İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

05.06.1983 - Ölümü Temenni Etmek

05.06.1983 - Ölümü Temenni Etmek
Günün Sohbeti

05.06.1983 - Ölümü Temenni Etmek

09.04.2026
13 dk 54 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Leyse li-ehadin en yetemenne'l-mevte lâ berrun ve lâ fâcirun immâ berrun fe-yezdâdu birren ve immâ fâcirun fe-yestağtibu.

Sadaka Rasûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

"Hiçbir kimse için ölümü temenni etmek olmaz."

Yoktur. Etmesin. Kimse ölümü temenni etmesin, ölümü istemesin. Hiçbir kimse "Ah öleyim, Allah canımı alsın" filan gibi bir temenni izhar etmesin. Kimse deyince, izah sadedinde buyuruyor ki devâmen;

Lâ berrun. "İyi kul da temenni etmesin." Ve lâ fâcirun. Fısk-u fücur içindeki günahkâr, kusurlu kul da temenni etmesin."

Ne iyisi ne kötüsü, Efendimiz iki uç tarafı söylüyor ki; kimsenin temenni etmemesi gerektiği daha iyi anlaşılsın diye. İzahını yapıyor, buyuruyor ki;

İmmâ berrun. "İyi kula gelince;" fe-yezdâdu birren. "Yaşar, iyiliği daha artar, sevabı çoğalır."

Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna daha çok sevapla gider, daha büyük mükâfatları alacak; salih amelleri işleyerek öyle gider.

Ne diye istesin?

Ömür sermayemiz değil mi? Sermaye.

Sermayenin çok olması iyi değil mi?İyidir.

O halde çok yaşar, çok kazanır, çok yüksek derece alır. Allah indinde makbul, daha makbul, daha yüksek bir kul olur.

Ve emme'l-fâciru. "Fısk-u fücur içinde günahkâr kimseye gelince;" fe-yestağtibu. "Belki, Allah'ın kendisinden razı olmasını sağlar."

Önünde fırsat var. Her insan için bir fırsat. İstikbal bizim için meçhul. Umulur ki –şu andaki durumu kötü ama- ileride belki iyi olur. Belki tevbe eder. Belki Allah'ın rızasına uygun bir iş yapar, düzelir. Şimdiye kadar olan olmuş, mâzi geçti. Mâzi için tevbeden başka yapacak bir şeyimiz yok. Bitti.

Hatalarımızdan, kusurlarımızdan ibret alırsak, bir daha yapmamak üzere kendi azmimizi bilersek, kendi kendimize mâziden ders çıkartırsak tamam. İbret alırsak, tevbe edersek; mâzi için yapabileceğimiz budur. Başka elimizden gelmez. Geçti mâzi. Mâzi gitti. Hiçbir kimse bir dakikamızı geri getiremez. Onun boş geçtiğine üzülüyorsan, bundan sonra boş geçirmemeye çalış. Onun günahla geçtiğine kaniysen, bundan sonra sevap işle. Onun gafletle geçtiğine kaniysen, bundan sonra acele et; ne zaman ölümün geleceği belli olmaz. Arabaya binersin, evine varamazsın.

Allah hayırlı ömür versin.

Ölümü hiç temenni etmiyoruz ama ölüm etrafımızda dolaşıp duruyor. Ölüm okunu germiş, kalabalığımıza bir ok atıyor; kime isabet ederse alıp gidiyor.

Yunus Emre'nin halk tabiriyle sözü:

Halkı bostan edinmiştir,

Dilediğin üzer ölüm, diyor.

"Halkı bostan tarlası gibi edinmiştir, dilediğini kopartır." diyor. Üzmek kopartmak demek o devrin dilinde. Dilediğini kopartır. Bostan tarlasına gireriz bakarız, hangi karpuz hangi kavun olgunlaşmış, kopartır alır gideriz.

Halkı bostan edinmiştir,

Dilediğin üzer ölüm.

Umulur ki, Allah'ın rızasını kazanır. Madem şu an kötü, ilerisi belki iyi olabilir. O bakımdan kimse ölümü temenni etmesin. Yani bu hayat imtihanından kaçmak yok. Bu sportmenlikte bir kaide vardır: Sporu yarım bırakmak yok. Koşuya başladın, sonuncu olacağını anlasan bile koşacaksın. Yarıda bırakmak ayıp, öyle şey yok. Bu meydanı, bu minderi, bu mücadele sahasını bırakmayacaksın. Çalışacaksın. Hata ettin, umulur ki bundan sonra düzeltirsin.

Ne güzel ne yapıcı, görüyor musunuz İslâm'ı? Var mı karamsarlık? Var mı bedbinlik? Var mı ümitsizlik?

Haram!

Ümitsizliğe düşemez bir Müslüman.Ne demek?

Allah-u Teâlâ hazretleri bizim Rabbimizken, Ekremü'l-ekremîn'ken, gayb hazineleri elindeyken, dünya ve ahiretin lütfu keremi O'na aitken biz nasıl ümitsizliğe düşeriz?

Elbette ümit besleyeceğiz.

