02.09.1994 - Kalbin Paslanması, Ölümü Düşünmek, Kuran-ı Kerim Okumak

02.09.1994 - Kalbin Paslanması, Ölümü Düşünmek, Kuran-ı Kerim Okumak
Aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim
Allah-u Teâlâ Hazretleri dünyanın ve ahiretin her türlü hayırlarına sizleri, sevdiklerinizle beraber nâil eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Abdullah b. Ömer radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre, buyurmuşlar ki:
İnne hâzihi'l-kulûbe tasdeu kemâ yasdeu'l-hadîdü izâ esâbehü'l-mâ. Kîle: Yâ Resûlallah ve mâ cilâühâ? Kâle: Kesretü zikri'l-mevti ve tilâveti'l-Kur'ân.
Hadîs-i şerîfin Arapça metnini Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek ikramıyla herhalde mübarek ağzından, temiz saadetinden çıktığı şekliyle okumuş olduk.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde şöyle buyuruyor:
İnne hâzihi'l-kulûb.
"Hiç şüphe yok, muhakkak ki bu kalpler" tasdeu "paslanır."
Kemâ yasdeu'l-hadîdü izâ esâbehü'l-mâ.
"Demir suyla bulunduğu zaman, üzerine su geldiği zaman, suyun içinde kaldığı zaman, ıslak olduğu zaman paslandığı gibi bu kalpler de paslanır."
Kîle: Yâ Resûlallah, ve mâ cilâühâ? "Bunu üzerine sahabe-i kirâm Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme sordular ki: Ey Allah'ın Resûlü! Bu paslanmış olan kalplerin cilalanması, parlatılması, pasının giderilmesi, temizlenmesi nasıl olur, nasıl olacak?"
Demiri zımparalıyoruz, yağlıyoruz, eliyoruz o tarzda parlıyor ama bu kalplerin parlaması, cilalanması, pasının giderilmesi nasıl olur yâ Resûlullah? diye sordular.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdu;
Kesretü zikri'l-mevti ve tilâveti'l-Kur'ân.
"Cilalanması iki şeyle oluyor: Bir; ölümü hatırlamanın çokluğu ile. İkincisi; Kur'ân-ı Kerim'in okunmasıyla veyahut Kur'ân-ı Kerîm'in tilavetinin çokluğu ile."
Bu hadîs-i şerîf üzerinde siz sevgili kardeşlerime önemli bazı açıklamalar yapmak istiyorum;
Önce şunu söyleyeyim; kalp, kalpler… Kalp dediğimiz zaman bizim aklımıza ilk önce hemen derhal bir şey gelir.Göğsümüzde, sol tarafımızda, aşağı yukarı bir çam kozalağı büyüklüğünde ona da şeklen benzeyen, alt tarafı sivri üst tarafı biraz yuvarlak bir et parçası...Tık tık atıyor ve insanın vücuduna kanı pompalıyor. Kalp diye ilk hatırladığımız budur. Fakat hadîs-i şerîflerde ve âyet-i kerîmelerde, kalp geçtiği zaman kastedilen bu değildir. Bizim yürek dediğimiz, - bu koyun yüreği diyoruz, sığır yüreği diyoruz, insanın yüreği diyoruz- kastedilen bu et parçası değildir. Kalp diye kastedilen; bizim Türkçe'de gönül diye adlandırdığımız, mânevî iç varlığımızdır, iç âlemimizdir.
Peygamber Efendimiz "O halde bu kalpler de paslanır. Demirin suya bulaştığı zaman, suyun yanında, suyun içinde olduğu zaman paslandığı gibi bu gönüller de paslanır." demiş oluyor.
"İnsanın iç dünyası paslanır. İnsanın gönlü de, iç şahsiyeti, iç âlemi bir takım hoş olmayan kirlerle, bir takım çalışmasını engelleyen paslarla kirlenir" demiş oluyor. Aslında insanın gönlü Allah'ı bilme vasıtasıdır, şuurudur. İnsanın kalbi, yaptığı bir şeyi Allah'ın rızasına uygun olarak yapabildiği, muhakeme yürüttüğü, doğru olan şeyi bulduğu ve yaptığı bu bulmayı sağlatan aletidir.
Bu kalpler paslanıyor, vazifesini yapamaz oluyor, gerçeği göremez, gerçeğe bağlanamaz oluyor. Düşündüğü gerçeği yapamaz oluyor. İnsanın gönlü, insanı idare eden iç âlemidir, önemlidir. Kalp paslandığı zaman çalışmıyor, demir paslandığı zaman çalışmıyor.
Kalplerin, gönüllerin bu işleri yapacak tarzda donanması, eğitilmesi, çalışması lazım. Bu kalbin bu hale gelmesini sağlama tasavvuf ilmi ile oluyor. İslâmî ilimlerin içinde kalple ilgilenen ilim tasavvuf ilmidir.
Tasavvuf ilmi; bir insanın gönlünü nasıl temizleyeceğini,gönlünü nasıl iyi şeyleri yapmaya zorlayacağını kötü şeylerden nasıl kendisini iradesini kuvvetli bir şekilde sıkarak çekip alıkoyacağını öğreten daldır Kalpler böyle bir eğitim, çalışma, uğraşma ve terbiye ile istenilen seviyeye geliyor ve insan da o zaman kalbi muntazam çalışan, şıkır şıkır çalışan iyi çalışan bir insan olarak; iyi işler yapıyor, iyi bir müslüman oluyor, iyi bir insan oluyor, öteki insanlara faydalı oluyor, güzel şeyler yapabiliyor. Zor da olsa iyi şeyleri yapabiliyor. Kalplerin de eğitilmesi lazım. Eğitiliyor, tamam! Bir insan da bir takım güzel vasıfları alıyor ama Peygamber Efendimiz'in bu hadîs-i şerîfinde söylediğine göre aynı zamanda yeniden paslanabiliyor. Işıl ışıl çalışmakta olan passız sağlam bir cihazın da paslanması gibi, yeniden paslanıyor. Çalışırken de paslanabiliyor. Su geldiği zaman demirin paslandığı gibi, kalp de çalışan bir kalp olsa bile , zaman zaman paslanıyor. Su gibi bir şey geliyor. Gönlünü karartan bir şeyler oluyor.
Gazetede olmadık nâhoş bir söz okur, yanlış fikir okur. Karşılaştığı çeşitli şeylerden, kendisinin işlediği bazı kusurlardan kendisinin içine bir kararma gelebilir. Yediği haram lokmadan, vesaireden yaptığı hatalı işten kalbi kararabilir.
Demek ki hiç kimse "Aman benim kalbim temizdir." diye boş durmayacak, rahat durmayacak. Dikkat edecek kalbini kollayacak ve kalbinin paslanabileceğini bilecek.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e;
"Yâ Resûlullah, madem kalpler böyle paslanıyormuş. Acaba bunun cilalanması nasıl olacak, pasının giderilmesi nasıl olacak?" diye sormuşlar.
Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;
Kesretü zikri'l-mevti.
"Ölümü düşünmenin çok olmasıyla olur. Ölümü düşünmeyi çok yapmak onun cilasıdır" ve tilâveti'l-Kur'ân veyahut kesretu tilâveti'l-Kur'ân" demektir. Bu Kur'an'ın okunması veya Kur'ân-ı Kerîm'in çok okunması.
Bu iki tedavi şekli, iki çare üzerinde de duralım.
Sevgili kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Kesretü zikri'l-mevt.
"Bir insan, bir müslüman ölümü düşünmeyi çok çok yapacak. Hafızasında, gözünün önünde, ölmek olayı mevcut olacak, onu çok hatırlayacak, hatırından çıkartmayacak." Çünkü ölümü düşünmek insanı makul bir çizgiye getiriyor. Meseleleri derinden muhakeme etmeye götürüyor. Kendisini kontrol etmeye götürüyor. Kendisinin yaptığı işlerin, hareketlerin ölümden sonra -mahkeme-i kübrâ olacak ya, Allah'ın huzuruna çıkacak ya- insan o zaman kendisine faydalı mı zararlı mı olduğunu düşünmeye sevk ediyor. Ölümden sonraki mahkeme-i kübrâya hazırlanmaya götürüyor. Artık öldüğü zaman insanın elinde sevap yapma fırsatı da kalmıyor. Müşkül işlerini halletme imkânı da kalmıyor. Günahlarına tevbe etme imkânı da kalmıyor.
Ölümü düşünmek çok kıymetlidir. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde;
Zikru'l-mevti sadakatun buyuruyor. "Ölümü düşünmek sadaka vermek gibi sevaptır." Çünkü kendisine fayda sağlıyor, kendisini ıslah ediyor.
Şu nefis dediğimiz azgın iç varlığımız, çeşitli taşkınlıklar yapan, insanı günahlara sürükleyen, içki içirten, kumar oynatan, kavga ettirten, namazdan niyazdan kaçırtan, iyi işleri yapmaktan alıkoyan, kötü işlere de bulaştıran insanın nefsi ölümle ıslah oluyor. Onun için Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu ölümü düşünmeyi tavsiye etmiş. Kesretü zikri'l-mevt. Çok düşünmeyi tavsiye ediyor.
Kalbin pasının gitmesi, pırıl pırıl bir kalbinin olması, insanın gönlünün ışıl ışıl, nurlu olması için ne yapması lazım?
Ölümü çok düşünmesi lazım.
Ne kadar çok düşüneceğiz, bunu nasıl yapacağız?
Bizim yolumuzda, tasavvuf yolumuzda büyüklerimiz bunu pratiğe bağlamışlar. Her tavsiyenin bir pratiği, bir şekli vardır.
Temiz ol!
Nasıl temiz olacak?
Günde beş defa abdest alarak temiz olacaksın. Haftada en aşağı bir defa gusül abdesti alarak temiz olacaksın. Şekli bu işte! İslâm temizliği emretmiş. Temizliğin pratik çaresini de söylemiş. Günde beş defa elini, yüzünü, ayaklarını ışıl ışıl, pırıl pırıl, gıcır gıcır yıkayacak bir insan. Haftada en aşağı bir defa tepeden tırnağa boy abdesti alacak. Bu tarih boyunca İslâm geldiğinden beri tatbik edilmiş pratik çare.
İslam emretmiş.
Tuhûru şa'dru'l îmân
"Temizlik imanın büyük bir bölümüdür, yarısıdır" buyurmuş.
Nasıl temizlenecek?
Bunu da göstermiş. Günde beş defa namaz için abdest alacak, haftada en az bir defa da gıcır gıcır yıkanacak, tertemiz. Yıkanmanın şeklini şemailini de ortaya koymuş. Suyu dökecek, pis su gidecek. Öyle küvetin içine girip de pis su temiz suya karışıp cambur cumbur yine üstüne pislikler yapışarak temizlenmiş olmuyor. Bunun şekli şemâili var. Kurnada sular var; üstüne suları döküyor. Pis sular gidiyor, yeniden döküyor, yeniden döküyor, iki defa üç defa temizleniyor.
Kalbin temizlenmesi için de pratik çare nedir?
Ölümü düşünmek.
Ölümün pratik çaresi nedir?
Bizim tasavvufî yolumuz da demiş ki: "Günde zikrini yaparken sakin bir zamanda kıbleye dönersin, oturursun, gözünü kapatırsın. Azrail'in nasıl geleceğini, canını nasıl alacağını göz önüne getirirsin, nasıl kelime-i şahâdet getirerek ruhunu teslim edeceğini, sonra seni nasıl yıkayacaklar, nasıl namazını kılacaklar, nasıl götürüp kabre koyacaklar, kabirde nasıl sorgu sual olacak, sonra kıyamet nasıl kopacak, âhirette başına neler gelecek bir düşünürsün." diyor. Bunu günde bir defa pratik olarak hayatının bir yerine yerleştirmiş. Zikrini yaparken seccadesinde, akşamda veyahut da sabahta ölümü düşünüyor.
O zaman her gün düşüne düşüne bu çok düşünme olur. Sabah düşünüyor, akşam düşünüyor. "Ben madem öleceğim, o halde günahları bırakayım. Ben madem öleceğim, Allah'ın huzuruna varacağım, cenneti kazanmak için iyi şeyleri yapayım?" diye nefsinin ıslahına vesile oluyor. Sevap kazanmasına vesile oluyor. Tasavvufta ilerlemesine, Allah'ın sevgili kulu, evliyâsı olmasına vesile oluyor.
Ölümü düşünmezse bir insan ne olur?
Har vurur harman savurur. Vur patlasın çal oynasın oynar. Ciddi işleri düşünmez, sorumluluğunu düşünmez. Vazifelerini yapmaz, sonunda birden, aniden hiç hazırlıksız bir şekilde, hiç hazırlanmamışken ölüm gelir. Çok perişan bir şekildeyken gelir, içkiliyken gelir, kumardayken gelir, zinadayken gelir. Kötü bir haldeyken gelir. Murdar olarak âhirete gider. Dünyası âhireti perişan olmuş olur.
Onun için pratiğe bağlamış büyüklerimiz. "Zikre oturduğu zaman, seccadende ölümü şöyle bir düşün." diye nasıl düşüneceğini de güzelce tarif etmiş. Onun için ölümü düşünmek lazım; kalbin pası gitsin, kalbin nurlansın, içi dışı ışıl ışıl bilge, görgülü, düşünceli iyi bir müslüman olsun diye. Peygamber Efendimiz'in bu birinci tavsiyesi…
İkincisi de Kesretü tilâveti'l-Kur'ân "Kur'ân-ı Kerîm'i çok okuyacak."
Herkes biraz Kur'ân-ı Kerîm'i okur. Kulhuvallahu ehad da Kur'ân-ı Kerîm'den, Fatiha da Kur'ân-ı Kerîm'den. Birazcık okuyor, hiç okumamış değil. Ama bunun çok okunması lazım, bir…
İkincisi de;
Sevgili dinleyiciler bizim yapmadığımız bir şey. Ben şahsen bunu başka kardeşlerimiz, başka milletler, başka ümmetler belki bizden daha iyi yapıyorlar diye düşünüyorum. Mânasını düşünmek lazım! Kur'ân-ı Kerîm bize mânasını anlayalım ve içindeki emirleri tutalım diye indi. İçindeki yasakları bilelim onlardan korunalım diye indi. İçindeki bizimle ilgili bir takım sözler; Allah bize bazı şeyleri emrediyor, bize bazı örnekler veriyor. Eski ümmetlerin hatalarından dolayı başlarına gelenleri misal olarak veriyor. Yapmamız gereken şeyleri bildiriyor. Günahları bildiriyor; "Bunları işlemeyin." diye sevaplı işleri bildiriyor, bunları yapın da yarın benim rahmetime erin, rızamı kazanın diye…
Onun için Kur'ân-ı Kerîm'i çok okumamız lazım ve mânasını anlayarak okumamız lazım.
Bu işin pratiği nedir?
Türkiye'de siz % 99'unuz Arapça da bilmiyorsunuz. Peygamber Efendimiz de bu hadîs-i şerîfinde, "Kur'ân-ı Kerîm'i okuyun, çok okuyun." buyurmuş. Kalbinizin nurlanması, iyi bir müslüman olmanız için Kur'ân-ı Kerîm'i çok okuyun buyurmuş.
Bunun nasıl yapılması lazım?
Bir kere Kur'ân-ı Kerîm'in eski kendi öz harfleri ile "dal"i "zel"i "ayn"ı "gayn"ı peltek "ze"yi vesaireyi bilerek "sin"den "sad"dan ayırarak okuyabilmek lazım. "Te"yi "tı"dan ayırarak okuyabilmek lazım bu bir. Bu bizim kültürümüz, dinimizin can damarı. İlk önce bu harfleri öğreneceğiz. Kur'ân-ı Kerîm'in güzel güzel hatasız okuyabileceğiz.
Diyor ki Peygamber Efendimiz;
"Kur'ân-ı Kerîm'in yüzüne bakmak bile sevaptır. Bir harfini telaffuz etmek bile sevaptır. Allah her harfine bir hasene, bir mükâfat, bir iyilik veriyor."
Hasene diye geçiyor benim vaazlarımda, onu da müjdeleyeyim.
Allah-u Teâlâ hazretleri bir müslümanın bir hasenesini kabul etse o müslüman cennete girermiş. Bir hasenesini kabul etmek bile çok büyük bir olay. Bitiriyor meseleyi. Allah-u Teâlâ hazretleri Kur'an okunduğu zaman bir harfine bir hasene veriyor. Elif dediği zaman bir, lam dediği zaman bir, mim dediği zaman bir hasene veriyor. İnsan büyük mükâfatlara nâil oluyor. Bir kere bunu güzel okuyacak ama ondan sonra ne yapacak; meali açacak, Kur'ân-ı Kerîm tefsirlerini, açıklamalarını açacak, Kur'ân-ı Kerîm'in anlamını veren kitapları açacak, okuduğu bölümün mânasını dikkatli bir şekilde okuyacak.
Kur'ân-ı Kerîm'i sıradan bir gazete haberi okumak gibi okumak olmaz. İnceden inceye düşünmek lazım. Her şeyi detaylı düşünmek lazım ve doğrusunu öğrenmek lazım.
O bakımdan Peygamber Efendimiz bu sohbetimde, sizlere pratik olarak iki şey söylemiş oluyor, ben de sizlere nakletmiş oluyorum. Gününüzün bir zamanında bu hayatın fâniliğini düşünün, ölümü düşünün. Hayatın çeşitli olayları sizin gönlünüzü karartabilir, içinizdeki duygularınızı allak bullak edebilir. İçinizin tekrar nurlanması için ölümü düşünüp ölümden sonrasına hazırlanmak önemli.
Bir namazın arkasından seccadenize oturduğunuz zaman, gözlerinizi kapayın, nasıl öleceğinizi, ölümden sonra başınıza neler geleceğini, âhireti bir düşünün ki feyziniz, sevabınız, nurunuz çok olsun, bir...
İkincisi de Allah'ın kelâmı Kur'ân-ı Kerîm'i çok okuyun.
Nasıl okuyun?
Önce lafızlarını, sözlerini güzel okumayı öğrenin, harflerini öğrenin, sonra anlamını öğrenin, sonra anlamının şerhini, açıklamasını -geniş izahını- öğrenin. İsterseniz üç âyetini öğrenin, isterseniz on âyeti öğrenin. İsterseniz bir âyeti üzerinde ama Kur'ân-ı Kerîm'in o okuduğunuz âyetinin mânasını güzel bir şekilde öğrenin.
Bu ikisi kalbin nurlanması için çok önemlidir. Büyük sevap kazanmak için önemlidir ve insan o zaman Allah'ın istediği bir müslüman olur. Kur'ân-ı Kerîm'de kendisine bildirilen şeyleri yapan bir insan olur. Allah'ın sevgili bir kulu olur. Önüne feyiz kapıları, rahmet kapıları, cennet kapıları açılır. Hayatını güzel tanzim eder ve Allah'ın huzuruna sevdiği, razı olduğu bir kul olarak varması böylece mümkün olur.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri dinini bilen, cahil olmayan, alim, fâzıl, kâmil, hakîm, bilge olan müslümanlardan eylesin. Kusurlu müslüman değil; faziletli müslüman eylesin. Kalbi kararmış, içi kararmış müslüman değil; içi nurlanmış, kalbi pırıl pırıl, duyguları gayet güzel, insanlığın iyiliğini isteyen, herkese iyilik yapmak isteyen, hatırından âhiret, ölüm çıkmayan, ölüm için âhiret için hazırlanan, cenneti kazanmaya koşturan, çalışan; cehenneme düşmemeye gayret eden bir insan olmayı Allah nasip eylesin.
Rahmetine erdirsin, rızasına vasıl eylesin, iki cihanda aziz ve bahtiyar olun aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...
00.00.2000 -
Allahın Takdiri, Oruç
02.08.1996 -
Peygamberleri ve Salihleri
