27.10.1995 - Topluma Karşı Görevler, Kötülüğü Engellemek, Kardeşi Sevindirmek

27.10.1995 - Topluma Karşı Görevler, Kötülüğü Engellemek, Kardeşi Sevindirmek
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû!
Aziz ve sevgili ve değerli Akra dinleyicileri!
Allah-u Teâlâ Hazretleri, gönüllerinizin dileklerini, muradlarını sizlere dünyada, ahirette ihsân eylesin.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem Hazretleri buyuruyor ki;
Mâ min kavmin yu’melü fîhim bi’l-meâsî,vehüm eazzü ve ekserü mimmen ya’melühû, sümme lem yugayyirûhû, illâ ammehümu’llâhu minhü bi-ikâb.
Tahâvî, Ahmed ibn-i Hanbel, İbn-i Mâce, Ebû Dâvûd ve diğer kaynaklarda olan, Abdullah ibn-i Cerîr’in babasından rivâyet ettiği -radıyallâhu anh-bir hadis-i şerif.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem Hazretleri buyuruyor ki:
Mâ min kavmin “Hiçbir insan topluluğu, grubu yoktur ki, “
yu’melu fîhim bi’l-meâsì “onların arasında günahlar işleniyor. Günahların işlediği bir topluluk. Aralarında günah işleniyor. “
Hüm eazzü ve ekserü mimmen ya’melühû “O günahı işleyenlerden, bu mü’minler daha çok ve daha güçlü. Yâni güçleri, kuvvetleri var, sayıları daha çok günahı işleyenlerden. “
Lem yugayyirûhu “O günahı engellemiyorlar, bu çirkin durumu değiştirmiyorlar, Allah’ın emrinin yerine getirilmesinde yardımcı olmuyorlar, Allah’ın emirlerinin çiğnenmesini engellemiyorlarsa;”
illâ ammehümu’llâhu minhü bi-ikâb. “Allah-u Teâlâ Hazretleri, azab ve ikâbını o topluluğa umûmî olarak gönderir.”
Yâni içinde mü’minler var, iyiler var, namazlı, niyazlı, tesbihli, zikirli, fikirli sâlih insanlar var diye bunları ayırmaz; umûmî olarak azâbı indirir, cezâ olsun diye. Çünkü, iyiler kötüleri engellemediler, iyiler, kötülerin günah işlemesine mânî olmadılar. Onun için azab ve ikâb, Allah’ın cezâsı, belâsı başlarına umûmî olarak geliyor. Demek ki bizler, bir taraftan kendimiz iyi müslüman olacağız, salih kul olacağız; bu çok güzel bir şey.
Ama bir taraftan da muslih kul olacağız, bu da çok önemli!
Yâni başkalarını da ıslah edici, kötülükleri kaldırıcı, iyilikleri yapıcı, yapmayı teşvik edici, olumlu müslümanlar olacağız, gayretli müslümanlar olacağız.
İslâm, aktif olmayı emrediyor bize. Boş durmamayı, çalışmayı, kendi hâlinde durmamayı, kendi içine kapanık olmamayı, toplumu düzeltmeye çalışmayı emrediyor.
Gayretli müslüman olması lâzım müslümanların, çalışması lâzım!
Müslümanın olduğu yerde pislik, çirkinlik, günah, tatsız tuzsuz iş, zulüm vs. olamamalı, olmamalı. Neden?
“Müslüman var, yaptırır mı? Mâni olur, engeller, hayrı işletir, şerri yaptırtmaz.” diye, böyle bu zihniyette olması lâzım.
Allah, bizden böyle müslüman olmamızı istiyor. Evet, zikrederiz, namaz kılarız, Kur’an okuruz, tesbih çekeriz, oruç tutarız. Bunlar ferdî, bizim kendimizle ilgili, şahsî sevap kazanmamıza sebep olan ibadetler.
Ama bir de topluma yönelik vazifelerimiz var, görevlerimiz, ödevlerimiz var; onları da yapmamız lâzım!
Toplumu düzeltmeye çalışmamız lâzım!
Her şeyimizin tertemiz olması gerekiyor, toplumumuzda.
Evimizden, bahçemizden, evimizin önünden, üstümüzden başımıza, dişimize, dişimizin temizliğine kadar, koltuk altımızın temizliğine kadar, dinimiz bize emrediyor.
Tertemiz, güzel kokulu, pırıl pırıl, nurlu, tatlı, geçimli, iyiliksever insanlar, aktif insanlar, toplumu düzelten insanlar, kötülüğe râzı olmayan, kötü durumda durmaya gönlü râzı olmayan insanlar olmamız gerekiyor.
Ben bunu çok seviyorum. Bunu işte her konuşmamda arkadaşlarıma anlatmaya çalışıyorum. Bir imaj var; yâni müslüman sessizdir, koyun gibidir, kuzu gibidir, başı önündedir, “başına vur, elinden lokmasını al”; işte hiç bir şeye karışmaz.
“Falanca adam çok iyi insan.”
“Niçin iyi insanmış efendim?”
