12.06.1998 - Borç Vermek, Borcu Ödemek İçin Gayret Etmek

12.06.1998 - Borç Vermek, Borcu Ödemek İçin Gayret Etmek
Es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allah dünya ve âhiretin her türlü iyiliklerini, hayırlarını, nimetlerini, rahmetlerini, ihsanlarını, ikramlarını sizlere versin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.
Sevgili dinleyicilerim, bugün okuyacağım hadîs-i şerîfler Ahmet Ziyâüddîn Gümüşhanevî hazretlerinin tertip etmiş olduğu Râmûzü'l e-hâdîs kitabının 418. sayfasından.
İbnü'n-Neccar ve Tayâlîsî Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyhim ecmain, büyük hadis alimleri; Hz. Âişe radıyallahu teâlâ anhâ anamızdan rivayet etmişler.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Men hamele min ümmetî deynen ve cehede fî kadâihî fe-mâte kable en yakdiyehû fe-ene veliyyühû.
Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl ev-kemâ kâl
Bu, borçlulukla ilgili bir hadîs-i şerîf.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Men hamele min ümmetî deynen. "Ümmetimden herhangi biri eğer sırtında, üzerinde, boynunda bir borç taşıyorsa…"
Biz "boynunda" deriz, "Boynumda borç var, boynuma borç olsun…" deriz.
"Kim üzerinde borç taşıyorsa, borç yüklenmişse."
Ve cehede fî kadâihî.
"O borcu ödeyip 'şu bana borç veren şahsa bir an evvel parasını vereyim, borcumu ödeyeyim.' diye borcun ödenmesine de cehdetmişse, gayret etmişse, samimiyetle arzu etmişse."
Fe-mâte kable en ye'kdiyehû. "Niyet etmiş, çırpınmış, ama ödeyememiş. Ödeyemeden evvel ölmüşse."
Fe ene veliyyuhû. "Onun velisi benim. O borcu ben öderim, o borcu ödemek benim üzerime olsun!" diye Efendimiz söylemiş, ashabına bildirmiş oluyor.
Kötü niyetle değil de, iyi niyetle, ödemek için çırpınmış olan insanlar ödeyemeden ölürse borçlu gitmek fena, borçlu gidenin hesabı görülmüyor, cezası, sorumluluğu, bir sürü sıkıntıları oluyor, duaları "Bakalım, ödesin de öyle kabul olsun!" diye dualarının kabulü tehir ediliyor. Borçlunun sıkıntıları var, zorlukları var, borçlu borcunu bir an evvel ödemeli.
İslâm'da bir insanın müslüman kardeşine borç para vermesi teşvik ediliyor, buna "karz-ı hasen" deniliyor; güzel bir davranış. Güzel bir borç verme; sevabı çok büyük!
Hatta; "Arkadaşına borç vermek fukaraya sadaka vermekten daha sevaplıdır!" diye bildiriliyor. Bu çok sevap ama borçlunun da aldığı borcu vaktinde veya eline imkân geçince vaktinden evvel vermesi lazım, onu ödemeye niyet etmesi lazım.
Eğer bir insan borcu alırken "Ben bunu atlatırım. Aldığım kimseye bunu geri ödemem!" falan diye düşünürse o çok günahkâr oluyor, Allah ona ceza veriyor. Ama bazen insan sıkışıyor, bazen çocuğunu evlendirmesi gerekiyor, bazen ticaretinde bir büyük olmadık olayla karşılaşıyor...
"Aman! Çok fena sıkıştım, evimi satacağım…"
Böyle acıklı şeyler de oluyor.
Mesela bizim kızımızın karşısında bir komşusu vardı. Ev kendisinindi. Borçlarını ödemek için evini sattı, başka şeylerini sattı, iflas etti. Tabii zor, böyle bir durumda yardımcı olmak iyi bir şey, çok sevaptır.
Borç vermek iyi ama borcu alanın da ödemesi lazım.
Bu devirde ne oluyor?
Bu devirde paranın hakiki değeri düştüğünden nisbî değeri aynı kalsa bile değeri aynı kalmıyor. Mesela bir kâğıdın üzerinde "Bir milyon" yazıyor ama o bir milyonun senenin sonunda hakiki değeri bir milyon olmuyor. Enflasyon ne kadarsa, paranın değerinin düşmesi, azalması ne kadarsa, kayıp ne kadarsa değeri o kadar düşüyor. Mesela 500 bin, 400 bin, 450 bin oluyor Hakiki kıymeti düşüyor, onunla bir şey almak istediği zaman artık tam alamıyor. Paranın değeri düşüyor!
Borç alanlar bunu bildiği için borcu ödemeye gücü olduğu, imkânı olduğu halde, borç aldığı kimseye onun parasını vermiyor. Üstüne yatıyor, geç ödüyor, tehir ediyor, bahaneler buluyor, yalanlar söylüyor. Bu da çok günah! Bu devirde çok yapılan bir şey. Onun parasını kullanmış oluyor, onu sömürmüş oluyor. Böyle olduğu için de birçok kimse artık borç vermekten kaçınıyor.
Diyor ki;
"Ben borç vermem!"
"Neden?"
"Dertsiz başıma dert mi alayım, borç vereceğim de ondan sonra adamın peşinde koşturup duracağım. İşim mi yok başka?" diye sevaplı bir şey olan karz-ı hasen, borç verme işleminden geri duruyor. Parası varsa bile vermiyor.
"Bana lazım. Veremem!" diyor, "Benim de ihtiyaçlarım var…" filan diye atlatıyor.
Bu neden?
Borç alanların borcu ödemekte yan çizmelerinden dolayı toplumda bir itimatsızlık oluştuğu için.
Peygamber Efendimiz ne buyuruyor?
"Birisi borç alır da ödemezse, ödeyemezse, ölürse ben onun borcunu öderim!" diyor. Zaten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz birisinin cenazesi geldiği zaman; "Bunun borçları var mı? Bundan alacağı olanlar var mı?" diye sorardı.
Cemaatten birileri; "Bana şu kadar borcu vardı." diye çıkabiliyor. Tabii o zaman toplum küçük, onun da cenazesine gelenler durumu biliyor. "Bana şu kadar borcu vardı, ödeyemedi." diyen olunca, Efendimiz derdi ki; "Hayrına, sevabına bunun borcunu ödeyebilecek bir arkadaşınız var mı?"
Çünkü böyle borca batmış insanların borcunu ödemek için zekât parasından da verilebiliyor. "Bu adam borçlu. Bunun borcunu ödeyebilecek var mı?" filan diye sorardı.
Birisi çıkar da:
"Yâ Resûlallah! Allah rızası için ben bunu ödeyeyim." derse,
"Tamam, al bu borcu öde, bu adamı borçtan kurtar." derdi.
İstekliye ölünün borcunu böyle ödettirirdi. Eğer kimse çıkmazsa; "Bunu ben ödeyeceğim." derdi, kendisi öderdi.
Şimdi de bu hadîs-i şerîfte; "Onun velisi benim, onun borcunu ödemek benim üstümedir!" diye buyuruyor. Bu da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ümmetini nasıl sevdiğini, ümmetine nasıl yardımcı olduğunu, ümmetini nasıl kolladığını gösteriyor.
Süleyman Çelebi'nin bizim tarafımızdan pek okunmayan bir beyti vardır. Süleyman Çelebi;
Allah âdın zikridelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işte her kula.
diye başlayan Mevlid'i yazan mübarek zât, radıyallâhu anh. Evliyâullahtan ârif, kâmil bir şair. Mevlid'inde onun bir sözü var. Mevlid'i uzun da biz onun bazı kısımlarını okumaya alışmışız; onu okuyoruz, onu dinliyoruz. Hâlbuki öbür tarafları da güzel!
Peygamber Efendimiz daha çocukken, beşikteyken, bir şeyler söylüyormuş. Annesi kulağını yanaştırmış. Bakmış ki; "Ümmetim! Ümmetim! Ümmetim…" diyor. Bunu böyle söylüyor, kitaplarda böyle yazılıyor.
Süleyman Çelebi şiirinde diyor ki;
Ol beşikte diler idi ümmetin
"Peygamber Efendimiz daha beşikte iken, bebekken, çocukken."
Ol beşikte diler idi ümmetin
Sen kocaldın terk edersin sünnetin.
"Hâlbuki Sen ihtiyarladın. O daha küçükken ‘Ümmetim!..' diye seni düşünüyor. ‘Yâ Rabbi! Onu affeyle!' diye ümmetine dua ediyor. Miraçta ümmetinin affını diliyor. Sen ihtiyarladın gittin, hâlâ Peygamberimiz'in sünnetini tutmuyorsun!" diye bir târizde bulunuyor. Güzel bir beyittir!
Ol beşikte diler idi ümmetin,
Sen kocaldın terk edersin sünnetin.
"Terk edersin ha?!" mânasına, tehditli bir şey. Süleyman Çelebi ârif, zarif bir kimse, nur içinde yatsın, makamı âlâ olsun.
Peygamber Efendimiz ümmetini düşünmeye beşikten başlamış. Miraçta ümmetini düşünmüş, ümmeti için dua etmiş. Âhirette ümmeti için şefaat edecek. "Borcu olanların da borcunu ödemek benim boynumun üzerine olsun!" diye açıkça söylüyor. "Gelsinler benden istesinler, ben onun borcunu ödeyivereyim..." Çünkü borçlu gitmesi çok fena.! Borçtan kurtulsun da o da âhirette sıkıntı çekmesin, diye borçlunun parasını ödeyiveriyor.
Bu çok sevap! Peygamber Efendimiz'in yolundan gitmek isteyenler böyle iyi niyetli olup da borcunu ödeyemeyen fakirler öldüğünde onların borçlarını öderlerse aynı şekilde sevap kazanmış olurlar. Bu bir insanî vazife!
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri; hatırınızda olsun. Borç vermek sevap ama borcu alan ödeyecek. Borcunu ödeyemeyen bir kimse olursa borcunu bağışlamak, "Hadi seni affettim, borç vermiştim ama almıyorum, helal olsun." demek de, bir borcu bağışlamak da sevap.
Sevgili kardeşlerim;
Eğer bir kişi borcunu ödeyemeden ölürse onun borcunu ödeyivermek de çok sevap. İnsanlık bu, din kardeşliği böyle idi. Şimdi zaman değişti, ahlâk değişti. Yabancı medeniyetlerin, yabancı zihniyetteki insanların fikirleri, konuşmaları, düşünceleri ülkemize geldi. Dış ülkelerde eğitim görenler var.
İnsanlar İslâm'ı tanımakta geri durdular, geri kaldılar. İslâm'ın güzelliklerini bilemiyorlar. Peygamber Efendimiz'i bilemiyorlar. Blemeyince de toplum bu devirde İslâmî ahlâktan uzaklaştı. Maalesef İslâm'ı bilenler, İslâm'ı yaşayanlar azaldı. Yunus Emre gibi, Mevlânâ gibi o devirlerdeki o Fatihler'in zamanındaki gibi güzel, halis, has müslümanları Allah yine çoğaltsın diye dua edelim.
Allah dinimizi güzel öğrenmeyi, Kur'an'ı iyi öğrenmeyi, iyi öğretmeyi, Peygamber Efendimiz'in sîretini, sünnetini, güzel öğrenmeyi, öğretmeyi bizlere nasip etsin.
Allah her şeyi gönlünüzce, muradlarınız üzere versin, dileklerinizi ihsan eylesin. İki cihanda aziz olun.
Es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
16.07.1999 -
Emire İtaat Peygambere
11.04.2000 -
Cuma Gününün Faziletleri,
