01.03.1997 - Allah Kullarını Alimlere Emanet Etmiştir, Alimler Kılavuzdur, Soyludur, Alimlerin Çeşitleri

01.03.1997 - Allah Kullarını Alimlere Emanet Etmiştir, Alimler Kılavuzdur, Soyludur, Alimlerin Çeşitleri
Aziz ve sevgili dinleyiciler, hepinize mutlu günler dilerim.
Allah'a bizlere imkân olarak bahşettiği fırsatlar ve nimetler, sayısız, sonsuz lütuflar sebebiyle hamd ü senâlar ederiz.
Bir hadîs-i şerîf daha okuyalım, Enes radıyallahu anh'ten:
El-Ulemâu ümenâu'llâhi alâ halkihî.
"Alimler yarattığı halklar, mahlukât üzerine Allah'ın emin, güvenilir, emanet edilmiş kullarıdır."
Kendilerine halk emanet edilmiş kullardır. Emin, "kendisi güvenilir olan" mânasına değil. Güvenilir mânasına "Şu adam emin bir adam." diyoruz. Emin, kendisine bir şeyler verilip emanet edilebilen insan demek. Yanınızda kıymetli eşyalar oluyor, paralar, mücevherât oluyor; götürüyorsunuz itimat ettiğiniz, emin gördüğünüz bir kimseye veriyorsunuz. "Bunları al, ben sonra bunları senden geri alacağım." diyorsunuz, emanet ediyorsunuz. Emin kimse, kıymetli şeylerin emanet edildiği kimse mânasına burada.
Alimler aynı zamanda Allah'ın mahlukâtı üzerine, Allah'ın mahlukâtını kendilerine emanet ettiği kişilerdir. Bu önemli... Yani Allah'ın yaratıkları; kullar ve diğer varlıklar, cinler, görünmeyenler varlıklar da dâhil...
Peygamber Efendimiz resûlu's-sakaleyndi, yani inse ve cinne peygamberdi.
Alimler, bunların emanet edildiği kimseler oluyor. Çünkü onlar alim olmadıkları için âyetleri, hadisleri, dinin ahkâmını -bu bir ihtisas meselesi- okumamışlardır, tahsilini yapmamışlardır. Doktordur, mühendistir, askerdir ama din alimi değildir. O zaman alim onlara doğru yolu gösterecek. "Bakın şu helaldir, bu haramdır. Bu yasaktır, bu sevaptır. Şunu yapın, bunu yapmayın. Bunu yaparsanız Allah sever, bunu yapmazsanız Allah sevmez." diye bilgi verecek. Bu konuda mütehassıs olan o. Onun için Allah, kullarını o alimlere emanet etmiş. Alimlere bir bakıma "Bak bu kullarıma iyi sahip olun, bunları zayi etmeyin, dağıtmayın." diye buyurmuş oluyor. O bakımdan alimlerin bu sorumluluğu da hissetmesi lazım.
Alim, halk kendisine emanet olunmuş olduğu için, Allah emanet etmiş olduğundan halkı korumakla görevli; halkın günahlara sapmamasını sağlamakla, halkı irşat etmekle, doğru ve güzel şeyleri onlara öğretmekle, yanlışların yanlışlığını söylemekle görevli oluyor. Bu da çok önemli bir vasıf, alimlere çok büyük sorumluluk yüklüyor. Alimler çok sorumlu insanlardır.
Bir hadîs-i şerîf daha ekliyoruz, yine Enes radıyallahu anh'ten:
el-Ulemâu kâdetün ve'l-müttekûne sâdetün ve mücâlesetühüm ziyâdetün.
"Alimler kâidlerdir."
İnsanları sevk eden, yöneten kılavuzlardır, komutanlardır. Arapça'da kâid, kâde-yekûdu-kıyâdeten, komutanlık etmek, yani bir grubu alıp başında önderi olarak, komutanı olarak alıp götürmek mânasına bir fiildir. Kâdetün sözü de kâid kelimesinin çoğulu oluyor. Yani alimler önderlerdir, komutanlardır. Halkı doğru yola, güzel noktaya, iyi amaçlara onlar götürecekler.
Ve'l-müttekûne sâdetün. "Müttakîler de, yani takvâ ehli, Allah'tan korkan, tir tir titreyen, günah işlemeyen, hata etmemeye çalışan, edepli, zarif, düşünceli, hassas insanlar da sâdetün."
Sâdet kelimesi de "seyyidler" demek. Biz sâdât diye daha çok tarihimizde, edebiyat tarihimizde kullanmışız. Mevlit'te duymuşsunuzdur mevlitler okunurken, seyyidü's-sâdât ve şefîu'l-usât fî yevmi Arasât Muhammed-i Mustafâ râ salâvât diye Mevlit arasında salavât emredilir ya… Seyyidü's-sâdât. "Sâdâtların seyyidi, efendilerin efendisi."
Biz "sâdât" diye 'elif te' ile kullanıyoruz, açık 'te' ile, sâdetün de sâdât mânasına, yani "seyyidler" demek. "Müttakîler de seyyidlerdir." Yani mânevî bakımdan soylu kişilerdir. Çünkü takvâ, asıl soyluluktur, asıl asalettir. İnsanlar müttakî oldu mu, yoksul da olsa varlıksız da olsa soylu kişi oluyor. Yani basit bir kimse de olsa, bir yetim de olsa, anasız babasız da olsa soylu oluyor. Allah indinde soylu oluyor. Allah indinde asaletli olmuş oluyor.
Alimler komutanlarıdır, insanları sevk edecekler. Müttakî insanlar, takvâ ehli kullar da, yani dervişler, şeyhler, sûfîler, Allah'tan korkan âbid, zahid insanlar da efendilerdir, seyyidlerdir.
Mücâlesetühüm ziyâdetün.
Bunlarla oturmak, bunların meclislerine gelmek, onları ziyaret etmek, "Nasılsınız efendim?" demek ya da demese bile neler söylüyorlarsa diz çöküp edeple, hürmetle onları dinlemek, dinî bakımdan bilgilerinin artmasına, mânevî bakımdan sevapların kazanılmasına sebep olur. Burada da alimlerin meclislerine gitmek, müttakîlerin ziyaretine gitmek, onlarla tanışmak, onların sözlerinden, sohbetlerinden istifade etmek tavsiye edilmiş oluyor.
Bu kadar methedilen alimlerin çeşitleri var. Etrafınızda bugün yaşayan insanları da incelediğiniz zaman insanları çeşit çeşit olarak görürsünüz. Mesela "üniversite profesörü" diyoruz, profesörler çeşit çeşit... "Hoca" diyoruz, "vaiz" diyoruz, "müftü" diyoruz; bunlar da çeşit çeşit oluyor. Yani gül bahçesinde veya kırlarda, bağlarda, bostanlarda nasıl çeşitli çiçekler oluyorsa, onlar gibi çeşit çeşit...
Bakalım çeşitleri nelermiş?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den çeşitleri hakkında bir hadîs-i şerîf daha rivayet etmek istiyorum. Yine Enes radıyallahu anh'ten. Üç hadis Enes radıyallahu anh'ten oldu. Şöyle buyurmuş Peygamber Efendimiz:
el-Ulemâu selâsetün: Raculün âşe bihi'n-nâsu ve âşe bi-amelihî ve raculün âşe bihi'n-nâsu ve ehleke nefsehû ve raculün âşe bi-ilmihî ve lem yaiş bihî ğayruhû.
Peygamber Efendimiz alimleri üçe ayırmış. "Alimler üçtür." diyor, sıralıyor:
Raculün. "Bir tanesi şudur." Âşe bihi'n-nâsu. "İnsanlar onun sayesinde yaşamışlardır." Ve âşe bi-amelihî. "O da işlediği güzel hayrât, hasenât ve amel-i salihler dolayısıyla yaşamıştır."
Ama buradaki yaşamak, hoş yaşamak, ne hoş yaşama, ne güzel hallere erişmek filan mânasınadır. Yani kendisi ilmiyle âmil, başkalarına da ilmini öğreten, başkalarına da faydalı olan, kendisine de faydalı olan alim. Bir cins alim bu. Hem kendisi ilmini hayatında uyguluyor, Allah'ın sevgili kulu oluyor hem de Allah'ın başka kullarına İslâm'ı, edebi, ahlâkı öğretiyor, onlara da faydalı oluyor. İnsanlar da ondan istifade ediyorlar. Mânevî hayatları canlanıyor.
Bir insan yaşasa bile mânevî hayatı kötü oldu mu, olmadı mı, eksik oldu mu, olumsuz oldu mu "kalbi ölmüş" diyoruz. Hatta "insanlar uykudadır" diyoruz, "ölünce uyanacaklar" deniliyor hadîs-i şerîflerde. Demek ki zahirde geziyor gibi görünmek bir şey değil. Kalbi ölmüşse insan canlı sayılmıyor. Ama alim hakiki alim ise hem kendisi capcanlıdır, dipdiridir mânevî hayatta dipdiridir hem de başkalarını dipdiri yapıyor, canlandırıyor. Birinci alim bu. En üstün de budur. Hem kendisi ilminden istifade ediyor hem de başkalarını istifade ettiriyor. Topluma faydalı, olumlu, tesirli bir alim.
İkincisi; ve raculün âşe bihi'n-nâsu ve ehleke nefsehû.
Bu ikinci tip alimin ilmi var, insanlar bu ilimden istifade ediyorlar, gözyaşlarıyla onu dinliyorlar. "Tamam, Allah'ın emrini tutalım, rızasını kazanalım." diyorlar. Doğru yollara giriyorlar ve onlar mânevî hayatı kazanıyorlar. İslâmî bakımdan "yaşam" diyeceğimiz güzel hallere, güzel yaşamlara eriyorlar, iyi insan oluyorlar. Ama ehleke nefsehû, "Alim kendisi ilmini uygulamıyor, kendisini helak ediyor."
Evet, alim ilmini kendi üzerinde uygulamaz, söylediklerini kendisi tutmazsa, halk tekerlemesinde "Halka verir talkını, kendi yutar salkımı." dedikleri gibi, söylediklerinin aksini yaparsa, o zaman kendisini helak etmiş olur. Bilgi doğrudan doğruya insanı kurtarmıyor, puan kazandırmıyor. Bilgiyi uygulamak insana derece kazandırıyor; uygulamazsa sorumlu oluyor. "Niye uygulamadın? Başkasına söyledin de niye kendin tutmadın?" diye sorumlu oluyor. Bir cins alim de böyledir. Başkasına güzel şeyler söylüyor ama kendisi yapmıyor. Başkalarını canlandırıyor, başkalarına faydalı oluyor ama kendisini mahvediyor.
Ve raculün âşe bi-ilmihî ve lem yaiş bihî gayruhû. Üçüncü tip alim de; ilmiyle kendisi istifade ediyor, yaşıyor.
Tamam, iyi bir insan, kendi halinde sessiz sedasız, etliye sütlüye, kimseye karışmaz. Evinden camiye gider veya işine gider gelir, helalinden para kazanır filan... Ama başkasına faydası olmuyor. Bu da bir bakıma olumsuz bir kişi çünkü başkalarına tesiri, faydası olmuyor. O bakımdan eksik, yarım bir kimse ama hiç olmazsa kendisini kurtarıyor. En iyisi, insanın hem kendisi iyi olması hem de başkasının iyi olmasına sebep olacak bir canlılık, gayret, faaliyet içinde bulunması.
Üç cins alim...
Allah hepimizi alimlerden eylesin. Çoluk çocuğumuzu da bu yolda yetiştirmeye muvaffak eylesin. Cumanız mübarek olsun. Nice mutlu günlere Allahu Teâlâ hazretleri hepinizi sıhhatle, afiyetle sevdiklerinizle eriştirsin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...
01.06.1980 -
Cennete Giriş, Hayvanların
01.03.1997 -
Alimlerin Önemi ve
