08.05.1998 - Hesap Yapmak, Doğru İnanç

08.05.1998 - Hesap Yapmak, Doğru İnanç
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allah sizi hem dünyada hem âhirette hayırlara, bereketlere, nimetlere, güzelliklere erdirsin!
Biliyorsunuz hesap güzel bir şey; her şeyin hesaplı, düzenli, ölçülü olması, önceden tasarlanması, tasarlandığı şekilde ölçülü yapılması ilmin, çağın, başarının gereği. Onun için müslümanların her şeyi tasarlaması, ölçmesi, hesaplaması lazım!
Hz. Ömer radıyallâhu anh Efendimiz buyurmuş ki; "Siz öldükten sonra âhirette, mahkeme-i kübrâda hesaba çekilmezden önce; amelleriniz, günahlarınız-sevaplarınız ortaya dökülüp hesaplanmazdan önce dünyadayken siz kendiniz kendinizi bir hesaba çekin!"
Hâsibû enfuseküm kable en tühâsebû diye meşhur; biliyorsunuz, duymuşsunuzdur.
Güzel bir tavsiye, çok mühim bir tavsiye! Onun için kendimizi bir işadamı gibi, bir işletmenin sahibi gibi düşünmeliyiz.
"Acaba benim işletmem kâr mı ediyor zarar mı ediyor?" diye herkes düşünüyor
Toplum olarak birileri bir hesap yapmalı!
Kim yapacak?
Herkes kişisel düşününce İslâm toplumunu düşünenler olmazsa olmaz! İslâm toplumunu birisinin düşünmesi lazım! İslâm'ın [İslâm toplumlarının, müslümanların] kârını-zararını hesaplaması lazım.
Bir de bütün dünyada bunun hesabını yapmak lazım.
Dünyanın her yerinde müslümanlar azalıyor mu çoğalıyor mu?
Bir kere sayı önemli, ondan sonra da vasıf önemli!
Müslümanlar vasıflı mı vasıfsız mı? İyi durumda mı kötü durumda mı?
Bu da çok önemli. Kaldırım taşı da bir taştır, onun da bir miktar kıymeti var. Kesiliyor, yapılıyor, satılıyor; tanesi şu kadar… Ama yüzüğün üstündeki yakut, zümrüt veya elmas… O da taş diye anılıyor ama kıymetli taş diyoruz. O çok kıymetli. Vasıf çok önemli! İki taş arasında büyük fark var, hatta elmasların bile her birisinin ayrı kıymeti var. Ağırlığına, lekeli olmamasına göre değeri değişiyor.
Müslümanların evsafı ne? Güzel vasıflı mı yoksa kötü vasıflı mı?
Bu da önemli! Müslümanların bazı aklı eren alimlerinin, faziletli, kâmil, tahsilli, bilgili, görgülü olanlarının oturup bunların hesabını yapması lazım. "Şu sayıda müslüman var, evsafı şöyle. Şunlara ihtiyaç var; şunların şöyle düzeltilmesi, şöyle geliştirilmesi lazım…" diye, hesabını yapmak lazım.
Herkes yapmalı, Türkiye'de de yapılmalı. "Türkiye'de İslâm nereye gidiyor. Muhasebe ve öndeki, gelecek zamandaki faaliyetlerin tasarımı; bu çok önemli.
Müslümanlar sayı bakımından artıyor mu diye bir sayısal ölçmeli, bir de evsafını ölçmeli.
İnanıyorum ki Türkiye'de "Ben müslüman değilim!" diyen insan veya "Müslümanlığı kabul etmiyorum!" diyen insan yok denilecek kadar azdır. Birkaç tane ters durumda olan insan vardır ama büyük çoğunluk İslâm'ı seviyordur, saygıyla karşılıyordur, "Ben müslümanım elhamdülillah!" diyordur. Güzel! Bunların hepsi güzel şeyler! Ama bir de "Ben müslümanım!" diyenlerin Müslümanlığını ölçmek lazım. Teraziye koyup veya çeşitli ölçeklerle çeşitli yönlerinden ölçmek lazım.
Müslümanların evsafı önemli, onların evsafını güzelleştirmeye çalışmak lazım. Hepimiz de kendimizin, Müslümanlığımızın derecesini yükseltmeye çalışmalıyız. Geçen sene 10 üzerinden yedi almışsak, bu sene 10 üzerinden 10 almaya çalışmalıyız veya sınıfta kalmışsak, sıfır, iki, üç, dört almışsak -Allah korusun- o zayıf durumdan kurtulmaya çalışmalıyız.
Herkes "Müslümanım." diyor.
"Elhamdülillah müslümanız."
"Elhamdülillah biz de müslümanız! Benim babam da şöyleydi, böyleydi…"
Dedesiyle, babasıyla övünüyor.
İnsanın dedesinin, babasının, sülalesinin asil olması güzel ama yetmiyor, yani kişinin cennete girmesine yetmiyor.
Acı misal olarak tarihten, peygamberler tarihinden söyleyelim:
Nuh aleyhisselam'ın hanımı kâfir. Oğlu babasına iman etmemiş, tufanda boğulmuş; mü'min değil. Bir aileden oğlu ve hanımı; peygamber hanımı, peygamber oğlu!..
Lut aleyhisselam'ın karısı kendisine inanmış değil ve kâfirlerle iş birliği yapıyor. Lut aleyhisselam'ı Allah helâke uğrayacak şehirden kurtarıyor ama karısı orada kâfirlerle birlikte kalıp helâk oluyor. Peygamber karısı ama iman içine girememiş!
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Onun için herkesin İslâm'ın ne olduğunu, gerçek Müslümanlığın ne olduğunu derin derin düşünmesi lazım.
Gerçek Müslümanlık nedir? İslâm'ın ruhu, özü nedir? İslâm'da en önemli şey nedir?
İslâm'da en önemli olan şey mârifetullah ve muhabbetullahtır; Allah'ı doğru bilmek ve Allah'ı sevmektir.
Mesela bir kimse; "Ben inançlı bir insanım, ben dinsiz değilim!" diyor. "Ben dinsiz değilim." demek hiçbir şey ifade etmez!
Dinlisin ama hangi dine sahipsin? Eskimoların dinine mi sahipsin? Ren geyiğine mi tapınıyorsun? Beyaz ayıya mı, ineğe mi tapınıyorsun? Güneşe mi, aya mı tapınıyorsun?.. Bunlar maddî tapınılan şeyler.
Bir de mânevî tapınılan, elle tutulmayan şeyler var. Kimisi şeytana tapınıyor, kimisi nefsine tapınıyor; kimisi paraya, kimisi şöhrete tapıyor; kimisi dünyaya tapıyor, âhireti hiç düşünmüyor…
Herkes "Ben müslümanım." diyor.
Tamam, müslümansın ama gel bakalım nasıl müslümansın?
"Ben inançlıyım. Ben dinsiz değilim, ben dindarım…"
Ama hangi dine sahipsin? Gel bakalım, Allah hakkında inancın ne?
Mesela bir Amerikalı, bir İngiliz, Avustralyalı, Fransız veya bir Alman tanrı mânasına God dediği zaman "Tamam, ben tanrıya inanıyorum." dediği zaman inandığı tanrı, kul! Allah'ın yarattığı Hz. İsa aleyhisselam'ı tanrı sanıyor. Onun resmini koymuş, heykelini yapmış; onu tanrı sanıyor.
Peki, ondan önceki insanlar neydi?
Hz. İsa dünyaya gelmeden önceki insanların ne yapması gerekiyordu, neye tapacaklardı?
Senin o tanrı sandığın varlık o zaman yoktu.
Onlar ne yapacaklardı?
İbrahim aleyhisselam'ın dini ne? Nuh aleyhisselam'ın dini ne?
Bunu derin düşünmüyorlar!
Biz de "İslâmiyet'in aslı, özü nedir?" diye düşünmeliyiz ve "Bundan kişisel olarak nasibim ne kadar?" diye kendimizi ölçüye vurmalıyız.
"Allah'ı ne kadar biliyoruz? Allah neye gazap eder, neyi sever? Bize ne emretmiş? Ben Allah'ın sevgili kulu, evliyâsı olmak için ne yapmalıyım? Allah'ın sevmediği bir kul olmaktan nasıl kurtulabilirim? Acaba ben ölçebilir miyim, anlayabilir miyim? Allah şu anda beni seviyor mu sevmiyor mu?.."
İnsanın bunları ciddi ciddi düşünmesi, sorması, derin derin araştırması lazım. Çünkü Allah sevmiyorsa bu sevilmeme durumundan kurtulmak şart, aksi takdirde cehenneme gider! Eğer Allah inancı, mârifetullah yanlışsa, sakatsa, sapıksa o zaman cehenneme gider. Allah'ı sevmiyorsa Allah da onu sevmez.
Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerde bildiriyor:
"Bir insan Allah'ın takdirine rıza göstermiyorsa Allahu Teâlâ hazretleri buyurur ki; ‘Madem sen benim mukadderâtıma razı değilsin, teslim olmuyorsun, benim yaptığım şeyi beğenmiyorsun… Çık bakalım benim yarattığım mülkten! Benim mülkümden, kâinatımdan çık!'"
Nereye gideceksin?
Nereye gidecek!? Bir yere gidemez ama Allah sevmiyor. Takdirine razı olmayanı bile sevmiyor. Allah'ı seven, Allah'ı bilen, Allah'a nasıl kulluk edeceğini bilen insan olmak lazım. Bu da bayağı bir düşünmekle olacak bir şey! Palavra ile, atarak;
"Ben de Allah'a inanıyorum, ben de dindarım…"
İyi ama senin dindarlığın tutarlı bir dindarlık mı? Geçerli bir dindarlık mı?
Sandıktan tedavülden kalkmış eski bir tomar para bulmuş:
"Benim cebimde para var." diyor.
Diyelim ki Rusya'da Bolşevik ihtilalinden önce basılmış çarşaf gibi koca banknot paraları… Bir sandık para bulmuş:
"Benim bir sandık param var."
Ama geçerli değil, tedavülde değil!
Hangi Müslümanlık geçerli? Acaba bizim Müslümanlığımız geçerli mi?
Bu çok önemli!
Çeşitli inançlar, çeşitli mezhepler var; dünya üzerinde de var, Türkiye'de de var. Herkes kendi inancının doğru olduğu kanaatinde. Doğru olduğunu sanıyor da onun için o yolda gidiyor.
Kimseyi üzmek için isim vermek istemiyorum ama bunların hangisi doğru, hangisi yanlış?..
Kimseyi de tenkit etmeyi istemiyorum ama doğruyu söylemeden de, doğruyu göstermeden de olmaz; bizim vazifemiz doğruyu göstermek!
Allah'ı doğru bilecek! Mârifetullahı, Allah bilgisi doğru olacak! Yanlış biliyorsa, Allah hakkındaki inancı yanlışsa olmaz. Resûlullah hakkındaki görüşleri, bilgileri Resûlullah'a bağlılığı tam değilse olmaz. O zaman iyi müslüman olmaz!
Bazıları var, Peygamber Efendimiz'e kızıyor da Peygamber Efendimiz'in ashabından falancayı daha çok tercih ediyor!
Olur mu?
Men kâne adüvven li-Cibrîle
Bazıları Cebrail aleyhisselam Kur'ân-ı Kerîm'i Peygamber Efendimiz'e getirdi diye kızıyormuş.
"Cebrail aleyhisselam niye ona getirdi, falanca yere getirecekti…"
Öyle şey olur mu? Allah öyle bir yanlış yaptırtır mı?
Sonra melekler Allah'a âsî olmayan varlıklar, Allah'ın arzusu dışında başka bir şey yaparlar mı?
Bazı insanlar bazı şeyleri yanlış düşünüyorlarsa amelleri geçerli olmayacak, boşuna...
Hebâen mensûrâ.
Bütün ömrü boyunca yaptığı şeyler havada toz halinde savrulacak. Toz toprak olacaksa, elde avuçta hiçbir şey kalmayacaksa, âhir ömründe Allah'ın divanına vardığı zaman sıfıra sıfırsa, hatta sıfırdan aşağıysa o zaman çok fena! Onu şimdiden anlayıp düzeltmesi lazım.
"Doğru Müslümanlık nedir? Doğru Müslümanlığın kaynağı nedir?"
Herkes bunu bilecek, o çizgiye gelecek.
"Benim kanaatime, inancıma göre… Benim görgüme, bilgime göre… Bence şöyle olmalı…" diyorlar. Böyle diyenlerin bazıları kitap yazıyor. Sapık yani…
Birçok kimsenin din hakkındaki bilgisi bu!
Müslümanlara ihtar ediyorum, bütün müslüman kardeşlerimi ikaz ediyorum: Etraflarına İslâm'ı güzel güzel anlatsınlar, çünkü pek çok kimse İslâm'ı bilmiyor. Bizimle konuşan, tanışan bazı kimselere bakıyorum:
"Hocam, biz İslâm'ı böyle bilmiyorduk." diyor.
Hakikaten de halkı daha yakından tanıdıkça anlıyorum. Halk İslâm'ı bilmiyor.
Neyi biliyor?
Gazetelerden, mecmualardan, kulaktan dolma, belki halkın arasındaki hurafelerden aklına dolmuş olan şeyleri din sanıyor. Hâlbuki o din değil, onun inancı yanlış! İşte bu yanlışlıkların önceden anlaşılması lazım.
Bir yanlışlığın kişinin kendisi tarafından önceden anlaşılması nasıl olur?
Mesela matematikte ne yapıyoruz?
Bir sorunu, problemi, meseleyi çözüyoruz. Ondan sonra onun irdelemesini yapıyoruz. Benim bu çözümüm doğru mu değil mi, diye geriye dönüyoruz, işlemin irdelemesini yapıyoruz. Benim bu çözümüm doğru mu yanlış mı, acaba sonucum sağlam mı yanlış mı diye sağlamasını yapıyoruz. Bu fizikte de kimyada da böyle…
Tecrübe niçin yapılıyor?
İşin sağlamlığını ölçmek için yapılıyor.
Dünyevî küçük bir mesele için hayatımızın, ömrümüzün küçük bir parçasında karşılaştığımız küçük bir maddî mesele için bu kadar dikkatli davranıyoruz.
İnsanın âhireti kazanması, cenneti kazanması için inancı, dini doğru mu yanlış mı diye irdelemesi, sağlama yapması gerekmez mi?
Herkes "Benim dinim doğru." diyor. Herkes kendine göre geleneksel olarak, an'anevî olarak atadan, dededen gördüğü örfü, âdeti uygulamaya çalışıyor. Belki İslâm'a aykırı...
Mesela kız kaçırmak, kan davası İslâm'da var mı?
Yok, ama âdet olarak var. Ülkede görülüyor, olay olarak karşımıza çıkıyor. Demek ki insanlar inançlarına aykırı işler yapabiliyorlar. Herkes yapıyor. Adam hem müslüman hem de İslâm'a aykırı işler yapıyor!
İlk önce insanın "Ben müslüman mıyım kâfir miyim? Kendimi müslüman sanıyorum da acaba küfre düşürecek bir şeyler yapmış mıyım?" diye onu anlaması lazım.
Çünkü kâfir ise kendisini müslüman sanması kurtarmaz, çünkü kendisinin hakkındaki hükmü kendi zannını vermeyecek! Allahu Teâlâ hazretleri mahkemede, mahkeme-i kübrâda ölçecek, ondan sonra cennetlik veya cehennemlik olduğunun hükmünü verecek. O halde insanın Allahu Teâlâ hazretlerinin kendisini iyi bir kul olarak kabul etmesini sağlaması lazım.
Kendisinin zannıyla bu iş olur mu?
Dünya üzerinde ne kadar sapık inanç var? Hindistan'da kaç tane din var? Türkiye'de kaç tane inanç var?..
Bazılarına işaret ediyoruz, bazılarını kimse kırılmasın, darılmasın, üzülmesin diye söylemiyoruz ama düzeltmeye çalışıyoruz.
Ama bazen de -Kur'ân-ı Kerim'de de usul öyle- yanlışı da doğrudan doğruya söylemek lazım.
Allah celle celâlüh vardır, birdir; şerîki, nazîri yoktur. Allah'ı herkes doğru tanısın! Kendi bildiğine göre tanrı fikrini kafasından silsin, doğru inanca sahip olsun!
Muhammed-i Mustafâ Allah'ın resûlüdür, âhir zaman peygamberidir, eski peygamberlerin müjdelediği peygamberdir. Hz. Musa aleyhisselam'ın, Hz. İsa aleyhisselam'ın Tevrat'ta, İncil'de geleceğini bildirdiği âhir zaman peygamberidir.
Yahudisi de, hırıstiyanı da Peygamber Efendimiz'e tâbi olsun! Allah'a tâbi olmanın tabii sonucu olarak Kur'ân-ı Kerîm'i okusun, Kur'an'a inansın, bağlansın! Resûlallah'a peygamber olarak inanmanın tabii sonucu olarak da Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini okusun!
Hem kendimiz iyi müslüman olalım hem de başkalarını iyi müslüman etmeye çalışalım.
Allah hepinizden razı olsun, razı olacağı işler yapın; sevdiği, razı olduğu kul olun!
Dünyada, âhirette lütuflarına gark eylesin, nimetine mazhar eylesin, rahmetine erdirsin. Cennetiyle, cemaliyle hepinizi müşerref eylesin…
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
08.08.1995 -
Peygamberimizin Doğumu, Beşir
08.03.1996 -
Salavat Getirmek, 20
