00.00.0000 - Hayır İşlemenin Sevabı

00.00.0000 - Hayır İşlemenin Sevabı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Alâ neamihiz-zahireti ve'l batineh. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin zevi’s-sıdkı ve’l-vefâ.
Emmâ ba'd.
إِنَّ اللهَ لَيُرْبِّي لِأَحَدِكُمْ التَّمْرَةَ وَاللُّقْمَةَ، كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فُلُوَّهُ أَوْ فَصِيلَهُ، حَتَّى يَكُونَ مِثْلَ أُحُدٍ. حم حب عَنْ عَايِشَةَ.
İnnellâhe le-yürebbî li-ehadiküm et-temrate ve’l-lokmate kemâ yürebbî ehadüküm felüvvehü ev fasîlehû hattâ yekûne misle uhudin.
Âişe radıyallahu anha validemizden rivâyet edilmiş, bu hadîs-i şerîf. Yapılan hayırları, Allah nasıl mükâfatlandırıyor onu bildiren bir hadîs-i şerîf.
Hazreti Âişe anamızın radıyallahu anhadan -Allah şefaatine erdirsin- bildirdiğine göre Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Allahu Teâlâ Hazretleri sizden birinizin namına onun için, bir hurmayı veyahut bir lokmayı öyle bereketlendirir, öyle büyütür, öyle bakar, öyle çoğaltır ki; sizin kendi evladınızı veya bir tayı -ailenizin küçük yavruyu beslediğiniz veyahut bir evinizdeki bir hayvanı beslediğiniz bir tayı- bakıp büyüttüğünüz gibi büyütür. O küçücük temre -hurma veyahut lokma- büyütür büyütür Allah, Uhud dağı gibi yapar. Bir lokma oldu Uhud dağı kadar. Yani o kadar sevap verir. Sanki o kadar hayır yapmış gibi sevap verir.
Bir kimseye, bir fakire sadaka olarak, bir hayır olarak, zekat olarak; bir lokma verirsin, bir hurma verirsin, sanki Uhud dağı kadar büyük bir erzak vermiş gibi olur. Uhud dağı az bir şey değil! Kamyonlarla taşıya taşıya yıllarca sürse bitmez yani. O kadar yapar Allah.
Demek ki Allahu Teâlâ Hazretleri, bir müminin yaptığı küçük bir sevaplı işi ne yapıyormuş?
İndi ilahisinde, kendi lütfuyla keremiyle çoğaltıyor. İnsanın yavrusunu büyüttüğü gibi, evindeki kuzusunu tayını büyüttüğü gibi büyütüyor büyütüyor Uhud dağı kadar yapıyor. Onun için biz cennete giriyoruz. Yoksa bizim yaptığımız işler, incir çekirdeğini doldurmaz.
Bir namaz kılıyoruz; yirmi yedi kat sevap veriyor. Bir hacca gidiyoruz; günahlarımızı affı mağfiret ediyor. Bir sadaka veriyoruz, bir lokma, bir hurma; onu Uhud dağı kadar büyütüyor. Bir hak sözü söylüyorsun, bir emr’i mâ’ruf yapıyorsun, bir nehyî münker yapıyorsun; büyük sevap veriyor.
Müslümanın, müslümanın yüzüne bakıp tebessüm etmesine sadaka sevabı veriyor Allah. Mü’minin, anasının babasının yüzüne bakmasına sevap veriyor. Kur’an-ı Kerîm'e bakmasına, sevap veriyor. Annesinin-babasının kendisine, sevgiyle bakmasına sebep olmaya sevap veriyor.
Bir evlat annesine-babasına kendisine böyle sevgiyle baktırtsa, önünde dolaşıp sevdiği bir iş yaptı mı "aferin bizim oğlana maşallah. Ne güzel yaptı, aşk olsun." filan. Tamam ona sevap yazılır, diyor.
Ne kadar?
Köle azat etmiş gibi sevap veriyor. Allahu Teâlâ Hazretleri, fazlu kereminden bizim yaptığımız aciz naçiz küçük eksikli kusurlu ibadetlere çok sevaplar veriyor da, biz o paha biçilmez cennetlere öyle giriyoruz. Yoksa biz o cennetin bir taşını alamayız.Cennetin köşklerinin, bir kerpiçini alamayız.
Kerpiçleri altın, gümüş
Yaratmış ne hoş yaratmış
Miski amberle donatmış
Kokar Allah deyu deyu
Yunus Emre ne güzel söylemiş. Bütün ömrümüz boyu çalışsak, biz cennetin kaldırım taşını alamayız.
Mü’minin, mü’mini affetmesi meselesinde söyleyeyim:
Allahu Teâlâ Hazretleri kulları muhakeme edecek, muhasebe edecek. Muhasebe edecek de herkes "sevabım nerden çok olur" diye ona çare arayacak. Ne yapayım da acaba sevabı arttırayım? Ne yapayım da cehennemden kurtulayım?
Ne yapacağım da hesabımı doğrultayım da cennete gireyim? diye çare arayacak.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem " Bu arada kıyamet gününde, bir kul, öteki kulu yakalayacak.
Diyecek ki;
'Ya Rabbi! Bu bana dünyada zulmetti. Bundan benim hakkımı al. Bunda benim hakkım var. Al bunu.'
Allahu Teâlâ Hazretleri "Sen bu kardeşine zulmetmişsin ver bunun hakkını." buyuracak.
O kul da diyecek ki;
"Ya Rabbi! Verdim, verdim, hiçbir şeyim kalmadı, hiçbir sevabım kalmadı, yok verecek bir şeyim." diyecek.
Allahu Teâlâ Hazretleri, hak isteyen kula diyecek ki; “Bak bu kardeşinin başkalarına da zulmü olmuş, anlaşılan elinde hiç sevap kalmamış, sana verecek bir şeyi yokmuş.”
“Öyleyse benim günahlarımdan yüklensin Ya Rabbi! Yüklensin benim günahlarımı, ben biraz hafifleyim, biraz hesabımı doğrultayım, yüklensin." diyecek.
Bunu söyleyince, Peygamber Efendimizin ağladı. "İşte o gün böyle gündür." diye ağladı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
O, "öyle günahlarını yüklensin." deyince.
Allahu Teâlâ Hazretleri buyuracak ki; “Başını kaldır.” Demek ki rabbinin huzurunda diz çökmüş, başını kaldırmaya takati yok insanoğlunun. Hesap kolay mı? “Başını kaldır kulum” diyecek. Başını kaldırınca o kul, cennetin köşklerini görecek. Ama etrafı kenarları incilerle bezenmiş, kıymetli taşlarla bezenmiş köşklerini görecek. Diyecek ki; “Ya Rabbi! Bu köşkler kimin? Hangi peygamberin? Hangi şehidin? Hangi mübarek insanın?”
Allahu Teâlâ Hazretleri; “Hayır değil, parasını verenin.” diyecek.
“Ya Rabbi! Kim bunun parasını verebilir. Kim bunun parasına takat getirebilir.”
“Sen verebilirsin.”
“Nasıl verebilirim Ya Rabbi." diyecek.
”Kardeşini affedenlere. “
وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِۜ
Ve’l-‘âfîne ani’n-nâsi. [1]
İnsanları affedenlere, bu köşkler deyince. O köşklerin güzelliğinden, ona hayranlığından, ona rağbetinden, iştiyakından diyecek ki; “Bu kardeşimi affettim Ya Rabbi!bAffettim hakkımı istemiyorum. Affettim Ya Rabbi!” diyecek. O köşklere gitmek için hızlı hızlı giderken Allahu Teâlâ Hazretleri "Dur nereye gidiyorsun? Bak sen affettiğin için bu kardeşin de cehenneme düşmekten kurtuldu. Tut onun elinden de cennete beraber gidin diyecek. Tut onun elinden de cennete beraber gidin” diyecek.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem burada diyor ki;
"Ey Nas! Allah’tan korkun!. Bak Allahu Teâlâ Hazretleri, Allahu Teâlâ hazretleri, iki müslümanın arasını nasıl ıslah ediyor. İki dargın müslümanı ahirette nasıl birbirleriyle dost haline getiriyor. Birisine köşkü gösteriyor, ötekisini affettiriyor, onun elinden tutturuyor nasıl barıştıttırıyor. Siz de insanların arasını ıslah edin. Birbirleriyle barıştırın." diyor.
Allahu Teâlâ Hazretleri cümlemizi has, hakiki müslüman olmaya muvaffak eylesin. İslam’ın özünü duya duya, tadını hissede hissede yaşamayı cümlemize nasip eylesin. Sevdiği, salîh amelleri işlemeyi nasip eylesin. Böylece, sevdiği kul olmayı nasip eylesin. İman-ı kâmil ile yaşayıp, salîh amelleri işleyip, ömrümüz sona erdiği, vademiz yettiği zaman sevdiği bir ameli işlerken, sevdiği bir yolda yürürken, sevdiği bir kul halindeyken, günah üzerinde değilken, ibadet ve taatteyken ve gözümüzde cennet bahçeleri, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz'in cemali ve dilimizde zikrullah ve ol kelime-i tayyibei müncieyi mübareke ki buyurun;
"Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü." diye diye iman-ı kâmil ile göçmeyi Allahu Teâlâ Hazretleri cümlemize nasip eylesin. Bizi burada, diyar-ı gurbette ibadethanelerinden bir ibadethanede, şu mübarek yerde topladığı gibi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in havz-ı kevseri başında da eksiksiz, böylece toplasın. Resûlullah Efendimiz'in şefaatine erdirsin. Havz-ı kevserinden doya doya içmeyi nasip eylesin. Cehenneme düşmeden, azaba uğramadan, hesaba çekilmeden, duhûlu evvelin ile Firdevs-i âlaya girmeyi, cümlemize nasip eylesin. Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin. Cemalini görmekle şerefyâb eylesin.
Bi hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha.
[1] (Âl-i İmrân 134.)
00.00.1992 -
Yunus Emre ve
