08.10.1999 - Sadaka, Sıla-ı Rahim, Kelime-i Tevhid

08.10.1999 - Sadaka, Sıla-ı Rahim, Kelime-i Tevhid
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allah'ın lütfu, keremi, selamı, ikramı, ihsanı üzerinize olsun. Cenâb-ı Hak hem dünyada hem âhirette cümlenizi süedâdan eylesin. Bahtiyar, mutlu eylesin.
Peygamber Efendimiz, İbn Abbas radıyallahu anh'in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyuruyor:
İnne sadakate's-sirri tutfiü gadabe'r-rabbi ve inne sılate'r-rahimi tezîdü fi'l-umri ve inne sanâia'l-ma'rûfi tekî mesâria's-sû' ve inne kavle lâ ilâhe illallah tedfeu an-kâilihâ tis'aten ve tis'îne bâben mine'l-belâi ednâhe'l-hemmü.
Sadaka Resûlullâh fî mâ kâl ev kemâ kâl.
"Hiç şüphe yok ki gizlice verilen; gösterişten uzak, ‘Kimse bilmesin, Allah bilsin kâfi.' diye sessizce, belirtmeden, bildirmeden, göstermeden, ilan etmeden, anlaşılmaz bir zarafetle alanı üzmeden, mahcup düşürmeden verilen gizli bir sadaka, zekât, hayır; Cenâb-ı Hakk'ın gazabını teskin eder. Cenâb-ı Hak bir kavme gazap edecekse bir kavmi helak edecekse sadakadan dolayı helak etmez; affeder, bağışlar, gazabına uğratmaz."
Tarih boyunca kavimlerin pek çoğu Cenâb-ı Hakk'ın gazabına uğradıkları için helâk oldular. Nuh kavmi, Âd kavmi, Semud kavmi… Nice insanlar Allah'ın gazabına mâruz kaldılar, başlarına yıldırımlar yağdı, zelzelelerle helâk oldular. Karun gibi evleri yerin dibine geçirildi.
Bunların hepsini biliyoruz. Cenâb-ı Hak gazap ettiği zaman durum çok fena oluyor. Onun için Cenâb-ı Hakk'ın gazabını söndürecek şeyin bilinmesi bizler için çok önemli.
Gazabı söndüren şey ne imiş?
Sadaka vermek, hayır yapmak, ihsanda, ikramda bulunmak.
Peygamber Efendimiz, arkasından; "Sıla-i rahim de ömrü arttırır." buyuruyor. Kişinin ömrü bereketlenir, artar, uzar.
Nasıl artar?
Cenâb-ı Hakk'ın bildiği bir şeydir. Cenâb-ı Hak sıla-i rahim yapanın ömrünü arttırır.
Sıla-i rahim nedir?
Sıla vasıl kökünden geliyor; vav düşüyor, yerine te geliyor, "sıla" oluyor. Sılatü'r-rahim; akraba ile ilgiyi koparmamak, devam etmek, ziyaret etmek, görmek ve gözetmek mânasına geliyor. Çünkü sıla aynı zamanda ikram ve bağış mânasına geliyor.
Akrabayı bir görüyorsun; "Nasılsın, iyi misin?" diye soruyorsun. Bu bir ziyaret; bu da sevap ama bir de hâl-i perîşânını gördükten sonra keseye davranıp ona biraz da yardım etmek, bu da sıla-i rahimin güzel tarafı.
Mehmed Âkif'ten sözler hatırıma geliyor: Seyfi Baba isimli bir kimseyi ziyaret etmiş de perişan hâlini görünce kesesine davranmış. Ama bakmış ki kesesinde de hiç para yok. Şöyle diyor:
Ya hamiyetsiz olaydım ya param olsaydı.
Hamiyetinden dolayı, himaye duygusundan, acımasından, şefkatinden dolayı yardım etmek istiyor ama cüzdanını açıyor, bakıyor ki içi boş. Fukarâcık; demek ki parası, imkânı yok.