“Etliye, sütlüye karışmazmış. Camiden eve, evden camiye gidermiş.”
Bu iyi müslüman değil!
Neden?
Etliye, sütlüye karışsaydı biraz, toplumu düzeltseydi, etrafındakilere faydalı olsaydı. Çocuklara bir şeyler öğretseydi, torunlarını çekip çevirseydi. Belli bir yaşı geçtikten sonra devre dışı kalıyor hacı babalar, hacı dedeler; kimse dinlemiyor. Onlar öyle kenarda kalıyorlar, kendi bildiklerine ibadet ediyorlar. Küçükler bildiğini okuyor. Öyle şey olur mu?
Bir hacı baba, evin reisi demektir, komutan demektir. “Hadi bakalım namaza! Kalkın bakayım, abdestlerinizi alın, bilmiyorsan öğreteyim. Otur bakayım karşıma, bir sayfa Kur’an oku bakayım. Neler ezbere biliyorsun, ne kadar az biliyorsun! Ayıp değil mi sana, bak her şeyleri öğreniyorsun okulda da, dinini niye öğrenmedin vs.” Böyle aktif olması lâzım.
Yâni müslüman her yerde İslâm’a faydalı olmalı, müslümanlara faydalı olmalı, aktif olmalı. Aktif çalışkan bir müslüman. Ak sakallı da olsa çalışmalı.
Eskiden, gözümüzün önünde sahneler öyle, imajlar öyle, belinde kuşak, ayağında şalvar, bembeyaz sakallı ama tarlada çalışıyor, ağaç dikiyor, bir şeyler yapıyor. Hatta başkalarını da teşvik ediyor, hiç boş durmuyor.
Rahmetli kayınvâlidemin, benim için gözümün önünden silinmez bir imajı vardır: Hiç boş durmazdı. O yaşlı hâliyle mutlaka bir şeyle meşgul olurdu. Ya çorap yamayacak, ya yemek hazırlayacak, ya bir şey ayıklayacak, ya evin bir şeyini düzenleyecek. Boş durup oturmayı hiç sevmezdi ve hiç yapmazdı. Eski insanların görgüsü, terbiyesi böyle. Aktif müslüman.
Yâni boş durmayan, daima hayır üreten, hayır fabrikası, hayır imalatçısı insanlar olacak müslümanlar, sevgili kardeşlerim!
Kötülüğü de engelleyecek, yaptırmayacak. “Bu böyle kötüdür, olmasın!” diyecek.
Nihâyet üçüncü hadis-i şerife geliyorum bugünkü hadis-i şeriflerden.
Bu da, uzunca bir hadis-i şerif. İbn-i Ebi’d-Dünyâ rivâyet eylemiş. Çok, bu konudaki hadis-i şerifler. Onlardan sadece bir örnek bu, numûne, bir misâl:
Mâ min mü’minin edhale alâ mü’minin sürûren,illâ haleka’llâhu min zâlike’s-sürûri melekâ, ya’büdu’llâhe ve yümecciduhû ve yüvahhidühû.
“Hiç bir mü’min yoktur ki” diyor Peygamber Efendimiz,
edhale alâ mü’minin sürûren “Bir mü’min kardeşinin kalbine sevinç sokmuş, yâni onu sevindirmiş, bir mü’min kardeşini sevindiren hiçbir mü’min yoktur ki,”
illâ haleka’llâhu min zâlike’s-sürûru “meleken onun bu sevindirmesinden, mü’min kardeşinin gönlünü hoş edip onun içini memnun etmesinden, mesrur etmesinden dolayı, Allah bu sürurdan, sevinçten bir melek yaratmış olmasın; mutlaka yaratır. Hiç bir mü’min yoktur ki, mü’min kardeşinin gönlüne sürur soksun da, Allah orada bir melek yaratmasın; o sürurdan, o sevinçten dolayı bir melek yaratır. “
Ya’büdu’llâhe ve yümecciduhû ve yüvahhidühû “O melek, Allah-u Teâlâ Hazretleri’ne ibadet eder. Onu tesbih eyler, tevhid eyler, yâni ‘Sübhânallah, Elhamdülillâh’ der. Allah-u Teâlâ Hazretleri’nin şânını yüceltici, Allah’ın sevdiği güzel zikirlerle zikreder durur, ibadet eder durur. “
Feizâ sâre’l-mü’minü fî lahdihî “O kardeşini sevindiren mü’min, ölüp de kabrine konulduğu zaman.” Tabii hayat fâni, bir gün gelip hepimiz öleceğiz. Allah iman selâmetliği versin. “O iyiliği yapan mü’min, o kardeşini sevindiren mü’min kabrine konulduğu zaman; “
etâhü’s-sürûrü’llezî edhalehû aleyhi “o kardeşine verdiği o sevinç, o gönlüne soktuğu o sevinç, o sürur, o adama kabrinde gelir, “
Feyekùlü lehû: Emâ ta’rifunî “Sen beni tanıyor musun?’ diye sorar o kabre girmiş olan şahsa.”
