09.05.1997 - Hz. Ömer, Evlilik, Mutasavvıf Olmak, Peygamberimiz Zamanında Tasavvuf, Mürşide Hürmet

09.05.1997 - Hz. Ömer, Evlilik, Mutasavvıf Olmak, Peygamberimiz Zamanında Tasavvuf, Mürşide Hürmet
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn.
Emmâ ba'd:
Muhterem kardeşlerim!
Hz. Ömer Medine-i Münevvere'de geceleri devriye gezerdi...
Devlet başkanı devriye gezer mi?
O gezerdi.
Devlet başkanlarının sırtüstü yatıp keyif çatıp [vakit geçirmesi] Peygamber Efendimiz'in zamanında yoktu.
Hz. Ömer kendisi devriye gezerdi. Emîrü'l-mü'minin idi, birisini gezdirtebilirdi. Hz. Ömer kendi yazısını yazacağı zaman devletin mumunu söndürürdü, kendi mumunu yakardı. "Ne olacakmış canım, işte devlet veriyor." demezdi!
Hz. Ömer sokaklarda dolaşırken, bir evin önünden geçerken ses duydu.
Annesi kızına bağırıyor:
"Kızım!"
"Evet anne, ne var?"
"Demin bakraca sütleri sağmıştın ya, onun içine biraz su kat."
"Ama anne, emîrü'l-mü'minîn, hâlife 'Sütlere su katmayın, ne sağdıysanız onu satın!' demedi mi?.."
"Canım, kızım, şimdi bırak, gecenin yarısında evin içinde Halife Ömer nereden bilecek?"
Ama Allah, Halife Ömer'i dışarıya getirtti, o bu lafları duyuyor.
"Anne, Halife Ömer bilmiyor ama Allah görmüyor mu?"
Dikkat edin; kız annesinin sözünü dinlemiyor. "Anne, emîrü'l-mü'minîn -Halîfe-i Resûlullah Ömerü'l-Fâruk radıyallahu anh- 'Süte su katmayın!' dedi. Allah'ı kandıramayız. Hz. Ömer görmese bile olmaz, ona hıyanet etmek yakışık almaz." diyor, annesinin sözünü dinlemiyor.
Bak, kız nasıl yetişmiş, İslâm nasıl terbiye etmiş!
Nasıl oldu bu?
Peygamber Efendimiz halkın arasındaydı, onlarla konuşuyordu, imanı öyle öğretiyordu.
Hz. Ömer o evi peyledi, işaretledi, kafasına koydu; "Şu sokağın ucundaki şu ev..."
Ne yaptı ertesi gün?
O evin kapısını çaldı; "Allah'ın emriyle Peygamber'in kavliyle bu evin kızını oğluma istiyorum!" dedi.
Kızı görmedi, kızın boyunun ölçüsünü bilmiyor, enini boyunu bilmiyor, saçının gözünün rengini bilmiyor.
İbret alın, dikkat edin!
Şimdi, fabrikadan mal sipariş eder gibi, mal alır gibi kız ararken; "Adı Hatçe olsun, gözü gökçe olsun, malı çokça olsun, aklı kıtça olsun..." bir sürü şart sayıyorlar.
Bak, hiç kızı görmedi. Görmedi ama akşam kızın "Allah duymuyor mu, Allah bilmiyor mu?" dediğini duydu. "Bu evin kızını oğluma istiyorum!" dedi.
Ya sakat idiyse kız?.. Ya çok çirkin idiyse, ya kambur idiyse, ya topal idiyse, ya çolak idiyse, ya hasta idiyse?..
Olsun, takvâsı var ya, Allah'tan korkuyor ya... Allah Kur'an'da "Allah'tan korkun!" diye emrediyor, o da Allah'ın emrini tutuyor.
"İşte bana öyle gelin lazım." diye hiç bakmadan, hiç sormadan o kızı oğluna istedi.
Aldı da... Kızı aldı. Sonra o kızdan torunları oldu. Sonra o kızın bir torunu, Ömer b. Abdülaziz oldu. O kızın torunu mudur, torununun nesidir bilmiyorum, ondan Emevî saltanatında Ömer b. Abdülaziz var ya, o doğdu. Ömer diye adlandırılması da dededen dolayı. Dede Ömer'den dolayı "Ömer" adını alıyor. O takvâ ehli kadından Ömer b. Abdülaziz doğdu, o da tarihe nam saldı. Mütevâzı yaşadı. Hazinenin parasını almadı. Fakirâne yaşadı. Çok güzel hizmet etti.
Allah şefaatlerine erdirsin.
İslâm böyle değiştiriyor.
Peygamber Efendimiz'in zamanında bunlar vardı. İşte mutasavvıflar bu yolda yürüyorlar. Peygamber Efendimiz'in zamanında saltanat yoktu, giyim yoktu, şatafat yoktu, yalan yoktu, dolan yoktu; onların hepsi var şimdi. İlgililer böyle olun, böyle olun…diye uzun uzun saymak akıllarına sığmazsa, yetmez, kısaca mutasavvıf olun desinler. Tasavvuf yoluna, takva yoluna gelin desinler.
Allah cenneti kimler için hazırlamıştır?
Müttakî kullar için, takvâ ehli kullar için hazırlamıştır. Öyle dünyaya dalıp da, günahları işleyip de, şatafatla ömür sürüp de Allah'ın huzuruna âsi, mücrim kullar olarak çıkanlara değil; cenneti müttakî kullarına hazırlamıştır.
Uiddet li'l-müttakîn. "Cennet müttakîlere hazırlanmıştır."
Ve'l-âkıbetü li'l-müttakîn. "Hüsn-ü âkıbet müttakîler içindir."
Yol, takvâ yoludur. Bir takvâ yolu vardır, bir fetva yolu vardır, bir de şeytanın yolu vardır. Şeytanın yolu cehenneme götürür. Fetva yolu te'vile götürür, ihmale götürür, az yapmaya götürür. Takvâ yolu insanı sağlam yoldan cennete götürür. Tasavvuf, takvâ yoludur.
Onun için, herkes eğri otursun, doğru düşünsün, doğru söylesin! Resûlullah'ı iyi tanısın, İslâm'ın özünü, ruhunu iyi anlamaya çalışsın!
Biz kesin olarak söylüyoruz:
"İslâm'da olmayan hiçbir şeyin iddiacısı değiliz, peşinde değiliz. Ama Kur'an'da ne varsa gelin onu yapalım. "
Peygamber Efendimiz zamanında sigara var mıydı?
Peygamber Efendimiz nasıl ashâbını aile gibi, hayatın içinde, onlarla beraber yaşayarak yetiştirdiyse, öyle yetiştirmek lazım geldiğinden şeyh de müritleriyle o haldedir.
Peygamber Efendimiz sohbet yoluyla insanları yetiştiriyordu.
Ne demek sohbet?
"Yârenlik etmek" demek değil. Sohbet; "arkadaş olmak, hayatı beraber sürmek, yaşamak" demek.
Her şeyini söylerdi. Kusurlu gördüğü her şeyi söylerdi.
Peygamber Efendimiz'in sözleri; -hadîs-i şerîfler- kavlî sünnet. Hareketleri de sünnet; "Peygamber Efendimiz böyle yapardı." Fiilî sünnet. Yanında bir şey yapıldığı zaman "yanlış" dememişse, o da sünnet. "Resûlullah'ın yanında biz böyle yaptık, bir şey demedi; demek ki mahzuru yok." Buna ne derler? Bu sünnetin adı ne?
Takrîrî sünnet. Susuyor, bir şey demiyor. Çünkü Resûlullah yanında yanlış bir iş yapılınca susmazdı; "Böyle şey yok, yapmayın!" derdi, söylerdi. Demek ki susmuşsa mahzuru yok da ondan susuyor.
Peygamber Efendimiz'in yanına geldiler. Kızlar da orada bayram münasebetiyle eğleniyorlardı, Hz. Ömer geliyor diye hepsi bir tarafa kaçıştı. Peygamber Efendimiz müsaade ediyor, demek ki olabilir. Peygamber Efendimiz; "Dokunmayın!" dedi.
Müsaade ettiği kadar olur, müsaade ettiği şekilde olur. Susuyorsa takrir, yani uygun görmüş, yanlış olmadığına karar vermiş, ondan susuyor. Ama yanlış bir şey olduğu zaman söylerdi; "Hayır, böyle yapma!" derdi.
Yolda gidiyorlardı. Bir kadın üzücü bir olayla karşılaşmış, bir vefat olmuş, bir felakete musibete uğramış; bangır bangır bağırıyordu, saçını başını yoluyordu. Peygamber Efendimiz onun yanına gitti, dedi ki;
"Böyle yapma, sabırlı ol."
