İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

08.12.1995 - Mizah ve Şakanın Ölçüsü

08.12.1995 - Mizah ve Şakanın Ölçüsü
Günün Sohbeti

08.12.1995 - Mizah ve Şakanın Ölçüsü

11.10.2026
14 dk 40 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîren tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li celâli vechihî ve li azîmi sultanih. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn.

Emmâ ba'd:

Lâ yebluğu abdün sarîha'l-îmâni hattâ yedea'l-mizâha ve'l-kezibe ve yedea'l-mirâe ve in kâne muhikkan.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl diyoruz. Yani "Resûlullah Efendimiz ne söylemişse hak söylemiştir. Sözleri nasıl rivayet edilmişse, yakın veya tam, ağzından çıktığı şekliyle sözü haktır." diye tasdik etmiş oluyoruz, Kur'ân-ı Kerîm'den bir âyet-i kerîme okuyunca sadakallâhü'l-azîm dediğimiz gibi...

Burada Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

"Bir kul -yani bizler, biz insanlar- imanın sarahatine, açıklığına, tam, pırıl pırıl, âşikâr, şeffaf, gerçek, ayan beyan bir imana ulaşamaz şunları yapmadıkça..." Hattâ yedea'l-mizâha ve'l-kezibe ve yedea'l-mirâe ve in kâne muhikkan.

Üç şey sayıyor.

Birincisi ne?

Hattâ yedea'l-mizâha. "Şakayı, mizahı bırakmadıkça."

İkincisi; ve'l-kezibe. "Yalanı bırakmadıkça."

Mizahı ve şakayı bırakmadıkça imanın sarih, apaçık, apâşikâr derecesine ulaşamaz.

İkinci bir cümlede, fiili tekrar ederek buyuruyor; ve yedea'l-mirâe ve in kâne muhikkan. Mira' da, mümârat, mira' münakaşa demek, karşılıklı çekişip söz söylemek, münakaşa etmek demek. Bunları bırakmadıkça bir insan imanın pırıl pırıl, apâşikâr derecesine ulaşamaz.

Birincisi mizah.

Muhterem kardeşlerim!

Mizah deyince önünüze belki aylık, haftalık mecmualar gelir, karikatürlerle, çizgilerle dolu olan mecmualar gelebilir. Belki gazetelerin köşelerinde güldürü için çizilmiş resimler, söylenmiş sözler hatırımıza gelebilir.

Evet, insanoğlunun tabiatında var bu; gülmek de istiyor güldürmek de istiyor. Pek çok kimsenin de kendisini beğendirme metodu diyelim, yani başkaları kendisini beğeniyor sanır. Güldürmek yoluyla başkalarının gülmesinden o kendisinin beğenildiğini sanır, güldürmeye çalışır. Güldürecek işler yapmaya çalışır. Güldürecek sözler, hareketler yapmaya gayret eder. Karşıdaki de güler ama bu gülme o güldüren kimsenin derecesini yükseltmez çok kere; alçaltır, küçültür. Evet, insan güler ama, söze güler ama karşısındaki insan da neticede palyaço gibi, berideki adamı güldürecek bir şey yapmış olan basit bir insan seviyesine düşebilir.

O bakımdan insanın ana gayesi güldürmek olmamalı; karşı tarafı kah kah kah, kih kih kih güldürmek olmamalı. Yani biz hokkabaz değiliz ki. Güldürmek ana gaye olmamalı. Bir de insan güldüreceğim derken öyle sözler söylüyor ki... Fıkraları, söylenen sözleri, yapılan işleri hatırlayın... Mesela diyelim ki bir arkadaşına şaka yapacağım diyor, o arkadaşının kalbini kırıyor. Yazık, yani dargınlığına sebep oluyor. "Evet, sen mizah yaptın ama sana kırıldım." diyor, artık bir daha konuşmayacak duruma gelebiliyor. O adamcağızı belki küçük duruma düşürüyor.

"Şaka yaptım."

"Şaka yaptın ama böyle şaka olur mu?" diye öbür taraf üzülüyor.

Bazen bu mizah dediğimiz şeyde, içinde, yani söylenen sözün kendisinde çok büyük hatalar, çok korkunç günah olabilecek düşünceler ve fikirler olabiliyor. Mesela adam cennete girmiş de... Hâlbuki daha dur bakalım, kıyamet kopmadı, cennete gireni, girenin durumunu filan bildiğinden söylemiyor bu mizahı yapan kimse... Cennete girmiş de, orada hep böyle sofuları elinde tespihler , sakallı insanları filan görmüş, beğenmemiş de; cehenneme gitmek arzu etmiş de, bir çaresini bulmuş, dilekçe vermiş de bilmem şöyle olmuş böyle olmuş…

Böyle bir konu seçilir mi? Böyle bir konu güldürüye konu olarak alınır mı?

Yalan üzerine bir kere, bir. İkincisi, söylenen sözler cenneti küçük düşürücü, cenneti insanların gözünde "güzel değilmiş" sandırıcı, o kanaate götürücü, cehennemi hafife almayı ifade eden bir şey oluyor. Sonunda bir şey söyleyecek, herkes gülecek. Böyle konu -cennet cehennem- olur mu? Veyahut bilmem Oflu Hoca şöyle yapmış, böyle yapmış... İşte daha başka müstehcen şeyler, vesaire.

Peki, tamam bunlar gerçekten içi müstehcen olduğu için güzel değil, içindeki fikirler yanlış olduğundan güzel değil, dine imana zarar verici olduğundan güzel değil. Çünkü sözler çok önemli; insan bazen söylediği bir sözden dolayı cehennemin uçurumuna uçar gider, yuvarlanır gider. Yani yukarıdan aşağı uçar, cehennemin derinliklerine doğru düşer gider.

"Hiç şaka yok mu İslâm'da?"

Var.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz gülmüş ama "Onun gülüşü tebessümdü." diye rivayet ediliyor. Öyle kahkaha ile gülmemiş. Demek ki ölçülü.

Peygamber Efendimiz şaka yapmış. Evet ama latife yapmış. Bakın şaka ile latife arasında fark var. Efendimiz latife yapmış fakat latifelerinin bir özelliği var; doğru olarak yapmış, doğru söylemiş. Yani söylediği söz itibariyle sözün içinde yanlışlık yok. Ağzından çıkan söz doğru ama karşı tarafa latife, onun hoşuna gidecek, latif gelecek, onun hoşuna gidecek, sonunda tebessüm etmesine sebep olacak bir söz. Efendimiz bu tarzda latife yapmış. Böyle olunca tabii olabilir, arada böyle tatlı sözlerin olması lazım. Onun için büyüklerimiz demişler ki; "Latife latif gerek." Yani yaptığı şakanın latif olması lazım, kaba saba, çirkin olmaması lazım, günah deryasına insanı düşürecek, ateşte cayır cayır yakacak cinsten olmaması lazım, karşı tarafın kalbini kırmayacak tarzda olması lazım. Yani sen bir şaka yapıyorsun ama mecliste onu küçük düşürüyorsun, onun da kalbi kırılıyor. Hâlbuki kalp kırılması doğru değil.

Demek ki her şeyi kıvamında tutmamız lazım, belli bir ölçüde olmamız lazım.

İkincisi, yalanı bırakması lazım. Mizahla beraber yalan kelimesi peş peşe kullanılmış. Peygamber Efendimiz "Mizahı, şakayı ve yalanı bırakmadıkça insan hakiki imana, imanın sarâhatine ulaşmaz." demiş oluyor.

İnsanlar söz söylerken şaka olsun diye yalan söylüyorlar. Bazen de şaka olsun diye değil, doğrudan doğruya karşısındakini aldatıp işini yürütmek için hilâf-ı hakikat, gerçek dışı sözler, işler yapıyorlar. İslâm'da bunların hepsi yasak. Mesela en günahı mahkemede yalancı şahitlik. Çünkü adaletin tecellisini saptırıyor, engelliyor, hâkimi şaşırtıyor. Hâkim şahitlere göre hüküm verecek. "Evet, ben böyle gördüm." diye yalancı şahitlik yapınca haksız insan haklı çıkıyor, haklı insan hakkını alamama durumuna düşebiliyor. Böyle yalanlar toplumu mahveden, sonucu itibariyle en kötü olan yalanlar. Ticarette yalan, karşısındaki insanı aldatmak, yalan yere yemin etmek, hileli mal satmak vesaire, onu iyi göstermek, kusurunu saklamak... Bunlar da neticede bir insanın aldanmasını sağladığı için kul hakkını getiriyor, onlar da fena. Bir de iki insanın arasını bozabilir, toplumda iyi şeylerin gelişmesini engelleyebilir.

Yalancı insanla yola çıkılmaz. Söylediği söze güvenemezsiniz. Güvenirsiniz, sonunda mahçup olursunuz.

"Hay Allah, adama güvendim ama yalanmış. Bundan sonra bir daha senin dediğine inanmayacağım."

Hani derler ya;

"Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış."

Niçin inanmıyor?

Yalancının evi, işte, cayır cayır yanıyor. O daha önce çok yalan söyledi, halk yalanlarını denedi, gördüler ki doğru değil; bir defa inandılar, iki defa inandılar, üç defa beş defa inandılar; adam meslek edinmiş yalanı, "Bundan sonra inanmayız." dediler. Bu sefer "Evimde yangın çıktı." diye bangır bangır bağırınca da "Yine yalan söylüyor, bizi kandıracak." diye inanmadılar.

Demek ki yalanın her çeşidini bırakmalıyız. Bir de şaka olsun diye yalan oluyor.

"Tamam tamam, yalan söyledim, kandırdım seni, şaka olsun diye."

Bu da doğru değil. Şakanın yalanla yapılanı, karşısındakini kandırma şekli. Bu da doğru değil. Belki hadîs-i şerîfte böyle şakanın arkasından yalan gelmesi, böyle sözle şaka yapacağım derken yalan söylemenin de doğru olmadığını ilk başta aklımıza getiriyor. Demek ki latife yapacak, şaka bile yapacak olsak yalanla yapmamamız lazım. Sözün esas itibariyle yapısı doğru olması lazım.

Hadîs-i şerîfin öbür cümlesine geçelim:

Ve yedea'l-mirâe ve in kâne muhikkan."Haklı bile olsa münakaşayı bırakma olgunluğunu gösteremedikçe..."

Bu da şöyle sevgili dinleyiciler, aziz kardeşlerim, değerli müslümanlar:

İnsanlar arasında münakaşalar çıkıyor.

"O öyledir, bu böyledir."

"Hayır, o öyle değildir, böyledir."

Değdi mi değmedi mi? Uçtu mu uçmadı mı?..

Hani kayanın üzerinde uzakta bir karaltı görmüş iki köylü, birisi demiş ki;

"O dağ keçisi." Öteki demiş;

"Keçi oraya çıkamaz, o kartal."

İşte hayır keçiydi, kartaldı kavgaya, münakaşaya başlamışlar, işi sert götürmüşler. Sonunda o karaltı oradan uçmuş, kanatları var, ovada uçuyor. Havada uçtuğundan anlaşılıyor; birisi haklı, ötekisi haksız, keçi diyen haksız, kuş diyen haklı. Artık kavgada biraz da birbirlerini kırmışlar. Biri demiş ki;

"İşte bak uçuyor, kartal."

"Uçsa da keçi uçmasa da keçi!" demiş ötekisi.

Bu güzel bir şey. Hâlet-i ruhiyeyi anlatıyor. Bir insan kavgada bazen inatlaşıyor, artık uçan keçi olmaz, uçtuğuna göre kartal olduğu muhakkak ama "uçsa da keçi uçmasa da keçi" durumuna gelebiliyor.

Bu doğru değil.

İnsan haksızsa bir kere;

"Peki kardeşim, sen haklısın, özür dilerim, yanlış anlamışım. Tenevvür ettim, beni aydınlattın, benim bir yanlışımı düzeltin, Allah razı olsun." diye sevinmeli.

Çünkü hakikaten doğru sandığı bir şey aklında kalsaydı onunla yanlış birtakım işler yapabilirdi. Yanlış olduğunu arkadaşı anlattı, teşekkür borcu var. Bu böyle. Bir münakaşada kendisi haksızsa zaten kabul edecek, teşekkür edecek, özür dileyecek, "Tamam kardeşim, sen haklısın." diyecek. Bu olgunluktur ve işin, nezaket kaidelerinin birisi de budur. İnsan hakkı kabul edecek, "tamam" diyecek, "teşekkür ederim" diyecek, "Ben yanılmışım ama ne kadar güzel, beni bilgilendirdin, sağ ol, var ol." diyecek, tatlı bir ahbaplık kardeşlik devam edecek.

Yumuşak bir tarzda haklı olduğunu ifade ettikten sonra terk edeceksin. Mira', münakaşa sonunda muhabbeti bozacak dereceye gelmemeli. Karşı taraf anlarsa anlar. Siz haklısınız, kibarsınız, daha bilgilisiniz ama karşı taraf cahillik ediyor, "peki peki" diyeceksiniz, işi uzatmayacaksınız, cahile uymayacaksınız, işi kavga noktasına kadar getirmeyeceksiniz. Çünkü o nokta daha fena, haklı olduğunu ispat etmekten, haklılıkta ısrar etmekten sonunda kavga çıkması daha fena. Binâenaleyh, "Yâ Rabbi, sen bu işin aslını biliyorsun" deyip içinden "fesubhanallah" deyip tatlı bir şekilde çekilebilir.

Bunlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in üç güzel tavsiyesi. İnşaAllah bundan sonraki hareketlerimizde ve konuşmalarımızda bunlara riayet edelim. Efendimiz’ in bu tavsiyesini tutalım sevgili kardeşlerim. Bunları böyle yaptığınız zaman imanın pırıl pırıl, sarih, parlak, apâşikâr derecesine ulaşacağız, imanımız kuvvetlenecek. Yalanı bıraktığımız, şakayı bıraktığımız zaman, haklı da olsak münakaşayı tatsız bir noktaya getirmeden bırakabilecek bir fazilet, olgunluk gösterdiğimiz zaman.

Bunları niçin yapıyoruz?

Allah rızası için yapıyoruz. Böyle kendimizi kontrol ede ede bunun imanımıza faydası olacak. İmanımız sarih bir iman olacak.

Sarih ne demek?

Yani âşikâr, belli, pırıl pırıl, tereddütsüz,tam bir iman haline gelecek. Bu güzel huylara devam edelim.

Allah hepimizi iyi Müslüman olmaya muvaffak eylesin, arif Müslüman eylesin, insan-ı kâmil olmayı, huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA