11.02.1992 - İslamda İtikat Önemlidir, Din Samimiyettir

11.02.1992 - İslamda İtikat Önemlidir, Din Samimiyettir
Çok muhterem misafirlerimiz! Değerli kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, ihsanı ve ikramı dünyada-âhirette üzerinize olsun.
O'nun seçkin kulu Muhammed-i Mustafâ'sı, Habîb-i edîbine sonsuz salât u selamlarımızı, tahiyyât ve ihtiramlarımızı arz ederim.
Asrımızın ilmine sahip kardeşlerimiz, bendeniz profesörüm, aramızda profesör dostlarımız kardeşlerimiz var. Seve seve müslümanız. İnanmış olarak, incelemiş olarak, çeşitli tenkitleri bilen, onlara zaman zaman cevap veren insanlar olarak, seve seve cân u gönülden müslümanız. Her tenkit bizi İslâm'a daha sıkı bağlıyor. İslâm böyle bir din.
İslâm'ın cazip üstünlükleri nelerdir, onları kısaca özetlemek istiyorum.
İslâm'da en önemli husus itikattır. Kusurlar, günahlar affolunabilir. Allah'ın af diye bir müessesesi var. Mağfireti var, rahmeti var. Mühim olan itikattır, bilimsel temeldir, gerçeğin doğru kavranmasıdır. Allah, o gerçek doğru olarak kavranıldığı zaman öteki kusurları bağışlayabiliyor.
İnnellâhe lâ yağfiru en yüşreke bihî ve yağfiru mâ dûne zâlike limen yeşâu. "Allah sadece bu gerçeği kavrayamayanları affetmez. O ilmi gerçeği yakalayamayanları affetmez. Ötekileri affedebilir, dilediğinin suçunu bağışlayabilir." O halde bizim de ilk önce bu bilimsel gerçeği tam kavramamız lâzım. Küfür ve şirk affolunmaz suçtur. Küfür tamamen inkar. Şirk de yanlış bilmek veya ortak koşmak; bir inanç var, tamamen inkar yok ama inanç yanlış. O da kıymetli değil, o da olmaz. İnsanoğlu Allah'ı doğru tanımak zorundadır. Ya doğru olarak tanıyacak ya da tanımazsa affolunmayacak. İnsanın en büyük vazifesi Yaradan'ını doğru tanımasıdır. Her gün kendisine rızkı, sıhhati, aklı ve her türlü sonsuz nimeti vereni mutlaka doğru bilecek. Oradaki hatayı Allah affetmiyor. İslâm'ın ana mantığı budur ve Hz. Âdem atamızdan Peygamber Efendimiz'e kadar peygamberlerin mücadelesi budur. Bu gerçeği insanoğlu kavrayacak. Eliyle yaptığı taşa; havada gördüğü güneşe, aya ve yıldıza tapmayacak. Çünkü onlar gibi kaç tane yıldız olduğunu ilim bugün söylüyor. Kaç tane güneş olduğunu, kaç tane güneş sistemi olduğunu biliyoruz. Yeryüzündeki yere yatırıp boğazını kestiğimiz hayvanlara tapmayacak. Etini kebap, biftek yaptığımız hayvanlara tapmayacak. Yani doğruyu bulacak, saçmalamayacak.
Bir de şeytana tapmak diye bir söz vardır. Lâ ta'büdü'ş- şeytân [Şeytana kulluk etmeyin
tapmayın!] Sonra nefse tapmak: Eraeyte menittehaze ilâhehû hevâhu Nefsini put edinmek… İnsanlar bazen Allah'a tapınmazlar, Allah'a itaat etmezler. Bazıları şeytana itaat eder, şeytanın emrinde ve buyruğundadır. Bazıları da nefsinin emrinde ve buyruğundadır; ona tapınıyor diye bu hususta dikkat çekiliyor. Bunlara tapılmaması, Allah'tan gayrıya tapılmaması, Allah'ın varlığının ve birliğinin anlaşılması ana temel alınıyor. Hepsi güzel, hepsi akla, mantığa, ilme ve 20. yüzyıla uygun.
Amellerin dış şekli önemli değildir, özü önemlidir. İslâm'da niyet ve ihlas esastır. İki tane insan aynı işi yapar. Birisininki kabul olur diğerininki olmaz.
