İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

00.00.1994 - İslamın Güzellikleri, İnsanların Arayışları, Hz.İbrahim Kıssası

00.00.1994 - İslamın Güzellikleri, İnsanların Arayışları, Hz.İbrahim Kıssası
Günün Sohbeti

00.00.1994 - İslamın Güzellikleri, İnsanların Arayışları, Hz.İbrahim Kıssası

07.01.2026
14 dk 7 sn

İslâm dininin bir özelliği vardır; İslâm dini yeryüzündeki bütün insanlara mutluluğu gösterebilecek bir dindir. Bedevînin birisi gelir; İslâm'dan anladığı kadar anlar, uygularsa cennete gider. Alimin birisi gelir; İslâm'dan derinliğine, hiç kimsenin anlamayacağı kadar derin şeyleri anlar, zevkten mest olur, hayran olur, o da cennete gider. Herkese uyuyor.

Peygamber Efendimiz'e bedevînin birisi geldi dedi ki;

"Ben fazla teferruâtı aklımda tutamam, bana İslâm'ı kısaca anlat."

Peygamber Efendimiz de kısaca ayaküstü anlattı, sorunun cevabını verdi.

"Tamam, bu kadar yaparım, bundan ne fazla yaparım ne az yaparım. Allah'a ısmarladık." dedi, gitti.

Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Dediğini yaparsa cennete girer."

Namaz kılacak, oruç tutacak, zekât verecek, haccedecek, işte böyle yaşayacak; tamam.

Neden?

İslâm'ın bu basit prensiplerinin bile insanı derinleştirici, sonunda iyi bir insan hâline getirici özelliği vardır. Namazın, orucun, zekâtın, haccın öyle bir özelliği vardır. Derinliğinin, dibinin ölçülmesi mümkün değil, o kadar derin... Ama sığ da olsa, adamın kapasitesi az da olsa o da istifade eder.

İslâm['ın] insanı Allah'ın istediği bir insan hâline getirmek için birtakım bilgilerden geçirmesi, çalışması gerekiyor; tasavvuf onları sağlıyor, insanı İslâm'ın istediği noktaya getiriyor. Onun için tasavvuf en önemli ilim olmuş oluyor.

Tasavvuf, en önemli konu olan Allah'ı bilme konusunda şu metodu kullanıyor (yolu incelediği zaman şu anlaşılıyor)

İnsanı Allah'ın sevmediği günahlardan uzaklaştırıyor, Allah'ın sevdiği işleri yaptırtıyor, Allah'ın sevmediği huyları üzerinden attırtıyor, Allah'ın sevdiği huyları ona öğretiyor. Sonunda Allah'ı bilen bir insan hâline gelince Allah ona mârifetini, kendisi kendisini tanıttırıyor. O zaman Allah'ın evliyâsı oluyor. O zaman oluyor. Yoksa Allah tarifle bulunmaz, bilinmez; yani "şöyledir, böyledir..." demekle olmaz. Allah'ın istediği bir hâle gelince o zaman olur.

Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddîn Efendimiz memleketinde ticaretle meşgulmüş. Ama ilim aşkı varmış. Ticareti sevmiyor, "Ben dünya işini sevmiyorum." diyor; Gümüşhane'den kalkıyor, İstanbul'a geliyor. Gümüşhane'deyken bir rüya görmüş. Koskocaman bir cami, kubbesinden aşağıya bir zincir sarkıyor. Çok büyük kalabalık. Kendisi o zincire tutunmuş, kendisini yukarıya çıkmış görüyor. Mânevî birtakım işaretler görüyor, ilim aşkıyla İstanbul'a ilim öğrenmeye geliyor. "Benim gözümde dünya yok. Ben ilim öğreneceğim, Allah'ın sevgili kulu olacağım." diyor.

Trablusşam müftüsü Ahmed b. Süleyman el-Arvâdî -şimdi Lübnan'da olan Trablusşam'ın müftüsü olan şahıs- bir gün kalkıyor İstanbul'a geliyor. Ahmed Ziyâeddîn hazretlerine geliyor, diyor ki;

"Benim mânevî görevim seni irşad etmek. Sırf seni irşad etmek için buraya geldim. Bir görevim var."

