İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

29.08.1997 - Peygamberlerin Hepsine İman

29.08.1997 - Peygamberlerin Hepsine İman
Günün Sohbeti

29.08.1997 - Peygamberlerin Hepsine İman

03.11.2025
14 dk 9 sn

Esselamü aleyküm ve rahmetüllâhi ve berakâtühü.

Azîz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Ben Müslümanlığı ikiye ayırıyorum, biraz secîli, kafiyeli oluyor: Zamane Müslümanlığı, Sahabe Müslümanlığı.

Asıl Müslümanlık hangisi?

Sahabe Müslümanlığı... Çünkü sahabe rıdvânullahu aleyhim ecmaîn Peygamber Efendimiz'in medrese-i mübârekesinden, rahle-i tedrîsinden yetiştiler, İslâm'ı iyi anladılar. Onlar iyi müslüman, onların Müslümanlığı kuvvetli, onların davranışları, fedakârlıkları, çalışmaları, çok güzel... Onun için biz sahabe Müslümanlığını hedef almalıyız, gâye edinmeliyiz, onu öğrenmeye çalışmalıyız.

Bunun karşısında bir de zamâne Müslümanlığı var.

Zamâne Müslümanlığı ne?

Adam zamâneye göre yaşıyor, bozuk düzen gidiyor. Ondan sonra, "Lâ ilâhe illallah diyen müslümandır. Ben müslümanım elhamdülillah!" diyor. Ama İslâm'ı da bozmaktan, değiştirmekten çekinmiyor. Kendisi İslâm'a girmeye çalışmıyor, kendi hayat tarzına İslâm'ı çekmeye çalışıyor, "Benim hayat tarzımı İslâm kabul eder." demek istiyor.

"Allah uyandırsın, Allah gerçekleri göstersin!" diyelim.

Allah gerçekleri gösterince insan, doğru yola girer. Ama gerçekleri göstermeyince, nasip etmeyince de, Peygamber Efendimiz'in zamanında yaşasa bile imanı kabul etmemiş nasipsizler, mânevî bakımdan gözleri kör olan insanlar gibi oluyor. İnatla yaşayıp, inatla ölüp cehennemin dibini boyluyorlar.

Hatta Peygamber Efendimiz'in akrabaları var. Biliyorsunuz, Peygamber Efendimiz'in en azılı hasımları, Peygamber Efendimiz'e en çok ezâ, cefâ eden insanların arasında yakın akrabaları vardı. Amcası Ebû Leheb -Allah Allah, insan hayretler içinde kalıyor- damatlarından bazıları kâfir olabiliyor. Sonra Peygamber Efendimiz'in kızları onlardan boşandı. Ama bazı amcaları, bazı akrabaları da desteklemiş. Azılı bir kâfirin; hanımı, kızı müslüman. İyi bir müslümanın da aksi durumda ailesi olabiliyor, ibretli işler...

Anlaşılıyor ki iman kişisel bir sorumluluktur. Şahsî bir görevdir, herkes kendisini kurtarmak zorunda! Babasının iyiliği, mübarekliği, evliyâlığı fayda etmiyor, ona geçmiyor. Kendisinin iyi insan olması, çalışması lazım!

Tabii bu arada bizim halkımız da, gazetelerdeki yoğun, yalan yanlış yazılardan, vaazlardaki konuşmalardan, yüksek yüksek ünvanlı yalancıların yalan beyanlarından İslâm'ı yanlış tanıyorlar. Haramları helal sayıyorlar, halbuki haram. Helalleri de önemsemiyorlar onu gericilik, köktendincilik diye reddetmeye kalkıyorlar. Halbuki imanın esaslarından ve İslâm'ın ana özelliklerinden birisi olabiliyor. İslâm'ı yanlış tanıdığı için beğenmiyor. Kendisini doğru yolda, aydın, ilerici sanıyor. Karşısındakini de gerici, bir şey bilmez sanıyor.

Halbuki o gerici dedikleri insanların içinde nice aydın, arif, sanatkâr, ilim adamı, profesör, yüksek kimseler var... Onları gözü görmüyor, yalan yanlış bir yolda, bir curcuna, bir şaşırtmaca gidiyor.

İşte bu şaşırtmalara uymamak, doğruyu görmek, doğrudan ayrılmamak gerekiyor.

Aziz ve sevgili kardeşlerim!

Cehenneme düşmemeye, cenneti kazanmaya çok gayret etmek gerekiyor.

Efendimiz Abdullah b. Hâris'ten İmam Beyhakî'nin rivâyet ettiğine göre buyurmuş ki;

Lev nezele Mûsâ fe'tteba'tümûhü ve terektümûnî le daleltüm ene hazzuküm mine'n-nebiyyîne ve entüm hazzî mine'l-ümemi.

Sadaka rasûlullah, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.

Biz Allah'ın Peygamber Efendimiz'den önce, devir devir, bölge bölge, başka başka salih insanlar, peygamberler de gönderdiğini biliyoruz, inanıyoruz ve gönderdiği o mübarek insanları seviyoruz. Bu mübarek insanların başı Hz. Âdem aleyhisselam'dır. Batılılar da Hz. Âdem aleyhisselam'ı tanırlar ve onun ismini kendi çocuklarına koyarlar, Edım diye telaffuz ederler. Havva aleyhesselam'ı da bilirler ona da İyuv, Eva derler. Demek ki müşterek, Âdem atamızı çoğu tanıyor.

Biz ondan [-Hz. Âdem aleyhisselam'dan-] bizim peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ aleyhisselam'a kadar gelmiş geçmiş peygamberleri tanıyoruz, seviyoruz. İbrahim aleyhisselam diyoruz, yahudiler Abraham diyor. Yakub aleyhisselam diyoruz, yahudiler Yakob diyorlar; Yusuf aleyhisselam diyoruz, yahudiler Yasef diyorlar. Zekeriya aleyhisselam diyoruz, onlar Zaharya diyorlar. Biz Yahya aleyhisselam diyoruz, onlar Yuhanna diyorlar. Biz İsa aleyhisselam diyoruz, onlar Yesus diyorlar...

Ama elhamdülillah biz ne yapıyoruz?

"Allah'ın peygamber olarak gönderdiği bütün peygamberlere inandık. Peygamberlerin evveli Hz. Âdem aleyhisselam, âhiri peygamberimiz, serverimiz, rehberimiz, önderimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem; Allah bunların arasında hangi bölgeye, hangi asırlarda ne kadar peygamber gönderdiyse hepsine iman ettik, salavâtullahi ve selamühû aleyhim ecmaîn diyoruz, seviyoruz. Çocuklarımıza bunların isimlerini koyabiliyoruz. Musa, İsa, İbrahim, Âdem, Yakub, Yusuf diyoruz, seve seve koyuyoruz. Biz onları tanıyoruz, seviyoruz.

Ama Musa aleyhisselam'a tâbi olan; Musevîler, yahudiler, İsa aleyhisselam'a tâbi olan; İsevîler, hıristiyanlar. Onlar kendi kitaplarından, kendi peygamberlerinin talimatından uzaklaştıkları için Kur'ân-ı Kerîm onların yanlış oldukları noktaları beyan ediyor.

İsa aleyhisselam, "Haça tapın, beni ve anamı put edinin, bana tapının!" demedi.

"Ben kulum, benden sonra bir peygamber gelecek, ona tâbi olun!" diye de işaret buyurdu.

İncil müjde demek, kendisinden sonra gelecek Peygamberi müjdeledi. Bunların hepsi gerçek, onların kitaplarında da bu konularda bilgiler var.

Peygamber Efendimiz gelmeden önce yahudiler, bir son peygamber, âhir zaman peygamberi gelecek diye bekliyorlardı. Hahamlar yahudilere söylüyorlardı. Geldi, geldiği zaman da çeşitli tarihi olaylarla, çeşitli içtimaî, nefsanî, maddî, inadî sebeplerle kabul etmediler. Onların bileceği bir şey. Yarın rûz-u mahşerde, mahkeme-i kübrâ'da işler iyice anlaşılacak, herkes cezasını çekecek.