Ama zayıf kullarız. Ümit tarafını fazla gösterirsen; ümit tarafına fazla bel bağlarsa kullar gevşer. Keşke gevşemeseler ama gevşer. Gevşedikleri için de bakarsın bu sefer iyi iş yapmaktan geri dururlar. Onun için İslâm, denge dini olduğu için diyor ki:

Ümitsizliğe düşmek haram.

Tamam. Ümitsizliğe düşmeyeceksin ama korkusuzluk da yasak.

"Allah beni mi atacak cehenneme canım. Bu kadar kötü kul var, onları atıncaya kadar bana sıra gelmez. Ben gene ne de olsa hiç olmazsa şöyleyim böyleyim."

Öyle cesurluk da yok.

Hatta büyüklerden birisi –çok hoşuma gitti-diyor ki:

"Kul, korku ile ümit arasında olacak."

Nasıl olacak?

"İki arslanın arasındaki tilki gibi olacak."

Allah Allah, iki arslanın arasındaki tilki nasıl olur?

Tilki, arslandan korkar. Arslan da tilkiyi gördü mü heves eder, yemek ister. Zincirle bağlı olmasa bir pençe atıp pençesi içine almak, altına almak, parçalamak, yemek ister. Şimdi arslan bu taraftan kükrediği zaman tilki korkacak.

Nereye kaçsın?

Biraz geri kaçması lazım ama o da bağlı, çok uzağa gidemiyor. Bu tarafa kaçsa, bu tarafta da bir başka arslan var. Bu da oradan gürler. Onun da yanına fazla yanaşamaz. O halde tam orta yeri öyle bir bulur ki. Kurnaz tilki ,orta yeri o kadar güzel bulur ki; ne bu arslana yakın olur, ne bu arslana yakın olur. Yakın olsa pençesini uzatır belki dokunur diye tam ikisi arasındaki mesafeyi tam bulur. Müslüman da öyle olacak.

Ne fazla ümit, ne fazla ümitsizlik.

Ümit tarafı galip olacak çünkü; Allah Erhamü'r-râhimîn'dir. Ama güvenmeye gelmez.

“Zâlike limen haşiye Rabbehû diyor” Beyyine suresinin sonunda. "O cennetler, o nimetler Rabbinden korkanlar içindir."

Korkmayıp pervasız gezenler için, böyle tedbirsiz davrananlar için, iş yapmayanlar için değil. Korkan için. İman edip de salih amel işleyenler için. İman edeceksin, imanının eseri görülecek, çalışacaksın.

"Peki Allah bizim amellerimize muhtaç mı?"

Hayır, sen muhtaçsın. Allah senin hiçbir şeyine muhtaç değil. Çünkü sen de O'nunsun. Allah senin hiçbir şeyine muhtaç değil. Ne sadakana muhtaç, ne zekâtına muhtaç ,ne haccına, namazına, orucuna, ne ibadet-u taatine, hiçbirine muhtaç değil. Sen muhtaçsın. Muhtaç olan sensin.

Vallahu'l-ganiyyu ve entümü'l-fukarâ. "Allah ganiyyün anî'l-âlemîn'dir; fakir olan, muhtaç olanlar bizleriz."

Korkacağız çünkü büyük bir makamın, sonsuz bir gücün, kuvvetin sahibi.

Her şeyin rabbi, her şeyin sahibi, halikı.

Bilmiyoruz ki. Biz bilmiyoruz; Mevlâ bize nasıl muamele edecek? Bizim için meçhul. Bize söylemeye mecbur değil ki. Allah-u Teâlâ hazretleri nasıl muamele edecekse edecek, bilmiyoruz.

Günah işledin mi?

Ne kadar çok… "Çok günah işledim."

Affedildiğine dair bir kâğıt geldi mi öbür taraftan sana.

"Ey kulum, şu kadar günah işlemiştin ama şimdi ben seni bağışladım, müsterih ol." diye altı imzalı bir pullu yazı geldi mi?

"Öyle bir şey gelmedi. Ama biraz namaz kıldım, ibadet ettim, biraz hayr-u hasenat yaptım."

Peki yaptığın o hayr-u hasenatın, namazın kabul olduğuna dair bir pullu, imzalı yazı geldi mi öbür taraftan?

"Ey kulum sen bir namazlar kılmıştın, kabul ettim. Bir ibadetler yapmıştın, kabul ettim." filan diye bir garantin var mı?

"Hocam doğrusunu istersen onu da bilmiyorum. Kabul edildi mi edilmedi mi ne bileyim? İyi mi yaptım, kötü mü yaptım? Niyetim has mıydı, halis miydi? Yaptığım helalden miydi? Bir hayr-u hasenat yaptım ama kazandığım helal miydi değil miydi, yerinde miydi değil miydi onu da bilmiyorum."

Peki, günahların malum, günahlarını biliyorsun. Hiç şek şüphe yok. Sevapların, biraz ibadetlerin var ama onun da kabul edildiğini bilmiyorsun.

Nasıl emin olabilirsin?

Yüksek makamın sahibi. En büyük makamın sahibi; Alla-hu Teâlâ hazretleri. Korkacaksın. İçinde bir korku olacak. Öyle olunca insan tedbirli olur, ona göre hareket eder.

Hoca güler yüz gösterse talebesine, iltifat eylese; derse çalışır mı?Çalışmaz.

Onun için "Cevrü üstaz biki mihri peder." demişler. "Hocanın cevr-ü cefası babanın şefkatinden, sevgisinden daha iyidir."

Kaşını çatar, biraz bağırır çağırır, korkutur; sene sonunda bilgi vermiş olur, geçirir. İmtihan da lazım. İmtihan da olmalı ki, çocuk ondan korkup çalışsın. Yoksa evi içinde duran insan; babasından anasından korkup da yetişmiyor, çalışmıyor. Mektebe gidince, okuyup çalışıp yetişebiliyor. O imtihanlar olmasa talebeyi oturtamazsın.

Onun için korku ile ümit arasında olacağız. Yarışı bırakmak yok. Hayatı biz vermedik ki, hayatı biz kendimiz sona erdirelim.

Bıktım bu hayattan! Her tarafı zehir! Eti zehir, balı zehir, bilmem nesi zehir. Bıktım."

Öyle şey yok.

Hayat senin mi?

Bu vücut sana emanet. İslâm'ın felsefesindeki güzelliğe bakın! Bu vücut senin değil, sana emanet.

Vücut da emanet. Bu vücuda bakacaksın. Bu vücudu uykusuz helak edemezsin. Gıdasız bırakamazsın. İçkiyle, kumarla, sigarayla telef edemezsin, bu vücudu.

"Efendim bazı büyüklerimiz sigara içmiş."

Bu sigarayı içtiğin zaman ciğerinin içi, -ben susayım doktorlar söylesin- zift doluyor. Her çeşit hastalık bundan oluyor. Senin bunu bozmaya, bu ciğeri işlemez hâle getirmeye hakkın yok. Ondan sonra nefes darlığı başlayacak, tıkanmak başlayacak, öksürmek başlayacak, aksırmak başlayacak, merdiven çıkamayacaksın. Bu vücut senin değil ki, bu vücut emanet.

Hayatına son veremezsin, çünkü hayatı sen kendin kazanmadın, Allah verdi. Bir zaman gelecek alacak.

Ölümü de temenni edemezsin.

Neden?

İki ihtimal var: İyiysen daha çok iyilik yaparsın, sermayen artar. Ne güzel felsefe! İslâm ne kadar güzel! Ne kadar mükemmel! Müslüman olan insan nasıl insan olması gerekiyor, bakın hadis-i şeriflere. Hiç ölümü temenni etmeyen bir insanın, şöyle kararlılığını düşünün. Ayağını yere basış tarzındaki kuvveti düşünün. "Günahkârsa da temenni etmesin." diyor. Resûlullah Efendimiz onu da düşünüyor. Onu bırakmıyor ki, o da ümmeti.

Var mı bugün dünya üzerinde yaşayan  insan olup da Resûlullah'ın ümmeti olmayan?Yok.

Bizim felsefemize, inancımıza, dinimize, kitaplarımızın bize bildirdiği ahkâma göre, insanlar iki gruptur:

Bir; İslâm'ı bulmuştur, İslâm'ın güzelliğini anlamıştır, imanın tadını tatmıştır, İslâm'a girmiştir. Bu güzel dairenin içine, bu gülistanın bahçesinden içeri girip bu gül bahçesine dahil olmuş safa sürmektedir,bir.

İkincisi; dışarıdadır ama ola ki gire. Bakarsın girer, o da girer.

Nereden bilelim girmeyeceğini?

Çağırırız; "Ya gelin dışarıda isin pasın içinde durmayın, çamurda durmayın; burada gül bahçesi var. Ağaçların üstünde, bülbüller ötüyor. Güller mis gibi kokuyor; yaseminler, hanımelleri, filbahriler, fuller her tarafı güzel kokular sarmış. Neresine baksan bir güzel manzara var, gelin buraya.

Orada karanlıkta kalmayın, çamurda kalmayın, çorakta kalmayın diye sesleneceğiz. Onlar da ümmet-i icabet. Muhtemeldir, kendilerinde bilkuvve ihtimal var ki Müslüman olalar. Olursa olurlar.

İki şeye bağlı:

Bir, bizim gayretimize bağlı.

İki, onların gayretine bağlı. Biz güzel Müslüman olursak, biz İslâm'ı güzel tebliğ edersek; Allah-u Teâlâ hazretlerinin yoluna bir güzel kulu daha çekmiş oluruz. Ama biz kendimiz adam olamamışsak, adam bize bakar, sanır ki Müslümanlık biziz. Halbuki biz değiliz ki. Müslümanlık çok daha yüksek bir şey. Biz de ermeye çalışıyoruz. Tırmanıyoruz böyle ama biz de ermeye çalışıyoruz, bizim de kusurlarımız var senin gibi. Bizim senden farkımız yok. Biz de kusurluyuz ama oraya ermeye çalışıyoruz. Bize bakma, yukarıya bak. Başını kaldır, yukarıya bak. O numune pırıl pırıl orada; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem nur saçıyor.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA