İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

08.11.1996 - Kabenin İçi Hakkında Bilgiler, 4.Murad Zamanında Kabe Tamiri

08.11.1996 - Kabenin İçi Hakkında Bilgiler, 4.Murad Zamanında Kabe Tamiri
Günün Sohbeti

08.11.1996 - Kabenin İçi Hakkında Bilgiler, 4.Murad Zamanında Kabe Tamiri

14.06.2021
15 dk 17 sn

Es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Size bugün Mekke-i Mükerreme ile ilgili, Mescid-i Haram ile ilgili bilgiler sunmak istiyorum. Kurak bir mevsim var, yağış da yok.

Sevgili dinleyiciler;

Burada çok güzel bir durumla, lütufla karşılaştık. Bazı dostlarımız, kardeşlerimiz, burada tanıdıkları olan kimseler aracı oldular. Dediler ki;

“Hocam, Kâbe-i Müşerrefe’nin içine girmek ister misiniz?”

Tabii canımıza minnet, hatta can feda! Kâbe-i Müşerrefe’nin içine girmek çok büyük bir lütuf!

“Hay hay…” dedik, bekledik ve nasip oldu.

Kapılar var, ilk önce tavaf edilen tarafında parmaklıklar var, askerler duruyor, o parmaklıklardan daha içeriye kimseyi sokmuyorlar. Oradan içeriye giriyorsunuz. Ayrıca bir kapı var, içerisi hiç görünmüyor. O kapının küçük bir gözleme penceresi var, açıyorlar, oradan kim geldi diye bakıyorlar. Kapıyı ona göre açıyorlar.

Biz oraya girdik, Kâbe-i Müşerrefe’nin Hatîm, Hicr-i İsmail kısmından ileriye doğru yürüdük. Rükn-ü Şâmî’den Rükn-ü Irakî’ye, Rükn-ü Irakî’den Rükn-ü Hâcer-i Esved’e doğru Hatîm’in içinden kuzey’den güney’e doğru yürüdük.

Kâbe-i Müşerrefe’nin kapısına bir rampa çıkış yapmışlar, oradan yavaş yavaş çıkılıyor. Yukarıya çıktık. Kâbe-i Müşerrefe’nin kapısı açık, elhamdülillah içeriye girdik. Kâbe-i Müşerrefe’nin şimdi ki ölçülerle 11-12 metre civarında olduğunu tahmin ediyorum. Ama eski ölçülerle 33 zirâ!

Mesela Hâcer-i Esved’den Rükn-ü Irakî’ye kadar Doğu cephesi olan, kapı olan kısım 33 zirâ. Öbür tarafı da; Rükn-ü Irakî’den Rükn-ü Şâmî’ye kadar o yarım daire şeklindeki kısım da 20 küsur zirâ.

Kâbe-i Müşerrefe’nin bir tarafı daha uzun. Kâbe’ye girdiğiniz zaman o kapının olduğu cephe öteki cepheye göre daha uzunca. Kâbe tam dört köşe değil, küp şeklinde değil. Biraz uzun, tabanı dikdörtgen şeklinde.

Kapıdan içeriye girdiğiniz zaman -ben heyecan içinde, gözyaşları içinde içeriye girdiğim zaman- içeri giriyorsunuz, girdikten sonra kapıya göre karşı tarafa doğru baktığınız zaman, ortada üç tane direk var; bir, iki, üç tane direk. Uzunlamasına olan kısımda… Kapının olduğu cepheye paralel olarak ortada üç tane direk var, yukarıya kadar çıkıyor. Başınızı yukarıya kaldırdığınız zaman yukarıda -benim gördüğüm- ahşap bir tavan var. Demek ki ilk önce beton döktüler, altını herhalde sağlamlaştırdılar, ahşap kapladılar. Direkleri de Hindistan’dan çok kıymetli ağaçlardan yapılmış getirilmiş, diyorlar.

Direklerin oturduğu kısmı çok sağlam vidalarla madenî bir tabla üstüne oturmuş. Galiba direk, doğrudan doğruya yere oturmasın, çabuk çürümesin diye altını madenî bir kaide yapmışlar. Ben sizlere anlatırım diye, hafızamda kalsın da kardeşlerime haber veririm diye o gözle baktım.

