25.07.1997 - Mümin Kardeşin Yüzüne Sevgiyle Bakmak, İtikaf

25.07.1997 - Mümin Kardeşin Yüzüne Sevgiyle Bakmak, İtikaf
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Geçen hafta size Mekke-i Mükerreme'den seslenmiştim, şimdi Medine-i Münevvere'den sesleniyorum.
Medine-i Münevvere'de konumu çok güzel olan bir otelde bulunuyoruz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mescidini yukarıdan, kuş bakışı gibi, yandan görüyoruz; eski kısım, Osmanlılar'ın yaptırdığı minareler, daha sonra yapılan, bu en son genişlemede eklenen minareler, bütün Mescid-i şerîf önümüzde tepsi, masa gibi bulunuyor. Mescidin hafif basık, 27 tane kubbesi var. Yeni yapılan kısmın bazı yerlerini kubbeli yapmışlar ve bu kubbeler bulunduğu yerlerden raylı olarak, kayarak altlarındaki kapattıkları kısmı bazen açabiliyorlar. Bunları hep görüyorum.
Bir de karşıda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in kabr-i saadetinin olduğu el-Kubbetü'l-hadrâ hemen gözümün önünde. Çok duygulandırıcı bir manzara. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in türbesinin çatısı yeşil renkli olduğu için Arapça'da yeşil mânasına gelen hadrâ kelimesiyle sıfatlanıyor, el-Kubbetü'l-hadrâ deniyor. Yeşile boyalı kubbe, yeşil kubbe; Peygamber Efendimiz'in türbesinin üstü.
Bir de Osmanlı'da ve bizim şimdiki Türkiye'mizde bir Kubbe-i Hadrâ daha var, o da Konya'da. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin kümbet şeklinde yapılmış kubbesinin üstünün rengi de yeşil olduğu için ona da herhalde Peygamber Efendimiz'in türbesine sevgiden dolayı, yeşilliğinden dolayı Kubbe-i Hadrâ ismini vermişler.
Bu manzaralar gözümüzün önünde, Allah'a çok hamd ü senâlar olsun. Böyle güzel şeyleri görmeyi nasip ediyor, elhamdülillah. Mescidimizin tepeden, eski ve yeni kısımlarını, her şeyini görmek mümkün oluyor.
Mescid-i Nebî, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mescidi kat kat, tekrar tekrar, asırlar boyunca büyütülmüş ve en son büyütülmesi de bu Suud hükümeti zamanında olmuş. Önleri, arkaları, çevre arazi de bahçe hâlinde istimlâk edilmiş, binalar yıkılmış, dört kat kadar yerin altına garajlar yapılmış durumda. Arabalarımızı bazen o garajlara bıraktığımız oluyor, yürüyen merdivenlerle üste çıkıyoruz. Çok güzel bir genişletme. Her taraf mermer döşeli, direkler mermer, gayet güzel. Gelenler bilir, gelmeyenlere Allah yakın zamanda buraları ziyaret etmeyi nasip etsin.
Odamızın bir penceresinden de meşhur, herkes tarafından bilinen, Medine-i Münevvere'nin Bakî kabristanı görünüyor. Baki'; be, kaf, ye ve ayın ile; yani bâkî, ebedî mânasına gelen kelime değil de ayn ile Baki'. Aslı Bakî'u'l-garkat kabristanıdır. Yanlız garkat kelimesi bırakılarak Cennetü'l-baki' deniliyor. Cennet bahçe demek. Baki' bahçesi, Medine'de vefat eden mübareklerin gömüldüğü bahçelik gibi olan kabristan demek oluyor. Bakî kabristanını da yukarıdan görüyoruz.
Osmalılar zamanında buradaki meşhur kişilerin hem kabirlerinin neresi olduğu belliymiş hem de kabirlerinin üstünde türbeler varmış. Hz. Osman Efendimiz'in türbesi, sahabeden meşhur kimselerin türbesi, Peygamber Efendimiz'in kızlarının, zevcelerinin türbeleri. Her şey belliymiş. Şimdi yukardan ağaçsız, dümdüz, bize göre çok yadırgadığımız bir şekilde, sadece kumluk gibi, etrafı duvarlarla çevrilmiş bir düzlük olarak görünüyor.
