10.02.1998 - Günahların Küçümsenenlerinden Sakının, Mazlumun Duası

10.02.1998 - Günahların Küçümsenenlerinden Sakının, Mazlumun Duası
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh!
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allahu Teâlâ hazretleri dünya ve âhiretin hayırlarını sizlere gönlünüzce ihsan eylesin, hâcetlerinizi revâ eylesin, dualarınızı kabul eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den rivayet edilmiş olan hadîs-i şerîf, Ahmed b. Hanbel, Taberânî ve diğer kaynaklarda Süheyl b. Sa'd radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Dikkatle dinleyip göz önünde bulundurmanızı istediğim bir hadîs-i şerîf:
İyyâküm ve muhakkarâti'z-zünûb fe-innemâ meseli muhakkarâti'z-zünûbi ke-meseli kavmin nezelû batne vâdin vecâe zâ-biûdin hattâ hamelû mâ endacûbihî hubzehüm ve inne muhakkarâti'z-zünûbi metâ yü'hazü bihâ sâhibühâ tühlikühû.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor:
"Aman! Günahların küçümsenenlerinden sakının. ‘Küçüktür canım, önemi yok.' diye küçük gördüğünüz işleri işlemekten, günahları yapmaktan sakının."
İnsan onu neden yapar?
"Canım, kusur olduğunu biliyorum ama küçük işte, çok önemli değil. Azıcık bir şey."
Peygamber Efendimiz; "Aman böyle az görülen, hakir, önemsiz görülen günahlardan da sakının." diyor.
"Bu neye benzer?" diye herkesin anlayacağı gibi bir misalle beyan ediyor:
Fe-innemâ meseli muhakkarâti'z-zünûbi ke-meseli kavmin nezelû batne vâdin
"Bu; bir kavmin, bir grubun, bir zümre insanın yolculuk esnasında bir vadiye gelip konaklamasına benzer."
İnsanlara o zamanın durumunu anlatıyor. Siz mesela Şam'a gidiyorsunuz, Yemen'e veyahut kıtanın, Arap yarımadasının içine doğru gidiyorsunuz. Yürüyüp yürüyüp yorulunca kervan konaklayacak. Bir vadide konakladınız.
Ve-câe zâ biûdin
"Şu adam bir odun bir odun getiriyor. Bu adam bir odun getiriyor. -Küçük, az. Bu önemsenmeyen günahlar gibi-
Hattâ hamelû mâ endacûbihî hubzehüm
"O getiriyor, bu getiriyor, bir yığın odun oluyor. Yolcular, kafile onları yakarlar; vadide ekmeklerini, yemeklerini pişirirler, hazırlarlar, yerler."
Eğer bu küçük günahları Allah bir hesaba katarsa…
"Allahu Teâlâ hazretleri o günahların hesabını sorunca sahibini, o günahları işleyen kimseyi helak eder.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Onun için günahın küçüklüğüne bakmamalı, günahın kime karşı yapıldığını düşünmeli. Önemli olduğunu anlamalı.
İnsan kime karşı günah işliyor?
Allaha karşı günah işliyor! Allah'a âsî oluyor, Allah'ın sözünü dinlemiyor. O halde bu işin küçüğü yok. Çünkü Allah'a karşı saygısızlığın büyüğü küçüğü olmaz. Onun için küçüğünden büyüğünden kaçınmaya çalışmak lazım. Zaten insan küçük günahlardan sakınmazsa büyüğüne düşer. "Küçüktür." diye sakınmaya sakınmaya büyüğünden de sakınmamaya başlar. Bir de küçük günahlar odun parçalarının toplanıp da büyük ateş olduğu gibi birike birike büyük günah olur.
Mâ sağîrete maa'l-ısrâr.
"Israrla işlendiği zaman günahın küçüklüğü kalmaz."
Çünkü toplanıyor, büyük oluyor. O zaman insanın başına dert açar.
"Müslümanım!"
Müslüman da olsan bu günahları işleyen kişiyi; Allah kahrına, cezasına uğratır.
Onun için uyanık olmalıyız. Her çeşit günahtan; büyüğünden, küçüğünden kaçınmaya dikkat etmeliyiz, gevşememeliyiz. Bizim tasavvufî yolumuzda birinci esas; "Her an uyanık olmaktır." Farsça tabiriyle huş der dem; "Nefes alırken, verirken, her anında uyanık olmak."
"Ben ne yapıyorum? Ne durumdayım? Ne iş üzerindeyim? Gafil miyim? İyi durumda mıyım? Günah mı işliyorum, sevaplı bir iş mi yapmaktayım?" diye her an insan kendi kendisine bakmalı, kalbine gönlüne nazar etmeli, muhafız olmalı. Kalbinin muhafızı, koruyucusu olmalı.
Bu da bir başka prensip. Gönlüne sahip olmalı. Günahlara, kötü düşüncelere fırsat vermemeli. Kötü işleri yapma gafletine düşmemeli.
"Hay Allah! Tüh, unutuverdim. Kendimi tutamadım." dememeli. Sonunda pişman olacağı işi yapmayacak bir uyanıklık içinde yaşamalı.
İyyâküm ve da'vete'l-mazlûm ve in kânet min kâfirin fe-innehû leyse lehâ hicâbün dûna'llâhi azze ve celle.
Enes radıyallahu anh'ten bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
"Mazlumun bedduasını almaktan şiddetle sakının, çekinin, mazlumun bedduasını almayın!"
Bu ne demek?
İnsan bir kimseye zulmedince ne olur?
O zalime karşı mazlumun elinden bir şey gelmediği için, başa çıkamadığı için güçsüz olduğu için boynunu büker.
Ne yapsın?
İçinden; "Yâ Rabbi! Şu zalimin cezasını ver. Bana haksız olarak şu muameleyi yaptı. Ben onunla başa çıkamıyorum. Sen halimi görüyorsun, sen bunun hakkından gel." diye Allah'a dua eder. Allah'a iltica eder, beddua eder. Çünkü doğrudan doğruya o zalime bir şey yapamıyor.
Zalim de "Karşısındaki bir şey yapamıyor." diye zulmünü devam ettirir, durur.
"Bak, ben o kadar baskı yapıyorum da öteki bir şey yapamıyor." der.
Halbuki beddua çok fenadır. Birisinin bedduasını almak, hele mazlumun bedduasını almak, insanı yakın zamanda mahveder. İmansızlar veya zalimler bunu anlamıyorlar, zulme devam ediyorlar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;
Ve in kânet min kâfirin
"Zulmedilen kimse kâfir bile olsa…" buyuruyor.
Mesela ülkende bir gayrimüslim var. Sen İslâm ülkesindesin ama onun da hukuku var. O vergisini verdiği zaman, senin de onun hukukuna riayet etmen lazım. Eğer sen o hukuka riayet etmez, ona aşırı baskı yaparsan Peygamber Efendimiz'in bu hususta; "…Ben senin karşında olurum, ben senin hasmın olurum!" diye kesin sözleri var. Kâfir bile, gayrimüslim bile olsa bir kimseye haksız muamele yapılmaması lazım. İslâm'ın emrettiği şekilde adil muamele yapılması lazım.
"Kâfir bile olsa mazlumun duasından sakın. Çünkü o dua ile Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ hazretleri arasında bir mâni, bir perde yoktur. Dua doğrudan doğruya Allah'a ulaşır. Allah da mazlumun yanında yer alır. Zulmü sevmez ve zalimi feci şekilde cezalandırır. Onun için mazlumun duasını almaktan sakının!"
Bir bakıma ne demek oluyor?
Zulüm yapmayın. "Güçsüz diye gidip de onun bunun tepesine çıkmayın." buyuruyor.
Allah-u Teâlâ Hazretleri kötü huylardan Rabbimiz bizi kurtarsın, iyi güzel huylara sahip eylesin. Güzel huylu, tatlı dilli, geçimli, kâmil, olgun, zarif, edip müslüman kullar olarak yaşamayı nasip eylesin. Ömrümüzü güzel geçirip kimseyi incitmeden herkese iyilikler yaparak ibadet ve taat üzere ârifâne bir ömür geçirip Rabbimiz'in huzuruna alnı açık kullar olarak varmayı nasip eylesin.
Cümlemizi, cümlenizi cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh!
10.06.1994 -
İnsanı Helak Eden
09.12.1994 -
Şeytanın Hileleri, Tevbede
