29.10.1992 - Allah Rızasını Kazanmak

29.10.1992 - Allah Rızasını Kazanmak
Üzerimize sayılamayacak kadar çok nimetlerini saçmış olan, her anda her yerde türlü türlü zâhirî ve bâtınî nimetlerine daima mazhar olduğumuz Rabbimize hamd ü senâlar olsun.
Rehberimiz, numûne-i imtisâlimiz, her hali ve her sözü başımızın tacı ve yolumuzun aydınlatıcısı olan Efendimiz Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sonsuz salât ü selamlar olsun. Allahu Teâlâ hazretleri âl'ine, ashâbına, etbâına lütuflarını ihsan eylesin ve Peygamber Efendimiz'in hayatından sonra ümmetin emanet edildiği mübarek insanlar mürşitler, evliyaullah-ı kirâmın ve onların yolunda yürüyenlerin hepsine salât ü selam olsun.
Müslümanlar olarak dünya üzerindeki insan toplulukları içinde çok özel yapıya sahip, kafa yapısı onlardan çok farklı insanlarız. Ayrıca biz, bu diyarların çocukları, dedelerimizin, Osmanlıların torunlarıyız, onların problemlerinin de çilelerinin de vârisleriyiz, onların misyonlarının da vârisleri olmalıyız yani gördükleri hizmetlerin görevlerin de bizim üzerimizde olduğunu hissediyoruz veya onların yaptığı hizmetleri biz de yapalım diye düşünebiliriz öyle de söyleyebiliriz.
Başka insanlardan çok farklı yapımız var. Esas itibariyle başka insanlar menfaati ve zevki öne alıyorlar; rahat yaşamayı, eğlenmeyi, gününü gün etmeyi esas alıyorlar. Müslümanların durumu böyle değil. Müslümanlar ise ana gayesi rahat etmek değil, icabında cevr ü cefâya kendileri talip oluyorlar. Yani meşakkatin, kendileri arayıp peşine kendileri düşüyorlar. Menfaat değil, icabında ellerindeki bütün menfaatleri gayeleri uğrunda veriyorlar, maddî imkânlarına harcıyorlar hatta canlarını veriyorlar. O bakımdan gerçekten öteki insanlardan çok farklı durumdayız.
Bütün bunları biz imanımızdan dolayı yapıyoruz. Allah'ın varlığını birliğini anlamış ve dünyaya gelişimizin bir gayesi olduğunu bilen insanlar olarak, bu dünyada Allah'ın rızasını kazanmak için var olduğumuzu, hayatın asıl mahiyetinin bir imtihan olduğunu, bu imtihanın sonunda Allah'ın sevdiği bir kul olarak huzuruna varmamız gerektiğini düşünüyoruz ve bütün çalışmalarımız, planlamalarımız, gayretlerimiz bu ana fikir etrafında döndüğü için diğer insanlardan, diğer milletlerden farklı bir görünümümüz var.
Diğer müslümanların da durumu öyle. Sadece kendimize yani biz Türklere mahsus değil Araplardan, Pakistanlılardan, Malezyalılardan, Afrikalılardan, Sudanlılardan müslüman olunca ana yapı, kafa yapısı böyle oluyor.
Allah'ın rızasını kazanmak istiyoruz. Allah rızasına cümlemizi erdirsin.
Rızasını kazanmak için de fedakarlık yapmak ve hizmet etmek gerektiğini görüyoruz. Dinimizin emirleri bize bunu çok açık olarak gösteriyor ve hizmeti birkaç istikamette yapma durumunda bulunuyoruz.
Bir, İslâm'a hizmet etmek zorundayız. Çünkü hepimizin asıl mesleği, müslüman olmak dolayısıyla, sahâbe-i kirâm gibi hareket etmek. Sahâbe-i kiram mesleği veya İslâm'ı yayma mesleği, İslâm'ı tanıtma öğretme mesleği... Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in niçin peygamber gönderildiğini düşünerek onun bize işaret ettiği istikamette çalışmak... Tüccar değiliz, doktor, mühendis, iktisatçı, esnaf, işçi, çifti değiliz; hepsinin önünde müslümanız ve İslâm'a hizmet etmemiz gerektiğini biliyoruz. İslâm'ı yaymamız, İslâm'a göre yaşamamız, İslâm'ı başkalarına anlatmamız, tanıtmamız lazım.