Halbuki biz kabristan deyince hep böyle selvi ağaçları, yeşillikler, kabir taşları düşünürüz. Kabristan kelimesi zihnimizde böyle yerleşmiştir. Bu Bakî kabristanında hiç böyle bir iz, alamet yok. Bu biraz buralardaki insanların kabre, türbeye, kabir taşına karşı fikirleri olduğundan kaynaklanıyor. Onların üstündeki türbeleri yıkmışlar, kabir taşlarını almışlar, dümdüz bir alan görünüyor. Altında asırlar boyu buralarda yaşamış, vefat etmiş nice nice mübarek evliyâullah; sahâbe-i kirâmdan, Peygamber Efendimiz'in zevcelerinden, kızlarından, mübarek evlatlarından, nice nice mukarreb kullar var. Allah şefaatlerine erdirsin.
Sizlere en güzel dileklerimizi, temennilerimizi sunarız. Her şeyden önce Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına ermenizi dileriz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şefaatine nail olmanızı dileriz.
Abdullah b. Amr İbnü'l-Âs radıyallahu anhuma'dan rivayet edilen ilk hadîs-i şerîfi okumak istiyorum.
Bu Abdullah dört Abdullah'tan birisi -rıdvanullahi aleyhim ecmaîn- Mısır fatihi Amr İbnü'l-Âs'ın oğlu Abdullah rivayet etmiş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuşlar;
Nazaru'r-racüli ilâ ahîhi alâ-şevkın hayrun min i'tikâfihî seneten fî mescidî hâzâ.
Nazaru'r-racülü ilâ ahîhi. "Adamın kardeşine bakışı." Buradaki adamdan maksat müslüman olan kişi, kardeşten maksat da din kardeşi. Bir müslümanın din kardeşine bakışı.
Nasıl bakış?
Bakışlar çeşit çeşit olabilir. Sevgiyle, düşmanlıkla, kinle, dik dik, yan yan olur.
Nasıl bir bakış?
Nazaru'r-racüli ilâ ahîhi alâ-şevkın. "Şevk üzerine, o kardeşini severek, ona sevgi ve muhabbet göstererek, yakınlık duygularıyla, İslâmî, güzel duygularla bakışı."
Hayrun min i'tikâfihî seneten fî mescidî hâzâ.
Kendi mescidini işaret buyurarak:
"Benim bu mescidimde bir sene itikâf etmesinden daha hayırlıdır."
İtikâfı belki dinleyici olan bazı kardeşlerimiz bilmeyebilir. İtikâf; bir mescitte, ibadet etmek maksadıyla bir zaman kalmak için niyet etmeye ve kalmaya denir. Sünnet olan itikâf Ramazan'da. Ramazan'ın son on gününde mescide gelirler bazı ibadete düşkün, sevap kazanmak isteyen, durumu müsait olan müslümanlar, on gün mescitte kalırlar. Eve gitmek yok, geceleyin de mescitte kalırlar, ibadet ederler. Ramazan'ın son on gününde böyle itikâf etmeye Peygamber Efendimiz de riayet etmiş.
Peygamber Efendimiz'in sünnetidir hem de kuvvetli bir sünnettir. Hem de bir beldede hiç kimse, o beldenin mescidinde itikâf etmezse, bütün belde ahalisi, "Niçin bu sünneti yerine getirmediniz?" diye sorumlu olur ama bazıları yapınca; "Bu beldeden de bu sünneti yapanlar oldu." diye ötekilerinden sorumluluk kalkar. Sünnet-i kifâye deniliyor.
İtikâf çok sevap çünkü evini de bırakıyor insan, eşini de dünya işlerini bir tarafa bırakıyor ve bütün gününü 24 saatini mescitte ibadetle geçiriyor. Belli, münasip zamanlarda istirahat etme hakkı var. Bu çok sevaplı, Türkiye'deki bir mescitte de sevaplı, cuma namazı kılınan bir mescitte daha sevaplı. Mahalle mescidinde de olabilir.
Bir de bu sevaplı güzel ibadetin Peygamber Efendimiz'in mescidinde olmasını düşünün. Peygamber Efendimiz'in mescidinde olunca namazlar bin misli sevaplı ise herhâlde itikâflar da bin misli sevaplı olur.
Peki itikâf ne kadardı?
Sünnet olan Ramazan'ın son on gününde, on günlük veya dokuz günlüktü; Ramazan'ın yirmi dokuz veya otuz çekmesine göre. Ama Peygamber Efendimiz burada diyor ki hadîs-i şerîfindeki ifadede; min i'tikâfihî seneten. "Bir sene itikâf etmesinden." O zaman epey çok oluyor. Kamerî seneyi 350 küsur gün, 354 gün, 355 gün olarak kabul edersek; 35, 29 gün de çektiğini düşünürsek 35-40 defa Ramazan itikâfı yapmak gibi sevap olacak.
Tekrar hadisin başına dönelim, hatırlayalım; nedir bu kadar sevap olan şey?
Bir müslümanın, öteki müslüman kardeşinin yüzüne şevk, sevgi, merhametle, iyi duygularla, dostâne bir şekilde bakması.
Buradan görüyorsunuz, müslümanın müslümanı sevmesi ne kadar sevap!
Kâbe-i Müşerrefe'nin ne kadar kıymetli, sevaplı, mukaddes, muazzam, heybetli olduğu belli. Ama bir müslümanın kalbini kırmak, Kâbe'yi yıkmaktan daha günah, daha tehlikeli! Onun için gönül yıkmamaya çalışmak, müslümanın müslümanı sevmesi lazım!
Buradan şu çok mühim noktaya ulaşıyoruz: Dinimizde müslümanın müslümanı sevmesi çok sevaplı bir ibadettir, çok kıymetlidir. Müslümanların birbirlerini dînî duygularla, bu kadar candan sevmesi lazım!
Ben müslümanım, Türkiye'de bulunuyorum ama Bosna'daki kardeşimi de aynı muhabbetle severim, Özbekistan'daki, Kazakistan'daki kardeşlerimi de severim, İsveç'teki, Amerika'daki, Afrika'daki, Pakistan'daki, Malezya'daki, Avustralya'daki kardeşimi de aynı muhabbetle severim. Çünkü Allah'a inanmışız, Allah'ın birliğini kabul etmişiz, tevhid akidesine bağlıyız; lâ ilâhe illallah diyoruz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e bağlıyız, bağlılığımızı ifade ediyoruz.
İnneme'l-mü'minûne ihvetün.
Bütün müslümanlar kardeş oldukları için kardeşâne birbirlerimizi sevmemiz lazım. Sevme bir kuru ifadeden ibaret değildir. Seven insan sevdiği için her şeyi, her iyiliği, ikramı, fedakârlığı, yardımı yapar. Onun için hepimizin bu kardeşlerimize yardım etmesi lazım! Dünyanın neresinden olursa olsun, zengin, fakir, zenci, beyaz, sarı, çekik gözlü, yuvarlak yüzlü, mavi gözlü olsun; bütün müslümanların düşünülmesi, yardımına koşulması lazım! Somali'deyse Somali'ye yardım gitmeli, Kongo'daysa Kongo'ya yardım gitmeli, Kamboçya'daysa Kamboçya'ya yardım gitmeli, müslümanlar birbirleriyle ilgilenmeli. Sevginin sonucu yardımlaşmadır, yardımına koşmaktır, dar zamanında imdadına yetişmektir.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Hepimiz Ramazan geldi mi tavrımızı değiştiririz;
"Oruç geldi, mübarek, on bir ayın sultanı Ramazan geldi." deriz.
Kandiller geldiği zaman sabahlara kadar uyumayız; camilerin avlularına seccadelerimizi yayarız, sabahlara kadar otururuz.
Dinin kıymetini biliyoruz, sevabı kazanmaya çalışıyoruz. Neden?
Yüz bin misli sevap olsun!" diye koşuşuyor herkes. Sevabı biliyor ve sevabı kazamaya gayret ediyorlar, bu, gözle görülüyor. Caminin bir gün önceki kalabalığı ile bir gün sonraki kalabalıklığı gözle görülür şekilde fark ediliyor ve konuşuyoruz aramızda arkadaşlarımızla burada.
Madem sevaba bu kadar düşkünüz, bütün müslümanlar düşkün, herkes maddî menfaati kadar mânevî menfaatini de düşünür. O hâlde müslümanlar birbirlerini sevecek ve yardımlaşacak!
Allahu Teâlâ hazretleri her türlü yardımlara mazhar eylesin.
Dilerim ki Allahu Teâlâ hazretleri sizleri, dünyanın ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirsin. Cennetiyle Cemâli'yle müşerref eylesin!
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
29.10.1992 -
Allah Rızasını Kazanmak
25.07.1997 -
Evi Namazla ve
