08.08.1995 - Peygamberimizin Şefaati

08.08.1995 - Peygamberimizin Şefaati
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini okuyalım.
Onun için Peygamber Efendimiz tebessümle onların bu isteklerine cevap olmak üzere kendisi hakkında zaman zaman bazı bilgiler ifade buyurmuşlar. Ben onlardan bazılarını size okumak istiyorum.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadîs-i şerîflerinden okuyalım.
Efendimiz buyurmuş ki;
Ve ene evvelü şâfiin ve müşeffeun ve lâ fahre. "Övünmek yok ama ben ilk şefaat edecek olan kimseyim ve şefaati de ilk kabul olunacak kimseyim."
Şâfi, "şefaat eden" demek. Müşeffa' da "şefaati makbul olan, Allah tarafından şefaati kabul olunan" demek. Hani herhangi bir sıradan kimse; lalettayin, salahiyetsiz bilgisiz, Allah'ın razı olmayacağı bir kimse kalkıp da; "Yâ Rabbi! Şunu affet, bunu mağfiret et." dese; "Sen kim oluyorsun? Otur aşağı!" denilir ama müşeffa' "şefaati makbul olan, kabul edilen, geçerli olan, şefaat salahiyetine mazhar olmuş olan, o şerefe sahip olan insan" demek.
Evet, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şefaati vardır. Bu hadîs-i şerîften de görülüyor, Kur'ân-ı Kerîm'den de biliniyor.
Kur'ân-ı Kerîm'de de;
Men ze'llezî yeşfeu indehû illâ bi-iznih. "Allah'ın indinde onun müsaade ettiklerinden başka kim şefaat etmeye kalkabilir? Ancak onun müsaade ettikleri şefaat edebilir." denildiğine göre Kur'ân-ı Kerîm'de de şefaat-i peygamberî, Peygamber Efendimiz'in şefaâti, peygamberlerin şefaati bildirilmiş.
O bakımdan Peygamber Efendimiz'in de şefaat hakkı olduğunu buradan sevinerek öğreniyoruz. Çünkü o sıfat, bize yönelik bir sıfat. Biz onun ümmeti olduğumuz için Efendimiz'e şefaatçilik verilmiş, şefaat etme hakkı verilmiş ve şefaati de makbul ve muteber.
"Peygamber Efendimiz müşeffa', şefaati makbul olan bir kimse, ne mutlu!" diye seviniyoruz; çünkü bize şefaat edecek.
Dileriz ki Allahu Teâlâ hazretleri bizi onun iltifatından, şefaatinden, sevgisinden, rızasından, sünnetinden, yolundan, yanından ayırmasın, âhirette komşu eylesin.
Onun güzel sözleri açılınca bir tane daha hadîs-i şerîf okuyayım.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;
Ene seyyidü veled-i Âdeme yevme'l-kıyameti ve lâ fahre. "Kıyamet gününde insanlar mahşer yerinde toplandıkları zaman ben Âdemoğullarının seyyidi olacağım; övünmek yok. Ama hepsinin başkanı, hepsinin en üstünü, en şereflisi olacağım; vaziyet böyle." Ve bi-yedî livâü'l-hamd ve lâ fahre. "Elimde livâu'l-hamd olacak."
Hamd sancağı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in elinde olacak, başında dalgalanacak. O hamd sancağının gölgesinde Âdem aleyhisselam ve bütün peygamberler, Âdem aleyhisselam'dan İsa aleyhisselam'a kadar bütün peygamberler, sıddıklar, şehitler, salihler orada o bayrağın altında toplanacaklar.
O bayrak böyle yükseklerde dalgalanırken, onun gölgesinde onun altında Peygamber Efendimiz'i seven, ona hürmet eden, ona âşık olan, onun adını bilen, bütün mü'min, salih, abid, zahid, Allah'ın mü'min kulları orada toplanacaklar.
Livâü'l-hamd, "Hamd sancağı."
Bütün peygamberler, sıddıklar, şehitler, salihler, mü'minler onun altında toplanacaklar.
Allahu Teâlâ hazretleri, o kıyamet gününde bizi de Efendimiz'in livâü'l-hamd'i altında, onun sancağı altında, onun yanı başında, onun yanında, izinde, arkasında, onun grubunda, onunla beraber olmaya muvaffak eylesin.
Ve lâ fahre. "Övünç, övünmek yok, iftihar yok, gerçek bu." diye Efendimiz yine tevazuan o sözü buyurmuş.
Ve mâ min nebiyyin yevmeizin Âdemü fe-men sivâhü illâ tahte livâî.
"Hiçbir peygamber yoktur ki o gün hamd sancağımın altında toplanmasın."
