İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

09.05.1997 - Tasavvuf Sünnet Yoludur, Tasavvufun Asrı Saadetteki Şekli

09.05.1997 - Tasavvuf Sünnet Yoludur, Tasavvufun Asrı Saadetteki Şekli
Günün Sohbeti

09.05.1997 - Tasavvuf Sünnet Yoludur, Tasavvufun Asrı Saadetteki Şekli

07.09.2026
15 dk 2 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm

Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve-li azîmi sultânih. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn.

Emmâ ba'd.

Kur'an'ı yaşamak, Peygamber Efendimiz'in tavsiyelerini tutmak yeter. Onu yapıyoruz. Kur'an yolundayız, Peygamber Efendimiz'in sünnetini uygulama yolundayız.

"Efendim, herkes öyle söylüyor..."

Herkes öyle söylüyor ama söylediğini yapmıyor.

Peygamber Efendimiz şöyle yapmış, böyle yapmış; bunlar yapmıyor. Peygamber Efendimiz, "Günde yüz defa estağfirullah çekin, ben de çekiyorum." demiş; bunlar çekmiyor. Biz Peygamber Efendimiz'in tavsiyelerini tutuyoruz; bunlar tutmuyor.

Razıyız; Kur'an ne dediyse uyalım, Resûlullah ne söylediyse yapalım.

Yapmayan onlar; yapan biziz.

İmâm-ı Gazzâlî, -kendisi hakîm, filozof, mütefekkir ya- zamanındaki bütün inanç sistemlerini ve fırkaları yani inanç gruplarını, zümreleri incelemiş;

"Kur'ân-ı Kerîm'e ve Resûlullah'ın sünnetine en uygun yaşayan insanlar olarak dervişleri, sûfîleri gördüm." diyor.

Ötekiler kaytarıyorlar, kıvırttırıyorlar, sapıttırıyorlar, ihmal ediyorlar, gevşek duruyorlar, tam yapmıyorlar.

Tam yapan kim?

Takvâ ehli, âhiret ehli, ihlâs ehli mübarek insanlar.

Bu, İmâm-ı Gazzâlî'nin tespiti.

Siz de inceleyin, dinî zümreleri inceleyin, aynı şeyi göreceksiniz. Tarihte bu böyle olduğu gibi şimdi de böyle...

Biz bu tarz ile yürürken bazıları bizim bu hâlimize kızıyorlar;

"Bu kadar müslüman olma!"

Şimdi ben sıralamaya başlayayım:

Tasavvuf yolu ne yoludur?

Takvâ yoludur. Allah'tan korkmak yoludur.

Tasavvuf, takvâ yolu değil midir? Müttakîlik yolu değil midir? Allah Kur'ân-ı Kerîm'de nice nice âyetlerde; "Ey iman edenler! Takvâ ehli olun, Allah'tan korkun!" demiyor mu?

Demek ki ben Kur'an'ı uyguluyorum.

Tasavvuf yolu ne yoludur?

"Tasavvuf deyince hocam hemen ilk aklıma gelen tesbih oluyor, zikir oluyor."

Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de;

Ve'zkür'isme rabbike bükreten ve esîlâ. "Allah'ın adını sabah akşam zikret!"

Yâ eyyühe'llezîne âmenü'zküru'llâhe zikren kesîrâ. "Ey iman edenler! Allah'ı çok zikredin." demiyor mu?

Tamam! Ben Allah'ın emrini tutuyorum.

Peygamber Efendimiz'in zamanında tasavvufun olmadığını sen nereden çıkarttın? Bak zikir varmış, takvâ da varmış.

Tasavvuf deyince başka ne akla geliyor?

Nefsin, nefs-i emmârenin terbiye edilmesi...

Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri;

Kad efleha men zekkâhâ ve kad hâbe men dessâhâ.

"Kim nefsini terbiye ederse, zabt u rabt altına alırsa felah bulur; nefsini terbiye etmezse helâk olur, mahvolur." demiyor mu?

Diyor.

Nefsin terbiyesine işaret etmiyor mu?

Ediyor.

Tasavvuf nefsi terbiye etmek için, dervişi nefis terbiyesine yetiştiriyor.

