmüş, ölümüne sebep olmuş. "Avlansın, bir şeyler yakalasın, yesin de hayatını devam ettirsin." diye salıvermemiş. Kendisi de gıda vermemiş. Hapsetmiş, ölümüne sebep olmuş. Ondan dolayı cehenneme gidiyor. Demek ki mahlukâtı bile seveceğiz.
Kimi şeyhler müritlerine vazife verirlermiş:
"Şu hizmeti yaptın, aferin! Şu kadar hizmet ettin, aferin! Hadi bakalım şimdi de hastalıklı hayvanları tedavi et! Hadi bakalım uyuz hayvanlara merhem sür! Hadi bakalım kanadı kırık kuşların kanadını sar, iyi oluncaya kadar bak!" derlermiş.
Can sahibi, ruh sahibi, acıması olan her varlığa karşı da bir sevgi, şefkat, merhamet lazım.
Birisi Peygamber Efendimiz'e sordu:
"Yâ Resûlallah! Benim develerim var, kuyudan su çekiyorum, ellerim acıyor."
Devamlı çekti mi insanın elleri kızarır, su toplar, acır, çekemez olur.
"Ben çekiyorum, boşaltıyorum. Benim develerle beraber işe yaramaz, hasta, ihtiyar, ortada dolaşan develer de geliyorlar, onlar da içiyorlar." dedi. Peygamber Efendimiz;
"Olsun, onlar da içsin. Çünkü her ciğer sahibine su vermekte hayır vardır, sevap vardır." dedi
Bir işe yaramayacak hayvan, artık ihtiyarlamış, sahibi bile gözden çıkarmış, salıvermiş ama buna su içirmekte bile sevap var.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
15.03.1997 -
Peygamber Sevgisi
23.08.1996 -
İçkinin Kötülüğü, Sarhoşluktan