Âdem aleyhisselam ve ondan sonraki peygamberler. Evet onlar Peygamber Efendimiz'den önce dünyaya gelmişler ama Âdem aleyhisselam ve ondan sonraki bütün peygamberler, her biri eksiksiz olarak, hiçbirisi hariç değil, hepsi nerede olacak?
İllâ tahte livâî. "İşte hepsi benim bu livâü'l-hamd, hamd sancağımın altında toplanmış olacaklar."
Hepsi Peygamber Efendimiz'in livâu'l-hamd'i altında. Muhteşem bir sancak dalgalanıyor ve altında da Allah'ın en nurlu, en mübarek kulları. Mahşer yerinin en güzel yerinde, en güzel kullar Peygamber Efendimiz'in yanında olacaklar.
Ve ene evvelü men tenşakku anhü'l-ard ve lâ fahr. "İnsanlar kıyamet kopup da kabirlerinden kalkacakları zaman ilk kabrinden kalkacak olan yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz." Ve ene evvelü şâfiin. "Ve kıyamet gününde ilk şefaatçi ben olacağım. Ve evvelü müşeffein. "Ve ilk şefaati kabul olunan, makbul şefaatli kimse olacağım." Ve lâ fahr. Övünmek yok." buyuruyor.
Tabi hadis meraklıları sorarlar:
"Bu hadîs-i şerîflerin senedi nasıldır, iyi midir?"
Evet, bu hadîs-i şerîfi Tirmizî rivayet etmiş; "Hasen hadistir." diye buyurmuş. İbn Mâce'de Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinden rivayet etmişler. Hadis, sahih bir hadîs-i şerîf. Bu kaynakları da; İbn Mâce'yi, Tirmizî'yi Türkçemize alimlerimiz kazandırdılar. -Allah rahmet eylesin.- Oralardan açılıp okunabilir.
Üçlemek için bu mübarek günde bir hadîs-i şerîf daha okuyalım. "Onu kutlarken onun sözleriyle onun şahsiyetini biraz daha sağlam bir şekilde zihnimize gönlümüze yerleştirip aşkımız, şevkimiz, bağlılığımız ziyade olsun." diye bir hadîs-i şerîf daha okuyalım.
Ene seyyidü'l-mürselîn izâ buisû. "Ba's olundukları zaman ben peygamberlerin seyyidiyim."
Kıyamet kopup mahşer yerinde ba'su ba'de'l-mevt olduğu zaman.
Ve sâbikuhüm izâ veredû. "Ve cennete gidecekleri zaman en önlerindeyim, ilk girecek olan benim." Ve mübeşşirühüm izâ üblisû. "Ye'se düştükleri zaman onlara müjde vericiyim."
Tabi kolay değil; mahşer günü dehşetli bir gündür, herkes kendi telaşına düşecek, nefsî nefsî diyecek.
Arapçada bir kelimenin sonuna 'î' sesi geldi mi 'benim' demek. Nefsî; "benim nefsim, benim canım, benim başım, benim derdim, benim telaşım" diye herkes kendisinin, nefsinin telaşına düşecek.
Zor bir durum; "Acaba Rabbimiz bize ne muamele edecek?" diye korkacaklar, titreyecekler, terleyecekler.
"İşte o zaman mübeşşirühüm ben onların müjdeleyicisi olacağım."
"Beni görünce müjdelenecekler, benim şefaatimle kurtulacaklarını bildikleri için içleri açılacak, telaşları dağılacak." demek.
Ve imâmühüm izâ secedû. "Secde ettikleri zaman..."
Rahman'a secde edecek tabi. Allahu Teâlâ hazretlerinin tecellîsi, azameti karşısında mahşer halkı secde edecekler.
"O zaman ben onların imamıyım." buyuruyor.
"Namazı kıldıran imam gibi en önde onların önderiyim."
Ve akrabühüm meclisen ize'ctemeû. "Dîvân-ı ilâhî'de, Allahu Teâlâ hazretlerinin huzurunda toplandıkları zaman Allah'a en yakın olanları benim, en yakın oturanı benim."
Tabi biliyorsunuz bir mecliste oranın sahibine en yakın olan yere, en şerefli insan oturur. O manzarayı göz önüne getirin.
Etekellemü fe-yusaddikunî. "Ben konuşacağım, Allah beni tasdik edecek."
"Doğru söylüyorsun ey Habîb-i Zîşânım!" diye Resûlullah Efendimiz'in o güzel, doğru sözlerine Allahu Teâlâ hazretleri; "Doğru söylüyorsun." diyecek.
Muhterem kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretlerinin; "Doğru söylüyorsun." demesi var.
Bir de riya ile ilgili bir hadîs-i şerîf okumuştum. Orada şöyle geçiyordu:
Âhirette muhakeme olunurken birisi kalkacak diyecek ki;
"Yâ Rabbi! Ben çalıştım, çabaladım, dünyada cihad ettim, senin için yapılmış olan bir harbe katıldım, savaştım, öldüm, şehit oldum."
"Allahu Teâlâ hazretleri ona buyuracak ki." diyordu, okuduğum hadîs-i şerîfte;
"Yalan söylüyorsun!"
Melekler de hepsi birden ve mahşer halkı da; "Yalan söylüyorsun!" diyecekler.
"Sen şöhret için çarpıştın, ganimet için çarpıştın, 'Ne kahraman!' desinler diye çarpıştın. Dünyevî bir sebeple çarpıştın; yalan söylüyorsun!" denilecek.
Demek ki Allahu Teâlâ hazretleri konuşanların yalan söyleyenlerine “kezebte “diyecek; "Yalan söyledin alçak!" diye azarlayacak.
Ama Peygamber Efendimiz konuştuğu zaman tasdik edecek. Çünkü Peygamber Efendimiz Allah'ın rızasına uygun güzel şeyleri söyleyecek, Allah onu tasdik edecek:
"Doğru söyledin ey Habîb-i Zîşânım." diyecek.
Ve eşfeu fe-yüşeffiunî. "Ben şefaat edeceğim, Allah benim şefaatimi makbul şefaat edecek, kabul edecek." Ve es'elü fe-yu'tînî. "Ve ben isteyeceğim, Allahu Teâlâ hazretleri de benim istediğimi bana verecek." buyuruyor.
Evet, böylece huzurunuzda şu mübarek, Efendimiz'in dünyayı teşriflerinin, doğumlarının münasebetiyle onun hadîs-i şerîflerinden üç tanesini okumuş olduk muhterem kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dünyayı teşrif eylediler, doğdular büyüdüler, peygamberlik kendilerine verildi, nice güzel ibret dolu bir ömür geçirdi. Nice tavsiyeleri, nasihatleri var.
Peygamber Efendimiz ile bizim münasebetlerimiz nedir?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i tanımalıyız. Bu bir. İlk vazifemiz; iman ettikten sonra onu tanımak. Resûlullah Efendimiz'i, sîretini, hayatını tanıyacağız.
Sonra hadîs-i şerîflerini tanıyacağız. Peygamber Efendimiz ne buyurmuş? Bakın yirmi üç sene peygamberlik yapmış, etrafındaki insanları Allah'ın yoluna çağırmış. Yalan yanlış iş yapanları ikaz etmiş, doğru olanlara doğru olan şeylerin doğruluğunu bildirmiş.
Neler söylemiş; o Resûl-ü Zîşânımız'ın sözlerini, fiillerini, hareketlerini, hayat tarzını merak etmiyor muyuz? İşte hadîs-i şerîflerini okuyacağız.
Herkese tavsiye ediyorum; Riyâzu's-sâlihîn kitabını okuyun.
Elhamdülillah bu kitabın Türkçeye üç ciltlik tercümesi var, Arapça metni var, Arapça şerhi var, açıklaması var. Bir de İngiltere'den, Amerika'dan İngilizcesini getirdim.
Benim Riyazu's-sâlihîn serim, kütüphanemde tamam. Darısı başınıza. Siz de hiç olmazsa Riyazu's-sâlihîn kitabının Arapçasını, Türkçesini, açıklamasını kütüphanenizde bulundurun, okuyun. Hiç olmazsa Riyazu's-sâlihîn penceresinden, -o İmam Nevevî hazretleri çok büyük bir alimdir, rahmetullahi aleyh, Allah şefaatine erdirsin- onun seçtiği güzel hadîs-i şerîflerden Peygamber Efendimiz'in nasihatlerini dinleyin.
Hadîs-i şerîflerini öğreneceksiniz. Sonra ne olacak?
Kuru bilginin ne kıymeti var? Bildiklerinizi yaşayacaksınız. Resûlullah Efendimiz'in tavsiyelerini tutacaksınız, ikazlarından mütenebbih olacaksınız.
Alışkanlıklarınız arasında, huylarınız arasında; "Bırakın." dediği kötü şeyler varsa onları bırakacaksınız. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnet-i seniyyesi cadde-i kübrasında, ana caddesinde yürüyerek cennete doğru yaşamaya başlayacaksınız. Yaşamınızın sonuna kadar cennete doğru sağlam yoldan Cadde-i Kübrâ-ı Ahmediyye'den Şeriat-i Garra'nın yolundan yürüyeceksiniz. Bu önemli.
Yoksa Resûlullah Efendimiz doğmuş, vazife görmüş, mü'minleri yetiştirmiş.
Sonra?
Dinliyorsunuz ama hiç onun yolunda değilsiniz, hiç onun tavsiyelerini tutmuyorsunuz, hiç onun yasakladıklarından vazgeçmemişsiniz.
Böyle bir şey olabilir mi?
Bir mü'min için bu büyük bir tezat olur. Onun için Resûlullah'ın sîretini öğreneceksiniz, sünnetini öğreneceksiniz, sünnetini hayatınızda uygulayacaksınız. Peygamber Efendimiz'in sünnetini hayatında uygulayanlara Allah, yüzlerce şehit sevabı verecek, çok büyük mükâfâtlar verecek.
Göreyim sizi sevgili kardeşlerim!
Hepimiz Peygamber Efendimiz'in sünnetine uygun yaşayarak şu Türkiye'yi ve dünyayı Asr-ı Saadet gibi yapalım. Hayatımız, evimiz, çevremiz, köyümüz, şehrimiz, işimiz, çalışmamız, devletimiz, her şeyimiz Asr-ı Saadet müslümanları gibi, sahabe gibi, sahabe-i kirâm rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmaîn hazretleri gibi olsun; öyle güzel bir yaşam ile yaşayalım.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bir sözünü etmek var; uzaktan diliyle Resûlullah Efendimiz'in sözünü etmek...
Bu yeter mi?
Yetmez. Bir âşık için bu bir hasrettir, bu bir ayrılıktır; böyle bir ayrılık canına ağır gelir, içini üzer, gözünden yaşlar döktürür. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in cemalini görmek lazım. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i görmek lazım.
Olur mu?
Olur tabi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadîs-i şerîflerinde bildiriliyor. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz insanın rüyasında görülebilir.
Nasıl görülür? Ya başka bir şey görürse?
Hayır. Bir insan Resûlullah'ı rüyasında görmüşse odur. Gerçekten Resûlullah Efendimiz'dir. Çünkü rüyada Resûlullah konusunda aldatmaca olamaz; şeytan Resûlullah Efendimiz'in sûretine simasına giremez.
Bana bazıları rüyalarını anlatıyor:
"Hocam, Resûlullah Efendimiz'i gördüm ama rüyamda Resûlullah Efendimiz'in sakalı bıyığı yoktu." diyor.
O şuna alamettir: Sen Peygamber Efendimiz'in ümmetisin ama Peygamber Efendimiz'in sünnetini îfâ etmemişsin. Resûlullah Efendimiz sakallı olduğu halde bak Resûlullah Efendimiz'in sakalını göremiyorsun.
Demek ki sünneti işlemekte kusurun var. İnsanın kusuruna göre bazen böyle ikazlı görünümler olabilir.
Ama insan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i rüyasında görmeli.
Sen de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i aşk ile şevk ile seversen, onu candan seversen o da senin rüyana teşrif eder, senin rüyanı şereflendirir, sana cemalini gösterir.
Ama Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i anmazsan, salât u selâmı çok eylemezsen, sevgisini içine yerleştirmezsen, onun hayatını okumazsan, hadislerini okumazsan, yolunda gitmezsen o zaman darılır, rüyana gelmez. Tabi o da bir ikaz işareti; ondan da mütenebbih olup insanın hâlini düzeltmesi lazım.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnetine uyan, sevgisini kalbinde canlı tutan, Resûlullah âşıkı olan, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yolunda yürüyen, Ümmet-i Muhammed'i seven, Ümmet-i Muhammed'in fakiri zengini, alimi cahili, yoksulu, şu ırktan bu ırktan, beyazı sarısı siyahı hepsini seven ve onların selameti için çalışan, Allah'ın sevdiği şekilde ömür geçiren, Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği şekilde yaşayan, nasihatlerini tutan, iyi has ümmetinden olmaya muvaffak eylesin.
Ömrümüzü Efendimiz'in sünnetine uygun geçirelim, Allah'ın sevdiği şekilde geçirelim, Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna, âhirete mü'minler olarak göçelim.
Mahşer gününde Peygamber Efendimiz'in livâü'l-hamd'i altında Allah bizi peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle beraber haşreylesin. Peygamber Efendimiz livâü'l-hamd'i elinde en önden giderken o mübarek grubun içinde biz de Resûlullah Efendimiz'le beraber cennete varıp bi-gayri hisab cennete dahil olanlardan eylesin.
Cennet içre de bizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e komşu eylesin. Dünyada asırlarca sonra, ondan uzak bir devirde yaşadık, dünyaya geldik; âhirette komşuluğunu nasip eylesin. Havz-ı Kevser'inden doya doya nûş edelim, Resûlullah Efendimiz'in meclisinde şâd olalım.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi Rıdvan-ı Ekber'ine vâsıl eylesin. İki cihan saadetinin en yüksek mertebelerine nâil eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri dualarımızı kabul eylesin. Kandillerimizi mübarek eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
08.08.1997 -
Allaha İsyan Eden
08.08.1995 -
Peygamberimizin Doğumu, Beşir