Kâbe’nin mekânının içinde üç tane direk var. Eskiden tavanı tutuyormuş. Belki şu anda tavanı tutmaya lüzum kalmadan tavan yapılabilirdi ama aynen o direkler muhafaza edilmiş. Etraf duvarları mermer. Benim eski kitaplarda okuduğuma göre eskiden de mermermiş, şu anda da mermer. Ama okuduğum kitaplarda duvarların tamamen mermer olduğunu, mermerlerin önüne de Kâbe’nin içinin Kâbe örtüsü, dıştaki siyah oluyordu. İçteki kısımların da Kâbe’nin örtüsünün perdelerle duvarlarının örtüldüğünü kitaplarda okumuştum. Daha önce girmiş olan arkadaşlarım da aynı şeyi söylüyorlar.

Köşeye rastlayan, duvar ile taban arasındaki kısımlar: Duvar kısmı 30-35 beş cm, tavan kısmı 70-80 cm koyu renkli, ceviz renkli, az damarlı bir güzel -yekpare gibi anlaşılıyor- çok güzel bir taşla çepeçevre. Başka evlerde süpürgelik dediğimiz kısım yeşil bir mermerle çevrilmiş. Onun üstü pembemsi sarı bir mermerle üç metre, belki dört metre kadar yukarıya çıkıyor; bunlar benim tahmini ölçülerim.

Yukarıda Kâbe’nin dört duvarını yine o yeşil mermerlerden bir kuşak 25 cm kadar çepeçevre dönmüş. Arasında yine bir metre kadar o açık sarı, pembemsi sarı, damarlı mermer var. Üstüne bir kere daha yine 25-30 cm.lik yeşil mermerle dönmüş. Yukarıda aralarında 70-80 cm mesafe bulunan iki tane 30 cm.lik kuşak var. Bu yeşil mermer kuşaklar aşağıdaki süpürgelik kısımdaki mermerlerle aynı.

Kabenin hep dışını gördünüz. Şimdi Kabe-i şerifin iç manzarasını anlatıyorum:

Altın kapıdan; insanların boyundan yüksek olan o yüksek kapı, bizim resimlerde sadece Kâbe’nin örtüsünü gördüğümüz, altın kapısını gördüğümüz dış tarafı. Kâbe-i Müşerrefe’nin kapısından içeriye girdiğiniz zaman içeride önünüze sıralanmış sağa doğru üç tane direk var. Etraf pembemsi bir sarı mermerle kaplı ama aşağıda ve yukarıda süpürgelik kısmı ve yukarıları yemyeşil, herhalde çok kıymetli bir mermerle örtülmüş.

Kapının tam karşısından yuvarlak bir dairevî -bir metre çapı kadar- bir daire içinde nesih yazıyla bir kitâbe var. Orada bilgiler verilmiş ama benim orada o yazıyı okuma imkânım olmadı. Zaten biraz gölge durumları vardı. Yazıyı pek okuyamadım. Herhalde Kâbe’yi tamir ettirmiş olan eskilerin kitâbesi olmalı. Sol tarafında bir levhada bir murabba var; Peygamber Efendimiz’in ismi filan yazılı, kûfî yazılı. Sağında tekrar bir yazı var.

Kapının olduğu duvarda da bir kitâbe gördüm.

Kapıdan girdiğimize göre sağ köşede, Rükn-ü Irakî’de yukarıya doğru bir döner merdiven var, paslanmaz çelik gibi pırıl pırıl bir şeyle kaplı duvarı da var, kapısından görünen bu. Kâbe-i Müşerrefe’nin içi böyle.

Tabii Kâbe’nin içine girmek çok büyük bir iş. Herkese nasip olmayan çok büyük bir nimet. Elhamdülillah Allah’ın nasip ettiği bazı kullar içeri girip Kâbe’nin içinde namaz kılma şerefine eriyorlar.

Oranın alt tarafı, o yüksek kısım normal mescidin seviyesinden iki metre kadar yüksek; herhalde Kâbe’nin eski malzemesi oraya konulmuş. Kıymetli mübarek malzeme. O dolgu, Türkiye’deki inşaatlarda bizim su basmanı dediğimiz şekilde orası dolu. Altı boş, bodrum değil.

Okuduğum kitaplara göre, Kâbe-i Müşerrefe’nin bu tamirden önce en büyük tamiri IV. Murad yapmış. IV. Murad zamanında Kâbe’nin etrafındaki dağlara çok büyük bir sel gelmiş. O kadar çok yağmur yağmış ki bardaktan boşanırcasına! Seller Harem-i Şerîf’i basmış ve kum, moloz getirmiş, Kâbe’nin duvarları çatlamış. Çok büyük bir afet olmuş. Mescid-i Haram’ın içi, Kâbe’nin etrafı, tavaf edilen yerler tavaf edilemeyecek kadar taşlarla, kütüklerle, kumlarla dolmuş.

Hatırımda yanlış kalmadıysa 1026, 1636 gibi bir tarihte oluyor. 1636 miladî, 1026 hicrî tarihte IV. Murad’ın zamanında bu afet olmuş.

Ahali derhal “Mukaddes mâbedde, Kâbe-i Müşerrefe’de hasar meydana gelebilecek kadar yağışlar oldu!..” diye padişaha haber göndermişler. Duvarları çatlamış, yıkılma tehlikesi göstermiş. Onun üzerine Mısır’dan Rıdvan Ağa isminde bir vazifeli gelmiş. Padişahtan haber gelinceye kadar ilk iş olarak içeriden molozları çekmişler. İki-üç ay içerideki çöpleri, kumları, taşları birikmiş olan şeyleri çekmişler. Demek ki o sellerden orası ne kadar dolmuş?! Tertemiz hale getirmişler. “Tamiri yapılsın.” diye padişahtan haber bekliyorlar.

Çünkü çok mühim bir şey! Kimse mübarek Kâbe-i Müşerref’imizin bir yerine dokunamıyor. Nihayet Mekke şerifine -Peygamber Efendimiz’in sülalesinden olan idarecisine- padişahtan “Yapılsın!” diye haber gelmiş, tahsisat gelmiş.

“Kim yapsın?” derken o ana kadar oralardaki hizmetleri çok güzel yaptığı için demişler ki;

“Rıdvan Ağa bu işi yapsın!”

Hakikaten Kâbe’nin tamiri işine Rıdvan Ağa devam etmiş. Daima oradaki alimlere, dört mezhebin temsilcisi olan Harem imamlarına meseleyi soruyormuş:

“Nasıl yapalım? Tahta perde yapmak caiz midir? Çalışma ne usullü olmalı?..” diye daima fetva alarak danışarak, istişare yaparak o tamiri yapmaya başlamışlar.

Biliyorsunuz, bir Şair Bâkî var. Osmanlılar’ın en büyük şairlerinden birisi şair Bâkî. Kanûnî devrinde yaşamış ve Harem-i Şerîf’te de vazife görmüş, oraları görmüş bir şair. Kadı aynı zamanda. Şair Bâkî bir kadı.

O şair Bâkî’nin bir temennisi var: Kâbe-i Müşerrefe’nin Doğu duvarı yine böyle sellerden zarar gördüğü zaman ta sahabe-i kirâmın devrinde Peygamber Efendimiz’den sonra Abdullah b. Zübeyr b. Avvâm’ın Mekke emirliği sırasında Haccac tarafından tamir edilmiş. Mekke emirini savaşarak şehit ettiği kişi, Hz. Aişe validemizin de [yeğeni] oluyor. O mübarek Abdullah b. Zübeyr b. Avvâm.

Hatta Haccac; şehri muhasara etti, mancınıklarla taş ve yanıcı maddeler attılar. Şehrin içinde yangınlar çıktı, Kâbe’nin örtüsü tutuştu, bir yerleri yandı. Tabii tamire ihtiyaç var. Haccac, kendi yaktığı o yanan yerleri tamir ettirmiş.

Bizim Osmanlı şairi de asırlar sonra oralara gittiği, oralarda kadılık vesair vazifesi yaptığı zaman demiş ki;

“Haccac gibi zalim bir insanın; Abdullah b. Zübeyr gibi cennetlik bir sahabinin çocuğunu şehit eden, Emevîler’e hizmet eden bir kimsenin, Kâbe’nin duvarını yapmış olması bana girân geliyor, ağır geliyor. İnşaallah, temenni ederiz ki onun yaptığı şeyleri tekrar yeniden salih insanlar yapsın!..” filan diye temenni ederken vefat etmiş gitmiş.

Sonra IV. Murad zamanında sel olunca, Kâbe-i Müşerrefe’nin temellerine, duvarlarına kadar bizim gördüğümüz yapısıyla taşları zayi edilmeden mevcut taşları kullanılarak [tamiri yapılmış.]

Sellerden telef olmuş kullanılmaz hale gelmiş taşların yerine, fetva alarak yeni taşlar da getirtmişler.

Kâbe’nin içindeki taşlarının her birinin kıymeti var! Hz. İbrahim aleyhisselam’ın yaptığı zamandaki taşlardan hiçbirisi tamirlerde hiç ziyan edilmemiş. Selde, çok büyük afetlerde sürüklenip gitmişse gitmiştir. Kullanılan kullanılmış, kullanılmayan da dolgu olarak su basmanı dediğimiz kısma [dolgu] yapılmış. Taşların her birisinin tarihî değeri var, dili olsa da söylese! "Hz. İbrahim aleyhisselam beni nereden getirtti, duvarın neresine koydu" diye kim bilir her taşın ne kadar mâcerâsı var.

Şimdi temeline kadar yıkılmış, benim okuduğum Mir’âtü’l-Haremeyn’in sahibi Eyüb Sabri Paşa diyor ki;

“Şair Bâkî’nin dediği, temenni ettiği, dua ettiği husus fazlasıyla tahakkuk etti!”

Sel almış, Haccac’ın duvarı değil bütün öbür duvarlar da hepsi temeline kadar çatladığı için Rükn-ü Irakî’den filan taşları sel götürmüş. O zaman çok muazzam afet olmuş. O zaman her tarafı köküne kadar indirilmiş ve bugünkü bina IV. Murad zamanında, 1636’larda yapılmış.

Yanımda tarih kitabı yok. Nihayet bende umre yapan kimseyim. Elimi, kolumu sallayarak kitaplar olmadan geldiğim için bu kadar söyleyebiliyorum.

1600 küsur tarihlerinde IV. Murad’ın; Bağdat’ı komşu devletlerin eline geçmişken tekrar Osmanlı’ya katan, içkiyi yasaklayan sert tedbirler koyan IV. Murad’ın eseri. Bugünkü haline göre en son önemli tamir bu.

Ondan sonra ufak tefek sel gelmiş, şurasına biraz hasar vermiş; küçük tamirler olmuş ama yıkılıp da duvarlarının tekrar yapılması IV. Murad’ın zamanında. Bizim gördüğümüz duvarlar, bu şekliyle bu taşlar IV. Murad zamanının eseri.

İmamın namaz kıldığı yerde meyilli, oraya Kâbe’nin şadırvanı deniliyor. Şadırvan deyince biz ayrı bir yerde abdest alma yeri diye düşünürüz. Kâbe’nin şadırvanı demek; temeline yakın yerde Kâbe’den dışa doğru çıkık, biraz meyilli bir kısmı var, orada halkalar var. Kâbe’nin örtüleri iplerle o halkalara bağlanıyor. Kâbe’nin şadırvanı denilen kısım orası.

İmam da Makâm-ı İbrahim’in önünde sabah namazlarında, akşam, yatsı namazlarında, vs.de Kâbe’ye doğru namaza durup Allahu Ekber diyor. Yalnız imamlar, güneş dolayısıyla yalnız öğleyin, müezzin mahfilinin altında namaz kılar. İmamların namaz kıldığı o yerin hemen solunda bir kitâbe var. Eller çok sürüldüğü için yazıları biraz aşınmış. Sanıyorum o IV. Murad zamanın tamir kitâbesidir. Taşlar, o inşaat IV. Murad zamanında…

Allahu Teâlâ hazretleri sizleri iki cihan saadetine erdirsin. Hem dünyada hem âhirette aziz ve bahtiyar olun. Temenni ederim ki Allahu Teâlâ hazretleri sizlere de hem zenginlik, hem sıhhat afiyet versin.

Es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA