08.12.2000 - Cennete Götürecek Üç Şey

08.12.2000 - Cennete Götürecek Üç Şey
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Huzeyfe el-Yemânî radıyallahu anh buyurmuş ki;
Esnedtü'n-nebiyye sallallâhu aleyhi ve selleme ilâ sadrî, fe-kâle: Men kâle lâ ilâhe illallâhu hutime lehû bihâ dehale'l-cennete ve men sâme yevmen ibtiğâe vechi'llâhi hutime lehû bihî dehale'l-cennete ve men tesaddaka bi-sadakatin ibtiğâe vechi'llâhi hutime lehû bihâ dehale'l-cenneh.
Bu hadis-i şerifi Ahmed b. Hanbel rivayet etmiş. İsnadı için lâ be'se bih "uygun sayılabilir bir isnad" demiş. İsbahânî'nin rivayetine göre ise;
Yâ Huzeyfe, men hutime lehû bi-sıyâmi yevmin yürîdü bihî vecha'llâhi azze ve celle edhalehu'llâhu'l-cenneh. buyurmuş.
Şimdi hadîs-i şerîfin okuduğumuz metninin mânasını nakledeyim. Huzeyfe radıyallahu anh buyuruyor ki;
Esnedtü'n-nebiyye sallallâhu aleyhi ve selleme ilâ sadrî. "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i göğsüme yaslandırttım."
Artık bu nasıl bir yerde, kalabalık bir yerde mi, camide mi, ne şekilde olmuşsa Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i kucakladığını mı söylemek istiyor. "Resûlullah'ı göğsüme yaslandırdım." diyor. Sarılmış olabilir.
Peygamber Efendimiz o zaman buyurmuş ki;
Men kâle lâ ilâhe illallah. "Kim 'lâ ilâhe illallah' derse... "
"Alemlerin Rabbi, yeri göğü, ins ü cinni, arş u ferşi, felekleri, melekleri yaratan Allah var; şerîki, nazîri yok. Bir tek, vâhid. Oğul edinmiş değil ve ortağı, şerîki yok." demek.
Hutime lehû bihâ. "Bu sözle hayatı mühürlenirse, ruhunu öyle teslim ederse, lâ ilâhe illallah demişken o söz üzere ölürse." Dehale'l-cenneh. "Cennete girer."
Büyük bir müjde! Elhamdülillah, her zaman söylüyoruz; lâ ilâhe illallah sözü çok önemli ve onun ifade ettiği anlam çok önemli:
"Yeri göğü yaratan, ins ü cinni yaratan, alemlerin Rabbi Allah'ın bir olduğu, şerîki nazîri olmadığı... Vardır, birdir, şerîki nazîri yoktur. Her yerde hâzır ve nâzırdır. Gözler onu göremez ama o gözleri de, gönülleri de, kafanın içini de, geçmişi de, geleceği de, her şeyi bilir, her şeye kâdirdir."
Batılılar felsefe kitaplarında "aşkın varlık" diyorlar, müteâlî demek. İslâm'ın anlattığı o güzelim Allahu Teâlâ hazretleri'nin, yüce Mevlâ'nın, müteâlî Mevlâ'nın varlığını birliğini anlamak çok önemli.
Allahu Teâlâ hazretleri evlenmemiştir, hanım edinmemiştir; hanımla düğün, dernek, gerdek olup da oğul edinmemiştir. Bunların hepsi çok cahilce, çok yanlış ve Kur'ân-ı Kerîm'de beyan edildiğine göre, çok büyük zulüm olan, çok korkunç sözlerdir. Gerçeğe çok aykırıdır.
Lâ ilâhe illallah deyip de o söz ile ömrü mühürlenen, kapanan, biten cennete gider. Tamam, diyoruz ve diyeceğiz; çoluk çocuğumuza da bu inancı öğreteceğiz ve çok önemli olduğunu da vurgulayacağız:
"Aman evladım, aman yavrum! Lâ ilâhe illallah çok önemlidir, Aman, bu inançtan ayrılma! Aman misyonerlerin çalışmalarına, gazetelerin, radyoların, filmlerin, dergilerin yaldızlı, boyalı, aldatıcı neşriyatın aldatmalarına kanma, aman aldanma! Aman imandan ayrılma! Aman lâ ilâhe illallah'ı, tevhidi, Allah'ın varlığı, birliği inancını sımsıkı belle ve sımsıkı benimse!"
Hz. Âdem'den itibaren bütün peygamberler, Nuh aleyhisselam, İbrahim aleyhisselam, Mûsâ aleyhisselam, İsâ aleyhisselam... Hepsi lâ ilâhe illallah demişlerdir ve onu öğretmişlerdir. Başka başka inançlar, insanların sonradan çıkarmalarıdır. Putlar ve put edindikleri, tapındıkları diğer âciz, bîçare, hiç değeri olmayan, gücü kuvveti olmayan yaratıklar, şeytanın kandırmasıyla kendi akıllarından ortaya koydukları şeylerdir.
"Aman evladım, bu lâ ilâhe illallah, hayatın en önemli işidir. Aman bunun üzerinde yaşa, aman bununla ruhunu teslim etmeye dikkat et! Aman lâ ilâhe illallah muhammedün resûlullah inancından ayrılma! Aman bu inancının gereği olan ibadet ve taati yapmaktan geri durma! Çünkü dünya ve âhiret saadetinin kaynağı budur. Hem dünyadaki mutluluğun, hem âhiretteki ebedî saadetin kaynağı budur. Hem dünyadaki düzgünlüğün, dürüstlüğün, düzenliliğin, faydalılığın, mutluluğun kaynağı budur. Hem anarşinin yok edilmesi, hırsızlığın, hortumlamanın, arsızlığın, yüzsüzlüğün, gaspın, çeteciliğin vesairenin engellenmesinin, kötülüklerin def edilmesinin çaresi İslâm'dır; iyiliklerin celbinin, kazanılmasının, elde edilmesinin vasıtası İslâm'dır. Aman lâ ilâhe illallah tevhid inancından ayrılma!" diye vurgulayacaksınız, nakşedeceksiniz.
Gönüllere, zihinlere lâ ilâhe illallah'ı nakşedeceksiniz. Hem kendi gönlünüze, hem de çoluk çocuğunuzun, eğitimiyle sorumlu olduğunuz evlatlarınızın kafalarına, gönüllerine, kalplerine, göğüslerine lâ ilâhe illallah'ı yazacaksınız.
Onun için bu Tevhid devresinde her muvahhid, yani lâ ilâhe illallah'çı müslüman, üzerine düşen görevi yapmalı! Yazmalı, çizmeli, konuşmalı, çalışmalı, parasını Allah yoluna sarf etmeli! Bunu herkese öğretmeliyiz.
Huzeyfe radıyallahu anh, göğsüne Peygamber Efendimiz'i çekmiş, bağrına basmış da, Peygamber Efendimiz de ona bu müjdeli sözü buyurmuş:
"Lâ ilâhe illallah deyip de, ömrü bununla kapanan cennete girer."
Çok güzel!
Allah bizi böyle lâ ilâhe illallah deyip yaşayan, lâ ilâhe illallah diye diye ruhunu teslim eden mü'min-i kâmil, muvahhid-i hakîkî müslümanlardan eylesin.
Peygamber Efendimiz'in ikinci cümlesi ne?
Ve men sâme yevmen ibtiğâe vechi'llâhi hutime lehû bihî dehale'l-cenneh.
İşte rivayetin bu kısmı, Ramazanımızla, orucumuzla ilgili cümlesi.
Efendimiz diyor ki;
"Kim bir gün Allah'ın zât-i pâki için rızasını kazanmak maksadıyla, onun vereceği sevabı düşünerek oruç tutarsa ve bu oruçla ömrü kapanırsa, oruçluyken, o oruç üzere ölürse dehale'l-cenneh cennete girer."
Bu; Allah rızası için oruç tutmak, ibtiğâe vechi'llâh, Allah'ın vech-i pâkini, zât-i pâkini, rızâ-ı şerîfini kazanmak niyetiyle oruç tutmak. Gösteriş, riya veyahut daha başka maddî veya süflî sebeplerle değil. Kimisi zayıflamak için perhiz gibi filan düşünüyor.
Niyet ne olacak?
Cenâb-ı Mevlâ'nın rızasını kazanmak olacak.
"Öyleyken, oruçluyken, o hâliyle ölürse."
Hutime lehû bihî. "Ömrü bununla mühürlenir, kapanır, biterse." Dehale'l-cenneh. "O da cennete girdi, demektir."
Dehale, "Girdi." demek.
"İlerideki bir şey girdi." sözüyle ifade edilince, bu işin kesinliğini gösteriyor; "Mutlaka girer. Muhakkak girdi." demektir.
Peygamber Efendimiz üçüncü bir müjde daha buyurmuş; onu da açıklayalım:
Ve men tesaddaka bi-sadakatin ibtiğâe vechi'llâhi hutime lehû bihâ dehale'l-cenneh. "Kim Allah rızası için, 'Allah hoşnut, razı olsun.' diyerek, rızâ-i bârî için, hâlis muhlis bir niyetle bir sadaka verirse, birisine maddî iyilik ihsan ederse, bağışlarsa ve bu sadakayı verdiği gün ölürse, son ameli bu olarak Allah ruhunu kabzederse, ömrü onunla mühürlenirse; o da cennete girer."
Tabi bu sadakada miktar zikredilmiyor. En aşağı haddi, sınırı, hududu yok. Çünkü dedelerimiz -Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsınlar, makamları âlâ olsun- ne güzel söylemişler:
"Az veren candan, çok veren maldan!"
Az veren de, fakir olduğu halde veriyor.
Neden veriyor?
Fakir, kendisinin ihtiyacı var; inancından veriyor, samimiyetinden veriyor. Onun azıcık vermesi çok kıymetli; çünkü o onu verdiği zaman yanında bir şey kalmayacak. Ötekisi çok zengin olduğundan, onun on katını, yüz katını verse bile, yine arkada bir sürü malı mülkü var. Berikisinin fedakârlığı daha fazla.
Fakirin fedakârlığı, yoktan vermek veya az olandan vermek veyahut kendisinin bayağı bir ihtiyacı varken çıkarıp vermek çok kıymetli.
Medine-i Münevvere'deki Müslümanlar, Mekke'den gelen kardeşlerini bağırlarına bastılar, onlara ikram ettiler, kolaylık gösterdiler, misafir ettiler.
Kur'ân-ı Kerîm'de onların medh ü senâsı nasıl geçiyor? Allahu Teâlâ hazretleri nasıl anlatıyor?
Ve yü'sirûne alâ enfüsihim ve lev kâne bihim hasâsah. "Kendisi muhtaçken, kendisinin zaten ihtiyacı varken, kardeşini kendisine tercih ediyor da ona veriyor."
Kendisi yemiyor, yediriyor; giymiyor, giydiriyor.
İşte bu samimiyetin, ihlâsın, imanın, imandan doğan uhrevî kardeşliğin bir sonucudur. Mü'min insanlar yemez, yedirir; giymez, giydirir. Dünya ehli insanlar bunu anlayamaz.
Rabbimiz bizi korusun. Tevfîkini refîk eylesin. Yolunda daim eylesin. Ve şu güzel günlerin güzelliklerinden, mükâfâtlarından, feyizlerinden, mânevî ikramlarından nasipleri bizlere çok çok ihsan eylesin, payları bize çok çok versin.
Bugünlerden istifade edip kâmil müslüman olmayı, kalp gözü açılmış, gerçekleri gören, olgun, kâmil, yetişmiş, ham tarafı kalmamış, güzel müslüman olmayı, güzel hareketler yapmayı nasip etsin.
Tabi insan inanacak, salih amel işleyecek, ihlâsla işleyecek.
Bir şeyler öğrendikten sonra asıl sonuç nedir?
O öğrendiklerini uygulamaktır. Onları hayatında uygulayıp, İslâm'a faydalı olup, ömrünü Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına uygun geçirip, huzuruna sevdiği kullar olarak varmayı, Allah cümlemize nasip eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
09.05.1997 -
Allaha İnanıyoruz, Kitaba,
08.12.1995 -
Mizah ve Şakanın