Çünkü niyeti başkadır, aklından başka şey geçiyordur, niyeti kötüdür. Dış şekil itibariyle aynı işi yaparlar ama Allah birisini kabul eder, diğerini kabul etmez. Birisine mükâfât, diğerine ceza verir. O halde İslâm samimiyeti teşvik eden, dış boyamayı kabul etmeyen, iç temizliğini, samimiyeti emir ve tavsiye eden bir din. Hatta Efendimiz sallallâhu aleyhi ve selem buyuruyor. ed-Dînü en-nasîhatü diyor. Bu da mânası iyi anlaşılmamış bir hadîs-i şerîftir. "Din nasihattir." diye tercüme ediliyor. Yanlış! ed-Dînü en-nasîhatü demek "Din samimiyettir." anlamındadır. Nasihat, samimiyet mânasına geliyor. Din öğüt demek değil, öğüt olmasa da din samimiyettir. Ses çıkmasa dahi… Elime bir kitap geldi. "İnsanın sözünün, iletişimde başkasına bir haberi, bir bilgiyi vermekte rolü yüzde ondur. Yüzde otuzu jestler ve mimiklerdir. Yüzde altmış da insanın hâlidir." diyor. Asıl iletişim, haberleşme halle olur. Mesajı iletme yollarını veriyor ve onun resimlerini filan veriyor. Konuşmadan da insan iletişim kurabilir mühim olan samimiyettir. ed-Dînü en-nasîhatü demek, "din samimiyettir" demektir. Zaten arkasından cümlenin gelişi meseleyi anlatıyor. Kâlû limen yâ resûlallah? "Kime karşı samimiyet yâ Resûlallah?" Lillâhi. "Allah'a karşı" samimiyet. Eğer öğüt mânasına olsaydı, Allah'a karşı öğüt söker mi? Kul Allah'a öğüt verebilir mi? Demek ki öğüt mânasına değil. Allah'a karşı samimiyet. Ve li-resûlihî "Resûlü'ne karşı" samimiyet. Ve li-kitâbihî "Kur'anı'na karşı" samimiyet. Kur'an'a karşı öğüt bahis konusu olamaz. Ve li-eimmeti'l-müslimîn "Müslümanların yöneticilerine karşı" samimiyet. Ve li-âmmetihim "Hepsine karşı" samimiyet. Ne kadar güzel! Din tamamen samimiyettir, diyor. Bizim bunu insanlığa böyle duyurmamız lâzım. Din kuru merasim değildir, dış şekil değildir, özdür, samimiyettir, tamamen samimiyettir. Allah'a karşı samimiyet, Resûlü'ne karşı samimiyet, Kur'an'a karşı samimiyet, yöneticilere karşı samimiyet, genel olarak müslümanların hepsine karşı samimiyet. Böyle özetliyor Peygamber Efendimiz. Sonra İslâm'ın emir ve yasakları kaprisli emirler değildir. "Ben böyle istiyorum, böyle yapacaksın! İlle de yapacaksın…" filan gibi bir mantıkla verilmiş emirler değildir. Ya nasıldır? İslâm'ın emirlerinde beş hedef güdülmüştür, beş ana grupta toplanabilir:
1. İnancı korumak: Şirk olmasın küfür olmasın vs.
2. Ruhu korumak.
3. Aklı korumak:
İçki onun için yasaklanmıştır, aklı aldığı için haram kılınmıştır. Çünkü İslâm'ın vazifesi aklı korumaktır.
4. Malı korumak: Mala zarar veremezsin. Şimdi moda çıktı; lokantalarda kır tabağı ver 5.000 lira para. Stresi atmak için tabak kırmak... İslâm'da bu yoktur, yapamazsın.
Neden?
Çünkü İslâm'da mal da muhteremdir, malı telef eden cezalandırılır. "Ben kendi tabağımı kırdım." İslâm, "Kendi tabağını kırsan bile ben yönetici olarak sana ceza veriyorum." der. Mal muhterem olduğu için korunması önemlidir. Mecelle'nin kaideleri arasına girmiştir. Lâ darare velâ dırâr. İslâm'da mala zarar vermek yoktur. Ben filanca komşuya kızdım onun harmanını yakamam. İslâmî bakımdan böyle bir şey yoktur. Günahtır, cezası büyüktür. "Efendim o benim harmanımı yakmıştı, ben de ceza olarak onun harmanını yakacağım." Yok, onu da yapamazsın. Zarar vermek de yoktur, zarara zararla mukabele hakkı da doğmaz. Ancak kadıya başvurabilir, hakkını arayabilirsin. Malı telef edemezsin. Çünkü İslâm malı da muhterem saymıştır.
Birisi, bir çocuk patlamış bir ampulü bir hocaefendinin yanında duvara çarpmış. Ses çıkıyor, ampulü attığı zaman bir patlama oluyor ya. Hoca o çocuğu cezalandırmış. "Hocam zaten bu ampul sönüktü, yanmıştı." demişler. "Hayır, yapılmış bir şeyi tahrip etmesi doğru değildir. Belki onun dış tarafı çıkacaktı, bir işte kulanılacaktı." demiş.
Ben hatırlarım, -Allah rahmet eylesin- benim profesörüm:
"Gel seni bir hocaya götürüceğim." dedi. Hocamız, Çengelköy'de Sadullah Paşa yalısında kalırdı. Beni Altunizade'de manav dükkanı gibi bir dükkana, Hafız Yusuf diye bir şahsa götürdü. Ben onun asistanıyım o zaman. Hafız Yusuf'un gözlükleri üç numara değil, beş numara değil, yedi numara değil, belki on numara… numarası çok ilerlemiş. Kendisi ufacık tefecik bir insan, ihtiyar. Hocamızla sarıldılar. -Her ikisine de Allah rahmet eylesin.-
"Öp bakalım bu ikinci hocanın elini." dedi. Ben de elini öptüm. Enterasan bir insan. Köşede yatağı var. Bir tarafta etajeri ve kitapları var. Öbür tarafta büyük bir elektrik lambasından çaydanlık, üstüne küçük bir lambadan demlik yapmış. Çok büyük lambayı bir işte kullanmış. Suyun ısıtılmasında kullanıyor. Onu çaydanlık olarak, ötekisini demlik olarak kullanıyor. Enteresan bir adamdı. Hakkında kitaplar yazılmış büyük alimdi. Hafız Yusuf diye meşhur bir kimseydi.
İslâm aklı, malı, dini ve nesli korumayı esas alır. Zinanın haram, nikahın şart olması ondandır. Neslin korunması için sorumlu lâzım geldiğinden çocuk düşürmek doğru değildir, cinayettir. Rahimde teşekkül etmiş olan çocuk, mirasta nazar-ı itibâra alınır. Bir kıymeti vardır. Demek ki İslâm'ın emir ve yasakları insanoğlu için gerekli şeyleri koruması içindir. İslâm'ın faydası içindir. İnsanlığın faydası içindir. Onun için Kur'ân-ı Kerîm'de de, Kul inna'llâhe lâ ye'muru bi'l-fahşâi "Ey Resûlüm! Allah insanlara kötü şey emretmez." Allah'ın emirlerinin hepsinde bir iyilik vardır.
Peki savaşı niye emretti?
Çünkü savaş da gerekir. Peki niye boşanma var? Çünkü boşanma evliliğin emniyet supabıdır. Hiç boşanma olmazsa insanlar intihara gider, bunalıma düşer. Boşanma da bir sebeptir. İnsanoğlunun mutluluğu için o da bir şarttır. Bazen tahammül edilmez noktalara gelinir. O zaman boşanma da bir nimet olur. Bazen ölüm bir nimet olur, bazen boşanma bir nimet olur. Allah kötü şey emretmez. Emrettiği şeylerin hepsi bir faydaya yöneliktir. O bakımdan İslâm güzeldir faydalıdır.
Allah bize mensubu olduğumuz dinin kadrini kıymetini bilmeyi, güzelliklerini görmeyi, tam müslüman olmayı nasip etsin. İnsanlığa müslümanca en güzel hizmeti yapmayı, en faydalı insanlar olmayı nasip etsin. Rabbimiz'in huzuruna vazifesini yapmış, sevdiği, taltif eylediği, cennetiyle cemaliyle müşerref eylediği bir kul olarak çıkmayı nasip eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh.
11.02.1992 -
Müslüman Temiz, Adaletli,
11.02.1992 -
İslam Tüm Dinleri