Efendimiz buyuruyor ki;

Lev nezele Mûsâ fe'tteba'tümûhü. "Vefat edeli çok oldu ama eğer Musa aleyhisselam inseydi, dünyaya geri gelseydi; siz de, 'O da bir peygamber, Allah onu eskiden peygamber olarak vazifelendirmişti.' diye ona tâbi olsaydınız…" Ve terektumûnî. "Bana tâbi olmayı bıraksaydınız..."

Ne olurdu?

Le-daleltüm. "Dalalete düşmüş olurdunuz!"

Neden?

Artık devir, Devr-i Muhammedî olduğu, Allah en son peygamber olarak onu gönderdiği için ona tâbi olmak gerekiyor.

Şöyle anlatalım;

Bir şehre bir vali gelmiş, ondan sonra o başka yere tayin olmuş veya emekliye ayrılmış. Ondan sonra bir başka vali gelmiş. Eski valinin valiliği kalmaz.

Ne olur?

Yeni vali vazifeyi devralmıştır, onun hükmü geçerli olur. Her şeyde böyledir. Orduda da böyledir; yeni komutan geldi mi "Bir zamanlar bu orduya filanca komutan komutanlık etmişti." diye, gelip işleri karıştırmaz. Asker ona tâbi olsa olmaz, yeniye tâbi olması lazım!

Peygamber Efendimiz'in de devr-i Muhammedî'si kendisinden sonra başladığı için insanlar kalkıp da başka bir yere tâbi olurlarsa, ne yapmış olurlar?

Yanlış iş yapmış olurlar. Peygamber Efendimiz le-daleltüm "Delâlete düşmüş olurdunuz." diyor. Bu da önemli bir husus!

Çünkü bazıları diyorlar ki;

"Biz de Allah'a inanıyoruz, biz de Allah'ın indirdiği bir kitaba tâbiyiz."

İyi ama o kitap, Allah'ın o peygambere indirdiği kitabın kendisi değil... O çok önemli! Asıl kitap ortada yok, sonradan değişmiş. Kendi ilim adamları da bu gerçekleri biliyorlar. Gerçekler değiştirilmiş, saptırılmış, tağyir edilmiş, tebdil edilmiş, tahrif edilmiş. Bunlar Kur'ân-ı Kerîm'de gayet güzel açıklanıyor. Kendi alimleri tarafından da bilimsel araştırmalarda beyan ediliyor.

Mesela, sanıyorum 1940'lı yıllarda, Lût gölünün kenarında bir mağara bulmuşlar. Bu mağara çok eski bir mağara; bilinmiyormuş, sonradan bulunmuş. Bu mağaraya çok eski devirde yaşamış insanlar kitaplarını saklamışlar. Takibata uğradıkları zaman, ellerindeki mübarek kitapları, zarar görmesin diye oraya saklamışlar. Orada o kitaplar, o dürülmüş tomarlar bulunuyor. Bunlar İncil'in eski nüshaları, eski yazmaları oluyor. Peygamber Efendimiz'den asırlarca önce ama Hz. İsa'dan sonra oralarda bulunmuş olan mukaddes kitap yazmaları oluyor.

Bunların incelenmesinden anlaşılıyor ki Kur'ân-ı Kerîm'in söyledikleri doğru! Şimdi onların ellerindeki İnciller, sonradan bazı şahıslar tarafından yazılmış, İncil'in kendisi değil! İncil'den bazı gerçekleri ihtiva eden başka şeyler.

Tevrat da öyle; Tevrat'ın kendisi değil, bazı yerleri değiştirilmiş. Onun için bu yeni buluntular, yeni bulunan eserler Kur'ân-ı Kerîm'in söylediklerinin doğru olduğunu gösteriyor, onların sonradan değiştirilmiş olduğunu gösteriyor.