Yanlış yaptığı için söylüyor.
"Sen benim başıma gelen felaketin ne kadar büyük olduğunu biliyor musun?" [dedi,] yine zırıltıya, gürültüye devam etti.
Peygamber Efendimiz yürüdü gitti. Arkadan gelenler kadının yanına yanaştılar:
"Ya sen ne yaptın?"
"Ne yaptım?!" dedi, şaşırdı.
"Ya sana bu nasihati eden Resûlullah, Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem'di."
"Eyvah! Öyle mi?.." Kadın ağlamayı, zırlamayı bıraktı, nefes nefese koştu. "Resûlullah'a saygısızlık oldu." diye, hata ettiğini anladı. Çünkü karşılık verdi ona.
"Yâ Resûlallah! Seni tanıyamadım, bilemedim, beni affet!" dedi.
Peygamber Efendimiz dedi ki;
İnne's-sabre inde sadmeti'l-ûlâ. "Sabır, felaket ilk geldiği zaman insanın kendisini tutmasıdır. O zaman tutacaktın, iş işten geçti."
Peygamber Efendimiz [bir] savaştan sonra ilan ettirdi, dedi ki;
"Kim düşmanlarla çarpışırken bir şeyler almışsa yanına, onları getirsin, ortaya koysun."
Neden?
Ganimetler ortaya toplanacak, hesaplanacak; beşte biri devlete ayrılacak, ötekisi gaziler arasında üleştirilecek, paylaştırılacak.
İlan ettirdi. Herkes zırh mı aldı, bıçak mı aldı, kılıç mı aldı, para mı aldı; öldürdüğü insanın üstünden ne aldıysa onları ortaya getirdi. Ganimet malları bunlar. Peygamber Efendimiz taksim etti.
Ondan sonra ne kadar zaman geçtiyse birisi geldi, dedi ki;
"Yâ Resûlallah, bu da ayakkabı bağcığı, -Sırım; yani deri kesiliyor, uzun ip gibi, ayakkabı bağlanıyor.- düşmandan alınmıştı, ganimet malıydı. Ben o zaman vermemiştim, şimdi veriyorum."
"Sen benim ilanımı duymadın mı? Niye o zaman getirmedin?"
Taksim bitti çünkü.
"Aldın, yanında tuttun; ateşten bir iptir." dedi.
İşin şakası yok!
Birisi öldü. Peygamber Efendimiz'in hizmetindeydi. Peygamber Efendimiz dedi ki;
"O cehennemliktir."
Düşünün; Peygamber Efendimiz'in asr-ı saadetinde yaşamış, namaz kılan bir insan, hizmetinde bulunan bir insan.
"O cehennemliktir." dedi.
Araştırdılar, malları arasında ganimet malı buldular. Demek ki hırsızlık yapmış. Çünkü ganimet malından çalmak da bir hırsızlıktır. Gaziler arasında bölüşülecek. Öteki gazilerin hakkını yiyor. Olmaz.
İşte İslâm böyleydi. Peygamber Efendimiz'in insanları terbiyesi böyleydi.
Peygamber Efendimiz çarşı pazara gitti. Bir malın çuvalının başına geldi, elini çuvala soktu, altını üstüne getirdi; altı ıslak, üstü kuru. Hileli, mostra yapılmış. Üstü güzel, altı ıslak. Islak makbul değil, kuru olması lazım.
"Böyle yapmayın. Bizi aldatan bizden değildir!" dedi.
"Biz" dediği kim?
Müslümanlar.
Aldatmayacak, olduğu gibi [gösterecek.] Ya malı öyle yığacak, "İyisiyle kötüsüyle böyledir." diyecek, dizmeyecek. Üstünü iyi gösterip de, iyi şey satıyormuş gibi yapıp da kötüyü satmayacak.
"Böyle yapmayın. Böyle olmaz. Bizi aldatan bizden değildir!" dedi.
Çarşıya gitti, pazara gitti, düğüne gitti, mezara gitti, hasta ziyaretine gitti. Her şeyi ashâbı ile beraber yaşadı ama her an peygamberlik yaptı, her an Allah'ın emrini söyledi; doğru olan şeyi söyledi, yanlış olan şeye de "yapmayın" dedi.
Bu eğitim şekli nedir?
Bu eğitim şekli; birlikte yaşamla eğitmek, beraber yaşayarak eğitmektir. Bir nebze, birazcık hiç olmazsa, birlikte yaşamakla eğitim olsun diye.
Bizim kardeşlerimiz Avustralya'da uyguladılar. Kadın erkek, çocuk hepsi geliyorlar. Namazlar cemaatle kılınıyor, yemekler yeniliyor, sohbetler yapılıyor; eğitim oluyor. Biz orada her şeyi söylüyoruz: "Bakın, çocuklar dışarıda çiçekleri koparıyor, koparmasınlar! İslâm'da bu yok. Biz buraya geldik, giderken; 'Bu müslümanlar ne kadar muntazam!' desinler." diyoruz. "Etrafı temiz tutun, dağıtmayın!" diyoruz. Aklımıza gelen her şeyi söylüyoruz.
Biz orada, Avustralya'da takdirname aldık. Bize mahallesini [tesislerini] kiraya veren şirketler; "Bir daha gelin, ne olur; biz sizden memnunuz." dediler. Çünkü Allah için yaptığımız şeyin İslâmca, güzel olmasına, beğenilecek şekilde olmasına dikkat ettik. Evleri tertemiz bıraktık, hile yapmadık, bozmadık, düzenledik. Adamlar bizi ilk günden beri gizli gizli takip ederlermiş; "Bakalım, bu insanlar burada ne yapıyor?" diye. "Zaten biz sizi ilk günden beri takip ediyoruz." demişler.
İşte biz öyle, o eğitimle eğitim olsun diye toplanıyoruz.
Bu eğitimin kökü nedir?
Bu eğitimin kökü; Peygamber Efendimiz'in birlikte yaşamla eğitimi, yani sohbet ile eğitim. Sohbet burada, "birlikte yaşam" demek, yoksa "yârenlik etmek" demek değil. Beraber orduya, sefere gidiyorlar, beraber çarşıya gidiyorlar, beraber camide ibadet ediyorlar, her şey beraber olurken; "Şu yanlış, şöyle yapın; bu doğru, böyle yapın."
Mesela, yolculuk esnasında Peygamber Efendimiz dedi ki;
"Oruç tutmayın!"
Neden?
Hava sıcak, yol meşakkâtli, oruç tutmamak lazım.
Bazıları tuttu, bazıları tutmadı. Tutanlar bayıldı, ayıldı, halsizleşti; tutmayanlar onlara hizmet etti, ordunun işlerini yaptı.
"Bu sefer oruç tutmayanlar oruç tutanlardan daha çok sevap kazandı." diye söyledi Peygamber Efendimiz.
Yerinde, şaşırtıcı bir eğitim... Oruç tutan daha çok sevap alacak sanılıyor; kazın ayağı öyle değil.
Peygamber Efendimiz;
"Şimdi oruç tutmayanlar daha çok sevap kazandı." dedi.
Hâsılı, misaller çoğaltılabilir, çarpıcı misaller bulunabilir. Bu eğitim şekli, tasavvufun uyguladığı eğitimdir. Tasavvuf bunu Peygamber Efendimiz'in yaşamından almıştır. Nasıl sahâbe-i kirâm Peygamber Efendimiz'in etrafında İslâm'ı öğrenmişse, ashâbı olmuşsa; şeyhin etrafında da mürit, şeyhin ashâbı gibi; şeyh de Peygamber Efendimiz'in vârisi, temsilcisi... Çünkü o da hadîs-i şerîfte var. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
el-Ulemâu veresetü'l-enbiyâ'. "Alimler peygamberlerin vârisleridir."
İrşad vazifesini onlar götürüyorlar. Kur’an- Kerim’i öğretmek için, eğitimi yapmak için, ahlakı öğretmek için birlikte yaşam tarzında olmak, aile eğitimi gibi olması lazım. İşte tekke dediğimiz topluluk budur.
Allah-u Teâla Hazretleri hepimiz sevdiği kul eylesin, tevfikini cümlemize refik eylesin. Sevdiği, razı olduğu amelleri işlemeye muvaffak eylesin. Hulâsa-i meal, işin sonunda sevdiği kul olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
09.05.1997 -
İslamın Diğer Dinlerden
09.05.1997 -
Biz Kuran ve