Siz nefsin terbiye edildiğini tasavvuftan başka nerede gördünüz?

Yok.

Tasavvuf onu yapıyor. Müslümanları nefis terbiyesinden geçiriyor, tornadan geçiriyor, eğitiyor. Nefsini terbiye ettiriyor.

Yunus Emre'nin tekkesine, şeyhine nasıl hizmet ettiğini duymadınız mı? Aziz Mahmud-u Hüdâyî hazretlerinin şeyhi Üftâde hazretlerinin terbiyesinde nasıl terbiye olduğunu duymadınız mı?

Nefis terbiyesi de Kur'ân-ı Kerîm'de varmış.

Tasavvuf deyince başka ne hatıra geliyor?..

Dervişler bir kenara çekiliyor; Allah Allah... diyor, zikrediyor.

Sen bunu mu ayıplıyorsun?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hira mağarasına çıkıp da günlerce orada kalmadı mı?

Hz. Hatice validemiz eline yiyecek [kabını, çantasını] alıp da yanına kadar bazen çıkıp yiyecekleri bırakırdı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz orada günlerce ibadet ederdi.

Sen tek başına kalıp da Allah'ı zikretmenin, halvet olup da Allah demenin Peygamber Efendimiz'in zamanında olduğunu görüyorsun da niye "Tasavvuf Peygamber Efendimiz'in zamanında yoktu." diyorsun? Nasıl diyebilirsin?

Peygamber Efendimiz toplumu terk etmiş, Hira mağarasına çekilmiş. Öyle bir mağara ki çıkmak için bir buçuk saat uğraşmak lazım! Herkes çıkamaz. Birisi gelip de; "Selâmun aleyküm yâ Muhammed! Nasılsın, iyi misin? Seni özledim de geldim." diyecek bir yer değil; çok zor bir yer... Orada, hiç kimsenin kendisini rahatsız edemeyeceği bir yerde Peygamber Efendimiz günlerce ibadet ederdi.

Hatta o zamanın halkı Peygamber Efendimiz'in bu alışılmamış hâline ne derlerdi?

Allah için yaptığını biliyorlardı:

Aşıka Muhammedün rabbehû. "Muhammed Rabbi'ne âşık oldu."

"Âşık oldu da mecnun gibi dağın tepesine çıkıyor." dediler.

İşte tasavvuf bu!

Demek ki Peygamber Efendimiz Hira mağarasına çekildiği gibi, onun o hâlini tâkiben müslüman uzlete, halvete çekilip çalışıyor. Allah Kur'an'da zikri emrettiğinden eline tesbihi alıp zikrediyor. Allah "Nefsi terbiye etmek gerekir." buyurduğundan Allah'ın rızasını kazanmak için nefsin terbiyesine çalışıyor.

Başka?

İnsanın ahlâkının güzel olmasını, kötü huyları bırakmasını Kur'ân-ı Kerîm birçok âyetlerde emrediyor. Mesela:

Ve lâ yağteb ba'duküm ba'dâ. "Biriniz ötekisini gıybet etmesin!" diyor.

Ahlâkî emirleri var. "Sabret" diyor. Merhametli olmayı tavsiye ediyor. "Ahlâk" dediğimiz, "güzel huylar" dediğimiz şeyleri Kur'ân-ı Kerîm müslümanlar yapsın diye tavsiye ediyor. Tasavvufta da güzel ahlâk öğretiliyor, kötü huylar bıraktırılıyor.

Demek ki "tasavvuf" deyince akla gelen ne varsa Peygamber Efendimiz'in zamanında var, Kur'ân-ı Kerîm'de var ve Peygamber Efendimiz'de ashâb-ı kirâm da bunu uygulamışlar.

Peki, o zamanın insanları bu hâle ne derlerdi?

Buna "ihsan" derlerdi.

İhsan ne demek?

Peygamber Efendimiz söylüyor:

el-İhsânu en ta'buda'llâhe ke-enneke terâhu fe-in lem tekün terâhu fe-innehû yerâke.

"İhsan; Allah'ı görüyormuş gibi O'na candan ibadet etmektir. Çünkü her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor."