[İki,] bütün müslümanları Allah celle celâlühû birbirlerine kardeş etmiş olduğu için, inneme'l-mü'minûne ihvetün. Müslümanlar birbirlerinin kan kardeşliğinden de önde gelen kardeşleri olduğu için müslümanlara da hizmeti önemli bir gaye olarak karşımızda, kalbimizde buluyoruz. Bu hizmet çeşme yol yaptırmak, Kur'an kursu cami yaptırmak tarzında anlayışın inceliğine, çevrenin şartlarına göre değişebiliyor ama maddî fedakarlıkta bulunuyoruz, para veriyoruz, emek sarf ediyoruz, ter döküyoruz; yani müslümanları memnun etmek, gönüllerini hoş etmek, bir Allah razı olsun diye dualarını almak için, ölürsek arkamızdan bir Fâtiha okusunlar diye çalışıyoruz. Ve renk sınıf farkı asla gözetmeden, kıvırcık saçlı bir zenciyi sevebiliyoruz. Kırk tane yamanın altında bulunan bir kardeşimizi çok sıcak duygularla bağrımıza basabiliyoruz. Zenginlik, fakirlik, renk farkı, ırk, dil, milliyet farkı önemli olmuyor. Müminse bir insan, canımız gibi sevdiğimiz bir kimse hâline geliveriyor.
Yunanlılarla güya hasımız ama müslüman olmuş olan Yusuf İslâm kardeşimiz çok sevdiğimiz bir kimse oluveriyor. Ermenilerle güya kavga dövüş ve hesaplaşma içindeyiz ama müslüman olmuş bir Zahid Barsam usta hemen en yakın kardeşimiz oluveriyor. Amerikalı bir Ömer Abdullah veyahut daha başka bir Japon veyahut Hintli veya Afrikalı veya İngiliz fark etmiyor kardeş oluyoruz ve onlara nasıl hizmet edebiliriz diye düşünüyoruz.
Yusuf İslâm'ın bu Bosna-Hersek müslümanlarının uğradıkları acıları dindirmek için şahsen ne kadar büyük gayretler sarf ettiğini hatırlıyorum.
Üçüncü hizmet yönümüz bütün insanlara karşı. Bütün insanların da iyiliğini istiyoruz. Hiç kimseye karşı bir ard niyetimiz yok. Başkaları gibi çalışamıyoruz. Başkaları bir gayeyi benimsedikleri zaman o gayeye ermek için can yakabiliyorlar, kan dökebiliyorlar, kadın çocuk öldürebiliyorlar, treni sabote edebiliyorlar, ama biz [yapmayız.]
Biz yapamaz mıyız?
Ama bir canın hesabını, bir damla kanın hesabını düşünüyoruz; insanları potansiyel bakımdan ilerde müslüman olabilir diye de, iyi insanlar hâline dönüşebilecek varlıklar olarak da gördüğümüzden hiç kimseyi üzmek istemiyoruz.
Eşyayı bile, çevreyi bile tahrip etmek istemiyoruz, çevreye çöp bile atmak istemiyoruz, bir ağacın dalını bile kırmak istemiyoruz. Bir ağaç zarara uğradığı zaman kalbimiz buruklaşıyor. Demek ki dinimizden dolayı bize aşılanmış olan duygular aslında bütün insanlığa çok sıcak şekilde bakmak tarzında tezahür ediyor ve herkesin iyiliğini istiyoruz.
Allah celle celalühû bizi kulluğunda muvaffak eylesin. Bizi günahlarımızdan ve hatalarımızdan dolayı kahrına gazabına uğratmasın. Bizi dinimizde ve dünyamızda, evladımıza ve ailemizde fitnelere uğratmasın. Vazifesini şuurlu bir şekilde en güzel tarzda yapmayı hepimize ihtisası içinde basiret ihsan eylesin.
Hepimiz var gücümüzle, ilk mesleğimiz ilk işimiz müslüman olmak İslâm'a hizmet etmek olduğuna göre, neleri yapmamız gerekiyorsa onları en isabetle tespit edelim, Allah o basireti ihsan etsin. Tedbirleri almamızı nasip etsin. Elimizden nice insanların İslam ile müşerref olmasını nasip etsin. Hem dünyada hem âhirette her yönden mutlu ve bahtiyar eylesin ve huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin, Habîb-i Edîbi'ne komşu eylesin.
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
25.09.1992 -
İletişim Faaliyetlerini Arttırmak
25.07.1997 -
Mümin Kardeşin Yüzüne
