08.11.1999 - Yolculuk, Sefer Duası, Mağfiret

08.11.1999 - Yolculuk, Sefer Duası, Mağfiret
El-Hamdülillahi Rabbilalemin vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi'ahü bi-ihsânin ilâ yevmiddîn. Emmâ ba'dü;
"An ibni Ömere radıyallahu anhümâ enne rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem kâne ize's-tevâ alâ ba'îrihi hâricen ilâ seferin kebbera selâsen sümme kâle -sübhânellezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ künne lehû mukrinîn ve innâ ilâ rabbinâ le-munkalibûn. - Allâhümme innâ nes'elüke min seferinâ hâzâ el-birra ve't-takvâ ve mine'l-ameli mâ terdâ. Allâhümme hevvin aleynâ seferenâ hâzâ vatvi annâ bu'dehû. Allâhümme ente's-sâhibu fi's-seferi ve'l-halîfeti fi'l-ehli Allâhümme inni eûzü bike min va'sâi's-seferi ve keâbeti'l manzar ve sûi'l-munkalebi fi'l mâli ve'l ehli ve'l veled ve izâ race'a kâlehünne ve zâde fîhinne âyibûne tâibûne âbidûne li-rabbinâ hâmidûne. Ravâhu Müslim rahmetullahi aleyh.
Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre; "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz." Kâne ize's-tevâ alâ ba'îrihi. "Bineğinin, devesinin üstüne oturduğu zaman." Hâricen ilâ seferin. "Bir yolculuğa niyet edip çıkmak üzereyken." Kebbera selâsen. "Üç defa Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber derdi." Sümme kâle. "Sonra şu duayı okurdu."
Demin okuduğum duayı, manasını söyleyelim;
Sübhânellezî sehhara lenâ hâzâ. "Bize bu hayvanı kullanma imkanını bahşeden Allah'a tesbihler olsun, O'nun şânı ne kadar yücedir." Ve mâ künne lehû mukrinîn. "Yoksa biz, Allah bize bu bineği nasip etmeseydi nereden elde edecektik, elde edemezdik." Yani yaklaşamazdık, böyle bir fırsatı yakalayamazdık. Ve innâ ilâ rabbinâ le-munkalibûn. "Hiç şüphe yok ki biz Rabbimize muhakkak ki dönüp gideceğiz."
Allâhümme. "Ey benim Rabbim, Mevlâ'm, Allah'ım!" İnnâ nes'elüke. "Biz isteriz." Fî-seferinâ hâzâ. "Bu yolculuğumuzda, çıkmak üzere olduğumuz, şu başlamak üzere olduğumuz şu yolculuğumuzda senden isteriz." el-Birra ve't-takvâ. "İyiliği ve müttakî olmayı, iyi iş yapmayı ve müttakî olmayı senden dileriz."
Birr, "iyilik yapmak" demek, özellikle anne-babaya iyilik yapmak, ama herkese karşı. Yani genel olarak herkese karşı, bilhassa anne-babaya karşı iyilik yapmaya, iyi davranmaya birr derler.
"Bu seyahatimizde herkese karşı iyilik yapmaya." Ve't-takvâ. "Ve müttakî olmaya yani haramlardan, günahlardan korunmaya senden tevfikini refik etmeni dileriz."
Ve mine'l-ameli mâ terdâ. "Ve senden bu yolculuğumuz boyunca yapacağımız işlerden razı olacağın işleri yaptırmanı dileriz." Hoşnut olacağın, razı olacağın işleri yaptırmanı dileriz yâ Rabbi! Allâhümme hevvin aleynâ seferenâ hâzâ. "Yâ Rabbi! Bu çıkmakta olduğumuz yolculuğumuzu bize kolaylaştır, hafifleştir." Vatvi annâ bu'dehû. "Gideceğimiz uzak mesafeleri bize kısalt." Katla, dür, kısalt, nasıl gittiğimizi bilmeyelim, çarçabuk varıverelim, bitmez tükenmez gibi olmasın.
