27.09.1996 - Toplumdaki Yanlışlıkları Düzeltmeye Çalışmak, Günah İşleyeni Uyarmak

27.09.1996 - Toplumdaki Yanlışlıkları Düzeltmeye Çalışmak, Günah İşleyeni Uyarmak
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh,
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde buyuruyorlar ki;
Eyyumâ kavmin umile fiyhim bi'l-ma'âsî hüm eazzü ve ekseru lem yuğayyerû illâ ammehümullâhu bi-ikâbihî.
Sadaka Resûllullah, fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
Eyyumâ kavmin umile fiyhim bi'l-ma'âsi. "Herhangi bir kavim ki bu kavmin içinde günahlar işleniyor…"
Bir topluluk, insan topluluğu, bir şehir, kasaba, grup, zümre, bir millet içinde günahlar işleniyor.
Hüm eazzu ve ekseru. "Hâlbuki orada müslümanlar, Allah'tan korkan insanlar daha izzetli ve sayıca daha çok." Lem yuğayyerû. "Sayıca daha çok oldukları halde, izzetli itibarlı, güçlü kuvvetli oldukları halde durdurmuyorlar; günah işlenmesini engellemiyorlar, durumu değiştirmiyorlar."
Ceza olarak ne olur?
İllâ ammehümullâhu bi-ikâbihî. "Allahu Teâlâ hazretleri o kavme azabı umumi indirir."
Sadece o günahı işleyenleri cezalandırmaz; günahı işleyenleri durdurması gereken, durdurmaya gücü yeten insanlar durdurmamışsa azabı, gazabı, cezayı, ikabı onlara da şamil kılar, onları da cezalandırır. Hepsinin üstüne umumi olarak gelir.
Ama adamcağız camide namaz kılıyor, evinde Kur'an okuyor, o gün oruçlu veya abdestli…
Azap şehrin üstüne umumi olarak iner. Felaket, bela, musibet, Allah'ın kahrı, gazabı hepsinin üstüne umumi olarak gelir.
Neden?
Evet, o namazlı niyazlı, ibadetli ama öteki kötülerin kötülük yapmasını engellemedi. İşte bundan dolayı!
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Radyo durduk, biz radyoda söylüyoruz, siz dinleyiciler dinliyorsunuz.
Hep hatırıma gelir. Dükkânlarda "Müşteri velinimetimdir!" diye an'anevî bir levha vardır.
İnsanın velinimeti; Kendisine nimet veren, yetiştiren, besleyen, çok iyilik yapmış insanlar, demek. Dükkânın sahibi "Müşteri velinimetimdir." diyor. Müşteri olmasa dükkân çalışmayacak.
Siz dinleyiciler de velinimetimizsiniz, bizi dinliyorsunuz elhamdülillah. Vaazımızı dinleyen müslüman kardeşlerimiz bizim velinimetimiz; sözlerimizi dinliyorlar ama bu sözlerden istifade etmek ve onları uygulamak lazım.
Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfleri sadece dinleyip beğenmek için değil; aynı zamanda anlayıp uygulamak için!
Bunu niçin söylüyorum?
Ülkemiz, Türkiye; yüzde doksan dokuzu müslüman olan, mü'min insanlardan müteşekkil olduğu daima söylenen, gerçek müslüman sayısı hakikaten çok yüksek olan, sayıca müslümanların çok fazla nispette olduğu müslüman bir ülke.
Cumhuriyet, laik vs. ama ahalisi İslâm ülkelerinin en başında gelen, İslâm ülkelerinin baş tâcı ettikleri, sevgiyle baktıkları, takdirle izledikleri insanlar. Müslüman; iyi müslüman!
Müslüman ne demek?
Allah'a inanmış, Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e bağlanmış, Allah'ın kitabına tâbi, Allah'ın ahkâmını uygulamaya çalışan insanlar.
Bir, insanın iyi insan olması var; kendisi şahsen iyi insan, ibadetini yapıyor, dinî vazifelerini yapıyor. Kötülük yapmıyor, ahlâklı, güzel...
Bir de çevresine karşı vazifeleri var. İçinde yaşadığı topluma, cemiyete karşı vazifeleri var.
İslâm dini, bir toplum dinidir.
Din, bir duygu; ona kimse ilişmez.
Bir dağın köşesine gitsin, dindarlığını yapsın… filan. İslâm'da böyle bir şey yok!
İslâm, müslümanların üzerine topluluğa karşı vazifeler yüklüyor. Toplu yaşamayı, toplum, cemiyet halinde yaşamayı teşvik ediyor ve cemiyet halinde yaşamanın çok hayırları, bereketleri olduğunu bildiriyor. O zaman bu toplu yaşamanın da düzenli olması lazım. Herkesin görevini bilmesi lazım, herkesin iyi şeyler yapması lazım. Kötü şeyleri yapmaması lazım.
"İyi ama iyi şeyleri iyi insanlar yapıyorlar, kötü şeylerden uzak duruyorlar da bir de toplumda ayyaşı, sarhoşu, serserisi, afyonkeşi, tinerkeşi…"
Şimdi tiner de çekiyorlarmış, maalesef artık neler neler duyuyoruz! Şer, gazetelerde söylendikçe yaygınlaşıyor veya insanlar filmlerden, televizyonlardan, mecmualardan da, kötü arkadaşlardan da sapabiliyor. Başka ülkelerin kötü insanlarından da sapma olabiliyor.
Toplumun içinde az da olsa kötü insanlar da var. Mesela Türkiye'de kötü insanlar az; başka ülkelerde daha fazla!
Medeniyet arttıkça, "medenî" denilen ülkelerde kötülükler daha da fazlalaşıyor! Sanıldığı gibi değil; medeniyet ilerledikçe insanlar daha güzel insan olmuyorlar! Bazen daha canavar, daha bilgili, gaddar, daha korkunç oluyorlar. Medeniyet insanlık seviyesini göstermiyor; rahat yaşama seviyesini, konforu gösteriyor. Ama insaniyet, irfan; İslâm'da var!
Müslümanlar umumiyetle iyi insanlar da içlerinde kötü insanlar da çıkabiliyor.
Bu kötü insan nereden geldi, nasıl oldu?
Bazen muhacir oluyor, bir yerden gelmiş oluyor, bazen yetim büyümüş oluyor, bazen hapse girmiş çıkmış oluyor, kötü muhitlerden kötü huylar kapmış oluyor… Tamam. İyi insanların toplumun içindeki kötülere karşı da az da olsa görevleri var.
İslâm'ın kötü insanlara karşı bakışı nasıl hocam?
Bir kere müslüman kötü bir insana, günahkâr bir insana acıyor. Kızmıyor, Peygamber Efendimiz; "Kızmayın, ayıplamayın! Ayıplarsanız sizin de başınıza gelir!" diyor. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde "Sen mi onu ayıpladın?! Allah ceza olarak senin de başına getirir!" diyor. Ayıplamak yok, kızmak yok.
Ne var?
Acımak var, kurtarmaya çalışmak var. İlk vazifemiz bu!
Kötü insanları ıslah edebilmeliyiz, kötü çocukları, kötü kadınları ıslah edebilmeliyiz, ayyaşları, sarhoşları kötü alışkanlıklarından vazgeçirebilmeliyiz.
Kötü insanları doğru yola çekmeye, çocukların arasındaki kötü eğilimleri yok etmeye çalışmalıyız.
Kötü bir şeyin karşısında Müslümanın ne yapması gerekiyor? Kötülüğü yok etmeye çalışması gerekiyor. Kötü insanı ıslah etmeye çalışacak; eğer kötülükte ısrar ediyorsa engelleyecek, yaptırtmayacak!
Onun için Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Bir kavmin içinde günahlar işleniyorsa…"
Günahlar nelerdir?
İçkidir, kumardır, zinadır, hırsızlıktır, katildir, adam öldürmedir, gadirdir vs. Bunların hepsi günah, şerefsiz, kötü işler.
Bir kavmin içinde bunlar işleniyorsa müslüman ne yapması lazım?
Bunları yola getirmesi lazım! Islah etmeye çalışır. Islah olursa olur. Islah olmazsa İslâmî toplum, büyük kalabalık grup gücünü ortaya, ağırlığını ortaya koyacak; kötülüğü yaptırmayacak.
Kötülüğü yapana kötülüğü yapma hürriyeti yok!
Neden?
Toplum zarar görüyor. Günahlar insanlara zararlı, ailelere zararlı, sıhhate, ruha, toplumun intizamına, nizamına zararlı. Bunların engellenmesi lazım!
Bunları değiştirmiyorsa… Camdan bakıyor, perdeyi çekiyor, tamam. Kimse kimseye karışmıyor.
Yıllar önce Beyazıt'ta bir tanıdığımın, akrabamın oturduğu bir mahallede hırsızın birisi gelmiş, aşağıda arabaları karıştırmaya başlamış; açmaya çalışıyor. Yukarıdan birisi "Heyt!" diye bağırmış.
"Niye benim arabamın kapısını açmaya çalışıyorsun?!"
Hırsız küstah! Belki de uyuşturucu kullanmıştır, esrar kullanmıştır, o zaman korkmuyor da.
Hırsız aşağıdan yukarıya pencereye, arabanın sahibine demiş ki;
"Oradan ne bağırıp duruyorsun?! Erkeksen in aşağı da yanıma gel!"
Adam da, "Açacak, çalacak, ne yapacaksa yapacak." diye malını korumak için paldır küldür merdivenlerden arabasının başına inmiş... Adam bıçağını çekmiş, bunun üstüne saldırmış. Bıçağın ucuyla muhtelif yerlerinden, 15-20 yerinden yaralamış. Bütün mahalleli camdan bakıyor!
Olur mu? Ben anlayamadım!
Allah insanı böyle zorlu imtihanlarla, imtihana tâbi tutmasın. İş bıçaklı olunca, polisiye bir iş, polise ait bir iş oluyor. Tabii halk da, herkes de gidip de bıçaklı bir insanla uğraşamaz. Ama insan bir telefon eder: "Aşağıda bıçaklı birisi var, arabaları soymaya çalışıyordu. Komşumuza bıçak çekti…" diye acilen bir ihbar yapar. Kendisi de beş-on kişi aşağıya inince… Komşularının, bir kişinin zararını önlemesi lazım, bir kişinin zararını engellemesi lazım. Engellememişler! Nemelazımcı bir toplum, yarın onun da başına gelebilir. Bu doğru değil!
Bir toplumda günahlar işleniyor da toplumu teşkil eden iyi insanlar daha çok güçlü kuvvetli ama bu günahları değiştirmiyorlarsa, engellemiyorlarsa o zaman Allah o günahkârlara verdiği azabı, ikabı, cezayı sadece onlara vermez; bütün topluma verir.
Arasında iyiler de vardı, iyiler neden o cezaya uğruyorlar?
Çünkü kötülerin günah işlemesini engellemediler.
İslâm'da böyle bir vazife de var. İslâm'da insan namaz kılacak, tamam. Ezan okunduğu zaman camide buyurun namaza. Şu vazifeleri yapacak, bu vazifeleri yapacak… Tamam. Bir de kötülükleri yaptırmamak vazifesi var, kötülüğün karşısında durmak vazifesi var. Nehy-i münker vazifesi var; günahı yaptırmamak, yapılmasını engellemek vazifesi var. Toplu olunca daha kolay olur; insan tek başına olsa bile yine bunu yapması lazım.
Yâsîn sûresini herkes sever ve herkes okur. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden "Sevaplı bir sûre." diye biliyorlar.
Peki ama Yâsîn sûresinin içinde ne var, hangi ibretli âyetler var? Bunlardan hangi dersler, ibretler, hangi hikmetler çıkar?
Yâsîn sûresinin ikinci sayfasında Habîbü'n-Neccâr isimli Antakyalı bir mübarek zâtın olduğu söylenen bir âyet var.
Yâsîn'in ikinci sayfasında hadise anlatılıyor: O şehre gelmiş olan mübarek insanlar o şehrin ahalisini hak yola çağırıyorlar. Batıl inançtan hak yola gelmelerini istiyorlar da o kavim onları öldürmeye kalkıyor. Ama bu mübarek zât, Habîbü'n-Neccar da;
Ve câe min aksa'l-medîneti raculün yes'â.
Bunların öldürülmeye kalkışıldığı meydana koşarak, hem de koşarak geliyor.
Yâ kavmi't-tebiu'l-mürselîn. "Ey kavmim! Yanlış iş yapıyorsunuz! Bunlar iyi insanlar, mübarek insanlar. Bunların sözünü dinleyin, buyruklarını tutun! Bunlar ilâhî vazifeli insanlar, bunları dinleyin!" diye onlara nasihat ediyor.
Demek ki tek kişi olsa da ihlâslı bir insan çıkar, koca bir kalabalığa karşı bile hak sözü, tavsiyeyi yapar. Yapmalı! Bunu öğreniyoruz; Yâsîn sûresinin ikinci sayfasındaki muazzam, mübarek kıssadan çıkaracağımız hisse bu.
Şimdi kimse kimseye karışmıyor!
Olmaz! Karışacaksınız; bu şehir senin, bu şehrin temizliği senden de sorulur! Kimse sokağa tüküremez, kimse çöp atamaz, pis su atamaz, kimse köşeyi, beriyi kirletemez…
Bakıyoruz caddenin ortasına, en güzel yerine, yerlinin yabancının gelip geçeceği yerlere çöpler yığılmış. Birileri de geliyor paket halindeki çöpleri karıştırıyor; içinden kendi işine yarayacak şeyleri alacağım diye çöpleri ikinci defa çöp haline getiriyor, dağıtıyor. Bence bunu da engellemeli!
Poşet halinde, paket halinde naylonun içindeyken çöp orada duruyor. Hiç olmazsa biz de "Bunun içinde acaba benim işime yarayan şu maddeler var mı?" diye sopayla karıştırıyor, daha beter ortalığa dağıtıyor, gidiyor.
Mesela bunlar hep "Yapmayın!" diye söylememiz gereken şeyler, diye düşünüyorum. Çeşitleri var. Sizin gücünüz var; kuvvetiniz, etrafınız, gücünüz nispetinde yanlış olan bir şeyi söylemelisiniz.
İnsanın kendisinin yapmaması, en aşağı derecesi! Yanlış olan şeyi söylemek bir derece, yapılmamasını söylemesi bir üstün derece. Yapılmış bir yanlışlığı diliyle düzeltmeye çalışması, bir derece. Sevmemesi, kızması, kafasından ona karşı olması bir derece. Eliyle düzeltmesi bir derece. Fiilen yaptırtmaması bir derece.
Onun için aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim, faal müslüman, gayretli müslüman olalım; iyilikleri çoğaltmaya, kötülükleri de azaltmaya çalışalım ki kötülükler gerçekten azalsın, iyilikler gerçekten artsın. Memleketimiz -elhamdülillah ben seviniyorum- güzel güzel haberler, her şeyde bir ümit, bir güzel gelişme...
İnşaallah bizim ülkemiz, diğer müslümanların ülkeleri iyi çalışmalarla çok güzel olacak. İnşaallah biz kendi ülkemizi hem ileri bir ülke haline getireceğiz hem de Afrika'daki, Avrupa'daki, Kafkasya'daki, Orta Doğu'daki, Uzak Doğu'daki, dünyanın her yerindeki müslüman kardeşlerimize de fiilen yardım edeceğiz, elimizi uzatacağız. Onlara da faydamız olacak. Yapacağımız işler çok!
O halde biz çok faal müslüman olmalıyız, gayretli, cevval müslüman olmalıyız. Hem hayırları çok yapmaya koşmalıyız hem de kötülükleri engellemek vazifemiz var.
Tabi bunun usulü var; tatlı tatlı, netice itibariyle kavga çıkartmadan bu işi başarmak lazım. Ama kötü insan ille de inat ediyorsa "Ben bu kötülüğü yapacağım…" O zaman bu gibi durumlarda da icabında müslümanların izzetini, kuvvetini, satvetini, şecaatini göstermesi lazım. Bu da kardeşlikle, müslümanların elbirliğiyle, birbirine destek olmasıyla olacak. Önemli bir husus, çok cevval ve faal müslümanlar olmalıyız.
Allah hepinizden razı olsun, sevdiği kul eylesin, bahtiyar olarak yaşatsın, huzuruna sevdiği kul olarak varmamızı nasip eylesin, cümlemizi cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
27.10.1995 -
Topluma Karşı Görevler,
27.09.1996 -
Öğüt Verenin Öğüdünü
