11.02.1992 - Ecdadımız İslamı Tanıyarak Girdi ve Severek Hizmet Etti

11.02.1992 - Ecdadımız İslamı Tanıyarak Girdi ve Severek Hizmet Etti
Çok muhterem değerli kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, ihsanı ve ikramı dünyada-âhirette üzerinize olsun.
O'nun seçkin kulu Muhammed-i Mustafâ'sı, Habîb-i edîbine sonsuz salât u selamlarımızı, tahiyyât ve ihtiramlarımızı arz ederim.
En önemli konu din konusudur.Çünkü öteki konuların hepsi sadece dünya ile ilgilidir. Hatta dünyanın bir bölümüyle ilgilidir. Mesela tabiatla, sıhhatle… ilgilidir. Ama din, hem dünya hem âhiretle ilgilidir. Dünya küçücüktür ama fezâ sonsuzdur, uçsuz bucaksızdır. Aralarında sonsuz büyüklük farkı vardır. Dünya ile âhiret de öyledir. O bakımdan insanın âhiretini düşünen mesele elbette en büyük meseledir. Çünkü sonsuz büyük bir istikbali ilgilendiriyor. Bu konu insanlığın müşterek konusudur. Her toplumda bir inanç sisteminin teşekkül etmiş olduğunu dinler tarihinden biliyoruz. Çeşitli şekillerde tasnif edilebilen dinler mevcut. Önce;
1. İlâhî dinler,
2. İlâhî olmayan dinler,
diye haklı ve büyük bir ayırım yapabiliriz.
Bu inançlar incelendiği zaman, insanların çok çeşitli şeylere kalplerini bağladıklarını, inandıklarını ve biz 20. yüzyılın insanına göre çok garip gelecek inanışların içinde olduklarını görüyoruz. Mesela öküze tapmışlar. Bize komik geliyor, gülüyoruz. Mısırlılar tapmış, Hintliler hâlâ tapıyor. Güneşe tapmışlar. Eski İranlılar tapmış, Japonlar halen tapıyor. Teknolojide bu kadar ileri gitmiş olan Japonlar'ın imparatorları güneşin oğluymuş! Yani gülmeli mi, ağlamalı mı, acımalı mı, teessüf mü etmeli?! İnsanlık namına, ilim namına, teknoloji namına, 20. yüzyıl namına insan hayret ediyor.
Televizyonda seyretmiştim kobra yılanlarına tapanlar var. Tapınakları var; kapısının iki tarafında ensesini şişirmiş kobra yılanları var. Tarlalardan kobra yılanlarını topluyorlar tapınıyorlar. Yılda bilmem kaç bin tane insan onların sokmasıyla ölüyor. Hindistan'da tenâsül aletine bile tapmışlar. Bunların ötesinde kahramanlarını putlaştıranlar, elleriyle yaptıkları ağaçlara, taşlara, dağlara ve çeşitli yıldızlara tapanlar var.
Demek ki bir inanç sistemi var her toplulukta; ama mühim olan, inancın nasıl bir inanç olduğu. Önemli olan inancın vasfı, kalitesi. "Bir inancı var; iyi güzel inanıyorlar." diyemiyoruz. İnancının kalitesi önemli oluyor. Herşeyde böyle… Mesela 20. yüzyılın insanı aklı sever, tebcil eder, beğenir, alkışlar. Akıl hürmet gören bir varlık; dünya üzerinde ne kadar insan varsa her birinin aklı var. Ama her birinin hareketi güzel hareket değil. Onun için büyüklerimiz aklın makbul olanını "akl-ı selîm" diye isimlendirmişlerdir. Her aklı makbul saymıyoruz ve makbul de değil. Hani Nasreddin Hoca'nın fıkrasıyla söylemek gerekirse, "Soğanla yoğurt yemeyi ben buldum ama ben de beğenmedim." demiş. Yani insan bir şeyler bulabilir, bir şeyler yapabilir; ama güzel mi, değil mi? Sonra zevk var. "Zevkler ve renkler tartışılmaz." diyoruz, ama zevk-i selîm var. Olgun bir sanatkârın zevkiyle ilkokuldaki bir çocuğun veya henüz çırak durumundaki bir insanın zevki muhakkak farklı. His var, hiss-i selîm var. Demek ki inanç var; inancın da kalitesi, güzel olanı, selim olanı önemli.