Binâenaleyh eskimiş, değiştirilmiş olan ahkâm yenilenmiş olduğu için Kur'ân-ı Kerîm'e uyması lazım! Hristiyanların da müslüman olması lazım, yahudilerin, Musevîler'in de müslüman olması lazım!

Neden?

Musa aleyhisselam'ı Peygamber gönderen Rabbü'l-âlemîn, ondan sonra Muhammed-i Mustafâ aleyhisselam'ı peygamber göndermiş.

Bakın biz ne kadar sağlam yoldayız.

Musa aleyhisselam'ı da seviyoruz, O'na da bağlıyız. Ama onlar bizim Peygamberimiz'i kabul etmedikleri için tehlikedeler. Allah'ın sevdiği, Allah'ın gönderdiği peygamberi reddettikleri için tehlikede oluyorlar

Aziz ve sevgili kardeşlerim.

Onun için Peygamber Efendimiz bunu ifade buyuruyor; "Bu devir artık benim devrim olduğundan, beni bırakıp da Musa aleyhisselam'a uysanız olmaz!" diyor.

Herhangi bir kişi bu asırda, Allah'ın gönderdiği bir peygamber olduğu halde Musa aleyhisselam'a uyunca şaşırmış, sapıtmış ve dalalete düşmüş olacaksa İslâm'ı bırakıp da küfre giren insanın hâli ne olur?

Batı medeniyeti diye gidip de, onların hurafelerine, Yunan efsanelerine uyarsa ne olur?

Filozofların ihtilaflı ihtilaflı sözlerini gerçek kabul edip de, Kur'an'ın asıl hakikatlerini inkara cüret ederse ne olur?

Şaşırır! Filozof dediğin adam, senin gibi bir adam; ne olacak?

Bir şeyler düşünmüş, yazmış

Ondan sonra gelen bir filozof da onun yanlışlıklarını göstermiş, "Doğru şudur." demiş. Ondan sonra gelen bir başka filozof, onun eksikliğini söylemiş.

Felsefe tarihi, büyük filozofların fikirlerinin daima değiştiğini gösteriyor. Her birinin bir fikir nazariyesi ortaya attığını, bir görüş ortaya attığını, bunun da zamanla değiştiğini felsefe tarihinden görüyoruz. Onları inançsız, kendi kafasıyla hareket eden insanları esas alıp da; Allah'ın dinini, kitabını bırakmak akıllıca bir iş değil...

Biz bugün batıyı biliyoruz. Ülkemizde İslâm'a karşı çıkan, yayınlar yapan gazeteler, mecmualar neşreden insanlar kadar, onlardan daha iyi Batı'yı biliyoruz. Onların kolejlerinde okumuş kardeşlerimiz var, onların okullarında yüksek tahsil yapmış kardeşlerimiz var. Bunların iddiaları, yolları yanlış, bizimki doğru bunu çok iyi biliyoruz. Onun için elhamdülillah -Allah'a hamd ü senâlar olsun- Allah'ın razı olduğu din üzereyiz.

Eğer bir insan Türkiye'de bu dine değil de şu veya bu sebepten başka bir dine, bir başka yola tâbi ise çok yanlış bir iş yapmış olur. Bunu da bir üniversite profesörü, bir ilâhiyat profesörü olarak hatırlatmış olmaktan vazife yapmanın sevincini duyuyorum. "Bakın yanılıyorsunuz" demiş oluyorum.

Yarın mahkeme-i kübrâda kendimi böyle savunacağım, onlar bakalım ne diyecekler?

Tabii bir şey diyemeyecekler, başlarını önlerine eğecekler. Onun için Kur'an'ı öğrensinler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadislerine, sünnetine tâbi olsunlar, iki cihan saadetine ersinler!

 

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi; aldanmayan, manevî gerçekleri gören, şeytana kanmayan, hak yoldan ayrılmayan, ibadetlerini anında zamanında değerli vaktinde yapan, günahlardan hemen tevbe edip dönen, hak yola giren, uyanık, basiretli Allah 'ın sevdiği kullarından eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA