29.08.1997 - Tul-i Emel

29.08.1997 - Tul-i Emel
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh…
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki:
Lev raeyte'l-ecele ve masîrahû ebğadte'l-emele ve gurûrahû.
Kısaca iki cümle ifade etmiş, ben kelimelerini açıklayarak anlaşılmasını sağlamaya yardımcı olmak istiyorum. Efendimiz muhatabı olan, kendisini dinleyen kişiye hitaben buyurmuş ki;
Lev raeyte'l-ecele. "Ey muhatabım, eğer eceli görseydin…" Ve masîrahû "ecele doğru gidişi görseydin, insanın ecele doğru bir sel üzerinde yaprak misali sürüklenip gittiğini görseydin…"
Ey muhatabım!
Ebğadte'l-emele ve gurûrahû. "Tûl-i emele kızardın ve onun aldatmasına buğz ederdin, onun aldatmasına kapılmazdın."
Buradaki kavramları açıklayayım:
Ecel'i biz Türkçe'de ölüm mânasına kullanırız. "Eceli geldi." deriz, "Ölümü geldi." mânasına kullanırız. "Ecel nedir?" diye sorsalar, herkes ölüm sanır, öyle cevap verir.
Aslında ecel müddet demek, iki zaman arasındaki zaman uzunluğu demek.
"İnsanın eceli geldi."
Ne demek?
"Hayatının başlangıcından sonuna kadar olan zaman sona erdi, en son noktası geldi." demek oluyor.
Onun için ölümle karıştırıyorlar, ecel kelimesini ölüm demek sanıyorlar. Aslında "müddet" demek.
Müddeti geciktirmeye de te'cil deniliyor, bir ecel daha vermek, bir müddet daha uzatmak mânasına...
"Askerliğimi iki sene daha te'cil ettirdim."
"Askerliğimin eceli, vakti gelmişti, asker olacaktım, te'cil ettirdim, bir ecel daha verdim, bir müddet daha uzattım." demek oluyor.
İnsanların bir eceli, hayat müddetleri var; bu 50 yıldır, 80 yıldır... Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz 63 yıl yaşamış, kimisi daha fazla, kimisi daha az yaşıyor. Ama şair diyor ki:
Kıvrılır, uzar fakat
Daire olmaz bu hat!
Kıvrılsa, uzasa da ömür, daire olmuyor, sonsuz bir dönüş olmuyor, devr-i dâim olmuyor. İnsan ölüyor, sonu ölüm; sonunda müddet bitti mi, insan bu dünyadan ayrılıyor. İnsanoğlu bu son müddete doğru gidiyor, yaşadığı müddetçe en son çizgiye, yarışın veya yolun sonuna doğru gidiyor, oraya doğru sürükleniyor.
İnsan ecelinin yavaş yavaş azaldığını; müddetinin, vaktinin gittikçe döküldüğünü, bittiğini kendisinin sona doğru sürüklendiğini görse o zaman ne yapar?
Ebğadte'l-emele ve gurûrahû. "Tûl-i emele kızar ve tûl-i emele aldanmaz, tûl-i emelden sakınır."
Tûl-i emel ne demek?
Bu çok önemli bir kavram, bunu pek çok kimse bilmez.
Emel, insanın ümidi, arzuları, istekleri demek oluyor. Tûl-i emel; arzularının, emellerinin uzun olması...
Misalle açıklayalım;
Mesela bir arkadaşınıza soruyorsunuz:
"Ne yapmak istiyorsun?"
Diyor ki;
"İnşaallah 25 yıl bu meslekte çalışacağım, para biriktireceğim, emekli olunca, falanca yerden bahçeli bir ev alacağım; işte bahçede çiçeklerle uğraşarak, vaktimi değerlendireceğim!"
Beş, on, on beş, yirmi yıl sonrasını böyle düşünerek kendi kendine kararlar veriyor, şöyle olacak, böyle olacak diyor.
İşte bu nedir?
Emel... Emelleri uzun, ne kadar uzun?
Düşündüğü zaman ne kadar uzaktaysa, o kadar uzun; yarına kadarsa o kadar, öteki yıla kadarsa o kadar, yıllar sonraya uzanıyorsa o kadar...
Herkesin ileriye dönük istekleri var.
Bütün bu isteklerin temelinde hangi düşünce yatıyor?
"Ben yaşayacağım, o vakte ulaşacağım!" diye farz ediyor, ondan onu düşünüyor;
"On yıl sonra şunu yapacağım, üç yıl sonra mezun olacağım..."
Ne mâlum üç yıl yaşayacağın?
"Ayakkabımı sağlam yap, üç yıl kullanayım!"
Ne mâlum, bu ayakkabıyı iki gün kullandıktan sonra insanın ecelinin bitip ölümünün gelmeyeceği?
Ama insanoğlu ölümü sevmediğinden düşünmek istemiyor, uzakta olduğunu düşünmek istiyor. "Yarın ölürüm!" diye düşünmek kendisini korkuttuğu için, "Herhalde 60 yıl yaşarım da, ilerde ölürüm!" diye, ileriye doğru ittiği zaman rahatladığından, hep ileriye doğru gidiyor. Düşünceleri yaşayacağım faraziyesine, nazariyesine dönük oluyor. "O kadar yaşarım." diye düşünüyor.
Halbuki öyle değil, yarına çıkacağımız, bir dakika daha yaşayacağımız bile belli değil... Belki biraz sonra vademiz yetmiş, ecelimiz bitmiş, ölümümüz gelmişse,
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn...
Belki bir insan îman-ı kâmil ile, Eşhedü en lâ ilâhe illallâh diyerek ölecek. "Burada senin yanında oturacak da, arabasına binince ileri giderken şöyle olacak..."
Olabilir, olmasın, Allah hayırlı uzun ömür versin de, işte insanın ölüm uzakta olacak diye düşünmesi, ölüm için hazırlanmasını engelliyor. Allah'ın rızasına uygun işler yapmasını geciktiriyor. Tûl-i emelin kötü tarafı bu...
Tûl-i emel böylece insanı aldatıyor. "On yıl yaşayacağım, şunları şunları yapacağım, tevbe ederim, günahlarımı affettiririm, sevaplı işler yaparım..." diye aldanıyor. Gurur da aldanmak demek, kibirlenmek mânasına değil...
Sevgili kardeşlerim!
Tûl-i emel, çok yaşayacağım diye düşünmek, emellerinin uzaması insanı aldatıyor.
Tûl-i emel konusu, tasavvuf kitaplarında çok üzerinde durulmuş bir konudur. Tûl-i emele düşmeyin diye ihtar etmişlerdir ama bu ihtarı anlayan yok gibi... Hiç kimse bu ihtara uygun hareket etmiyor. Herkese sorsan "Allah'ın izniyle, lutfuyla, Allah ekremü'l-ekremîndir, herhalde 50 yıl, yüz yıl, 200 yıl yaşarım!" diye temenni ediyor, en uzun yaşamayı istiyor.
Kur'ân-ı Kerîm'de kâfirler için bildiriliyor ki;
Lev yuammeru elfe seneh. "Her biri bin yıl yaşamayı temenni eder, ölmek istemez, ölmemeye çalışır, ölmemeyi temenni eder."
Halbuki sahâbe-i kirâm, Peygamber Efendimiz öyle yapmamış. Peygamber Efendimiz iki parmağını göstermiş;
"Benimle kıyametin arası, bu iki parmak kadar yakındır." buyurmuş.
Hemen ölecekmiş gibi âhirete hazırlanmayı tavsiye buyurmuş, ölümün yakın olduğunu beyan etmiş. Tûl-i emele düşmemek gerektiği bildirilmiş, tavsiye edilmiş. Ölüme hazırlanmak tavsiye edilmiş…
Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevt. "Ölüm ansızın geliverir, tevbenizi yapın, doğru yola girin, doğru insan olarak yaşayın!" diye tavsiye buyrulmuş.
"Vasiyetnâme insanın yastığının altında, hazır olmalı, vasiyetnâmesiz ölenin durumu fena olur. Kime borcu varsa onları yazsın, vasiyetlerini yazsın!" diye tavsiye buyrulmuş.
Bunların hepsi nedir?
Müslümana birer tavsiyedir.
Müslüman nasıl olmak yoluna itilmek isteniyor?
Ölümü düşünen, ölümün hemen gelivereceğini düşünen, ona göre hazırlık yapar.
Tamam sen bu hazırlığı böyle yap ama Allah sana çok uzun, 50 yıl, 100 yıl ömür versin.
Eski mutasavvıf büyüklerimiz ne yapmışlar?
Sabaha çıktı mı akşamı gözlememişler. "Bak bugün öleceksin, bugün Allah'a öyle kulluk et." demişler, akşama çıkmışlarsa sabaha çıkmayı ümit etmemişler, tûl-i emele düşmemişler, "Bak bu gece ölebilirsin, geceni hayırlı geçir." demişler, sabaha kadar ibadet etmişler ama Allah uzun ömür verdiğine vermiş.
Onun için tûl-i emele düşmemek lazım, tûl-i emelin insanları aldatması çok olur, o aldanmaya siz düşmeyin, "Çok yaşarım." diye hayırları geciktirmeyin, tevbeyi geciktirmeyin, haccetmeyi, borç ödemeyi, hayırlı işler yapmayı, ibadet yapmayı geriye bırakmayın, günahlardan hemen vazgeçin, çünkü ansınız ölüm geliverir, hazırlıksız olursunuz, sonra âhirette sorumlu olursunuz.
Bu açıklamalardan sonra hadîs-i şerîfi bir daha tekrarlayalım;
Peygamber Efendimiz; "Ecelin birden geliverdiğini, mâneviyat gözünüzle, basiretinizle hemen bitivereceğini ve sizin ona doğru hızla gittiğinizi bilirseniz, görürseniz, o zaman tûl-i emele kızarsınız ve tûl-i emelin insanları aldatmasına düşmezsiniz, ona karşı müteyakkız olursunuz." buyuruyor.
Böyle olmamızı istiyor. İnsanın ölümü, ecelin gelivereceğini, vadenin yetivereceğini, vaktin bitivereceğini, sona doğru hızla gittiğini, düşünmesi lazım! Biz de düşünelim, ben de düşüneyim, siz de düşünün…
Tûl-i emele düşmeyelim, tevbeyi hemen yapalım, hayırlı işlere hemen girişelim! Cami yaptıracaksak parayı hemen ayıralım, kazmayı hemen vurduralım, temeli hemen atalım! Hayırlı bir işe girişeceksek, onu tehir etmeyelim, hemen yapalım! Çünkü tûl-i emel aldatıcıdır.
Allah günahkâr kullarının tevbe etmesini çok sever. Allah tevvâbü'r-rahîm'dir, erhamü'r-râhimîn'dir. Günahkâr da olsanız korkmayın, ümitsizliğe düşmeyin!
Lâ taknetû min rahmetillâh. "Allah'ın rahmeti çoktur. Allah'ın rahmetinden ümit kesmek, ümitsizliğe düşmek haramdır, yasaktır."
Allah tarafından yasaklanmıştır.
İnnallâhe yağfiru'z-zünûbe cemîâ. "Allah günahları toptan affedebilir."
Onun için bu konuşmamı dinledikten sonra aşk ile, sıdk ile, ihlâs ile tevbe edin, hak yola girin! Bundan sonra iyi müslüman olun, cenneti kazanmaya çalışın, cehenneme düşmekten son derece kaçının, düşmemeye dikkat edin. Bilin ki devir, Devr-i Mahammedî'dir. Peygamber Efendimiz'in yoluna girin, sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılın! Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesi bir büyük cadde-i kübrâ'dır. Cennete doğru götüren geniş bir yoldur, dümdüz bir sırât-ı müstakîmdir; o yolda yürüyün!
Allahu Teâlâ hazretleri sizi şaşırtmasın, saptırmasın. Nefse uyanlarından, nefsine mağlup olanlardan, şeytana aldananlardan etmesin... Tûl-i emele düşüp dünyaya kananlardan eylemesin... Vazifeşinas, görevlerini çok güzel yapan kullardan eylesin... Sevdiği kul olarak yaşatsın, sevdiği işleri yaptırsın; hayırlar, hasenat yaptırsın... Arkasında eserler, sadaka-i câriyeler bırakmak nasip eylesin... Hayırlı evlatlar yetiştirmek nasip etsin... Huzuruna yüzü ak, alnı açık sevdiği kul olarak varmayı nasip eylesin... Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin...
Hepinizin cuması mübarek olsun, Allah nice cumalara, mübarek günlere, devletlere, nimetlere, saadetlere cümlenizi sevdiklerinizle erdirsin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
25.07.1997 -
Evi Namazla ve
25.07.1997 -
Evi İbadetle Nurlandırmak,
