11.02.1992 - İslam Tüm Dinleri Kapsar, İbrahim Müteferrika

11.02.1992 - İslam Tüm Dinleri Kapsar, İbrahim Müteferrika
Çok muhterem misafirlerimiz! Değerli kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, ihsanı ve ikramı dünyada-âhirette üzerinize olsun.
O'nun seçkin kulu Muhammed-i Mustafâ'sı, Habîb-i edîbine sonsuz salât u selamlarımızı, tahiyyât ve ihtiramlarımızı arz ederim.
Bizim dinimiz İslâm Peygamber Efendimiz'le ortaya çıkmış bir din değil. İslâm dini Hz. Âdem atamızla başlayan bir din. Ennebiyyûne'llezîne eslemû… âyet-i kerîmesinde, "O peygamberler ki onlar İslâm olmuşlardır." diye geçmiş, bütün peygamberlerin de İslâm üzere olduğu bildirilmiştir. Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Musa, Hz. İsa aleyhimüsselâm'ın hepsinin aynı yolda olduğunu Kur'ân-ı Kerîm'in âyetleri bildiriyor. Demek ki hakikat Hz. Âdem'den beri, Peygamber Efendimiz'e kadar aynı. Sadece Allah'a inanmak, O'na teslim olmak ve tevekkül etmek. Zaten İslâm, kendisini teslim etme, Allah'ın iradesine teslim olma, râm olma, O ne derse buyruğunu tutmaya razı olma, boyun verme mânasına geliyor. O'na ibadet ve itaat, O'ndan gayrıya tapınmaktan şiddetle kaçınmak. Daha önceki bütün peygamberlerin de icraatı bu.
Nuh aleyhisselâm diyor ki:
Rabbi innî deavtü kavmî leylen ve nehârâ. "Yâ Rabbi! Ben kavmimi gece gündüz hak yola davet ettim. Şu şu şu putlara tapmayın diye söyledim." Ama;
Felem yezidhum duâî illâ firârâ. "Ne söylediysem benim söylemem onların benden firarını artırdı. Firar ettiler yanımda durmadılar."
Ve innî küllemâ deavtühüm li-tağfira lehüm ce'alû esâbi'ahüm fî âzânihim… "Ben onlara hakkı söylemek istediğim zaman kulaklarını tıkadılar…" diye böyle onların menfî tavırlarını anlatıyor.
Hz. İbrahim'in, "Niye böyle ellerinizle yaptığınız putlara taparsınız? Ben bunların hakkından geleceğim, haberiniz olsun. Bunların hiç tapılacak bir tarafı yoktur. Bunlara suikast düzenleyeceğim." dediğini ve hakikaten putları kırdığını biliyoruz.
Hz. Musa'nın Firavun'un, "Ben varken size başka bir rab tanımıyorum. Şu Mısır mülkü, şu Nil nehri benim değil mi? Ancak bana ibadet edeceksiniz. Ben sizin rabbinizim." demesine karşı çıktığını ve onunla büyük mücadele verdiğini, Allah'ın varlığına, birliğine davet ettiğini biliyoruz. Kavminden buzağıya tapanları şiddetle cezalandırdığını, kendisi Tûr dağına çıktığı zaman bazı kimselerin Mısır'daki alışkanlıklarıyla bir altın buzağı heykeli yapması durumunu görünce hırsından kardeşi Harun aleyhisselâm'ın başına ve sakalına yapıştığını biliyoruz.
Yebne ümme! Lâ te'huz bi-lıhyetî ve lâ bi-re'sî "Benim başımı, saçımı sakalımı çekiştirip durma, ey anamın oğlu! Ben söyledim dinlemediler." diye mazeret beyan ediyor. Aynı Allah'ın varlığını, birliğini onun söylediğini biliyoruz.
Hz. İsa, "Yâ Rabbi! Ben sana başka bir şey yapmış olsam malumdur. Sen bana ne emretmişsen ben onlara onu söyledim. U'budu'llâhe rabbî ve rabbeküm "Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. dedim. Beni ve anamı tanrı edinin demedim, yâ Rabbi!" buyurduğunu biliyoruz.
Demek ki İslâm insanoğluyla, inancın ilk başladığı insanla beraber günümüze kadar gelen hak inanç. Kur'ân-ı Kerîm bütün eski kitapların özü.
Fîhâ kütübün kayyime "İçinde eski kitapların muhtevasının bulunduğu kitap."
İnne hâzâ le-fissuhufi'l-ûlâ. Suhufi İbrâhîme ve Mûsâ. "Şu anlatılan hakikatler eski kitaplarda, mushaflarda sahifelerde vardır. İbrahim'in ve Musa'nın suhufunda da mevcuttur." diye bazıları hakkında, bazı sûrelerde bilgi veriliyor.
O halde İslâm dini, insanlığın dinidir. Bugün de öyledir. Bütün insanlığı birleştirecek dindir. Çünkü bütün peygamberleri tanıyor. Bütün peygamberler İslâm ile, meşru peygamber olma tasdikini, vesikasını elde etmiştir. İslâm, onların hak peygamber olduğunu tasdik etmeseydi herkes onların isimleri üzerine tereddüt ederdi. Onun için hâtemen nebiyyin Peygamber Efendimiz, peygamberlerin sonuncusu olarak mührü basıp o peygamberlerin tasdikçisi olmuştur. Selahiyetli kişi, vesikanın altına mührü basar, "evet bu böyledir" der. Hz. İsa, evet Allah'ın peygamberidir. Hz. İbrahim Allah'ın peygamberidir. O tasdiki yapan bizim dinimizdir. Hıristiyanlar bunu bilmezler. Hıristiyanlar, kendi peygamber tanıdıkları şahısların müslümanlar tarafından da peygamber tanındığını bilmezler, halk olarak kendilerine intikal etmemiştir. O halde o peygamberleri tebcil eden, birleştiren İslâm'dır. İlâhî kitap Kur'ân-ı Kerîm bütün semavî dinlerin hakikatlerini içinde toplamıştır. İnsanlığa lâzım olan bütün malzeme Kur'ân-ı Kerîm'dedir.
İslâm'ın öğrettiği hususlar bozulmadan bize kadar gelmiştir. Bir bilim adamının olanca titizliğiyle Peygamber Efendimiz'in hayatının gecesi gündüzü, özel hayatı, ailevî, siyasî ve içtimaî hayatı, seferleri, sözleri konuşmaları tespit edilmiştir. Yine bir batılı alim, "Dünya üzerinde hiçbir insanın hayatı bu kadar detaylı tespit edilmiş değildir." diyor. Peygamber Efendimiz kadar, hayatının bütün ayrıntısı bu kadar detaylı tespit edilmiş bir kimse daha yoktur. O halde bir peygamber bütün haberleriyle karşımızda numune olarak duruyor.
Kur'ân-ı Kerîm'in bir harfi değişmemiştir. İndiği zamandan günümüze kadar hâlen elimizde. Müzelerde Kur'ân-ı Kerîm'in eski nüshaları vardır.
Topkapı Sarayı Müzesi'nde Hz. Ali Efendimizin imzasını taşıyan nüsha vardır. Bizim hocamız, Edebiyat Fakültesi'nde beynelmilel madalyalar almış, profesör Ahmet bey vardı. "Arkasında Aliyyübnü Ebû Tâlip, diyor. Hâlbuki muzafun ileyh olarak ‘ibn' kelimesinden sonra normal olarak imzada ‘Aliyyübnü Ebî Tâlib' demesi lâzım. Klasik gramer kaidesi böyle. Sanki gramer kaidesine aykırı gibi ‘Ebû Tâlib' diye yazılıyor, ‘ibn'den sonra muzafun ileyh olarak mecrur sîga kullanılmıyor." İşte bu, diyordu bizim profesör, bu nüshanın Hz. Ali'nin imzasını taşıyan gerçek nüsha olduğunu gösterir. Çünkü o zamanın gramer kaidesi öyleydi. O arkaik gramer kaidesini muhafaza ettiğine göre esas nüshadır. Taklit olsaydı "Aliyyübnü Ebî Tâlib" şeklinde yazacaktı. Taklit olmadığı için ‘Ebû Tâlib' olarak yazıyor. Tabi şimdi sayfalarını inceleyerek zamanını bulmak mümkün. Ama bir delil de bu. Kur'ân-ı Kerîm elimizde aynen mevcut.
Peygamber Efendimiz'in hayatı gün gibi ortada ve dinimiz bütün peygamberleri tanıyor. Mesela bir hıristiyan Allah'ın bir peygamberini reddetmek durumunda. Ama İslâm'da bir red durumu yok. Elhamdülillâh Allah'ın bütün peygamberlerini kabul ediyoruz. Hepsinin adı anıldığı zaman aleyhisselâm diye söylemek terbiyemiz olmuş. Musa aleyhisselâm, o ne demek? "Ona selam olsun" demek. İbrahim aleyhisselâm. Hatta o kadar seviyoruz ki isim koyuyoruz. Aramızda Musa isminde, İsa adında insanlar vardır. Yakup, Yusuf, Eyüp, Şuayip… Tevrat'ta ve İncil'de ismi geçen bütün peygamberleri o kadar seviyoruz ki çocuklarımıza isim olarak koyuyoruz.
Ayrıca eski kitaplarda Peygamber Efendimizle ilgili haberler mevcuttur. Eski kitapları da gönderen Allahu Teâlâ hazretleri olduğu için "İleride şu vasıflara sahip bir peygamber gelecek." diye eski kitapların içinde bir takım pasajlar vardır. O pasajlarda, o cümlelerde Peygamber Efendimiz bildirilir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu hususta Saff ve Fetih sûresinde ve daha başka sûrelerde bilgi var. Fakat Kur'ân-ı Kerîm'den ayrı Tevrat'ta ve İncil'de de bilgi var. Papazlar o kitapların o âyetlerini kendileri gösteriyorlar. Biz Edebiyat Fakültesi'nde talebeyken Pakistanlı Hintli profesör Hamidullah Bey o âyetleri, o cümleleri getirip bize okutmuştu. Sonra Zeki Velidi Beyin bir makalesi vardır. Kumran denilen Lut gölü kenarında bir mağarada Hıristiyanlığa ve Yahudiliğe ait eski metinler bulundu. Çok eski kitaplar. Yakılmasın, Romalılar tahrip etmesin diye o mağaraya saklanmış. Bulunan bu metinlerin bir kısmını Amerika aldı. Bir kısmı Ürdün'de, bir kısmı Vatikan'da… Muhtelif yerlere alındı, incelendi. Buralarda Tevrat ve İncil'deki değişmeleri işaret eden, Kur'ân-ı Kerîm'in haklı olduğunu gösteren malzemeler var. Ve Kur'ân-ı Kerîm'in tasdikçisi durumunda bulunan vasikalar. Bazı büyük papazlar, hıristiyan ve yahudi alimleri kendi kitaplarındaki müjdelerden dolayı müslüman olmuşlardır. Peygamber Efendimiz gelmeden önce şu evsafta bir peygamber gelecek diye beklemişlerdir. Peygamber Efendimiz gelince ona tabi olmuşlardır.
Peygamber Efendimizin zamanından misal Selmân-ı Fârisî hazretleridir. Selmân-ı Fârisî hazretleri İranlı asil bir aileden dünyaya geldikten sonra papazların yanında, çeşitli illerde, ülkelerde gezdikten sonra, âhir zaman peygamberi Hicaz'da zuhur edecek diye, onun gelmesini yakalamak, ona tabi olmak, onu tanımak için Hicaz'a gelmiştir.
Yine Medîne-i münevvere'deki yahudi alimlerden Abdullah b. Selâm, Tevrat'taki bilgilerden dolayı Peygamber Efendimiz'in hak peygamber olduğunu anlayarak müslüman olmuştur. Bu misaller, eski kitaplarda Peygamber Efendimizle ilgili malzemenin olmasına en büyük delildir. Çünkü eski kitapları da biz uydurmuş olamazdık ya! Eski kitaplar muhtelif kültür sahalarında bizden önce mevcut. Hatta Pakistan'da Begum Ayşe Bavani Vakfı, İslâm-Our Choice diye bir kitap neşretmiş. Bazı Hint kaynaklarından, eski Hint dinlerinin sayfalarından fotoğraflar veriyor. Orada Peygamber Efendimiz'in geleceğine dair cümleler var. Eski Hint kitaplarında, eski İran dinî metinlerinde, Hz. Peygamber'in yaşadığı çağlardan önce yeryüzünde mevcut bulunan dinlerin kitaplarında, onunla ilgili metinler, fotokopileri ve tercümeleri var. Demek ki Tevrat'ta, İncil'de, eski İran ve Hint metinlerinde Peygamber Efendimiz'in geleceğine dair müjdeler var. Kur'ân-ı Kerîm'de bunlara işaret ediliyor. Mesela,
Ve iz kâle îsebnü Meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileyküm musaddikan limâ beyne yedeyye mine't-tevrâti ve mübeşşiran bi-resûlin ye'tî min ba'dismuhû ahmed. İleride Ahmed adında bir peygamber gelecek, şeklinde İncil'de bir âyetin olduğunu, Hz. İsa'nın böyle buyurduğunu Saff sûresi beyan ediyor. Hakikaten de İncil'de öyle bir âyet vardır. Hamidullah Bey bize İncil'den getirip göstermişti. Bu âyet sebebiyle nice papazlar, o şahıs Peygamber Efendimiz Faraklit diye tercümesini yapmışlar. İncil'in indiği asıl metin elimizde değil, tercümeleri elimizdedir. Tercümelerde o asıl kelimenin mukabili olan tercüme kelimeler var. Ama o kelimelerin de yine Peygamber Efendimiz'i gösterdiği papazlar tarafından ifade edilmiş ve onların müslüman olmasını sağlamıştır.
Meşhur bir misal, İspanya'nın Mayorka adasından yetişmiş Anselmo Turmedo isimli papazdır. Bu papaz İspanya'da, Fransa'da ve İtalya'da yüksek ihtisasını tamamladıktan sonra Fransa'da bir manastırda çok yüksek bir alimin hizmetinde çalışırken İncil'deki bu âyetin Peygamber Efendimiz'i anlatan âyet olduğunu öğreniyor, Tunus'a gelip müslüman oluyor. Abdullah et-Tercüman diye isim alıyor ve İncil'den İslâmiyet'i ve Peygamber Efendimiz'i müjdeleyen âyetleri konu edinen bir kitap yazıyor. Bu kitap Türkçe'ye tercüme edilmiştir.
Ben şu bizim meşhur matbaacı, Türkiye'ye matbaayı getiren İbrahim-i Müteferrika'nın Risâle-i İslâmiyye diye bir eseri olduğunu görmüştüm. Risâle-i İslâmiyye Müslümanlığı anlatan bir kitaptır, deniliyor, öyle geçiştiriliyordu. Ben de Dinî Edebiyat kürsüsü başkanı olduğum için, bakalım bu Risâle-i İslâmiyye nedir diye profesörlük çalışması olarak inceledim. Sonunda onu bir kitap halinde de neşrettim.
Bize matbaayı getiren şahıs olan İbrahim-i Müteferrika Romanya'nın Kolojvar şehrinde yaşamış bir papaz. Çok yüksek, güzel bir tahsil görmüş; Yunanca'yı Latince'yi öğrenmiş. Eski metinleri ve kilisenin kitaplığındaki kitapları incelemiş. "Üstâd-ı bîmürüvvetlerin okumasını yasak ettiği kitapları okudum." diyor. Yani üstad ama müslüman olmadığı, hakikati sakladığı için üstâd-ı bîmürüvvet diyor. "Mürüvvetsiz üstatlarımın, okumayım diye sakladıkları kitapları okudum." diyor. Oradan hıristiyan literatürünün Peygamber Efendimiz'i müjdeleyen malzemesine aşina olduğunu ve onun için müslüman olduğunu söylüyor. Risâle-i İslâmiyye İslâm'ı anlatan bir kitap değil. Saklanıyor bu mesele. Halk bilmesin diye bazı gerçekleri saklıyorlar araştırıcılar.
Kim yapmış bu şahsın üzerinde araştırmayı?
İbrahim-i Müteferrika üzerindeki en bilimsel araştırma katolik papaz falancanın yaptığı çalışmadır, deniliyor. Katolik papaz müslüman olan bir papazın Müslümanlığa yarayan malzemesini bize tanıtmak ister mi?! Tanıtmıyor. "İslâm'ı anlatan bir eser." Hayır, İslâm'ı anlatan bir eser değil. Bir papaz olan İbrahim-i Müteferrika'nın müslüman olmasına sebep olan İncil âyetlerini bahis konusu eden bir kitap. Papaz, o konuya kimse yanaşmasın, o konuyu bilmesin diye gerçeği saklıyor. İbrahim-i Müteferrika kendi hayatını, Latincesi'ni de veriyor. yani hangi âyetleri görüp de müslüman olduğunu anlatıyor. Tabii "müteferrika" sarayda teknik ve sanata dayalı yüksek bir hizmet demek. Müteferrika derecesine yükselmiş; ihtisas, sanat, bilgi ve görgü isteyen bir takım işlerin erbabına müteferrika derlerdi. İbrahim-i Müteferrika sarayda o hizmeti yapacak dereceye gelmiş bir saraylı eleman, memur demek oluyor. Sonra müteferrikalıktan da yüksek bir hizmete çıkmıştır. Ömrü boyunca da hakikaten çok faydalı, şayân-ı şükrân hizmetler yapmıştır. Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun. Ben incelemelerimden onun samimi müslüman olduğu ve hakikaten İslâm'a hizmet ettiği kanaatine vardım. Eseri, bir papazın İncil metinlerini okuyup da hangi âyetlerden dolayı müslüman olduğunu anlatan bir çalışmadır. Faydalı olur diye ben de onu neşrettim; başka papazlar da görsünler diye.
Allah bize mensubu olduğumuz dinin kadrini kıymetini bilmeyi, güzelliklerini görmeyi, tam müslüman olmayı nasip etsin. İnsanlığa müslümanca en güzel hizmeti yapmayı, en faydalı insanlar olmayı nasip etsin. Rabbimiz'in huzuruna vazifesini yapmış, sevdiği, taltif eylediği, cennetiyle cemaliyle müşerref eylediği bir kul olarak çıkmayı nasip eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh.
11.02.1992 -
İslamda İtikat Önemlidir,
11.02.1992 -
İslam Bir Yaşam
