10.11.1995 - Dünya Fani, Ahiret Baki, Ahireti Düşünerek Hayırlar Yapmak, Cennet ve Cehennem, Tevbe, Allahtan Korkmak

10.11.1995 - Dünya Fani, Ahiret Baki, Ahireti Düşünerek Hayırlar Yapmak, Cennet ve Cehennem, Tevbe, Allahtan Korkmak
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!
Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlenizi dünya ve ahiretin hayırlarına mazhar eylesin. Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.
Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki: Elâ inne’d-dünyâ aradun hâdır, ye’külü minhe’l-berru ve’l-fâcir.Elâ ve inne’l-âhirete ecelün sâdık, yakdî fîhâ melikün kâdir. Elâ ve inne’l-hayra küllehû bi-hazâfîrihi fi’l-cenneh.Elâ ve inne’ş-şerre küllehû bi-hazâfîrihî fi’n-nâr. Elâ fa’melû ve entüm mina’llâhi alâ hazer, va’lemû enneküm ma’rudùne alâ a’mâliküm.Femen ya’mel miskâle zerretin hayran yerah, ve men ya’mel miskâle zerretin şerren yerah.
Uzunca bir metin ama, hatırda kalmaz ama, parça parça tekrar izahını yapalım: Elâ inne’d-dünyâaradun hâdır
Elâ burada tenbih, uyarı edatı. Yâni, “Dikkat edin, uyanın, hey, aklınızı başınıza toplayın ki” filan mânâsına. İnne’d-dünyâaradun hâdır “Dünya hâl-i hazırda elinizde, önünüzde olan bir maldır, metâdır, eşyadır.” İşte herkes dünyalıktan nasibi ne kadarsa öylece duruyor o, içinde bulunuyor. Dünya bu. Dünyalıklar çeşit çeşit, sayılamayacak kadar çok. Ye’külu minhe’l-berru ve’l-fâcir “Bu dünyalıkların hepsinden, Bundan iyi insanlar da, günahlara sapmış, fâcir insanlar da yerler, yâni dünyalıktan herkes istifade ediyor. Mü’min de istifade ediyor, kâfir de. İyi insan da istifade ediyor, kötü insan da. Herkesin önüne bir yemek konuluyor, herkes şu karnını doyuruyor. İşte dünya hayatı böyle geçiyor.
Elâ ve inne’l-ahirete ecelün sâdık Dünya böyle, ahiret nedir? Ecelün sâdıkun “Gerçek bir müddettir, gerçek bir zamandır. Ahiret mutlaka gelecektir, haktır. Yâni bir zaman sonra gelecek, şu anda değil. Ecel, yâni belirli bir müddet sonra gelecek bu ama, gerçekten gelecek. Muhakkak herkesin başına gelecek. Ahiret mutlaka. Ve bu ne kadar uzun sürse bu dünya hayatı yâni bu köhne dünyanın ömrü asırlar geçse, ne kadar uzasa sonunda bitecek. Bu dünyayı biz biliyoruz ki bu dünya hayatı fânî, ahiret bâkî, ahiret bitmeyecek, bu dünya hayatı bitecek. Evet, bilimsel kitaplara bakıyoruz, Jeoloji’ye vs. ilimlere. Dünya şu kadar milyon sene önce yaratılmış, şöyle olmuş, böyle olmuş, şu ana kadar işte yaşıyoruz. Tarihin bildiği devirler şuradan başlıyor, şu kadar bin yıl geçmiş. Ne kadar geçecek bilmiyoruz ama, bundan sonraki ömrü ne kadar dünyanın bilmiyoruz ama, Peygamber Efendimiz SAS’in bildirdiği alâmetler var, kıyâmet alâmetleri. Olaylar var, birtakım durumlar var, onlar da görülmeye başladı. Hatta mü’minlerin çoğu kıyamet yakın diye endişe üzeredir. Bu işi bilen insanlar, zamanın çok kalmadığını bilirler. Zaten Peygamber Efendimiz, kendisinin ahir zaman peygamberi olduğunu, kendisiyle dünyanın yok oluşu arasında çok büyük bir zaman olmayacağını hadis-i şeriflerinde bildirdiği için, kesinlikle biliyoruz ki geçmiş ömründen çok az bir zaman kalmış oluyor dünyanın ilerisinde. Ne olacak? Ahiret olacak mutlaka. Yakdî fîhâ melikün kâdir Yakdî fiili yine karşımıza geldi. “Orada her şeye kâdir olan, hükümdar olan Allah-u Teâlâ Hazretleri hükmedecek kulları arasında.” Buradaki hüküm nasıl olacak? Mahkeme-i kübrâda, insanlar Allah-uTeâlâ Hazretleri’nin divanında, divân-ı ilâhîde, huzur-u ilâhîde elpençe divana duracaklar. Allah-u Teâlâ Hazretleri onların sevaplarını, günahlarını tartacak, hükmedecek haklarında: “Bu kulum cennete gitsin!” dediği, cennete gidecek. “Bu kulumu cehenneme atın, cezasını çeksin!” dediği, cehenneme atılacak. Hükmedecek Allah. Elâ ve inne’l-hayra küllehû bi-hazâfîrihîfi’l-cenneh “Bak dikkat edin, bilin ey dinleyenler ki, hayrın hepsi, tamamıyla, detayıyla cennettedir. Yâni, hangi türlü hayır hatırınızagelirse, hayalinizde tahayyül ederseniz, varsa dünyada insanların gördüğü hayır cinsleri ve hayallerinin de erebildiği ne kadar hayır varsa, detayıyla, teferruatıyla hepsi cennettedir.” Cennet öyle bir yer ki, kaçırılması çok büyük hayıf olur, çok büyük yazık olur. Her türlü hayır orada. Hiç eksiksiz, her türlü detayıyla tam ve kâmil bir hayırlar yurdu cennet.
Sevgili Akra dinleyicileri, Allah cümlemizi cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin. Çok önemli. Cenneti kazanmak çok önemli! Elâ ve inne’ş-şerre küllehû bi-hazâfîrihî fi’n-nâr “Yine gözünüzü açın, agâh olun, bilin ki, şer de bütün detayıyla, teferruatıyla hepsi cehennemdedir.” Evet, her türlü kötülük de cehennemde toplanmış olacak. İnsan bu dünyada hangi kötülüğü görüyorsa çevresinde, aman şu şey çok kötü, çok fena, ne kadar iğrenç, ne kadar pis, ne kadar korkunç, ne kadar müthiş, ne kadar ayıp, ne kadar günah. İşte artık nasıl düşünüyorsa, gördüğü bütün şerler ve hayal ettiği, aklına gelebilecek bütün şerler.
Onun için, Allah hiçbirimizi azabına uğratmasın. Cehenneme atmasın. Doğrudan doğruya cennetine girenlerden eylesin. O çok fena. Cehenneme düşmek çok fena! Elâ fa’melû “Dikkat edin, mütenebbih olun, sözümü iyi dinleyin, kulağınıza girsin, aklınız akletsin, anlayın, dinleyin ki, ne yapmanız lâzım? Fa’melû Amel, icraat yapın, iş yapın, boşdurmayın, cenneti kazanmaya çalışın!” diyor Peygamber Efendimiz. Bu ne kadar önemli bir cümle: Elâ fa’melû İsterseniz bunu bir levha halinde, güzel bir çerçeveyle çerçeveletip, sadece bunu Elâ fa’melû diye iş yerinize yazın, evinize yazın! Çok önemli. Çalışın diyor Peygamber Efendimiz, iş yapın diyor. Yâni boş durmayın diyor. Kısaca işte: Elâ fa’melû Gayet kısa. Elâ, dikkat edin demek, uyanın demek, gözünüzü açın, iyi duyun, iyi dinleyin, iyi akledin demek; fa’melû amel edin, a’mâl-i sâliha işleyin, bir şeyler yapın, boş durmayın! Ne yapıyorsunuz, niye gafilsiniz, niye cahilsiniz, niye tembelsiniz; çalışın!” demek yâni bu, İş yapın. Ne yapacak? Herkes bir iş yapıyor tabii. Uyuyan da uyuma işi yapıyor. Haydut da haydutluk yapıyor. İyi insanda iyi iş yapıyor. Burada ne demek? Elâ fa’melû Yâni, bu cennete her türlü hayrın olduğunu bilerek,cenneti kazanmaya çalışın!
Cehennemde her türlü şerrin olduğunu bilerek, cehenneme sizi düşürmeyecek işleri işlemeye çalışın! Cehennemden kurtulmak için çalışın demek. Yoksa, herkes zaten bir iş ve eylemin içinde.
Ve entüm mina’llâhi alâ hazer Burası önemli bir şartı. Yâni, “Bir şeyler yapın ama, Allah’tan korkarak yapın! Korku üzere, endişe ederek, ‘Acaba Allah beni kahrına, gazabına uğratır mı?’ diye, titreyerek çalışın!” diyor Peygamber Efendimiz. Yâni bakıyorum ben, bazıları çok iyimser oluyorlar. Emekli, deniz kenarında bir yere yerleşmiş, keyfinde. Sorumluluktan uzak. O kadar yaş yaşamış. “Toplum için neler yaptın, ahiret için neler yaptın, kendin için neler yaptın? ” diyorsun; gayet rahat. Akşam sofrasını kuruyor, içkisini koyuyor, başına hasır şapkayı geçirmiş, şortunu giymiş, gayet iyimser, gayet rahat. “Allah’tan korkmuyor musun?” diyorsun;
“Allah Gafuru’r-Rahim’dir.” diyor.
Duymuş onu, Allah’ın gafur ve rahim olduğunu...
İyi ama, niye çalışmıyorsun? Bak Peygamber SAS ne buyuruyor: “Allah’tan korku üzere olarak iş yapın, çalışın. Yâni, ya sizi affetmezse, ya Gafur ve Rahimliğini size uygulamaz da, Kahhar, Azizün zü’ntikam ismini uygularsa. ‘Sen bu dünyada böyle yaptın, ben de senden intikamımı alıyorum. Haydi bakalım, sözümü dinlemediğin için kahrıma uğradın, ne halin varsa gör!’ derse, o zaman ne olacak?” diye hazer üzere olmayı, “Ya benim Rabbim beni affetmezse? ” diye korku üzere olmayı tavsiye ediyor. İşte evliyâullahın, Allah’ın o kadar sevgili kulu olmasına rağmen hareketlerinde ana durum buydu. Alâ hazer Hazer üzere, yâni korku üzere davranırlardı. “Ben şu kadar ibadet ettim, Allah beni mutlaka cennetine sokar.” demezlerdi. “Ya amellerim kabul olmadıysa? ” diye düşünürlerdi. Evliyâullah büyüklerimizden birisi -Hasan-ı Basrî için söylerler, daha başka mübarekler için söylenir, Rh.A- bir kandil gecesi, Berat Gecesi’nde evinden çıkmış ama, çok fena hali. Sapsarı kesilmiş böyle, benzi kireç gibi atmış, korku üzere. “E ne oluyorsun? Hayrola, hasta mısın?” diyorlar, Diyor ki: “Şimdi kendi kendimin hayatını şöyle bir mütalaa ettim, hafızamdan geçirdim. Şimdiye kadar ne yaptığımı, ne ettiğimi düşündüm. Günahlarımı biliyorum. İşte şu hatayı, şu günahı işledim. Bu iyi bir şey değildi, yapmamam lazımdı, işledim.” diyor. Tabii her kulun kendilerine göre hataları, kusurları olabilir meselâ. “Bunlar hata, tamam işlendi, işlendiğini biliyorum. Ama Allah bunları affetti mi, etmedi mi? Evet tevbe ettim, ağladım, üzüldüm, yalvardım, yakardım ama, bakalım Allah kabul etti mi? Yâni, kabul etmemişse ne olacak halim? ” diyor.
Bir de bir şeyler yaptı, namaz kıldı, oruç tuttu, hacca gitti, hayır işledi vs. Ama acaba, bakalım o hayırlarını Allah kabul etti mi?
Çünkü amellerin işlenmesi yetmiyor, bir de Allah’ın o ameli kabul etmesi meselesi var. O çok önemli. Yâni, insan ben bir şey yaptım diye mağrur olmamalı, güvenmemeli! Allah kabul etmeyebilir.
“Sen bunu riyâ ile yaptın, kabul etmiyorum. Sen bunu kendini beğenmiş bir kul olarak yaptın, kabul etmiyorum. Gösteriş için yaptın, kabul etmiyorum. Menfaat için yaptın, aldatma için yaptın. vs.” diyebilir, kabul etmeyebilir. Bilmiyoruz biz. Amelleri kabul edecek olan Allah-u Teâlâ Hazretleri’dir. Hazer üzere olmak lâzım! Bunu ihtar ediyor. Çok güzel bir hadis-i şerif. Bu böyle her türlü davranışın yanlışını, doğrusunu böyle bildiren, bize çok ışık tutan cümleler ihtiva ediyor.
Va’lemû enneküm ma’rudûne alâ a’mâliküm Evet, burada bir büyük tehdit var. Veyahut büyük bir hakikat ifade ediliyor. “Ve biliniz ki, siz amellerinize arz olunacaksınız.” diyor Peygamber SAS Efendimiz. Yâni, amellerinizle yüzleştirileceksiniz, karşı karşıya geleceksiniz. İşte siz, işte dünyada işlediğiniz ameller diye karşınıza ameller dökülecek. Yaptığınız işler, eylemler, fiiller, çalışmalar, hayatınızdaki binbir türlü. Binbir ne demek? Binbir türlü sözü, söz gelimi söyleniyor. Çeşit çeşit, sayısız işler karşınıza arz olunacak; siz ona arz olunacaksınız, o size arz olunacak. Karşı karşıya, burun buruna geleceksiniz. “Eyvah! Benim bu yaptığım kötülük karşıma geldi. Eyvah! Bak bu da unutulmamış, yazılmış.” diyecek kötü insanlar. “Amellerinizin sizin karşınıza geleceğini, sizin amellerinizle yüzleştirileceğinizi bilin!” diyor Peygamber Efendimiz. Zilzal Sûresi’nin son ayetlerini söylemiş Efendimiz en sonunda: Femen ya’mel miskâle zerretin hayran yerah “Zerre ağırlığı kadar hayır işleyen,onun karşılığını görecek; ve men ya’mel miskâle zerretin şerren yerah zerre ağırlığı kadar şer işleyen de, onun cezasını çekecek.” buyurmuş.
Aman aziz ve sevgili kardeşlerim!
Dünyanın geçici olduğunu, sonunun ölüm olduğunu ve ahiretin va’d-i sâdık olduğunu hiç unutmayalım! Orada, Allah-u Teâlâ Hazretleri’nin divân-ı ilâhisinde duracağımızı düşünerek, ömrümüzü hayırlı, verimli, uğurlu, sevimli, güzel işler yaparak, Ümmet-i Muhammed’e faideli olarak geçirmeyi Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlemize nasip eylesin. Bunu hiç unutmayalım, hatırımızdan hiç çıkartmayalım!
Bütün işlerimizi kontrolden geçirelim, aklımızın ve vicdanımızın süzgecinden geçirelim!
Bizim işlerimizin son kararı verdiği aklımız, vicdanımız ve imanımız olsun. İyi ve tam müslüman olalım!
Her işimizi bu süzgeçlerden geçirip yapalım!
Bu süzgeçlerden geçirmeden, keyfiyle, nefsiyle, şehvetiyle, hırsıyla insan dünyadaki olayları, yaptığı işleri kararlaştırırsa; söyleyeceği sözü hırsıyla söylerse, yapacağı işi hırsıyla, kiniyle, nefsiyle yaparsa; tabii o kötü sonuçlara ulaşır.
Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlemize hakkı hak olarak görmeyi nasib eylesin. Ona uymayı da, tevfikini refîk eyleyip nasib eylesin. Yâni hakkı görmek var, bir de onu uygulamak var. Uygulayabilmeyi de nasib etsin. Haktan yana olmayı nasib etsin. Bâtılı bâtıl olarak görüp ondan korunmayı, sakınmayı; ömrümüzü Allah’ın rızasına uygun geçirmeyi nasib etsin. Huzuruna sevdiği, râzı olduğu, yüzü ak, alnı açık kullar olarak varmayı; cennetiyle, cemâliyle müşerref olmayı nasib eylesin.
Gününüz hayırlı olsun. Allah cennetiyle, cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!
11.02.1992 -
Ecdadımız İslamı Tanıyarak
10.06.1994 -
İnsanı Helak Eden
