İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

04.04.1997 - Hac Yaklaşıyor, Zilhiccenin İlk On Günü, Zilhicce Orucu, Gençken Eğitimin Önemi

04.04.1997 - Hac Yaklaşıyor, Zilhiccenin İlk On Günü, Zilhicce Orucu, Gençken Eğitimin Önemi
Günün Sohbeti

04.04.1997 - Hac Yaklaşıyor, Zilhiccenin İlk On Günü, Zilhicce Orucu, Gençken Eğitimin Önemi

18.05.2026
15 dk 47 sn

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Hac yaklaşıyor. Kurban bayramı yaklaşıyor diye hacca gitmeyecek olanlar onu düşünürler. Asıl hacca gidecekler, gitmeye başladılar. O heyecan var, o uğurlamalar var.

Biliyorsunuz hacıların,Zilhicce'nin 9'unda Arafat'a çıkması, 8'inde Mina'ya çıkması lazım, ona yevm-i terviye deniliyor. Arefe günü de yine Arafat'a çıkması lazım. 0nunda da bayram, Kurban bayramının birinci günü, Arafat'tan Müzdelife'ye gelmiş olmaları, sabah namazını orada kıldıktan sonra öğleye, ikindiye, neyse Mina'ya gelmiş olmaları lazım.

Zilhicce'nin 1'inden 10'una kadar ki günler senenin en mübarek günlerinden bir kısmı. "Ramazan ayı on bir ayın sultanı" deriz, Ramazan'ı coşkuyla karşılarız, sevgiyle yaşarız. İşte o güzel mübarek günlerin on tanesi de bu haccın öncesindeki Zilhicce'nin ilk on günüdür ki çok önemli, sevaplı günlerdendir.

Bu günleri ibadetle geçirmelerini, tazarru ve niyazda bulunmalarını, Kur'an okumalarını, zikir yapmalarını, gündüzleri oruç tutmalarını tavsiye ederim. Hele Arefe günü orucu; hacca gitmeyenler için çok kıymetli, çok önemli, çok sevaplı bir oruç diye Ramazan'da da, daha önceki konuşmalarımda da "not alın, defterlerinize yazın." demiştim. Şimdi artık zamanı yaklaştığı için hatırlatıyorum:

Hacca gitmeyen, memleketinde kalan kimseler Kurban bayramı arefesinde orucu kaçırmamaya gayret etsinler.

Arefe gününde tutulan oruç, çok kıymetli bir oruç; iki senelik günahların bağışlanmasına sebep olduğunu Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfinde bildiriyor. İlginç olan yönü; "geçmiş senenin günahları affolur." diye bildiriyor Peygamber Efendimiz, bir de gelecek senenin günahlarının, yani daha henüz işlenmemiş, yaşanmamış olan öndeki günlerin günahlarının bağışlanacağının söylenmesi neyi gösteriyor?

Demek ki o Arefe'den sonraki sene mübarek geçecek; Allah ömür verecek, o müslümanı sağlık afiyetle yaşatacak, yolunda olacak, şeytana uymayacak, günah işlemeden iyi bir kul olarak yaşayacak. Esrarengiz bir müjde bu! Benim için çok ilginç.

Arefe günü orucunu kaçırmasınlar. Kurban bayramı arefesini oruçlu geçirmeye gayret etsinler. Hacılar için doğru değil, mekruh!

Hacılar hac vazifesini yapacaklar. Onların oruç tutması mekruh. Çünkü yorgunluk oluyor. Oraları sıcak diye duyuyoruz. O sıcaklarda halsizlik, yorgunluk oluyor; hac vazifelerini yapamıyorlar, hastaneye düşüyorlar. Dinimiz de zaten hacılar için uygun bulmamış. Hacıların en güzel işi orada hac vazifesini güzel yapmak, zikirlerini, ibadetlerini güzel îfâ eylemek.

Hac ve bütün ibadetlerin en önemli parçası, bölümü, bel kemiği, temel direği zikirdir. Orada Arafat’ta lâ ilâhe illallah diyerek, tevbe istiğfar eyleyerek, zikrederek, Kur'an okuyarak vakitlerini geçirirler. Onlar oradan çok büyük sevap alacaklar. Hacca gitmeyenler de oruç tutarak o sevabı kazansınlar.

Tabii Arefe'ye, bayrama kadarki günleri de çok ibadetlerle, sadakalar vererek, hayırlar yaparak güzel geçirmeye dikkat etsinler. Evlerini Ramazan'da olduğu gibi canlı tutsunlar, canlandırsınlar; ibadetin zevki, şevki evleri nurlandırsın.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz İmam Buhârî, Müslim gibi kıymetli kaynakların naklettiğine göre, Ebû Mûse'l-Eş'arî radıyallahu anh'ten, buyurmuş ki;

Meselü'l-beytillezî yüzkeru'llâhu fîhi ve'l-beytüllezî lâ yüzkeru'llâhi fîhi meselü'l-hayyi ve'l-meyyit.

İçinde Allah'ın anıldığı, zikredildiği bir ev ile içinde Allah'ın anılmadığı, zikredilmediği bir ev neye benzer?

Diri ile ölüye benzer. İçinde Allah anılan ev canlı gibidir, hayat sahibi gibidir; içinde Allah'ın anılmadığı ev de ölmüş gibidir, ölü insan gibidir.

Bu çok önemli bir şey! Evlerimizi zikrullahla, ibadetle, mübarek faaliyetlerle, ilimle, irfanla, canlı birer yuva haline, pırıl pırıl, dipdiri bir yuva haline getirelim.

Evinizde topluca ibadetin, zikrin keyfini, zevkini yaşamaya alışın. Sorun, soruşturun, öğrenin, bunu nasıl yapacağınızı düşünün.

Mesela zikrin bir çeşidi Kur'an okumaktır. Mesela evde birisi Kur'ân-ı Kerîm okur, ötekiler dinler; böylece evin içinde zikrin zevki, şevki, keyfi, sefası yaşanmış olur. Sonra "Hadi bakalım çocuklar, hep beraber binbir tane İhlâs okuyalım. Alın bakalım ellerinize tesbihi; siz şu kadar okuyun, siz şu kadar okuyun..." İşte buyurun, bir kulhuvallâh okumak zikri. Veyahut "70 bin kelime-i tevhid, lâ ilâhe illallah çekelim; hadi bakalım siz şu kadar alın, siz şu kadar alın, bir hafta içinde bunu bitireceğiz." gibi. Hâsılı evi mânevî bakımdan mâmur hale getirmek lazım.

Benim tanıdığım -eski- şuurlu, zarif, tatlı arkadaşlar vardı; kandil gecelerinde, mübarek gecelerde evlerinin camlarını süslerlerdi.

Neden?

"Bu ev niye böyle süslenmiş?" diye herkes merak etsin, anlasın diye.

Evimizde bu güzel günleri ailece yaşayalım, yaşamaya alışalım, öğrenelim. On günlük bir bayram geliyor.

"Hocam, bu takvimlerde yazılı bir bayram değil. Hiç kimse şimdiye kadar söylemedi, sen nereden söylüyorsun?" derseniz;

Hadîs-i şerîften söylüyorum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu on günün çok sevaplı günler olduğunu, bu on günde yapılan ibadetlerin çok kıymetli olduğunu bildiriyor. İbadeti, zikri, orucu tavsiye ediyor. Hayrı, hasenâtı tavsiye ediyor. Ben de onun için tavsiye ediyorum. Kendiliğimden bir şey söylemiyorum. Hadis kitabını açıyorum. Unutulmuş da olsa güzel şeyleri hatırlatmak istiyorum. Unutulmuş güzel âdetlerimizi canlandırmak istiyorum. Eski eserlerimizi korumak istiyorum. Cihanın bizi sevmesini, saymasını sağlayan, herkesin hayranlığını toplayan güzelliklerimizi korumak istiyorum. Onun için on günü, hadi bakalım, Ramazan gibi, evde güzel, belli olacak şekilde süslemelerle, davranışlarla, yaşam şekliyle, zikirle, Kur'an'la, tatlı şekillerde yaşayalım.

Gelelim okumak istediğim öteki hadîs-i şerîflere:

Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ten Taberânî rivayet etmiş. Bu da biraz çocukları, biraz da yaşlıları ilgilendiren bir hadîs-i şerîf. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

Meselü'llezî yeteallemü'l-ilme fî sıgârihî ke'n-nakşı ale'l-haceri ve meselü'llezî yeteallemü'l-ilme fî kiberihî ke'llezî yektübü ale'l-mâ'.

Başka edebî kitaplarda, eski el yazması eserlerde buna benzer sözleri okumuştum ama hadîs-i şerîf olarak ilk defa siz duymuş oluyorsunuz. Demek ki o güzel sözlerin de kaynağı hadîs-i şerîf imiş. Efendimiz buyuruyor ki;

"Küçükken ilim öğrenen insan, taşın üzerine kitâbe yazan, nakış yapan, taşın üzerine kazıyarak yazıyı, nakışları yapan insan gibidir."

Aklına, hafızasına öğrendiği ilimler kitabe gibi kazınır. Romalılar'dan kalma kitâbeler, Abbasîler'den kalma anıt, caminin üzerindeki yazı diyoruz. Taş oldu mu kalıyor ve okunuyor. Çünkü taş dayanıklı bir malzeme, derin derin kazınmış olunca içine, üstüne, kalıyor. Küçükken öğrenilmiş ilim, taşın üzerine yapılmış şekiller, yazılar, nakışlar gibidir. Yani kalıcıdır, hatırında kalır.

Ve meselü'llezî yeteallemü'l-ilme fî kiberihî. "İnsan yaşlandığı zaman ilim öğrenirse." Ke'llezî yektübü ale'l-mâ'. "O zaman suyun üzerine yazı yazmış gibi olur."

Daha yazarken harfler kayboluyor. Çünkü satıh düzleniyor. Kum olsa kalacak biraz, yani kum üzerine yazı yazmak gibi desek, işte yağmurda, rüzgârda kum düzlenecek, o yazılar çabucak kaybolacak, bir mevsimde kaybolacak, bir haftada kaybolacak. Ama "yaşlılıkta ilim öğrenmek, suyun üstüne yazı yazmak gibi." deyince, öğrenirken unutulacak demek.

Hakikaten insan yaşlandığı zaman, Allah tabii sıhhat afiyet versin, güç kuvvet versin, hafızası canlı olsun... İnsan müslüman yaşarsa hafızası da canlı olur. Küçükten beri Kur'an'ı ezberlemişse, hafızasını kullanmışsa, yaşlandığı zaman da o canlı hafıza devam eder, dinç kalır, ihtiyarlamaz, bunamaz, tatlı bir insan olur. Bizim mütedeyyin, erbâb-ı hal dediğimiz ârif ihtiyarlar cihanı fethediyorlar.

Buralarda bir rahmetli Almanya'ya gelmiş, anlatıyorlar. O kadar beğenilmiş ki etrafına Almanlar toplanmışlar, ağızları açık, hayret içinde o ihtiyar adamın zerafetine,  tatlı davranışlarına, güzel sözlerine, nezaketine, inceliğine, bilgisine, ilmine, irfanına hayran kalmışlar. Almanya'yı, Almanlar'ın gönüllerini fethetmiş.

Demek ki İslâmca olunca her şey güzel oluyor.

Ama bu hadîs-i şerîften bizim çıkartmamız gereken bir ders varsa, diyeceğiz ki; çocuklarımıza küçükken ilmi öğretelim, İslâm'ı öğretelim. Hatta bazıları 4 yaş 4 ay 4 günken başlatırlar, "Hocam şuna bir besmele çektir, Rabbi yessir'i öğret, bu yaşta başlasın." diye. Tabii küçükten çocuk öğrenmeye başlıyor. Aslında çocuk doğduğu andan itibaren cihanı öğrenmeye başlıyor, yavaş yavaş tanıyor. Annesini tanıyor, annesinin tebessümünü tanıyor, çevreyi tanıyor derken yavaş yavaş bilgileri birikiyor. Çocuğu doğmadan önce terbiye etmeye başlamak lazım. Doğduğu zamandan [itibaren] çocuğun yanındaki sözlere, hareketlere çok dikkat etmek lazım. Çocuğa karşı davranışlarına insanın çok dikkat etmesi lazım. Çocuk çünkü her an bir şey öğreniyor. Çocuğa ihtimam edersiniz, gayet terbiyeli olarak yetiştirmek istersiniz; çocuk bir gün sokağa çıkar, parkta oynarken edepsiz çocuklardan iki tane kötü söz duyar, evde gelir pat diye onu söyler.

Neden?

Hiç duymadığı bir sözdür, merak etmiştir, aklına hemen takılmıştır. Çünkü hemen alıyor, teyp gibi, resim gibi alıyor, hatırında kalıyor. Demek ki çok dikkat etmemiz gerekiyor. Çocuklarımızı iyi yetiştirmeye çok dikkat edelim.

Küçükten öğretelim. Daha okula gitmeden öğretelim.

Ben şimdi kardeşlerime tavsiye ediyorum, özellikle teşvik ediyorum;

"Çocuklarımızı anaokullarımıza verelim." diyorum.

Çocuk anaokulunda yetiştiği zaman, yuvada yetiştiği zaman, içtimaî hayata, yani toplu yaşamaya daha iyi intibak ediyor. Birçok şeyi daha güzel öğreniyor. Mürebbiyenin, terbiyeci hanımın elinde daha güzel şeyler öğreniyor. Belki evde annesi mutfakta iş yaparken çocuğuna bakamıyor, belki çocukların sayısı çok olduğundan onun terbiyesi ihmale uğrayabiliyor.

Onun için çocukları küçükten yetiştirmeye başlayacağız. Dinini öğreteceğiz. Güzel güzel ibadetleri yapmasını sağlayacak bilgileri öğreteceğiz. Ahlâkı öğreteceğiz. Çocuk büluğ yaşına -10-12 yaşına- gelmeden önce haramları-helalleri öğrenmeli, günahları-sevapları ezbere bilmeli. Duvarlarımızda bunlar satır satır yazılı olmalı; "İçki haram. Faiz haram. Yalan haram. Zulüm haram." diye hem görünür şeyleri hem de görünmez değerleri çocuklara tanıtmamız lazım. Küçükten olması lazım.

Ama bazen küçükten olmuyor da, çeşitli mahrumiyetler, ihmaller veya hayatın cilveleri... Adam sonradan aklı başına geliyor, müslümanlaşıyor, öğrenmeye çalışıyor. Tabii o da iyi, o da sevap ama artık hafızasında kalmıyor. Çünkü her yaşın kendine göre çileleri, sıkıntıları, vasıfları var. O zaman hafızasında kalmıyor. Küçükken sokakta bir defa duyduğu sözü unutmuyor ama büyüdüğü zaman on defa, yüz defa söylenen şeyi unutuyor.

Bu arada yine ben cesaret verici bir şey söyleyeyim. Bir şey tekrar edildiği zaman öğrenilmiyor gibi görünen şeyler de öğrenilmeye başlanır. "Benim hafızam zayıfladı, artık ezberleyemiyorum." diyen bir insan da hafızasını çalıştırmaya biraz eğildiği zaman hafızasını işlemeye başlar. Yani işlemiyor gibi olan şey, paslanmış gibi olan şey yağlanırsa tekrar çalıştığı gibi çalışmaya başlar.

İlmi küçükten öğrenmeliyiz. Küçükten öğrenmemiş isek büyüdüğümüz zaman da ihmal etmemeliyiz. Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeye çalışmalıyız. Ama küçükken öğrenilen ilim çok kıymetlidir. Çocuklarımızı iyi yetiştirmeye dikkat etmeliyiz.

Bu arada güncel meselelerden birisi olarak; çocuklarımıza Kur'ân-ı Kerîm'i öğretmemiz lazım. Belki çocuğumuzu, kızımızı dizimizin dibinden ayırmamız uygun olmayabilir, Kur'an kursuna yatılı vermek uygun olmayabilir. Ama evimizde Kur'ân-ı Kerîm'i öğretmeliyiz. Birkaç kişinin çocuğunu da toplayıp öğretmeliyiz.

Ben İmam-Hatip okullarının kuruluş zamanlarından bu zamana kadar durumunu bilirim. Üniversitede profesörlük yaptım. Bunu bilmeyenler büyük hata ediyorlar. İmam-Hatip okullarında çocuklar çok kuvvetli yetişiyor. Normal liselerde okutulan derslerin hiç birisi eksik değil, hepsini okuyorlar. Onların üstüne ilave dersler görüyorlar. Çok çalışıyorlar, çok başarılı oluyorlar. İmtihanlarda üstün derece kazanıyorlar. Girdikleri fakültelerde dereceye giriyorlar. Onların bu başarısını görüp bu okulların kıymetini anlamak lazım.

 İmam-Hatip okulları bizim için çok değerli insan yetiştiriyor. Sonuçlarıyla ölçelim, maddî sonuçlarının ne kadar güzel olduğunu görerek anlayalım. Başarılı insanların, başarısız insanların hangi okullarda yetiştiğine dikkat edelim, oradan insafa gelelim ve hakkı tutalım, yanlış işler yapmayalım.

Allah-u Teâlâ hazretleri hatalarımızı anlayıp hatalardan dönmek nasip eylesin. Güzellikleri anlayıp güzellikleri yapmak, icra etmek, uygulamak, geliştirmek nasip etsin. Ülkemizi gül gülistan eylesin. İnsanların her birini evliyâ eylesin, dost eylesin. Hem dünyaları hem âhiretleri mutlu olsun. Cihan güzelliklerle dolsun. Herkes iyi olsun, diye herkesin iyiliğini istiyoruz.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA