27.06.1997 - Allah Bir Topluma Gazap Etmişse

27.06.1997 - Allah Bir Topluma Gazap Etmişse
Es-Selamu aleyküm verahmetullahi veberekatüh.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri, iki cihanda aziz ve bahtiyar olun.
Mâ sahıtellâhu azze ve celle alâ ümmetin illâ ğalâ sa'ruhâ ve eksede esvâkuhâ ve eksere fesâduhâ ve'ştedde cevru sultânihâ fe-inde-zâlike lâ yüzekkî ağniyâuhâ ve lâ ye'iffu sultânuhâ ve lâ yusallî fukarâuhâ.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Bu üç hadîs-i şerîfte de başımıza gelen olayların mânevî sebeplerini gösteren konuları seçmiştim, onlar anlatılıyordu. İlâhî kanunlar, mânevî kanunlar... Dünya hayatında başımıza gelen olayların bir fizikî kanunları var; suyu, tencereyi ocağın üstüne koyarsan, ısıtırsan, belli bir dereceye geldiği zaman şu olur, şu olur, bu fizik; fizikî kanunlar. Kimya kanunları var; şu maddeye şunu katarsan şöyle olur. Bu da kimya kanunu. Bu kanunların hepsi Allah'ın... Kâinatı yaratan Allah, fizik, kimya, tabiat, hayat kanunları koymuş, içtimaî yaşamın kanunlarını koymuş. Nikah bir kanun, ilâhî kanun. Bunun gibi mânevî olayların, mânevî sebeplerini gösteren mânevî kanunlar da var. Bu üç hadis-i şerif onlar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu mânevî kanunlar hakkında bize çok ilginç bilgiler veriyor. Buyuruyor ki;
"Azîz ve Celîl olan Allah bir ümmete kızdı mı; şunlar şunlar şunlar olur."
Onları sayacak şimdi. Allah bazı ümmetlere kızar, gazap eder.
Neden?
Emrettim buyruğumu tutmuyorlar, yasakladım yasakları icra ediyorlar, günah işlemeyin dedim günah işliyorlar, nimet verdim nimete şükretmiyorlar... Kızar Allah, bazı kullarına gazap eder.
Allahu Teâlâ hazretlerinin rahmeti çoktur, Erhamu'r-râhimîn'dir ama bir de Azîzün zü'ntikam "Azîz'dir, izzet sahibidir ve intikam sahibidir." Zalimden mazlumun âhını alır, zalimi kahreder, suçluyu dünyada âhirette cezalandırır. İnsanları ve kavimleri cezalandırabilir. Bazen böyle bir ceza umumî olarak gelir.
Tarihe dönelim, mesela İslâm tarihi ibretlerle dolu. Peygamber Efendimiz bir avuç mübarek sahabesiyle İslâm'ı yaymaya nasıl başladı, bu İslâm nasıl kıtalara yayıldı, nasıl deryaları geçti, kocaman okyanusları geçti nerelere ulaştı, kıtalara nasıl yayıldı? Ondan sonra da bir Moğol istilası, faciası oldu ki Moğollar geldiler, hilafet merkezini bile yakıp yıktılar. Ve kıpkırmızı aktı nehir. İnsanları kestiler, kütüphaneleri yaktılar, suya attılar. Endülüs bir ara müslümandı, yedi asır müslüman yaşadı. Ondan sonra büyük katliamlarla müslümanlar oradan silindiler, çıkarıldılar. Bazen Allahu Teâlâ hazretleri demek ki ceza veriyor, kavimleri cezalandırıyor müslüman da olsa.
Müslüman neden cezalanır, önceki hadîs-i şerîflerde gördük: Zekât verilmediği zaman mala telef geliyor, bir günah işlediği zaman Allah bir musibet gönderiyor, onlardan oluyor.
Bunları niçin anlatıyorum?
Günahkârlar günah işlemekten vazgeçsin diye anlatıyorum. Allah bir kavme gazap etti mi; artık aralarındaki birkaç salihin, tek tük iyi insanın "Yâ Rabbi, yapma, affet, bağışla, bu musibet defolsun, gelmesin." demesiyle bela defolmuyor. Bir tufan gibi geliyor, silip süpürüp götürebiliyor, büyük cezalar gelebiliyor.
Arapça kelimelerden kurulu bir söz var: "Allah ihmal etmez, imhal eder" buyrulur bu sözde. İhmal etmez, Allah bir suç işlendiği zaman cezayı vermekte ihmalkâr davranmaz; imhal eder.
İmhâl ne demek?
Mühlet vermek demek. Mühlet verir.
Niye mühlet veriyor da suçlu birden cezalanmıyor? Adam günahı işledi niye başına ateş yağmıyor, taş yağmıyor, niye adam birden kahrolmuyor?
Allah'ın rahmetinden. Allah suçluya da bir tevbe müddeti tanıyor. Bakalım tevbe edecek mi, hatasını anlayacak mı, pişman olacak mı, affet yâ Rabbi diyecek mi, diye mühlet veriyor. İhmal etmez, imhal eder. İhmal de ‘h' harfi önce, imhalde ‘m' harfi önce. Bir harfin değişmesiyle, iki harfin yer değiştirmesiyle mâna değişiyor. Allah ihmal etmez ama imhal eder, mühlet verir cezalandırır. Onun için kavimler ceza işlemesin.
Ben bizim aziz ve sevgili ülkelerimize, Türkiye'ye, başka ülkelere bakıyorum. Bu ülkeler müslüman ülkeleri; yüzde doksan dokuzu müslüman.
Bu ne biçim müslüman. Giyimi, yemesi, ticareti, hareketi, sözü, özü müslümana benzemez, bir sürü günah... Zina, fısk, fücur, faiz, ribâ...
Ne olacak?
Allah gazap eder. Bu "Allah gazap eder" sözü de böyle basit iki kelimeyle kurulmuş bir cümle ama sonucu çok mühim, Allah bir kavme gazap etti mi; başına neler gelir...
Güney Amerika'da bir yanardağ patlamıştı. Lavlar kilometre karelerce mesafelere yayılmıştı, insanlar nasıl helak olmuştu! Nasıl anında lavlara tutulmuş, nasıl donmuş kalmış hayvanlar? Allah'ın gazabı hafife alınacak bir şey değil. Onun için günah işlememek lazım; günah işlenmişse tevbe etmek lazım. Bu hadîs-i şerîfleri bir ikaz vazifesi olsun diye söylüyorum.
Biliyorsunuz peygamberler aleyhimu's-salavâti-teslîmât kavimlere ikazcı olarak geldiler.
İkazcı kelimesinin Arapça'sı nedir?
Nezîr veya münzir. Nezîr olarak geldiler bir de müjdeci olarak geldiler.
"Bak iyi kulluk yaparsanız cennete gireceksiniz." bu müjde; "Kötü kulluk yaparsanız dünyada, âhirette belaya uğrarsınız." bu da ihtar. İkaz korkutmak, intibaha davet etmek gibi bir şey. Bu, peygamberlerin vazifesi. Peki bizim Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ aleyhi edtalü's-salavâti ve ekmelü't-tahiyyâti ve't-teslîmât, Peygamberlerin serveri, âhir zaman peygamberi, son peygamber. Ondan sonra peygamber yok, evliyâullah var. Onlar anlatacak Allah'ın emirlerini.
O hâlde alimlerin, evliyâullahın vazifesi nedir?
Kavimler hata işlediği zaman hatalarını söylemektir. Çünkü peygamberlerin vazifesi oydu. Onun için alimlerin söylemesi lazım.
"Ey kavmimiz yanlış yapıyorsunuz böyle yapmayın, Allah'a âsî olmayın, ibadetleri yapın, helâlleri işleyin, haramları terk edin, ibadetlerinizi îfâ edin." diye bildirmesi lazım ve bu bildirmekten yılmamak lazım.
"Ben çok söyledim bizim mahallede, bizim ahaliye, evde çok söyledim, köyde çok söyledim, kimse beni dinlemedi. Günaha devam ediyorlar."
Tamam, onun karşısında da şöyle diyor alimlerimiz; ben de çok seviyorum bu sözü, katılıyorum.
"Eğer günahkâr günah işlemekten yılmıyor, bıkmıyor, devam ediyorsa; kötü bir şeyi yapmaya devam ediyor bıkmıyor, o zaman sen onu ikaz etmekten niye bıkıyorsun?"
Sen iyi bir şey yapıyorsun, ikaz ettikçe sevap kazanıyorsun. O hâlde sen de bıkmayacaksın. Sen de onu günahtan kurtarmaya, haramdan kurtarmaya, ibadetini yaptırmaya, sevaplı işlere çekmeye çalışacaksın.
Bu kadar açıklamadan sonra İbn Abbas radıyallahu anhumâ'nın okumuş olduğumuz hadîs-i şerîfini açıklayalım, sohbetimizi tamlayalım sevgili kardeşlerim.
Azîz ve Celîl olan Allah bir ümmete kızdığı, gazap ettiği zaman birtakım sonuçları olur. Toplumda görülür bu sonuçlar, göstergeler; kırmızı yanmaya başlar, alarm zilleri çalmaya başlar.
Nedir bu alarm zilleri, göstergelerin işaretleri, nereye dayanıyor, neler nelerdir göstergeler?
Mâ sahıtellâhu azze ve celle alâ ümmetin illâ ğalâ sağruhâ.
O zaman ne olurmuş?
Ğalâ sağruhâ. Efendimiz diyor ki;
"Önce pazarlarında fiyatlar yukarıya fırlar, pahalılaşır."
Pahalılaşınca ne olur?
Adamın parası mahdut olduğuna göre nimeti gidip de alamaz, hayat fakirleşir. Bak bereketsizlik oldu, fiyatlar arttı. Adamın yaşam düzeyi aşağı indi, bu sefer rahatı kaçtı. Eskiden sofrasında bal kaymak olurdu, şimdi tuz ekmek var, onu bile bulamıyor, sıraya girip alıyor...
Neden?
Allah o kavme kızdı, fiyatlar fırladı, ararsan bulunmuyor.
"Hocam, bizim memlekette böyle şeyler yok." demeyin.
Bizim ülkemizde olmuyor, şükredin. Çok şükür olmuyor. İbadet edin ki Allah gazap etmesin, mahrumiyete uğratmasın. Allah bir kavme gazap etti mi fiyatlar artar, bu ne demek? Fiyatlar artar, mallar pahalılaşır, kişiler onu alamaz olur, hayat seviyesi düşer, yoksulluk artar demek. Ceza oradan geliyor.
Ve eksede esvâkuhâ. "Çarşı pazarları kesada uğrar, Allah kesada uğratır çarşıyı pazarı."
Ne demek çarşının pazarın kesat olması?
İşlerin iyi gitmemesi demek. Çarşıda pazarda bir şey yok, tam takır.
Demek ki ticaretler kesada gider, fiyatlar artar.
Ve eksere fesâduhâ. "Fitnesi fesadı çoğalır ülkenin."
Fesat; bozgunluk, bozgunculuk demek. Bozgunculuk çeşitli şekillerde olur...
Bazı ülkelerde bu durum oluyor. Bizim futbol severler Bulgaristan'a gitmişler. Maçı seyretmişler, dönüşte bakmışlar; koydukları yerde arabalar yok. Mal emniyeti yok, can emniyeti yok; kaç araba çalınmış gitmiş. Demek ki fesat arttı mı çok fena oluyor. Düzen oldu mu iyi oluyor. Dirlik ve düzenlik, kanun ve nizam güzel oluyor. Emniyet güzel oluyor.
Osmanlı zamanında bir vali bir yere tayin olmuş. Demiş ki; "Herkes kapısı açık yatacak." Kendisine güveniyor, asayişi sağlayacak, güveniyor. Tellal çıkartmış; "Herkes kapısını açacak öyle yatacak, bir tenceresi çalınana devlet bir kazan verecek." demiş. Ama bir de emretmiş zabıta vazifelilerine; kuş uçurtmamış. Böyle böyle düzeltmiş işi. Asayiş, intizam, düzen güzel bir şey. Allah bir kavme kızdı mı orası bozulur, fesat olur.
Fesat Arapça bir kelime, bu devirdeki karşılığı nedir?
Bozgunculuk veya anarşi. Anarşi dersek "tamam, anladım" diyor. Millet fesadı belki anlamaz, belki başka türlü düşünür. Anarşi olur, işler bozulur. Her türlü işler bozulur; ticaret de bozulur, fiyatlar da artar.
Başka?
Ve'ştedde cevru sultânihâ. "Yöneticilerin zulmü artar."
O da bir ceza. "Allah bir kavme kızdı mı yöneticilerin zulmü de artar." diyor Peygamber Efendimiz. Sultan asayişi sağlamakla görevliydi, huzur ve sükûnu sağlayacaktı, dış düşmanlara karşı, içte de bozgunculara karşı koruyacaktı. Bu sefer kendisi zulmetmeye başladı. O da bir ceza. Sultanının cevri artar, Allah o kavme gazap ettiği için.
Fe-inde-zâlike. "İşte böyle olunca…"
Allah gazap ettiği zaman, bu hâller zuhur eder. Bunlar birer görünüm, gösterge.
Fe-inde-zâlike lâ yüzekkî ağniyâuhâ. "Devam eder berbatlık; zenginler zekât vermemeye başlar." Ve lâ ye'iffu sultânuhâ. "Sultanlar namuslu, dürüst olmamaya başlar, rüşvet alır, haksızlık yapar, cevreder, iffetli olmaz. Temiz namuslu iffetli çalışmaz." V e lâ yusallî fukarâuhâ. "Fakirleri de namaz kılmaz, dua etmez, bir duruma düşer."
Bak! İlk başta Allah gazap ediyor, gazap ettikten sonra toplumun göstergeleri kırmızıya dayanıyor, alarm zilleri çalmaya başlıyor; her şey bozuluyor, ondan sonra zenginler zekât vermiyor, fakirler namaz kılmıyor, sultanlar iffetli olmuyor, rüşvet vesaire vesaire... her türlü berbatlık oluyor.
Aziz ve sevgili kardeşlerim, bunlara dikkat edelim. Bunların gereğini yapalım. Onun için ben hadîs-i şerîfi okuyunca gereği nedir diye de düşünüyorum ve düşüncemi de size söylüyorum.
Demek ki Allah bir kavme gazap edince böyle böyle olduğuna göre bir kere şöyle düşünebiliriz:
Bu göstergeler bizde var mı?
Varsa o zaman Allah bize gazap etmiş demektir.
Ne yapmamız lazım?
Allah'ın gazabından kurtulmamız lazım.
Allah'ın gazabından kurtulmak nasıl olur?
Allah'ın emrine tekrar dönmekle, emrini tutmakla, haramlardan sakınmak, kaçınmakla, ibadetleri yapmakla olur. Dua ile olur, böyle düzelir iş. Allah'tan insanı hiçbir şey kurtaramaz. Allah bir insanı cezalandırmak murat etti mi; cümle cihanın halkı başına yardıma gelse onu Allah'ın cezasından koruyamaz. Allah bir insanı veya bir kavmi kurtarmak isterse cümle cihan halkı üstüne saldırsa zarar veremez. Allah onu kurtarır. İbrahim aleyhisselam'ı ateşten kurtardığı gibi.
O hâlde görülüyor ki sevgili kardeşlerim, bu işin mânevî kanunu çok açıktır. Allah'ın sevgili kulu olmaya, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmak lazımdır. Allah'ın sevgili kulu olunursa işler düzeliyor. Allah'ın kızdığı işler yapılınca Allah belayı, musibeti gönderiyor, işler berbat oluyor, her şey bozuluyor. Zenginler zekât vermiyor, fakirler dua etmiyor, ibadet etmiyor, sultanlar cevr ü cefâ ediyor, iffetli olmuyor, rüşvet alıyor, haksızlık ediyor...
Allahu Teâlâ hazretleri bizi hem dünyada hem âhirette musibetlerden, belalardan, azaplardan, ikâblardan korusun. Rahmetine erdirsin, aziz ve bahtiyar eylesin... Cennetiyle Cemâli'yle müşerref eylesin...
Es-Selamu aleyküm verahmetullahi veberekatüh.
00.00.0000 -
Fatiha Sûresi, Sırat-ı
31.10.1997 -
Kolay, Yumuşak Huylu