Dinler tarihini ve muhtelif dinleri incelediğimiz zaman hatta hürmet ettiğimiz, takdir ettiğimiz, imrendiğimiz, özendiğimiz milletlerin dinlerini -mesela Amerikalıları, İngilizleri, Avrupalıları, Japonları- incelediğimiz zaman, dinlerinde o kadar mantıklı olmadıklarını görüyoruz, maalesef. Bizim gibi terbiye almış bir milletin kabul etmeyeceği garip, çocuksu, ayıplanacak ve kınanacak inançlar içinde olduklarını görüyoruz.
"Bizim ecdadımız Müslümanlığı sosyal ve coğrafî şartlar dolayısıyla tesadüfen karşılaştıkları bir inanca girmek tarzında benimsemediler. Peki nasıl? O zaman mevcut bütün inançları tanıyıp tadıp tercih ederek girdiler. Bir kere Tibet'i Dalaylamalar'ı, Brahmanizm'i, Budizm'i biliyorlardı. Çin'de hakimiyet sürmüşlerdi; onların inançlarına vakıflardı. Şamanizm atalarından kalma bir din olarak malumlarıydı. Hazar denizinin Kara Denizin kuzeyinde Hıristiyanlığı görmüşlerdi. Hodeskus-homanikus gibi çok eski devirlerden kalma Hıristiyanlık metinleri elimizde. Bir kısım kabileler hıristiyan olmuş. Hatta şimdi Gagavuzlar onlardan kalıntı diye gazetelerde bahis konusu ediliyorlar. Hazar Türkleri Yahudiliğe girmişler; yahudileri görmüşler, tanımışlar, tâbî olmuşlar. Bunların hepsini denedikten sonra devletler milletler yöneten bir makul yönetici kadro olarak İslâm'ı beğenmişler, İslâm'ı seçmişlerdir. Çünkü hayata en iyi intibak eden din İslâm; devleti yönetmekte en olumlu hükümlere sahip olan din İslâm; toplumun içindeki insanların birbirleri ile olan münasebetlerini en iyi düzenleyen din İslâm; toplumun yapısı olan aileleri ve ailelerin temel taşı olan fertleri bedenen sıhhatli yapan, rûhen güçlü ve kuvvetli yapan İslâm." dedim.
Yani askerlik mesleğini bir mübarek ve mukaddes meslek haline getiren İslâm; nöbeti bir ibadet haline getiren İslâm. Allah yolunda başkalarının sınırlarının arkasında huzur içinde yaşaması için canından geçmeyi bir ideal olarak insanlara aşılayan İslâm. Bunları hangi dinde bulacaksınız?
Bizim ecdadımız, büyüklerimiz bu dini sosyal birtakım hadiselerin sürüklemesi sonunda rüzgarın önünde yaprak misali, "Eh ne yapalım bizim de kısmetimiz buymuş. Bu inanç da bizim olsun." diye seçmediler. Her zaman yoklama ve irdeleme, kontrol ve tenkit süzgeçleri, mantık ve muhakemeleri çalıştı. İslâm'a daha çok âşık olarak sımsıkı bağlandılar. Mesela Hindistan'a gittiler; buradaki 400 kadar mezhebi gördüler, yönettiler ve onların hepsini bir noktaya getirmek için çalıştılar. İran'a hakim oldular; buradaki şiiler ile sünnilerin arasındaki anlaşmazlığı halletmek için hakem rolünde oldular. Tarafları karşılarına getirip, hangisi haklıysa diğeri ona tâbî olsun diye münazara yaptırdılar. Devamlı bir ilmî araştırma, tenkit ve basiret üzere bu dine sarıldılar; severek bağlandılar. Zaten severek bağlanılmayan bir dine insanoğlu asırlarca bu kadar fedakârca hizmet etmez. Bu kadar baskı ve düşmana rağmen bu kadar fedakârca bağlanmaz.
Allah bize mensubu olduğumuz dinin kadrini kıymetini bilmeyi, güzelliklerini görmeyi, tam müslüman olmayı nasip etsin. İnsanlığa müslümanca en güzel hizmeti yapmayı, en faydalı insanlar olmayı nasip etsin. Rabbimiz'in huzuruna vazifesini yapmış, sevdiği, taltif eylediği, cennetiyle cemaliyle müşerref eylediği bir kul olarak çıkmayı nasip eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi
11.02.1992 -
İslam Bir Yaşam
10.11.1995 -
Dünya Fani, Ahiret