Muhterem kardeşlerim!
Zenginler iyi insanlara yardım etsin. Hatta paraları verin, onlar harcasın. Onlar iyi yerlere harcarlar. Siz, bilmem nereye harcarsınız; paralar havaya gider. Onlar en iyi yere harcarlar.
Bazen iyi yerlere harcayacak insanlarda para olmuyor. Belki de verdikleri için olmuyor, vere vere ellerinde kalmıyor. Ötekiler de vermeye vermeye biriktiriyorlar. Ondan sonra da vebal oluyor.
Hâzâ mâ keneztüm li-enfüsiküm.
Cehennemde onlar ateşte kızdırılıp ateşten parçalar olarak yüzlerine, yanlarına, sırtlarına yapıştırılır:
Zekâtı ve sair vermeleri gerekenleri vermeyenler için böyle.
Akrabâyı ziyaret ve muhtaçlarsa onlara maddî yönden yardım etmek de ömrü arttırır.
"Hiç şüphe yok ki aklen ve şer'an iyi olan şeyleri yapmak, mâruf dediğimiz iyi şeyleri yapmak, işlemek mesâria's-sû'dan korur."
Sanâyi', sanea'dan, sanîa kelimesinin çoğulu oluyor.
Mesâri de masra' kelimesinin çoğulu. Masra', insanın güreşte yıkıldığı yer. Birisi ötekisine çelme takıyor, sırtını yere yapıştırıyor, yıkıyor veya bir insan giderken yıkılıyor. İşte iyilik yapmak; kötü yıkılmaları, yere düşmeleri, ayakta duramayıp devrilmeyi engeller.
Burada mesâria's-sû'dan maksat -Allahu a'lem- "kötü bir ölümle ölmek" demektir. İnsanın hayatında en büyük olay ölümdür. Âkıbetinin kötü olması ve kötü bir ölümle ölmek en büyük felâkettir. Yine iyilik yapmak; yaşarken de birtakım kötü yıkımlara uğramasını engeller.
Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın gazabı sönüyor; o zaman kötülükler başından def oluyor. İyilik yaparsak dünya hayatını sürerken başımıza gelecek yıkımlardan da kurtuluruz. Bazı insanların kötü bir ölümle, günah işlerken ölmesi gibi durumlara düşmez, hüsn-ü hâtime ile âhirete göçer. O da asıl mühim şeydir.
Buna da dikkat edeceğiz, iyilik yapmaya var gücümüzle gayret edeceğiz.
"Muhakkak, lâ ilâhe illallah sözünü söylemek bu sözü söyleyen insanın üzerinden 99 belayı def eder. Bu belaların en aşağısı; insanın tasalanması, iç sıkıntısına uğramasıdır."
Lâ ilâhe illallah sözü 99 belayı def eder. Def ettiği en aşağı, en hafif bela; insanın içinin tasalanması, üzülmesi, sıkıntılanmasıdır.
Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz burada bir reçete veriyor: "Lâ ilâhe illalllah derseniz, 99 tane bela Allah tarafından üzerinizden def edilir."
Neden?
Allah lâ ilâhe illallah denmesini seviyor, tevhidi seviyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Yeri gelmişken tekrar hatırlatıyorum: Yirmibirinci Asır da Tevhid Asrı'dır." Bunu unutmayın.
Allah tevhidi seviyor.
Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah.
"Allah var, sadece Allah var; şerîki, nazîri yok! Putlar birer hiç. Tapınılacak başka şeylerin hepsi yalan ve yanlış, boş ve batıl. Sadece Allah'a ibadet edilir. Lâ ilâhe illallah ve Muhammed onun elçisidir."
İslâm'ı, Allah'ın razı olduğu yolu, dini, usulü, erkânı -burada gördüğünüz gibi- o öğretiyor. Başka ilâhî kitapların muharref, tahrif edilmiş olması dolayısıyla ve peygamberlerin sözlerinin ve kavillerinin iyi tespit edilmemiş olması dolayısıyla "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadisi de, Allah'ın rızasının nasıl kazanılacağını gösteren emsalsiz mücevherat hazinesi" demektir.
Eğer gizlice sadaka veriyorsanız Allah'ın gazabından kurtuluyorsunuz. Akrabanızı ziyaret eder, gözetir, kollarsanız, ömrünüz artıyor. İyilikleri yapmaya devam ederseniz hayatınızdaki yıkımlardan ve en sondaki asıl yıkım olan kötü bir ölüm ile ölmekten kurtuluyorsunuz. Ve lâ ilâhe illallah derseniz, Allah 99 tane belayı başınızdan savıyor, gelecek olan beladan sizi kurtarıyor; o belaya düşürmüyor.
Bu 99 belanın en hafifi; "iç tasası, üzüntü" filan olunca daha yükseklerinin neler olduğunu siz anlayın.
Bu hadîs-i şerîfe göre hareket etselerdi, lâ ilâhe illallah sözünü çok söyleselerdi, belki bazı belalar bazı mü'minlerin üzerine gelmeyecekti! Sanki lâ ilâhe illallah demek, sanki Allah'ı zikretmek, Allah'ı anmak suçmuş gibi ve sanki ananlar da çok çağdışı, çok kötü insanlarmış gibi gösterilince; bilmeyenler de bir o tarafa bakıyor bir bu tarafa bakıyor; bu işi kötü sanıyor, hastalık bulaşacak bir insandan kaçar gibi kaçma durumu oluyor.
Bunu söylediğiniz zaman da hatta dinî görevi olan bazı kimselerin bile karşı tavır aldığını görüyorsunuz.
İşte Peygamber Efendimiz söylüyor, ne karşı tavır alıyorsun?
Resûlullah emretmiş olduğu halde kendi yapmadığı şeyi te'vil ediyor, kıvırtıyor, yok sayıyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Eğer İslâm'ı doğru yaşamak istiyorsanız hadîs-i şerîfe sarılacaksınız, sarılacağız. Başka hiçbir yolu yoktur. Aksi takdirde bu kısa aklı esas alırsanız mutlaka şaşırırsınız. Çünkü öküze tapanlar da bir akılla tapıyorlar, puta tapanlar da onu bir akılla yapıyorlar ve tapıyorlar.
Bu akıl insana doğruyu göstermez, yanıltır, şaşırtır. Hem de "Doğru yapıyorum." sanarak şaşırtır. Kavimleri peygamberleri yalanlamışlar, "mecnun" demişler; halbuki kendileri mecnun! Yusuf aleyhisselam'ın babası; "Yusuf'umun kokusunu duyuyorum!" deyince kendi evlâtları Yakup aleyhisselam'a;
Tallâhi inneke lefî dalâlike'l-kadîm. "Vallahi! Sen eski şaşkınlığındasın." demişler. Peygamber olan babalarının hissiyatının kuvvetini anlayamıyorlar.
Onun için bu kuru akla güvenmeyin. İlim erbabına gidin, göreceksiniz ki ilim erbabı ihtiyatlı konuşur. İlmi azaldıkça; lise seviyesine, ortaokul, ilkokul seviyesine indikçe insan yüksek perdeden atıp kesip biçmeye başlar. Çünkü ilmi az.
İlmi olan ihtiyatlı konuşur; "Allahu a'lem." der, "Benim kanaatime göre..." der, "Sanıyorum ki..." der. O alim demektir! Biliyor ki gerçeği bulmak kolay bir şey değil; onun için ihtiyatlı konuşuyor.
Aklınıza güvenmeyin. "Akıl kıymetsiz." demek istemiyorum ama sizin akıl sandığınız şeyler, size öğretilen, telkin edilen birtakım bilgilerdir. Bu bilgilerin tahkik edilmesi lazım.
"Medeniyet" denilen tek dişi kalmış canavar, bilgileri de alt üst etmiştir, çarpıtmıştır.
Onun için bilgilerin iyice kontrol edilmesi lazım. Her şey Batı'nın dediği gibi değildir. Batı'nın içinde de doğruyu söyleyenler, Batı'yı tenkit edenler çoktur. Güneşin Şark'tan doğduğunu unutmayın, Garp'tan doğmasını beklemeyin.
Aklınızı başınıza toplayın. Kur'ân-ı Kerîm'e sarılın, Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerine sarılın. Sarılmazsanız kuru aklınızla İslâm'ı bile tam anlayamazsınız. "Ben akılcı bir yol tutturuyorum." derken dinden de, imandan da çıkarsınız; şeytan sizi helak eder.
Şeytan; aklı kullandırarak insanı kandırmasını bilecek kadar ustadır. Onun için Kur'ân-ı Kerîm'e ve Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesine sarılın ki felah bulasınız.
Allahu Teâlâ hazretleri bize hakkı hak olarak görmeyi nasip eylesin. Ona uymayı, onu uygulamayı ve rızasını kazanmayı nasip eylesin. Batılın da batıl olduğunu anlayıp basiret ihsan eylesin.
Rızasına uygun ömür sürüp batıllardan, yalanlardan, yanlışlardan, günahlardan, haramlardan uzak yaşayıp cenneti kazanmayı, cehenneme düşmemeyi nasip etsin.
Birtakım efeler de vardır, cehennemi, cenneti küçümsüyorlar. Halbuki cehennem, korkulacak şeylerin en muazzamıdır; cennet de istenilecek şeylerin en muazzamıdır. Cenneti istemek lazım. İnsanların alayla, maskaralıkla, laubalilikle âhireti helak etmemesi lazım.
Allahu Teâlâ hazretleri lütfetsin. Kusurlarımız varsa o kusurlarından dolayı kişiler gerçekleri göremiyorsa gözleri perdeli ise tevbe etsinler! Tevbe edince, gaflet perdesi gözünden kalkar. O zaman gerçekleri görür, ne kadar yanıldığını anlar.
Biliyorsunuz Firavun en son anda anladı:
Lâ ilâhe ille'llezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene mine'l-müslimîn. "Benî İsrâil'in inandığı Allah'a ben de şimdi inandım, ben de müslümanlardanım." dedi ama en son anda dedi. En son an, tehlikeli bir andır. O hâle düşmeden tevbe etmek lazım.
Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevt. "Ölüm gelmeden evvel Cenâb-ı Hakk'a dönüşünüzde acele edin, tevbe edin, günahlardan çekilin!"
Dine sımsıkı sarılın! Cenâb-ı Hak "Uyanalım, aklımız başımıza gelsin." diye çeşitli belalar veriyor. Bazen bir musibet bin nasihatten etkilidir. Bu zelzeleden, bu fitnelerden fesatlardan ibret alalım, dinimize sarılalım, âhiretimizi kurtarmaya çalışalım.
Âhiretini kurtarmaya çalışanı Cenâb-ı Hak dünyada mahv u perişan etmez; dünyası da âhireti de iyi olur. Ama dünyasını dünya yapmak isteyenlerin âhireti elinden kaçtığı gibi, dünyalıktan da alnına yazılandan fazlası eline geçmez.
Allahu Teâlâ hazretleri gaflet uykusundan cümlemizi uyandırsın. Ârif-i âgâh, âşık-ı sâdık, ahdine vefalı kullardan olmayı nasip eylesin. İmtihanı başarıp huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle cümlenizi müşerref eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
08.11.1996 -
Kabedeki Sel Baskınları,
08.08.1997 -
Merhamet, Kalbin Katılaşması,