Feyekùlü: Men ente? “Tabii tanımıyor. Allah’ın yarattığı o süruru, sevinci, sevinçten hâsıl olan meleği tanımıyor. Bu kabre girmiş olan, hayatında iyiliği yapmış kul, “
Men ente? “Kimsin sen?’ diye sorar. “
Feyekùlü: Ene sürûrü’llezî edhaltenî alâ fülânin “”O da kendini tanıtır: ‘Hani sen dünyada birisine bir iyilik yapmış, kalbini hoş etmiştin, sevindirmiştin ya, onun kalbine bir sevinç, bir sürur sokmuştun ya; işte ben onun kalbine soktuğun sürurum!’ diyecek.”
Ene’l-yevme ûnisü vahşeteke “İşte ben bugün geldim, senin yalnızlığında sana arkadaş olmak, seni sevindirmek için;”
ve ülakkınüke hücceteke” ve senin hüccetini sana, telkin etmek, öğretmek için geldim.’ diyecek.”
Bu ne demek?
Biliyorsunuz, kabre giren bir insana melekler gelecekler, oturtacaklar. “Otur bakalım!” diyecekler, kabirde oturacak. “Söyle bakalım Rabbin kim, peygamberin kim, dinin ne, kitabın ne, kıblen neresi?” diye soracaklar bunları. Bunlara cevap verenlerin kabri, cennet bahçesi olacak. Bunlara cevap veremeyenlerin kabri, cehennem çukuru olacak. Yâni, azab görmeye daha kabirden başlayacak insanlar.
Ülakkinüke hücceteke dediği işte o. “O melek ona diyor ki: “Ben sana, öteki sorgu meleklerinin sana sorduğu soruların güzel cevaplarını telkin edeceğim, öğreteceğim, sana bildireceğim; “
ve üsebbitüke bi-kavli’s-sâbit “tam hak yolda, doğru söz üzere seni sâbit tutacağım, ayağını kaydırtmayacağım. O meleklerin karşısında sapasağlam durmanı,cevapları güzel vermeni sağlayacağım.”
Ve üşhidü bike meşhede’l-kıyâmeti “O kıyamette, insanların toplandığı zaman, sana şehâdet edeceğim. ‘Bu iyi bir insandı yâ Rabbi, iyilik yapan bir insandı’ diye senin lehine şahit olacağım, şahitlik yapacağım.”
Ve eşfeu min rabbike Senin için Rabbinden sana şefaat isteyeceğim, ‘Yâ Rabbi bunu afv ü mağfiret eyle, rahmetinde daldır, cennetine sok.” diye öyle şefaat edeceğini söylüyor.
Ve ürîke menzileke mine’l-cenneh “Ve sana cennetteki yerini göstereceğim. ‘Bak, şu görünen köşk senin cennetteki köşkündür!’ diyeceğim.” diye kabre girmiş olan insana o sürur, o kendisine kabre girenin anlayabileceği bir sûret verilmiş, insan sûretine girmiş olan o sürur böyle diyecek.
Onun için, aziz ve sevgili kardeşlerim, insanları sevindirmeye çalışalım!
İnsanları memnun etmeye çalışalım!
Gönül almaya çalışalım!
Gönül yapmaya çalışalım!
Kâbe gibi muhteremdir, mü’minin gönlü. Gönül yıkmayalım, kimsenin kalbini kırmayalım! Bir gayret edin, bu hadis-i şerifi duyduktan sonra;
Birilerini sevindirin!
Hasta ziyaret edin, güzel sözler söyleyin!
Kabir ziyaret edin!
Geçmişlerinizin kabirlerini ziyaret edin, “Allah rahmet eylesin. Makamlarını yüceltsin. Azabı varsa kaldırsın.” diye onlara dualar edin!
İşte semtinizdeki, civarınızdaki insanlara iyilikler yapın!
Görsünler müslümanların ne kadar iyi insanlar olduklarını. Müslümanların, ne kadar iyiliksever insanlar olduklarını herkes anlasın. İslâm’ın ne kadar güzel bir din olduğunu; müşahhas misallerle, somut misallerle herkes görsün, bilsin, anlasın. Ve Allah-u Tealâ Hazretleri de, bu meleğin söylediği şeyleri bizlere nasib eylesin. Yâni kabirde tatlı, güzel, nurlu bir arkadaş; kıyamette şefaatçi. Ondan sonra da cenneti gösteren bir kılavuz, yoldaş.
Allah-u Tealâ Hazretleri, ömrümüzü boşa geçirmemeyi, daima zikirle, şükürle, ibadetle, hayırla, hasenâtla; başkalarını sevindirecek, duasını alacak güzel şeyler yapmakla geçirmeyi nasib eylesin. Hayırlı, verimli, dolgun, olgun, sevaplı, ecirli, uzun ömürler nasib etsin Allah cümlenize. Sevdiklerinizle beraber cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin. İki cihan saadetine nâil eylesin aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Es-selâmü aleyküm ve rahmetu’llâhi ve berekâtühû!
27.10.1995 -
Zikrin Faydaları, Zikri