Hani bazen şeyhler etrafında müritleri topluyor; bin tane mürit oluyor, bir tane şeyh oluyor.

Şimdi burada bir şahıs Gümüşhaneli Hocamız'a gelmiş;

"Görevim seni irşad etmek." diyor.

Gelen şahıs kim?

Trablusşam müftüsü. Arap âleminde bir müftü; kolay değil, -hele o devirde- Türkiye'deki kasaba müftülüğü gibi değil...

Bir tek şahıs için geliyor ve oturuyorlar, kalkıyorlar, halvete giriyorlar, O’na dinî şeyleri anlatıyor ve Gümüşhaneli Efendimiz halvetten çıkıyor, şeyh oluyor.

Bir insan Allah'ın sevdiği bir hâle gelince Allah onu nasıl kolluyor ve ona nasıl ihsan ediyor...

Kendi başımdan geçen bir şeyi daima anlatıyorum.

İnsanlar mânevî arayış içinde oldukları için herkes bir çalışma yapıyor. Kimisi Hintliler'in yanına gidiyor. Hintliler biraz yogi yapıyorlar, biraz meditasyon yapıyorlar, konsantre olabiliyorlar, çivi üstünde yatabiliyorlar vesaire birtakım böyle şeyleri var diye millet heves ediyor.

Ben İsveç'e gitmiştim. Baktım orada İsveçliler'den bir grup Hintli olmuş, onların dinine girmiş, çarşıda pazarda zillerle çın çın [çalarak] gösteri gezisi yapıyorlardı. İsveçli ama Hint dinine girmiş.

Söz sözü açıyor...

İngiltere'de de birisinin hak dine karşı içinde bir aşk ve şevk uyanmış. "Ben gerçek bir dindar olmak istiyorum, Allah'ın istediği bir kul olmak istiyorum." demiş. İngiltere'deki dinî durumdan memnun olmamış.

İngiltere'de Anglikan kilisesinin reisi kraliçe... Kraliçe Elizabeth dinin en yüksek adamı. Kargalar bile güler... Kraliçe Elizabeth nerede, bir kavme dinî liderlik yapmak nerede?.. Kadınların, adamların hayatları ortada... Öyle şey mi olur?

Tabii tatmin olmamış; itikattan tatmin olmamış, çeşitli konulardan tatmin olmamış. Hak dini arıyor. Dünyada bir sürü inaç var; "Hangisi doğrudur? diye danışıyor, konuşuyor. Ona demişler ki;

"Sen madem aklen her şeyi tenkit ediyorsun, mantıklı bir şey istiyorsun; Hindistan'daki Budizm biraz fakirlere acıyan bir inançtır, onun için senin mantığına uyabilir. Sen git Hindistan'a, Hint dinine gir."

İsveçliler de, o gördüğüm grup da öyle yapmış olabiliyor. Amerika'da da böyle taraftarları var. Türkiye'de de ilan veriyorlar; "Hintli Yogi bilmem kim transandantal meditasyon yapacak filanca yerde" diye reklamla ilanla [duyuruyorlar].

Bizim -belediye reisi olan, milletvekilliği yapan- bir arkadaşımızın tanıdığı bir kimse bu...

Malını mülkünü satıyor, dört tekeri çekişli bir sağlam araba alıyor, Hindistan'a gidecek. İngiltere'den yola çıkıyor. Türkiye'ye geliyor. Türkiye'de üç defa gece rüyasında "Hak din İslâm'dır. Hindistan'a gitmene lüzum yoktur. Müslüman ol." diyor. Üç defa, üç gece, ayrı ayrı zamanlarda rüya görüyor. Sonunda müslüman oluyor.

Şahitli... Bunu bana anlatan kimseler şu anda sağ olan insanlar. Tanınmış bir kimse.

Adam müslüman oluyor.

Gümüşhaneli misâlinden, bu İngiliz misâlinden, başka misallerden nereye getirmek istiyorum, misalleri niçin veriyorum?

İnsan iyi insan olunca Allah lütfediyor.

Allah insanın dışına bakmıyor, omzuna bakmıyor, rütbesine bakmıyor, kesesine bakmıyor. Zenginliği veren kendisi, dışını da yaratan kendisi... Yüzünün güzelliği, boyunun posuyla mı övünecek Kesesinin çokluğu ile mi övünecek? Omzunun kalabalığı ile mi övünecek?

Bunların kıymeti yok.

Allah neye bakıyor?

İnsanın gönlüne bakıyor.

Gönül, Arapça kalb kelimesi ile ifade edilir.

Allah insanın gönlüne bakıyor. Yani kafa yapısına bakıyor, gönül yapısına bakıyor. Gönlü temiz olacak, içi güzel olacak. İçi güzel olduğu zaman seviyor.

İç temizlenmeden Allah yardım etmiyor.

Cümle cihanın halkı içi temizlenmeden bir insana yardımcı olmaya çalışsalar, yardım edemezler. Ama cümle cihanın halkı içi temiz bir insana zarar vermeye çalışsalar, zarar veremezler.

Büyük bir iddia değil mi bu?

Hayır, Kur'ân-ı Kerîm'de mevcut olan bir iddia.

İbrahim aleyhisselam tek başına Nemrud'un karşısına çıktı, kavmin karşısına çıktı, şehrin bütün ahâlisinin karşısına çıktı, hepsiyle mücadele etti.

Ne oldu?

Onu öldürmeye karar verdiler. Bütün şehir halkıyla, bütün devletle ters düştü.

Düşmedi mi?

Düştü.

Yakalamadılar mı?

Yakaladılar.

Hem de nasıl yakaladılar?

Onların puthanesinde putları kırdığı için yakaladılar. Tecavüz de var. Rahat da durmamış ki İbrahim aleyhisselam; gitmiş, çatır çutur onların putlarını da kırmış. O güzelim altınlı, gümüşlü, kim bilir ne kadar masraflı, kıymetli taşlı puthanelerini mahvetmiş. Bayağı da bir şey...

İbrahim aleyhisselâm'a zarar vermek istediler, yani öldürmek istediler. Öldürmeyi de bir kısa kesmekle halletmediler. "Cayır cayır yakalım!" dediler. Ateş hazırladılar. Öyle bir ateş ki yanına yanaşılmıyor! Mancınıkla ateşin içine atacaklar, öyle yanacak. İnsan o ateşin içine bir düştü mü mahvolur. Bütün ahâli düşmanı ve ateşin içine atıyorlar.

Ateş de insanın maddesinin düşmanı... Ateşe insan elini soktu mu yanar. Ateşin şakası olmaz. Yangın bir yere geldi mi cayır cayır her şeyi yakıyor. Fazla miktarda [olduğu] zaman demirleri bile eritiyor.

Ama ne ateş zarar verdi, ne ahâli zarar verdi.

Neden?

Allah sevdi mi kimse zarar veremez de ondan.

Allah sevmediği zaman da cümle cihan halkı korusa zararını kimse engelleyemez, Allah'ın ona vereceği cezayı kimse engelleyemez.

Onun için tasavvufun yolu; Kur'an'ın, imanın, İslâm'ın yolu nedir?

İnsanı Allah'ın sevdiği bir kul hâline getirmek. Ondan sonra Allah'ın kendisine hidâyeti ihsan etmesi yoludur. Yani kulu hazırlamaktır. Kul hazırlanıyor, iyi bir insan hâline geliyor, o zaman Allah da lütfediyor. Tasavvuf; Allah'ın lütfuna, nazarına layık bir insan hâline getirme çalışmasıdır.

Allah'ın sevdiği kul olduğu zaman da bir insan, işte o zaman evliyâ oluyor. İşte o zaman da öyle bir hâle gelir ki onu hadîs-i şerîfle söyleyeyim:

"Ben bir kulumu sevdim mi..." diyor hadîs-i kudsîde Allah-u Teâlâ hazretleri...

Hoca kardeşlerimiz, İmam-Hatip'te okuyanlar, hepsi bilirler, bu meşhur bir hadîs-i şerîftir.

"Ben onun gören gözü olurum, benimle görür; işiten kulağı olurum, benimle işitir; söyleyen dili olurum, benimle söyler; tutan eli olurum, benimle tutar; yürüyen ayağı olurum, benimle yürür."

Allah'la görmek, Allah'la işitmek, Allah'la söylemek, Allah'la tutmak, Allah'la gitmek; ne demek?

Her şeyin olağanüstü, fevkalâde olması demek.

İşte bu fevkalâdeliğe de "kerâmet" derler.

"Kerâmet var mıdır?"

Bu soru çok sorulur.

Evet “kerâmâtü'l-evliyâi hakkun” vardır, hakikattir, gerçektir. Şimdi de var, ileride de olacak.

Neden?

Kerâmet, "Allah'ın ikrâmı" demektir, "Allah'ın sevdiği kula özel lütufları" demektir. Bu özel lütuflar, Allah'ın lütfu başkasının lütfuna benzemez. Allah bir kulu sevdi mi çok olağanüstü şeylere sahip olur.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i sevmiş, habîbullah eylemiş; Allah'ın sevgili kulu.

Nasıl oldu?..

Dua etti mi duası kabul oluyordu. Elini bir şeye tuttu mu orası bereketleniyordu. Peygamber Efendimiz'in hayatı, baştan sona kadar okuyalım, her günü bir mucize, her günü bir müstesna...

Bu hâl Allah'ın sevgili kullarında da aynen devam eder. Allah'ın sevgili kulu olduğu zaman Allah da onlara özel, öteki insanlarda olmayan haller, meziyetler ve kuvvetler ihsan eder. Kur'ân-ı Kerîm'de, hadîs-i şerîfte misalleri var; asr-ı saadetten, sahâbe-i kirâm zamanından misalleri var; asırlardan, tarih içinden misalleri var; çağımızdan misalleri var, kendi hayatımızdan misalleri var. Çok kesin!

"Hocam bazıları tasavvufu inkâr ediyor, tarikati inkâr ediyor, kerâmeti de inkâr ediyor."

Zavallı, görmemiş... Bir kere tasavvufu yaşamadığı için, bilmediği için, bir. Onu inkar etmesi normal. Çünkü; el câhilu cesûrun.

Bilmeyen insan dere tepe dümdüz gider, bilmiyor. Gelsin bir okusun bakalım, bir anlasın.

Adam; tahsili yok, terbiyesi yok, görgüsü yok, bilgisi yok, tekke görmemiş, büyük bir mürşid-i kâmil görmemiş; tasavvufu inkâr ediyor.

Tasavvufu inkâr etmek değil, Peygamber Efendimiz'i inkâr edenler gelmiş geçmiş bu dünyadan... Kur'an'ı inkar edenler gelmiş geçmiş... Allah'ı inkar edenler gelmiş geçmiş...

Âb-ı pâke ne zarar, vakvaka-i kurbağadan

diyor şair.

Şimdi karşımda bir koca kurbağa resmi var, oradan aklıma geldi.

Kurbağanın vıraklamasından temiz suya ne zarar var?

O "vırak vırak, vırak vırak" aleyhinde konuşuyor; ama gerçekler... Güneş balçıkla sıvanmaz ki, kimse güneşi kapatamaz ki, güneşin ışığını kimse engelleyemez ki!

Din var; âmennâ ve saddaknâ. Tasavvuf da var; ilm-i ahlâk, ilm-i mârifetullah mutlak var. Allah-u Teâlâ hazretleri her şeyi çok iyi biliyor. İnsanın gönlünü en iyi biliyor. İhlassız, riyasız, hâlisâne olan ameli kabul ediyor. Tasavvuf ihlas yoludur. Öyle olursa insan islama hizmet eder. Kâmil insan olmaya muvaffak eylesin. Kâmil insan olupta; kemalli, güzel ameli saliha işlemeye muvaffak eylesin.

Bi hürmeti habîbi Muhammedini’l Mustafa ve bi hürmeti esrâri’s-sûreti’l Fatiha

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA