İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

23.08.1996 - İçkinin Kötülüğü, Sarhoşluktan Dolayı Namazı Kaçırmak

23.08.1996 - İçkinin Kötülüğü, Sarhoşluktan Dolayı Namazı Kaçırmak
Günün Sohbeti

23.08.1996 - İçkinin Kötülüğü, Sarhoşluktan Dolayı Namazı Kaçırmak

06.08.2025
18 dk 34 sn

Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Allahu Teâlâ hazretleri sizleri, cümle Ümmet-i Muhammed'i, bizleri iki cihanın hayırlarına, mutluluklarına lütfuyla keremiyle erdirsin.

Halkımızla içiçe, onların arasında köylerini, yaylalarını görerek gezmiş ve bilgimizi artırmış oluyoruz.

Çünkü hadis-i şerifte bildirildiğine göre; iki müslüman birbirleriyle karşılaşırsa Allah mutlaka birinden ötekisini faydalandırırmış. İlle bilgili olan ötekisine öğretir diye bir şey yok. Herkes birbirinden istifade ediyor. Karşılıklı, çeşitli istifadeler oluyor. İnsan bazen küçük bir çocuktan neler öğrenir, bazen bir küçük olaydan neler öğrenir, Allah'ın yarattığı bir mahlûkâtın, hayvanın davranışı bile insana neler gösterir, insan neler öğrenebilir?!..

Halkımızın yüzde 99'u müslümandır, biliyorsunuz. Bu hepimizin istatistik, ihsâiyât ilminden bildiğimiz bir husus. Elhamdülillah müslümanları en yoğun, en kesif olan ülkelerden biriyiz. Hepimiz çok şükür müslümanız. Bir kısım -yüzde 1 kadar- ahâli bundan önceki peygamberlerin, kitapların yolunda; yahudi, hıristiyan.

Onları çeşitli zamanlarda ihtar ediyoruz: "Siz Ehl-i Kitabsınız, kendisine Allah'ın peygamber gönderdiği, kitap indirdiği kavimsiniz. İslâm sizi öteki insanlardan ayırıyor. Siz imanı tatmış, tanımış insanlarsınız. Allah-u Teâlâ hazretleri sizin peygamberinizden sonra âhir zaman peygamberi Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i göndermiş, O'nu habîbullah eylemiş, O sizin kitaplarınızı da peygamberlerinizi de sevgiyle, saygıyla yâd edip bize öğretmiş. Biz, bizden önceki dinleri de, peygamberleri de, kitapları da seviyoruz. Siz de âhiretiniz yanmasın, mahvolmayın, perişan olmayın, kâfir kalmayın imana gelin!.." diye onlara hatırlatıyoruz. . Siz de imana gelin, diyoruz.

Demek ki; memleketimiz imanlı insanlarla büyük ölçüde dolu. Ama bu insanların davranışlarına baktığımız zaman;

Siz mü'minsiniz. Tamam, güzel, Allah imanda daim eylesin, imanınız mübarek olsun. Çok sevindim, müşerref oldum, memnun oldum, mesrur oldum, saygı duydum. Çok güzel ama bu yüzde 99'u müslüman, yüzde 1'i de Ehl-i Kitab olan ülkenin insanlarına yaşayışları İslâm'a uygun mu diye baktığımız zaman… Hepsi Allah'ı tanıyan insanlar, hepsi Allah'a gönül vermiş, hepsi Allah'ın kulu olduğunu bilen insanlar. Bunlara baktığımız zaman çeşitli kusurlar görüyoruz.

Bu kusurların, bu hataların, günahları işlemek gafletinin en büyük sebebi cahilliktir! İlim öğrenmemektir, İslâm'ı bilmemektir.

Onun için bu konuşmamda sevgili Akra dinleyicileri, size de birkaç yaygın kusurumuzu işaret eden ve ondan kurtulmamız için bize bir ikaz olacak, içimizi yakıp düzelmemize sebep olacak olan hadîs-i şerîf okumak istiyorum.

Biliyorsunuz, memleketimizde maalesef içki çok içiliyor. Bazı ülkeleri "İçkinin en çok tüketildiği yerlerdendir." diye söylüyorlar, benim bu gezdiğim kasabalar, şehirler için de söylendi. Benim yüreğim yandı. Yüreğim yandı, cız diye kavruldu, üzüldüm. Çok içki içiliyor! Hâlbuki içki haram!

"Acaba içinde alkol miktarı az olsa o da haram mı?"

O da haram!

Alkollün sarhoş edici maddesinin azlığı çokluğu helal durumuna getirmiyor. İslâm'da hepsi haram! Az alkollüsü de, birası da, şarabı da, rakısı da, votkası da hepsi haram. Ana sebebini biliyorsunuz. Tabi müslümanlar olarak ana sebebini bilsek de bilmesek de Allah'ın haramına, haram olarak bağlanırız, kabul ederiz ve o haram olan şeyi işlememeye gayret ederiz. Ama bunun sebebini, hikmetini söylemekte de İslâm için büyük bir şeref var, fayda var onun için sebebini de söyleyelim:

İslâm insan aklına çok büyük önem veriyor. İslâm insanın aklını korumayı kendisine görev almış. İslâm "Ben din olarak, inanç olarak akıldan yanayım. Aklı korumakla vazifeliyim." diye aklı koruma vazifesini yüklenmiştir. İslâm'ın korumak istediği beş büyük önemli unsurdan, husustan birisi de akıldır.

İslâm aklı korumak için çalışan, ahkâmını ona göre ayarlamış olan, içinde aklı koruyucu pek çok hükümler olan bir inanç sistemi, elhamdülillah, iftihar ediyoruz.

İçki içtiği zaman insanın aklı gidiyor, kontrolü gidiyor, vücudunu, hareketlerini kontrol edemez duruma geliyor, yalpalıyor, yıkılıyor, çamura düşüyor. Çeşit çeşit hatalı şeyler yapıyor. Arabayı alkollü kullanıyorsa hem kendi arabasını mahvediyor hem başka çarptığı insanları veya araçları mahvediyor. Büyük zararlar meydana geliyor.

Sonuç itibariyle içki insanın sıhhatine de zararlı; karaciğerini mahvediyor, siroz ediyor, insan karaciğeri telef olmuş olduğu, mahvolmuş olduğu için genç yaşında ölüyor. İçkiye alışıp da sıhhatli kalmış insan yok. Hepsi malesef Allah'ın kendilerine emanet olarak vermiş olan vücudunu da yıpratmış oluyorlar, kötü durumda oluyorlar. İslâm vücudu da korumayı esas aldığından, aklı da korumayı esas aldığından, "İçki içilmeyecek!" diye Allahu Teâlâ hazretleri emir indirmiş.

İçkinin içilmemesi lazım!

Bir kasabaya gidiyoruz… İsmini söylemeyeyim de kasaba gıybeti yapmış olmayayım. Ama siz çevrenizdeki insanlara bakabilirsiniz. Çünkü her şehirde var; birahaneler var, içki içilen yerler, içki satılan dükkânlar, içki içilen evler var. Hiçbir şey olmasa, topluca içki içilen bir yer olmasa bile millet maalesef içki içiyor.

Yüzde 99 müslüman olan millet tepeden tırnağa, büyükten küçüğe, münevverden cahile, okumuştan çobana kadar maalesef çeşit çeşit içkiyi içiyorlar. Çıraklar öğle tatilinde sandviçle bira içiyorlar. O zamandan alışıyor. Ondan sonra da bir daha toparlayamıyor. Hayatı boyunca onun zararını çekecek.

Allahu Teâlâ hazretleri içkiyi insan vücudunu, insan aklını korumak için, aklın gitmesinden meydana gelecek zararı önleyip insanlar rahat etsin diye; insanların hayrına, faydasına o hikmetle yasaklamış. Tabi biz Allah'a her hikmetinin durumunu sormak durumunda da değiliz araştırdığımız zaman anlarız.

"Acaba domuz eti niçin haram?"

İncelersin, anlarsın. Almanya'da Alman bir doktor incelemiş, radyoda domuz etinin aleyhinde bir hafta program yapmış. Bir hafta domuz etinin zararlarını anlatmış. Müslüman da değil! Alman! Yani domuz eti yiyen bir kavimden! Domuz eti neden zararlı incelediği zaman anlamış.

İçki neden zararlı?

Bunu herkes söylüyor. Yasak iyi bir şeyin sağlanması için konulmuşsa çiğnendiği zaman büyük zararlar ortaya çıkıyor.

Abdullah b. Amr b. el-Âs radıyallahu anh'ten Ahmed b. Hanbel'in ve Beyhakî'nin rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfi anlatmak istiyorum.

Efendimiz Abdullab b. Amr'ın rivayet ettiği hadîs-i şerîfe göre içki hakkında ne buyurmuş?

Men tereke's-salâte sekeran merraten vâhideten fe keennemâ kânet lehü'd-dünyâ ve mâ aleyhâ fe sülibehâ. Ve men terake's-salâte erba'a merrâtin sekeren kâne hakkan alallâhi en yeskıyehû min tîneti'l-habâl. Kîle ve mâ tînetü'l-habâl? Kâle usâretü ehl-i cehennem.

Hani insan sarhoşken vazifelerini, ibadetlerini yapamıyor namaz kılmıyor.

Eski devirde sarhoşken de namaz kılmaya gelenler de olmuş. Allahu Ekber deyip cemaatin önüne geçip imamlık yaparken, sarhoşluğundan dolayı âyetleri yanlış okuyup, mânayı berbat edip namazı ifsat edenler olunca içkinin yasaklığına dair âyetler inmiş. Biliyorsunuz, âyetlerin inişi sıra ile. İçkinin zararlı olduğu bildiriliyor. Ondan sonra kesin olarak yasaklanıyor:

Lâ takrabü's-salâte ve entüm sükârâ. "Sarhoşken namaza da gelmeyin!"

Akıl başta yokken Allah'ın divanına çıkılır mı? Derbeder, sarhoş, perişanken yüksek mevkî, makam sahibinin yanına bile gidilmez. Tabi

"Namaza da gelmeyin!" diye emir var.

Men tereke's-salâte sekeren.

"Kim sarhoş olduğu için namazı terk ederse…"

Ne kadar?

Merraten vâhideten.

"Bir defa."

"Sarhoşum." diye sarhoş olduğu için namazı kılmadı, kaçırdı bayıldı, ayıldı, sarhoşluğu devam ettiğinden namazı kılmadı.

Bir kimse sarhoş olduğundan namazı bir kerelik terk ederse ne olur?

 

Fe-keennemâ kânet lehü'd-dünyâ ve mâ aleyhâ.

"Sanki bütün dünya onunmuş ve bütün dünyanın üzerindeki mülkler, mallar, zenginlikler, güzellikler onunmuş da… Fe-sülibehâ. "Bunların hepsini kaybetmiş; bunların hepsi onun elinden alınmış da bütün bu zenginlikleri kaybetmiş gibi olur."

Sarhoşlukla namazı bir defa terk eden bir insan ne olmuş olur?

Bir insan namazı bir defa sarhoşluk sebebiyle terk ederse dünyaları kaybetmiş olur! Dünyanın bütün malı mülkü, varlığı zenginliği, insanlarıyla, tarlalarıyla, bağlarıyla, bahçeleri meyveleri, ağaçları, yaylaları, dağları, ovaları deniz kenarları, adaları... Düşünün dünyanın beğendiğiniz güzel yerlerini, eşsiz emsalsiz güzellikteki koyları, sahilleri gözünüzün önüne getirin. İnsan oralarda bir köşkü olsa bayram ediyor. Bütün bunların hepsine sahipmiş de bunların hepsini birden elinden almışlar, bunlardan mahrum kalmış, bunlar elinden kaçmış gitmiş gibi olur.

Ve men tereke's-salâte erba'a merrâtin.

"Bir kimse namazı dört defa terk ederse, dört defa sarhoşluktan dolayı namaz kılamadı, namaz kaçtı. Dört defa terk ederse… "

Kâne hakkan alallâhi en yeskıyehû min tîneti'l-habâl.

"Artık Allah'ın ona ceza olarak cehennemin habâl çamurundan içirmesi gerekli olur. Allah ona ceza olarak cehennemin; habâl, -hı harfiyle- çamurundan içirir, içirmesi Allah'a hak olur."

Allah ona o cehennemin habâl çamurunu, sulu çamurunu dört defa "Sen namazı sarhoşluk sebebiyle terk ettin" diye ceza olarak içirecek.

Peygamber Efendimiz kelime hazinesi çok zengin bir kimseydi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in dilinde nice nice kelimeler vardır. Biliyorsunuz bir insanın dil bilgisi, kelime bilgisi; ne kadar çok kelime biliyorsa onun kültürünün çok çok daha yüce olduğunu gösterir. İnsanların hakikî irfanları, bilgileri, ilimleri kelimeleri çok bilmesiyle, kelime hazinelerinin zenginliğiyle ölçülür.

Efendimiz birçok kelime kullanırdı. Sahabe, etrafında dinleyenler onu bilmezdi de anlamak için, izah etmesi için "Bu ne demek? Bu ne demek?.." diye sorarlardı.

Kîle ve mâ tînetü'l-habal.

"Yâ Resûlallah! Tînetü'l-habâl ne demek? Tîne çamur demek de ‘habal çamuru' ne demek?" diye sordular.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de buyurdu ki;

Kâle usâretü ehli cehennem. "Cehennem ehlinin, vücutlarından çıkan usareler..."

Cehennem ehli cehenneme atılıyor, ceza görüyor, cayır cayır yanıyor. Kanlar irinler, yaralar, o yanıklardan dökülen pis kokular, yerlere akan şeyler vs. Bunların hepsi cehennemde çamurlaşıyor. Cehennemde azap gören bütün bu insanların kanları, irinleri, pislikleri çamura karışıyor, bir sulu çamur oluyor.

"Sarhoşluk sebebiyle dört namazı kılmayan kimseye Allah bundan içirir!" diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bildiriyor.

Ben bu hadîs-i şerîfi hatırlatıyorum. Tabi ümit ediyorum, hüsnü zan ediyorum ki benim dinleyicilerim arasında içki günahını işleyen kimse yoktur. Dinleyicilerimin hepsi namazlı, ibadetine düşkün, tertemiz, vazifelerini güzel yapan müslüman kimselerdir diye hüsnü zan ediyorum. Ama içimden de bir ses geliyor ki bunların bazıları arada bir kaçamak yapıyordur; bira içiyordur, içki içiyordur. Hatta maalesef bazı garip insanlar var. Diyorlar ki;

"Sarhoş olmadan bir kadehçik atıversem olmaz mı?"

Olmaz! Çoğu haram olan şeyin azı da, zerresi de, damlası da haramdır; o da olmaz!

"Sarhoş olmayacak kadar içsem olmaz mı?"

Hayır, olmaz!

İçkiyi hiç içmeyecek, ağzına koymayacak! Üstüne damlasa yıkaması lazım. İçki pistir, necistir.

Bazı kimseler bilmiyor veya bildiği halde bırakamadığı için hem müslüman hem içkici olabiliyor. Böylelerinin de olabileceğini tahmin edebiliyorum.

Siz sevgili, değerli, muhterem dinleyicilerim;

Siz bunu duydunuz, dinlediniz şu kadar sayınız var. Siz birer kişiye anlatırsanız; bir kişiye anlattığınızı düşünelim, o zaman bu hadîs-i şerîf yüzde 100, misli misline bir kat daha fazla insana anlatılmış olacak. On misline anlatırsanız on misli daha anlatılmış olacak. Herkes on kişiye anlatsa, belki yüz kişiye anlatsa, belki dünyada herkes duymuş olabilir. Onun için siz de anlatacaksınız. Tabi insan bildiği bir şeyi kendisi uygulayacak.

"Hocam, hiç içki içmiyorum. Bana bu hadîs-i şerîfin faydası ne?"

Günahı bilmek de güzel! Bir insan günahı, neyin günah olduğunu bildi mi bu da güzel. Şerrin ne olduğunu, günahın ne olduğunu bilen ondan sakınır. Şerrin ne olduğunu, günahın ne olduğunu bilmeyen içine düşer. Hani önünde çukur olduğunu bilmeyen bir insanın karanlıkta yürürken pattadak derin bir çukura, kanala, bir hendeğe düştüğünü düşünün göz önüne getirin. İnsan bilmeyince düşer. Onun için müslümanın düşmemek için şerri de bilmesi lazım; İşlemek için, yapmak için hayrı da bilmesi lazım.

Onun için şimdi bunu söylüyorum, dinleyiciler dinliyorlar, Allah razı olsun. Dinlemek de sevap, söylemek de sevap. Bir de siz etrafınızda birkaç kişiye anlatırsanız komşularınıza, yakınlarınıza -bu işi maalesef yaptığını bildiğiniz- kimselere anlatırsanız Peygamber Efendimiz'in nasihati herkesin kulağına gitmiş olur.

İçki konusunu anlatmamın sebebi;

Gezdiğim yerlerde içkinin çok içildiğini duymam.

Peygamber Efendimiz bu nasihatleri niçin söylüyor? Nasihatler niçindir?

Dinlensin ve uygulansın! O nasihatlerden mütenebbih olsun! O nasihatleri dinleyen uyansın, o hatasını bıraksın, diyedir. Onun için ana temel, bilmemek oluyor.

Millet harıl harıl içki içiyor. İçmemesi lazım.

"Bir kere namazı sarhoşluktan terk eden dünya kendisininmiş de her şeyiyle hepsini elden kaçırmış gibi olur. İçkiden dolayı dört defa namazı kaçırana, cehennemde tînetü'l-habal; cehennem ehlinin irinleri, kanları, pisliklerinden oluşan çamurlu şeyi içirmek Allah'a hak olur. Yani onu mutlaka içirir!" buyuruluyor.

O zaman içkiyi bırakacağız!

O kadar güzel meşrubat var; meyveler var, evde de güzelleri yapılıyor; son derece faydalı, şifalı, vitaminli güzel meşrubatlar yapmak mümkün. Ecdadımızın âdetleri; kavun çekirdeğinden -ezerek- güzel meşrubat yapıyorlar, vişneyi ezerek yapıyorlar; dutlardan, limonlardan gül yapraklarından, gelinciklerden örfümüzde, medeniyetimizde ne kadar güzel meşrubat vardır.

Allah'ın helalleri o kadar çok ki niye insanlar gidip haramına bulaşıp saplanıyor, akıl erdirmek mümkün değil. Şeytan çok kurnaz bir mahlûk, herkesi kandırıyor. Biz de insanları doğru yola çekmeye çalışalım, doğruyu öğretmeye çalışalım.

Allah hepimize iyilikler versin sevgili Akra dinleyicileri.

 

Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA