00.12.1999 - Peygamber Sevgisi, Hadis-i Şerifler

00.12.1999 - Peygamber Sevgisi, Hadis-i Şerifler
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmu alâ-seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsanin ilâ-yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d.
وعَنْ أَنَسٍ قال قال أبو بكر لعمر، رضي الله عنهما، بعد وفاة رسول الله، صلى الله عليه وسلم: انطلق بنا إلى أم أيمن ، نزورها كما كان رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يزورها ، فلما انتهيا إليها بكت، فقالا لَهَا : ما يبكيك؟ أما تعلمين أن ما عند الله خير لرسول الله، صلى الله عليه وسلم فَقالت: إنى لا أبكي ، أني لا أعلم أن ما عند الله تعالى خير لرسول الله صلى الله عليه وسلم ، ولكن أبكي أن الوحي قد انقطع من السماء، فهيجهما على البكاء، فجعلا يبكيان معها. ((رواه مسلم وقد سبق في باب زيارة أهل الخير))
Ve an enesin radıyallahu anhu kâle kâle ebû bekrin li-Umera radıyallahu anhuhümâ ba’de vefati rasûlillahi sallallahu aleyhi ve sellem. İntalık bi-nâ ilâ ümmi eymene nezûruhâ ke-mâ kâne rasûlullahi sallallahu aleyhi ve selleme yezûruhâ fe-lemmâ inteheyâ ileyhâ beket fe-kâlâ le-hâ mâ yübkîki e-mâ ta’lemîne enne mâ ındellahi hayrun li-rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme fe-kâlet innî lâ ebkî ennî lâ e’lamü enne mâ ındellahi teâlâ hayrun li-rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme velâkin ebkî enne’l-vahye kad inkata’a mine’s-semâi fe-heyyechümâ ale’l-bükâi fe-ce’alâ yebkiyâni me’ahâ.
Ravâhu Müslim rahmetullahi aleyh.
Enes radıyallahu anh’den rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf. Enes radıyallahu anh anlatıyor ki;
Ebû Bekr-i Sıddık, Ömer radıyallahu anhumaya, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in vefatından sonraki bir zaman da;
İntalık bi-nâ ilâ ümmi eymene nezûruhâ. "Haydi bizi Ümmü Eymen radıyallahu anhaya götür de, o hanımı ziyaret ettiği gibi bizde ziyaret edelim. Peygamber Efendimiz'in sağlığında onu ziyaret ettiği gibi, bizde onu ziyaret edelim." dedi. Bu, ensarın mücahit hanımlarından birisiydi. Resûlullah efendimiz onu ziyaret ediyordu, sevip sayıyordu. Hasta demek ki, onu ziyarete gitmişler.
Fe-lemmâ inteheyâ ileyhâ beket. "Yanına vardıkları zaman, Ümmü Eymen radıyallahu anh ağlamaya başladı." Dediler ki:
Fe-kâlâ le-hâ mâ yübkîki. "Seni hangi sebep ağlatıyor?" Ne ağlatıyor böyle? Ağlamanın sebebi nedir?
E-mâ ta’lemîne enne mâ ındellahi hayrun li-rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme. "Allah’ın huzurundaki ikramlar, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e dünyada yaşamasından daha iyi olduğunu bilmiyor musun?"
Allah’ın huzuruna gitti, Allah’ın yanına vardı. Allah’ın yanında daha iyi olduğu muhakkak olduğuna göre ne diye Peygamber Efendimiz'in yokluğuna ağlıyorsun? diye O'na söylediler.
Fe-kâle. "Dedi ki"
İnnî lâ ebkî ennî lâ e’lamü enne mâ ındellahi teâlâ hayrun li-rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme.
"Ben Resûlullah’a Allah’ın huzurunda verilen mükâfatların, dünyada yaşamasından daha iyi olduğunu biliyorum. Ben bilmiyorum değilim. Ben onlara ağlamıyorum."
Velâkin ebkî.
"Şu sebepten ağlıyorum ki;"
Enne’l-vahye kad inkata’a mine’s-semâi . "Cenâb-ı Mevlâ'nın vahyi kesildi gökten." 'Resûlullah’a geliyordu. Artık vahiy gelmez oldu ona ağlıyorum' deyince;
Fe-heyyechümâ ale’l-bükâi.
"Bu ikisini heyecanlandırdı." Yani Hz. Ömer ile Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk Efendilerimizi. Kendisinin yanına gelen bu iki mübarek cennetliği. Onlara da etki yaptı, onlarda etkilendiler.
Fe-ce’alâ yebkiyâni me’ahâ.
"Onlarda, O'nunla beraber başladılar ağlamaya." Tabi Peygamber Efendimiz'den sonra, Peygamber Efendimiz'den ayrılmak çok zor oldu. Bazıları Medine'de duramadılar. Bilâl-i Habeşî Medine'yi terk etti. "Benim Resûlullah’ın gezdiği yerlerde, her yerde bir hatıramız var, duramayacağım." dedi. Şam’a falan gitti, dolaştı dolaştı sonra yine özledi Medine-i Münevvere’ye geldi. Muhakkak "Aman hoş geldin ya Bilâl falan." demişlerdir, karşılamışlardır. Peygamber Efendimiz'in müezzini, sevdiği bir kimse. "Buyur ezanı sen oku." dediler. Bilâl-i Habeşî bir ezan okudu Medine-i Münevvere'de. Bütün evler, bütün Medine ahalisi, ezanı duyan herkes 'Resûlullah'ın devri geri mi geldi' diye son derece heyecanlandılar. Çünkü O'nun sesiyle özleşmişti Peygamber Efendimiz'in varlığı. Bilâl-i Habeşî’nin sesi de uzun zamandan beri duyulmuyordu. Tekrar O'nun ezanını duyunca hepsi ağlaştılar. Çok zor geldi. Ama işte bu fani dünya. Ayrılık şart. Ölüm var, ayrılık var katı bir gerçek... Ayrılık muhakkak oluyor. Asıl üzülücek ağlanacak şey; ahirette buluşulamazsa o zaman fena!. O zaman öl ki ölem. Çok zor!
Allahu Teâlâ hazretleri bizi affetsin. Kusurlarımızı, günahlarımızı silsin. Her yönden tertemiz eylesin de, cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin de, o mübareklere kavuşalım, buluşalım. Orada ayrılık olmasın. Burada ayrılık oldu orada olmasın.
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " أَنَّ رَجُلاً زَارَ أَخًا لَهُ فِي قَرْيَةٍ أُخْرَى فَأَرْصَدَ اللَّهُ لَهُ عَلَى مَدْرَجَتِهِ مَلَكًا فَلَمَّا أَتَى عَلَيْهِ قَالَ أَيْنَ تُرِيدُ قَالَ أُرِيدُ أَخًا لِي فِي هَذِهِ الْقَرْيَةِ . قَالَ هَلْ لَكَ عَلَيْهِ مِنْ نِعْمَةٍ تَرُبُّهَا قَالَ لاَ غَيْرَ أَنِّي أَحْبَبْتُهُ فِي اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ . قَالَ فَإِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكَ بِأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَبَّكَ كَمَا أَحْبَبْتَهُ فِيهِ "
Ve an ebî hureyrate radıyallahu anh ani’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme enne racülen zâra ehan lehû fî karyetin uhrâ fe-ersadallahu lehû medracetihî meleken fe-lemmâ etâ aleyhi kâle eyne türîdü kâle urîdü ehan lî fî hâzihi’l-karyeti kâle hel leke aleyhi min ni’metin terubbühâ kâle lâ ğayra ennî ahbebtühû fillahi azze ve celle kâle fe-innî rasulullahi ileyke bi-ennellahe kad ehabbeke ke-mâ ehbebtehû fîhi.
Ve an ebî Hureyrate radıyallahu anh ani’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan. Peygamber Efendimiz anlatmış ki:
Enne racülen zâra ehan lehû fî karyetin uhrâ. "Bir adam, başka bir köydeki bir Müslüman kardeşini ziyarete başladı." Yola koyuldu.
Şimdi bu adam kim?
Ziyaret eden kim?
Ziyaret edilen kim?
Eski ümmetlerden mi, yoksa Peygamber Efendimiz'in ashabından mı?
Açıklama yok. Peygamber Efendimiz anlatıyor.
Fe-ersadallahu lehû medracetihî meleken. "Onun güzergahın da, geçtiği yerde bir meleği gözcü olarak Allah görevlendirdi."
Fe-lemmâ etâ aleyhi kâle. "Ama meleği insan suretine soktu da öyle oturttu oraya."
Melekler insan suretine girerler mi?
Girerler.
Herkes görür mü?
Görür.
Peygamber Efendimiz bazen otururken, Cebrâil aleyhisselam insan suretinde gelirdi, sorular sorar giderdi. Herkeste duyardı.
"Kim bu?"
"Bilmiyoruz ya Resûlullah."
"Bu Cebrâildi. Size dinimizi öğretmeye geldi."
Şimdi bu şahıs, yol güzergahına oturdu. Ötekisi de -arkadaşını ziyarete edecek olanda- yoldan geçerken sordu:
Eyne türîdü? "Nereye gitmek istiyorsun?"
Kâle urîdü ehan lî fî hâzihi’l-karyeti. "Şu köydeki bir kardeşimi ziyarete gidiyorum." Ziyaret etmek istiyorum.
Kâle hel-leke aleyhi min ni’metin terubbühâ. "O, sana daha önceden bir iyilik yapmıştı da, bir nimet bahşetmişti, ikramda bulunmuştu da, sen onun karşılığı olarak medyun-u şükran olduğun için mi onu ziyarete gidiyorsun?"
Kâle lâ. "Hayır. Öyle birşey yok."
Ğayra ennî ahbebtühû fillahi. "Şu kadar var ki, ben onu Allah için sevmiştim." Allah için arkadaş edinmiştim. Öyle bir menfaat ilişkisi, medyun-u şükran olmak vs. falan yok. Sadece Allah için sevmiştim.
Kâle fe-innî rasulullahi ileyke. "Melek dedi ki;
Sen benim bu görünüşüm de olduğuma bakma. Ben Allah’ın sana gönderdiği bir meleğim."
Bi-ennellahe kad ehabbeke ke-mâ ehbebtehû fî-hi. "Vazifem sana Allah'ın seni sevdiğini, sen nasıl kardeşini, bu arkadaşını seviyorsan Allah’ın da seni sevdiğini bildirmek. Bu vazife ile Allah beni sana gönderdi." dedi.
Ravâhu Müslim. "İmam-ı Müslim rivayet etti bu hadîs-i şerîfi."
Yükâlü erselehû li-kezâ izâ vekkelehû bi-lafzıhî medrecetihî bi-fethi’l-mîmi ve’r-râi et-tarîku. Ma’nâ terubbuhâ tekûmu bihâ ve tes’â fî salâhıhâ.
Medrece; yol demek diye kullanıyor. Kelime izahları yapmış.
Üçüncü hadis-i şerîf;
Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan.
وعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "من عاد مريضًا أو زار أخًا له في الله، ناداه منادٍ، بأن طبت، وطاب ممشاك، وتبوأت من الجنة منزلاً" ((رواه الترمذي وقال : حديث حسن ، وفي بعض النسخ غريب)).
Ve an ebî hureyrate radıyallahu anh kâle kâle rasûlullahi sallallahu aleyhi ve selleme men ‘âde merîdan ev zâra ehan lehû fillahi nâdâhü münâdin bi-en tıbte ve tâbe memşâke ve tebevve’te mine’l-cenneti menzilen.
Ravâhü’t-tirmiziyyü ve kâle hadîsün hasenün ve fî ba’di’n-nüsahi ğarîbün.
Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
Men ‘âde merîdan. "Kim bir hastayı ziyarete giderse."
Ev zâra ehan lehû. "Yahut bir Müslüman kardeşini ziyarete giderse."
Fillahi. "Allah için sevdiği, dost olduğu bir kardeşini ziyarete giderse."
Nâdâhü münâdin. "Allah’ın bir meleği -vazifelendirdiği bir melek- ona şöyle nida eder, seslenir."
Tıbte. "Ne kadar bir iyi insansın." Ne iyi bir kişisin. Ve tâbe memşâke. "Yolun -tutturduğun yol- ne kadar hoş, iyi bir yol."
Ve tebevve’te mine’l-cenneti menzilen. "Bu ziyaretle, cennette bir köşkü kendine hazır ettin, hazırladın. Bir köşk kazandın." der.
Bu hadîsi İmam Tirmizî rivayet etmiştir. 'Hasen hadîstir' demiştir. İmam Tirmizî’nin kitabının, yazma nüshalarının birinde de, 'garip hadîstir' diye buyurmuş. Hadîs ıstılahatı olarak. Hasen seviyesinde değil demek oluyor.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi, birbirimizi Allah için candan, Allah’ın seveceği şekilde seven, hakiki müslümanlardan eylesin. Bu dervişlik dediğimiz yolda, işte budur zaten. Bunu sağlamak içindir, bunun uygulamasıdır. Bizden önceki büyüklerimiz bu hadisleri okumuş, uyguluyorlar işte.
Allahu Teâlâ hazretleri ibadetlerimizi kabul etsin. Kusurlarımızdan dolayı yüzümüze çarpmasın, reddetmesin. Boşuna uğraşanlardan etmesin. Hatalarımızı, günahlarımızı affetsin. Kötü huylarımızı izale eylesin. Bizi güzel huylu, tatlı dilli, ibadet ehli, samimi, ihlâslı, Allah’ın sevdiği kullar haline getirsin. Hayırlı uzun ömür nasip etsin. Müslümanların güzel günlerini görmeyi, Ümmet-i Muhammed’in salâhını, felahını, lütfa erdiğini, yükseldiğini, kurtulduğunu görmeyi nasip etsin. Cennetiyle, cemaliyle, hüsn ü hatimelerle ahirete göçüp taltif eylesin. Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin. Allah hepinizden razı olsun.
El-Fâtiha.
01.03.1985 -
Şeytanın Oyunları, Cemaatle
00.00.2000 -
Yalan Söylemek, Günah