Allâhümme ente's-sâhibu fi's-seferi. "Yâ Rabbi! Yolculukta arkadaş sensin, yoldaş sensin, sohbetdaş sensin."
Sâhip, "bir insana yolda, bir yerde refakat eden, onunla sohbet eden kimse" demek. "Yolculuğumuzda yoldaşımız yâ Rabbi! sensin."
Ve'l-halîfeti fi'l-ehli. "Çıkıp gidiyoruz, geride bıraktığımız aile efradımız konusunda da vekilimiz sensin." Geride bıraktığımız, onlara bakacak olan da sensin.
Kime bırakıyoruz?
Sana bırakıyoruz yâ Rabbi!
Allâhümme innî eûzü bike min va'sâi's-seferi. "Yâ Rabbi! Ben yolculuğumuzun sıkıntılarından, felaketlerinden, şiddetinden sana sığınırım." ve keâbeti'l manzar "Üzücü bir durumla karşılaşmaktan sana sığınırım yâ Rabbi!" ve sûi'l-munkalebi fi'l mâli ve'l ehli ve'l veled "Malca, aile efradı bakımından ve çocuk bakımından geri döndüğümüz zaman kötü bir durumla karşılaşmaktan, onları kötü bir durumda bulmaktan da sana sığınırım yâ Rabbi!" Gidiyorum, döndüğüm zaman onları o konuda böyle kötü bir duruma düşmüş görmekten de sana sığınırım, yani o duruma düşürme diye dua ederdi.
Ve izâ race'a kâlehünne. "Döndüğü zaman da bunları söylerdi, bu duayı ederdi." Ve zâde fîhinne "Bir de bu duasına şu sözleri eklerdi:" Âyibûne tâibûne âbidûne li-rabbinâ hâmidûne.
Âyibûne. "Dönücüleriz, dönüyoruz." Tâibûne. "Tevbe ediciler olarak." Yani hatalarımız varsa, kusur işlemişsek, onlardan tevbe edici olarak sana dönücü olarak, sana sığınıcı olarak dönüyoruz yâ Rabbi! Âbidûne. "Sana ibadet edici olarak, ibadetini dileyerek." Li-rabbinâ hâmidûne. "Rabbimiz, Mevlâ'mıza da hamdedici olarak dönüyoruz." derdi.
Yani döndük, dönüyoruz ama nasıl?
Tevbekâr olarak, ibadet edici olarak ve hamdedici, hamdederek dönüyoruz, hamdler olsun demiş oluyor.
Bu sefer duasıdır. Bunu Allah razı olsun sebep olanlardan, Suud Havayolları uçak kalktığı zaman yolcularına resmen okutturur. Okutturur, aferin, yani bir hadîs-i şerîfi okutturuyor, utanmıyor, sıkılmıyor, çekinmiyor. Brunei Havayolları da aynen okuyor. Bu yalnız dönüşte, Âyibûne tâibûne âbidûne li-rabbinâ hâmidûne. Onu da dönüşte kendimiz unutmayalım yani ekleyelim, ötekisini ezberlemişizdir.
Ve an Abdillah ibni Sercise radıyallahu anhu kâle kâne resûlallah sallallahu aleyhi ve sellem izâ sâfera yete'avvezu min va'sâi's-seferi ve keebeti'l-munkalebi ve'l-hûrî ba'de'l-kûri ve da'veti'l mazlûmi ve sûi'l-manzari fi'l-ehli ve'l-mâli.
Müslim rahmetullahi aleyh'in rivayetine göre ravisi Abdullah b. Sercis radıyallahu anh.
İzâ sâfera. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yola çıktığı zaman." Yete'avvezu. "Allah'a sığınırdı." Min va'sâi's-seferi. "Seferin zorluklarından." Ve keebeti'l-munkalebi. "Yürek yakıcı bir geri dönüşten, yani üzücü bir geri dönüşten." Ve'l-hûrî ba'de'l-kûri. "Yükseldikten sonra aşağı düşmekten." Ve da'veti'l mazlûmi. "Ve mazlumun bedduasına uğramaktan." Ve sûi'l-manzari fi'l-ehli ve'l-mâli. "Aile efradı ve mal konusunda geri döndüğü zaman kötü bir hal görmekten, onları kötü bir halde, bıraktığından daha kötü bir halde görmekten Allah'a sığınırdı." diye bildiriyor, sözlerini söylemiyor. Demin sözlerini söylemişti, nasıl dua ettiğini, burada böyle yapardı diye bildiriyor ve bazı ufak farklar var.
Mesela, burada mazlumun bedduasına uğramaktan, yani zulm edip de o da mazlum olup da karşısındaki bana beddua etmesinden de sığınırım diyormuş demek ki. Sonra yükseldikten sonra alçalmaktan, makbul olduktan sonra merdut olmaktan da sığınırmış, o da yok.
Sonuncu hadîs-i şerîf;
An Aliyy-ibni Rebî'ate kâle şehidtü Aliy-yebne ebî Tâlibin radıyallahu anhu ütiye bi-dâbbetin li-yerkebehâ fe-lemmâ vada'a riclehû fi'r-rikâbi kâle bismillahi fe-lemme'stevâ alâ zahrihâ kâle elhamdülillahillezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ künnâ lehû mukrinîn ve innâ ilâ rabbinâ le-munkalibûne sümme kâle elhamdülillah selâse merrâtin sümme kâle Allahu Ekber selâse merrâtin sümme kâle sübhâneke innî zalemtü nefsî fağfirlî innehû lâ yağfiru'z-zunûbe illâ ente sümme dahike ve yâ emîra'l-mü'minîne kâle reeytü sallallahu aleyhi ve sellem fe'ale kemâ fe'altü fe-kultü yâ Resûlallahi min eyyi şey'in dahikte kâle inne rabbeke suhbanehu ya'cebu min abdihî izâ kâle iğfirlî zünûbî ya'lemü ennehû lâ yağfiru'z-zünûbe ğayrî.
Ravâhu Ebû Dâvûde ve't-Tirmiziyyü ve kâle hadîsun hasenün ve fî ba'di'n-nusehı hasenün sahîhün ve hâzâ lafzu Ebî Dâvûd.
Bu hadis-i şerif Ali b. Rebî'a isimli kişiden rivayet edilmiş, o da demiş ki;
Şehidtü Aliy-yebne ebî Tâlibin. "Ebû Talib'i gördüm, Hz. Ali radıyallahu anh ve kerremallahu veche Efendimizi gördüm." Ütiye bi-dâbbetin li-yerkebehâ. "Binsin diye kendisine bir hayvan, at getirildi." Fe-lemmâ vada'a riclehû fi'r-rikâbi kâle bismillahi. "Özengiye ayağını koyduğu zaman bismillah dedi." Fe-lemme'stevâ alâ zahrihâ. "Hayvanın üstüne yerleşince de dedi ki;" Elhamdülillahillezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ künnâ lehû mukrinîn ve innâ ilâ rabbinâ le-munkalibûne. "[Bineğin] üstüne oturunca bu âyet-i kerîmeyi dedi."
Sümme kâle elhamdülillah selâse merrâtin sümme kâle Allahu Ekber selâse merrâtin. "Üç defa elhamdülillah demiş sonra, üç defa da Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber demiş." Sümme kâle. "Sonra da demiş ki;" Sübhâneke innî zalemtü nefsî. "Yâ Rabbi! Seni tesbih ederim ki sen noksandan münezzehsin." Zalemtü nefsî. "İtiraf ediyorum ki nefsime ben zulmettim." Fağfirlî. "Benim günahımı afv ü mağfiret eyle." Yani günah işledim, iyi kulluk yapmadım, böylece kendimi tehlikeye düşürdüm, nefsime kötülük getirecek bir durum yapmış oldum, beni afv ü mağfiret eyle. İnnehû lâ yağfiru'z-zunûbe illâ ente. "Hiç şüphe yok ki günahları senden başkası afv ü mağfiret edecek değildir, sadece sen afv ü mağfiret edeceksin."
Sümme dahike. "Böyle dedikten sonra, bu zâtın gözü önünde ata binip bu sözleri, duaları yapınca Hz. Ali Efendimiz gülmüş." "Ona denmiş ki;" Yâ emîra'l-mü'minîne "Ne sebepten güldün ey mü'minlerin emiri?"
Demek ki halife olduğu sırada böyle bu duayı yapmış, Ali b. Rebî'a da o zaman duymuş demek ki. "Ey emîra'l-mü'minîn! Ne sebepten güldün?"
Kâle reeytü sallallahu aleyhi ve sellem fe'ale kemâ fe'altü. "Diyor ki, görmüştüm ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de benim yaptığım gibi yapmıştı." Sümme dahikte "Sonra da gülmüştü." Bu sözleri söylemişti, böyle yapmıştı, sonra da gülmüştü. Fe-kultü yâ Resûlallahi min eyyi şey'in dahikte. "Ben de ona demiştim ki tıpkı sizin bana dediğiniz gibi, ne sebepten güldün yâ Resûlallah! 'Ey Allah'ın Resûlü ne sebepten güldün?' demiştim."
Kâle. "Buyurmuştu ki," İnne rabbeke ya'cebu min abdihî izâ kâle iğfirlî zünûbî. "Ey Ali! Rabbin sübhânehû ve Teâlâ hazretleri kulunun Allahümmağfirlî zünûbî demesini sever, hoşlanır." Ya'lemü ennehû lâ yağfiru'z-zünûbe ğayrî. "Bu kulum benden başka birisinin günahları affetmeyeceğini biliyor der, ondan güldüm."
Yani Allahu Teâlâ hazretleri Allahümmağfirlî zünûbî. "Yâ Rabbi! Benim günahlarımı afv ü mağfiret eyle." deyince kulunu seviyor. Kulum günahları benim affettiğimi, benden başkasının affetmediğini anladı diye kulunu seviyor. O sevdiğini Resûlullah Efendimiz bilince gülmüş. Çünkü duasında Allahümmağfirlî zünûbî dedi, Allah'ın memnun olduğundan dolayı gülmüş, gülmesinin sebebi oymuş.
Ravahu Ebû Davud ve't-Tirmizî. "Bu hadîs-i şerîfi Ebû Davud ve Tirmizî rivayet etmişler ki iki büyük hadis âlimi, üstadı, büyük allâmesi, imamı. Ve Tirmizî hadîsün hasenün demiş. Bazı Tirmizî nüshalarında da hadîsün hasenün sahîhun. "Hasen ve sahih hadis." demiş. Ve hâzâ lafzu Ebî Davud. "Bu yukarda okuduğumuz metin Ebû Davud'un rivayeti."
Allahu Teâlâ hazretleri Efendimiz'in şefaatine erdirsin.
Tabii sefer duasını öğrenmiş olduk. Hz. Ali Efendimiz'in rivayet ettiği hadisten de Allah'ın celle celâlühû ve tebâreke ve teâlâ hazretlerinin Allahümmağfirlî zünûbî deyince kulunu sevdiğini de öğrenmiş olduk.
Allahümmağfirlenâ zünûbenâ, Allahümmağfirlenâ zünûbenâ, [Allahümmağfirlenâ zünûbenâ.]
Rabbenâ âtina fid'dünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr. Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mü'minîne yevme yekumü'l hisâb.
Sübhânekellâhümme ve bi-hamdik neşhedü en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke nestağfiruke ve netûbu ileyke.
Sübhâne rabbinâ rabbi'l-ızzeti ammâ yasifûne ve selâmün ale'l-mürselîne ve'l-hamdülillâhi rabbi'l-âlemîne el-Fâtiha.
08.12.1995 -
Kendisi İçin İstediğini
08.11.1996 -
Kabenin İçi Hakkında
