29.05.1987 - Musa (a.s) ve Firavunun Kıssası, Kamil İman

29.05.1987 - Musa (a.s) ve Firavunun Kıssası, Kamil İman
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi rabbi'l-âlemîn, hamden kesîren tayyiben mübâreken fîh kema yenbegı licelali vechihi ve azimi sultanih.Vessalatü vesselamü alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi vemen tebiahu biihsanin ecmained tayyined dahirin
Emma baad
Muhterem kardeşlerim!
Firavunun kavminin hâlini Kur'ân-ı Kerîm'de okuyoruz. Rabbimiz'in rahmeti o kadar geniş ki hilmi, halimliği o kadar engin ki ben hayret ediyorum!
Musa aleyhisselam'ın kavmine azap pattadak mı gelmiş?
Hayır!
Ve lekad ehaznâ âle fir'avne bi's-sinîn.
Seneler senesi!
Bir kere ne olmuş?
Bir kere Allah Musa aleyhisselam'ı göndermiş:
"Harun aleyhisselam'la beraber git, Firavun'a git yaptığı işin doğru olmadığını anlat."
Gönderilen şahıs; "Ben tanrıyım, Mısır ahalisinin bana tapması lazım. Ben Mısır'ın ilahıyım!" diyor. Allahu Teâlâ hazretleri;
"Git ona nasihat et!" diyor.
Dilese kahreder. Bundan bize ders çıkıyor.
Muhterem kardeşlerim!
Biz Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini paldır küldür okumayalım, mânasına nüfuz edelim. Sen de evlâdına müşfik davran, sen de komşuna müşfik davran!
Firavun tanrılık davasında bulunuyor da Allahu Teâlâ hazretleri Musa ve Harun aleyhimeselam'ı onlara gönderdiği zaman buyuruyor ki;
Fe kû lâ lehû kavlen leyyinan. "Buna yumuşak yumuşak söyleyin!"
Allah; "Bre zalim, bre hain, bre Allah'tan korkmaz, utanmaz, alçak, edepsiz! Sen âciz bir kulken nasıl tanrılık iddiasında bulunursun, ben senin hakkından gelirim!.." deyin, demiyor.
Fe kû lâ lehû kavlen leyyinan. "Yumuşak söz söylesin." Leallehû yetezekkeru ev yahşâ. "Ola ki belki gerçekleri hatırlar!"
Çünkü iman insanın fıtratında vardır, mayasında vardır. Akıl, mantık, hilkat ve yaradılış insanı doğru yola götürmeye, sevk etmeye göre ayarlıdır. Belki gerçekleri hatırlar ve Allah'tan korkar:
"Ya ben ne ettim! şu dünya menfaati için Allah'ı darıltmaya değer mi, edepsizlikler yapmaya değer mi?.." diye tevbe etse azap olmayacak.
Hayır, Musa aleyhisselam ile karşılıklı konuşuyorlar. Musa aleyhisselam'ın durumunu anlayınca etrafındakilere diyor ki;
Zerûnî aktü'l-Musa.
"Ben şu adamı öldüreyim." diyor. Musa aleyhisselam sıradan adam değil, sarayda yetişmiş görgülü adam. Allah; dostunu, düşmanına yetiştirmiş!
“İnnelahe yüe'y-yidü hâze'd-dîne bi racülin fâcir”
Sen Allah'ın dinine ister yardım et, ister etme, Allah dilerse bu dine kâfiri de hizmet ettirir, zalimi de hizmet ettirir sen hizmet etmediğinle mahrum kalırsın. Fırsatı kaçırmış olursun. Fâcir insanla bile bu dine Allah dilerse hizmet ettirir, sen kendini ne sanıyorsun?!..
Allah Musa aleyhisselam'ı Firavun'a beslettirdi. Öyle ibretler var öyle ibretler var ki!..
Anası doğurduğu zaman;
"Bunu da öldürecekler! Herif erkek çocukları öldürüyor, bunu da öldürecekler!"
Ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî innâ raaddûhü ileyke ve câilûhü mine'l-mürselîn. "Korkma ey Musa'nın anası, mahzun olma! Biz o evladını götürüp senin kucağına sana yine getireceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız!"
Vestana'tüke li-nefsî.
Allah, Musa aleyhisselam'ı peygamberliğe bebekliğinden hazırlamış.
Tesadüf mü, tesadüf var mı?
Çocukluğundan hazırlamış, suyun üstüne bırakıyorlar. Su, kabın içinde götürürken Firavun, hanımı bahçede. Bakıyorlar ki bir çocuk bağırarak çağırarak suyun üstünde akıp gidiyor. Alıyorlar. Anası babası öldürülmesin diye korktuğu için suya salıvermişler, belli. Çünkü erkek çocuklar öldürülüyor. Allah celle celâlüh o kadına bir şefkat veriyor, diyor ki;
"Öldürme şunu, öldürme şunu. Bakarız, evlat ediniriz."
Tamam, öldürmüyorlar.
Hanımın nazı; Firavun'u, Musa aleyhisselam'ı öldürmekten alıkoyuyor ama Allah öldürtmüyor!
Neden?
Yaşatan ve öldüren Allah da ondan!
Kurşun mu öldürüyor, mikrop mu öldürüyor katil mi öldürüyor?
Hayır, yaşatan ve öldüren Allah ama Allah kâinatın sahibi olduğu için Müsebbibü'l-esbâb olduğu için sebepler âleminde o öyle oluyor bu böyle oluyor. Sen sonucu görüyorsun, öyle sanıyorsun. Öldüren yaşatan Allah, Musa aleyhisselam'ı yaşatmayı murad etmiş. Firavun boşuna çırpınmasın! Hem de Allah'ın mekrine bakın, ibrete bakın ki Firavun'a beslettiriyor!
Neden?
Nasıl bir asil kimse olduğunu tanısın diye! Yanında yetişmiş kimse. Bir de Allah'ın dostu, peygamberi Allah'ın düşmanı hangi şartlar altındadır, onu bilsin diye o muhitte yetiştiriyor, o da bir ibret!
Ve harremnâ aleyhi'l-merâdıa.
Çocuk süt emmiyor. Allah Musa aleyhisselem'a sütü, sütannelerini sevdirtmiyor; hiçbir memeyi almıyor. Hiç kimseden süt emmiyor. Diyorlar ki;
"Biz bir kadın tanıyoruz, ona delalet edelim, kılavuzluk edelim. Belki onun sütünü alır."
Çünkü o zaman bebe mamaları vs. yok ki! Bu çocuk doyacak. Öldürülmemesine de karar verilmiş. Hiçbir memeden de süt almıyor.
Ne yapacaklar?
"Peki, çaresine bakın." deniliyor, çocuğu alıp Musa aleyhisselam'ın annesinin kucağına getiriyorlar.
Allah'ın vadi hak mı?
Amennâ ve saddaknâ.
Allah; "Biz onu sana geri döndüreceğiz." demedi mi?
İşte döndürdü. Musa aleyhisselam tekrar annesinin kucağında! Annesi besliyor, annesi büyütüyor. Musa aleyhisselam onların içinde yetişiyor. Ondan sonra peygamber olarak gönderiliyor.
Peygamber olarak gönderildiği zaman Allah'ın varlığını birliğini onlara tebliğ ettiği zaman Firavun da kendi tezini söylüyor. Musa aleyhisselam mucize gösteriyor, [Firavun] mucizeye "sihir" diyor.
İnsan haklı her şeye bir bahane bulur, bir kulp takar. Allah için gönderilmiş peygambere menfaat [iftirası] yapıştırırlar. Bir kara çalarlar. Çünkü bu insanlar edepsizdir, Allah'a bile dil uzatmışlardır da şirk koşmuşlar. Bunlardan her şey umulur!
Allah bizi zalimlerin şerrinden korusun.
"Tamam, bu yaptığı şey sihir olabilir." diyorlar, bütün sihirbazlar toplanıyor. Okuduğum kitaplarda yazıyor, şu kadar sihirbaz toplanmış, bu kadar âlet edevat düzen getirmişler…
Allah, sihirlerini de iptal ediyor. Sihirleri de boşuna! Allahu Teâlâ hazretleri ihtimalleri bir bir çürüttürüyor. Ta ki imana gelsinler. Ta ki rûz-u mahşerde bir delil söyleyecek, bir mazeret uyduracak hâlleri kalmasın!
Onun için senin karşına bir delil geldiği zaman sen burnunu havaya kaldırıp reddederken neyi reddettiğini düşün! Bir tutamağı reddediyorsun, bir fırsatı kaçırıyorsun. Sen bir kuyudasın, bir denize düşmüşsün, boğulmak üzeresin; sana atılan cankurtaran simidini reddediyorsun. Bir hücceti, bir delili reddetmek; başka bir şey değil ki! Mucizeler gösteriyor, sihirbazlar bile bakıyorlar ki bu iş başka bir iş!
Ve ulkiye's-saharatü sâcidîn. "Hepsi secdeye kapanıyor."
Azameti görünce kendi sihirlerinin hepsini iptal olduğunu ve Musa aleyhisselam'ın asasının onları [yuttuğunu] görünce secdeye kapanıyorlar.
Kâlû âmennâ bi-rabbi'l-âlemîn Rabbi Musa ve Harun” “âlemlerin Rabbine iman ettik!"
Bu peygamber işi, bu mucize. Âlemlerin Rabbinin varlığına, birliğine iman ettik.
Musa'nın ve Harun'un aleyhimesselam onun tarafından gönderildiğini kabul ediyoruz. Onun bahsettiği imana biz de dâhil olduk, diyorlar.
Firavun ne diyor?
Amentüm bihî kable en ezâne leküm. "Ben daha size izin vermeden siz iman mı ettiniz?"
Ne olacak, iman senin müsaadene mi tâbi?! Bre Firavun, melun! İmanı biz senin müsaadenle mi yapacağız?!.. İman müsaadeye tabii olur mu, iman gönül işi! Onlar anladılar, Allah'tan korktular. Hem de öyle bir korkunç korkuyorlar ki Firavun;
Lehukattianne eydiyeküm.
İşin şakası yok!
"Bir işe yaramasın diye ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama kopartırım. İki ayağınızı kessem iki elinizle yine hayatınızı sürdürürsünüz. Bir elinizi keserim, bir de karşı taraftaki ayağınızı keserim, sizi yamuk bir adam yaparım."
Diyorlar ki;
Lâ dayre innâ ilâ rabbine münkalibûn.
Fakdi mâ ente kât innemâ takdî hâzihi'l-hayâte'd-dünyâ.
"Ne yaparsan yap, ne yaparsan bu dünyada yaparsın!"
Sonu ölüm mü?
Ölüm.
Ödükten sonra, öldükten sonra bize cennet var, sen derdine yan!
Fakdi mâ ente kât. "Ne yaparsan yap!" diyorlar.
Bir insanı, bir grubu böyle bir devletin başkanına, otoritesine bu tarzda [kavi] getiren nedir?
İmandır!
Ellerinin ayaklarının kesilmesinden korkmayacak hâline getiren nedir?
Onlar menfaatçi insanlardı.
İnne lena le ecran in künnâ nahnü'l-gâlibîn.
İlk önce Firavun'la pazarlık yaptılar. Dediler ki;
"Eğer biz galip gelirsek bize bir ecir, ücret, bir mükâfat bir şey var mı?"
Kâle neam ve inneküm le mine'l-mukarrabîn. "O zaman sizi has hizmetlerime tayin ederim, bol paralar alırsınız."
İlk önce menfaatçi adamlardı.
24.10.1997 -
Gece ve Gündüzün,
29.04.1994 -
Nefisle Mücadele