"Madem Rabbim beni görüyor, madem Rabbim her yerde hâzır ve nâzır. Ben O'nu görüyormuşum gibi, O'nun huzurundaymışım gibi ibadet etmeliyim!" diye, müslümanın böyle kulluk yapmasını hadîs-i şerîflerde Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.

O halde "tasavvuf" denilen şey ne ise, nelerden meydana geliyorsa, onların hepsi Peygamber Efendimiz'de varsa, Kur'ân-ı Kerîm'de varsa; tasavvuf Peygamber Efendimiz'in zamanında vardır, sahâbe-i kirâmın üzerinde vardır. Ama adı tasavvuf değil de ihsan yoludur, zühttür.

Zühd ne demek?

Dünyayı gözünde büyütmemek, dünyaya meyletmemek, âhireti düşünmek, âhiret için çalışmak, tokgözlü olmak, açgözlü olmamak, hırslı olmamak...

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; Peygamber Efendimiz mutasavvıfların önderiydi, serveriydi, şâhıydı. Mutasavvıflar Peygamber Efendimiz'in hayatını tatbik eden insanlar oldukları için, tam onun gibi yapmak istedikleri için öteki müslümanlardan farklı görünüyorlar. Herkes de onlara hayret ediyor. İşte Peygamber Efendimiz'in yaşayışı o, onun için onlar mutasavvıf diye ayrılmış.

Ötekisi yaşamıyor ki... Ötekisi sarayda çalgıları çaldırtmakta, çengileri oynatmakta... İlk devirde başlamış; saraylarda keyifler, zevkler, sefalar... Resûlullah'ın asr-ı saadetinde yapmadığı şeylerin yapılması Emevîler'de başlamamış mı?

O zaman başlamış.

Saraylar var mı? İsraf var mı? Keyif, zevk sefa var mı?

Yok.

O zaman başlamış.

Var mı orduya dayanıp halka şöyle yapmak, böyle yapmak?..

O zaman başlamış.

Demek ki onlar ayrılmışlar. Resûlullah'ın yolundan ayrılan; o yöneticiler, o devrin zenginleri, o devrin dünya ehli insanları...

Resûlullah'ın yolunda yürüyenler; zühd yolundan, ihsan yolundan, takvâ yolundan yürüyen insanlar "mutasavvıf" diye adlandırılmış.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ashâbı ile bu durumdaydı. Peygamber Efendimiz ashâbını böyle terbiye ediyordu. Peygamber Efendimiz sarayda oturup, kürsüde oturup İslâm'ı konferans tarzında anlatıp çekilip gitmiyordu. Halkla beraber idi, halkın içindeydi, halkın insanıydı. Hatta fukarâyı seviyordu, fakirlerle beraber olmayı seviyordu. Onlarla otururken kalkarken tavsiye ediyordu: "Bak böyle yapmayın, yanlış olur, günah olur. Şöyle yapın, böyle yaparsanız iyi olur." diye onları eğitiyordu, terbiye ediyordu.

[Müslümanlar] aile gibiydi.

Mesela bir çocuk terbiyeli ise diyoruz ki;

"Ailesinden, annesinden güzel terbiye almış. Ev terbiyesi, ana terbiyesi kuvvetli..."

Neden?

Yatarken, kalkarken anne baba çocuğu evin içinde her hâlini, her kusurunu görüyor, yetiştiriyor. İyi yetiştirirse "Anasından babasından iyi terbiye almış." diyoruz.

Bu mekteptekine benzemiyor. Çünkü mektepte hocası sınıfa giriyor, sıraya oturmuş çocukların yanına geliyor: "Susun bakayım çocuklar! Cetveli avucunuza vururum ha! Şu derse çalışın, akşam şu ödevi yapın! Kalk bakalım, söyle bakalım! Bildin, bilemedin... Şu notu aldın, bu notu aldın..." Bu terbiyede yetmiyor. Terbiye için beraberlik lazım, aile terbiyesi gibi...

Peygamber Efendimiz de müslümanları nasıl yetiştirdi?

Aile terbiyesi gibi... Ashâbını etrafına topladı, asr-ı saadette muhabbetli bir zümre olarak yaşadılar. Beraber yaşadılar; oturdular, kalktılar, namazı beraber kıldılar, hayatı beraber sürdüler. Her andaki duruma göre Peygamber Efendimiz onları yetiştirdi.

Nasıl yetiştirdi?

Öyle güzel yetiştirdi ki, öyle terbiyeli yetiştirdi ki ashâbı yıldız gibi; hangisini tutsa insan, hangisine baksa doğru yolu bulur.

Ashâbî ke'n-nücûmi. "Benim ashabım yıldızlar gibidir." Febi-eyyihim iktedeytüm ihtedeytüm. "Hangisine uysanız, hangisinin eteğine yapışsanız, hangisinin izinden gitseniz hidâyet bulursunuz."

Neden?

Güzel yetiştirdi.

Hz. Ömer halife olduğu zaman Medine-i Münevvere'den Mekke-i Mükerreme'ye gitmeye karar vermiş. Yanına bir-iki arkadaş almış, beraber gidiyorlar. Ne üzerinde şatafatlı emîrü'l-mü'minîn uniformaları var, ne de önünde arkasında şatafatlı askerler var. Gariban, belki perişan kılıklı üç kişi gidiyorlar.

Hz. Ömer'in abasında, üzerindeki elbisesinde kaç tane yaması vardı. Meşhur; tarih kitapları yazıyor. Öyle şatafatlı insanlar değillerdi.

İslâm'ı, bu şatafatı çıkartan insanlar bozdu!

İslâm'da şatafat var mıydı? Lüks var mıydı? Niye bunlara "yoktu" demiyorsun?

Ama tasavvuf üzerine hücum olduğu zaman, "İslâm'da tasavvuf, tarikat yoktu." diye çıkıp onlara destek oluyorsun?!

İslâm'da şatafat var mıydı? Devlet adamlarının milletten kopması var mıydı?..

Peygamber Efendimiz mütevâzı yaşadı. Halife, emirü'l-mü'minîn Hz. Ömer Kudüs'e yaya gitti. Kölesini deveye bindirdi de Kudüs'e paçaları sıvalı olarak girdiler. Şatafat yoktu.

Mekke-i Mükerreme'ye giderken yolda bir ağacın gölgesinde gölgeleniyorlar. Unvan yok! Asker yok! Şatafat yok!

Bak burada iki şey var: Eskiden bir yerden bir yere iki-üç kişi gidemezdi.

Neden?

Yolunu keserlerdi, soyarlardı. İslâm gelmiş, o bedevî insanları adam etmiş; yol kesmek yok artık, haydutluk yok, harâmîlik yok. Bu önemli!

Oturdular orada, dinleniyorlar. Çoban gördüler, sürü gördüler. Çobana dediler ki;

"Şuradan bize bir kuzu sat."

Kesecekler, yiyecekler. Yolcu, ne yapsınlar...

Dedi ki;

"Satamam."

"Neden?"

"Ben çobanım, sahibi değilim. Sahibim bana öyle selâhiyet vermedi, koyunları satamam!"

Hz. Ömer'in aklına imtihan etmek geldi. Dedi ki;

"Canım ne olacak, bir koyun ver de keselim; sahibin sayısını fark ederse, 'Kurt yedi.' dersin, 'bilmiyorum' dersin."

O çoban ne dedi Hz. Ömer'e?

Hz. Ömer imtihan için söylüyor, "Bakalım ne yapacak?" diye...

O dağ başındaki çoban ne dedi?

Karşısındakinin Hz. Ömer olduğunu, emîrü'l-mü'minîn, halîfe-i Resûlullah olduğunu bilmiyor.

"Peki patronu kandırdık ama Allah'ı nasıl kandırırız? Allah kanar mı? Allah her şeyi biliyor!" dedi.

Bak, dağdaki çobanı İslâm nasıl yetiştirdi?

Allahu Teâlâ hazretleri tevfîkini cümlemize refîk eylesin. Sevdiği, razı olduğu amelleri işlemeye muvaffak eylesin. Hülâsâ-i meâl işin sonunda sevdiği kul olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA