18.12.1994 - Abdullah İbn Mübarek, Tasavvufun Çeşitleri

18.12.1994 - Abdullah İbn Mübarek, Tasavvufun Çeşitleri
Bismillahirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Kemâ yenbağî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.
Ve'sselâtü ve'sselâmü alâ hayri halkıhî sultâni'l-ârifîn Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-cezâ.
Aziz ve değerli mü'min kardeşlerim
Biliyorsunuz, Abdullah İbnü'l-Mübarek var. "Devrin en büyük alimi", "şarkın en büyük alimi" demişler. Abdullah İbnü'l-Mübarek'in Kitabü'z-Zühd ve'r-rekâik kitabını elhamdülillah bizim yayınevimiz neşre hazırladı.
Ben bu zâtı çok seviyorum. Türk asıllıdır kendisi. Abdullah İbnü'l-Mübarek, çok hoş bir şahıstır. Hayatı çizgi roman yapılacak gibidir. Bir taraftan bir silahşör kahramandır Abdullah İbnü'l-Mübarek, kahraman bir askerdir. Bir taratan şair ve ediptir. Bir taraftan asrın en büyük muhaddisidir. İmâm-ı Âzam hazretlerini görmüş, daha büyük mezhep imamlarını görmüş, hepsinin takdirini kazanmıştır. Çok büyük bir zâttır ve eseri kaynaktır. Herkes Abdullah İbnü'l-Mübarek'i, kendisinin ismini zikrederek nakil yapıyorlar. Sonra çok büyük mücahittir, çok büyük sûfîdir. Abdullah İbnü'l- Mübarek büyük sûfîdir.
Bu zât-ı muhterem bizim bu Anadolumuz'un fütühâtında da Adanalara, Mersinlere gelmiş, cihat etmiş bir kimsedir. Çok güzel menâkıbı vardır.
Bir keresinde, bizim bu Anadolu'da harp olurken, Adana'da, Mersin'de, hangi ovadaysa... Tabii zaman zaman ordular da harp ediyor. Hudutlarda, kalelerde bekleyen insanlar, bekçiler, ribatlarda murabıtlar, mücahitler var, bekliyorlar. Zaman zaman da teke tek, yeke yek karşılaşmalar oluyor. Bu Abdullah İbnü'l-Mübarek bir düşmanla karşılaşmış ama zorlu bir düşman. Bu çok büyük bir silahşör, çok iyi kılıç kullanan, ata binen bir kimse. Enfes bir insan, roman kahramanı gibi... Ama yenememiş düşmanı. Hamle yapmış, savuşturmuş. Kılıç vurmuş, savuşturmuş. Bilmem mızrak… Ne yaptıysa düşmanı yenememiş. Uğraşmış, uğraşmış, uğraşmış... Düşman da bunu yenememiş.
Bakmış havanın, güneşin durumuna, demiş ki;
"Ara verelim."
"Niye?"
"Ben ibadet edeceğim, ibadet vaktim geçiyor, ara verelim."
"Sen ibadet edeceksen ben de edeceğim." demiş adam. İnmişler atlardan, o bir tarafta, bu bir tarafta. Bu, dereden, ırmaktan abdest almış, namazını kılmış. Dua ederken aklına gelmiş:
"Şimdi bu herif atından indi, aşağıda. Ben bunun üstüne bir saldırayım, attayken kıstıramadım herifi, bir saldırayım, haklayayım." demiş.
Demiş ama aklına zınk diye bir âyet-i kerîme saplanmış:
Bismillâhirrahmânirrahîm. İnne'l-ahde kâne mes'ûla.
“Allah insana yaptığı ahdi sorar, soracak.” Ahit, ahdedilmişse yerine getirilecek.
İnne'l-ahde kâne mes'ûlâ âyet-i kerîmesi zınk diye hatırına saplanınca bu bizim mübarek, sevgili büyüğümüz Abdullah İbnü'l-Mübarek başlamış ağlamaya. Adam da bakmış uzaktan, o da kolluyor tabii;
"Ne ağlıyorsun?"
"Rabbim celle celâlüh senin yüzünden beni azarladı." demiş.
"Nasıl azarladı?"
"Ben senin hakkında böyle düşündüm; ‘Şimdi bu aşağıya atından inmişken saldırayım, şunu haklayayım, düşman değil mi?' diye düşündüm. Ahdetmiştim, ‘Ahdine sadık ol!' mânasına âyet-i kerîme zınk diye hatırıma saplandı, Allah hatırlattı. ‘Ahdini ne diye bozuyorsun, ne biçim bir müslümansın? Ahdine sadık olman lazım!' mânasına azar işittim. Hâlbuki ben buraya Allah'ın rızasını kazanmaya gelmiştim. Gördün mü, şimdi hata işledim, Allah'tan azar işittim, ona ağlıyorum." deyince adam bakmış ki karşısındaki adam gerçek mü'min.
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlühû demiş, müslüman olmuş.
Böyle insanlar.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Evet, sûfî, ulemâ ve fakihler çoktur. Bunlar da konumuzda bizi takviye ediyor. Tasavvufu ben tecrübelerime dayanarak, okuduğum bilgilerin bir özeti olmak üzere dört sınıf, dört çeşit olarak görüyorum.
1. Hakiki tasavvuf. Bu hakiki tasavvuf önemli;! Aradığımız, istediğimiz bu. Bunu mutlaka elde etmemiz lazım, sahip olmamız lazım.
2. Taklidî tasavvuf. Her güzel şeyin taklidi var. Taklidî tasavvuf. Hakikisi olmuyor, taklit oluyor, benzetme oluyor, kıymeti olmuyor. Altın suyuna batırılmış bakalit oluyor. Dışı altın suyu gibi, altın gibi parlıyor ama bakalit oluyor.
3. Dejenere tasavvuf. O, "Ben 25 yıl önce namaz kılmıştım." diyen gibi. "Niye abdest aldın? Çamur oldun." diyen gibi. "Aşkullahtan, muhabbetullahtan bahsediyoruz, şimdi namaz kılmanın sırası mı?" diyen gibi. Bu dejenere tasavvuftur.
Allah hepinizden razı olsun muhterem kardeşlerim.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühü.
08.08.1997 -
Merhamet, Acıma, Topluma
09.05.1997 -
Tasavvuf Sünnet Yoludur,
