02.06.1995 - Hicri Yıla Girdik, Kerbela, Aşure Öncesi ve Sonrası Oruç

02.06.1995 - Hicri Yıla Girdik, Kerbela, Aşure Öncesi ve Sonrası Oruç
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim;
Allah-u Teâlâ Hazretleri, sizi hem dünyada, hem ahirette her türlü hayırlara, mutluluklara, güzelliklere nâil eylesin, vâsıl eylesin, sahib eylesin. Cennetiyle, cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin.
Size söylemek istediğim şeylerden birisi hicrî yılınız hayırlı olsun, uğurlu olsun, sevaplı olsun, fâideli olsun, gönlünüzce olsun. Allah-u Teâlâ Hazretleri bu yılınızı ve bundan sonraki mütebâkî bütün yaşantılarınızı, ömürlerinizi hayırlı eylesin, mutlu eylesin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.
Muhterem kardeşlerim;
Aşûre günü de çok önemlidir. Tabii tarihî bir değeri var, dînî bir değeri var.
Aşûre günü nedir?
Âşûrâ günü, biz aşûre diyoruz, kısa söylüyoruz, Muharrem'in 10'udur. Muharrem'in 10'u önemli. Dînî önemi var. Hazret-i Aişe-i Sıddîka Vâlidemiz radıya'llahu anhâ bildiriyor ki:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mekke'deyken Âşûra gününde oruç tutardı. Yâni Muharrem'in 10'unda oruç tutardı."
Kureyş de, Âşûre gününe hürmet ederdi. Tabii Kureyş netice itibariyle kim? Hazret-i İsmail aleyhisselamın, İbrahim aleyhisselamın nesli. Yâni İsmail aleyhisselam vasıtasıyla İbrahim aleyhisselamın Hicâz'da neşv-ü nemâ bulan, gelişen mübarek nesli. Arkasından o nesilden, o soydan Peygamber-i Zîşânımız geliyor. Şimdi tabii bu Kureyş peygamber soyu olduğu için, netice itibariyle peygamberlerin hayatlarında, tarihinde mühim olan olayları az çok an'anevî olarak kulaktan dolma da olsa biliyorlardı.
O Kâbe'ye de hürmet ediyorlardı, Kâbe de tabii, İbrâhim aleyhisselamın binâsı, İsmâil aleyhisselamın binası. Kâbe'ye de hürmet ediyorlardı da ama onlar şaşırdılar. İbrahim aleyhisselam putları kırdı, sonra İbrahim aleyhisselamın İsmail aleyhisselamdan gelen nesli Kâbe'yi putlarla doldurdu.
Bu neyi gösteriyor?
İyi yolda olan topluluklar dikkat etmezlerse, ayakları kayıp kötü yola düşebilirler.
İsâ aleyhisselam, insanları Allah'ın varlığına birliğine çağırmış; bugün puta tapınıyorlar. Bu bir yanılmadır. Demek ki insanlar yanılabilir.
"E onlar yanılıyor, biz yanılamaz mıyız?"
Aziz ve sevgili kardeşlerim;
Yeni bir senede bu sözün üzerinde, sorunun üzerinde durun.
Şaşırmamaya dikkat edelim!
Şaşırmamanın çaresi nedir?
Öze dönmektir, Kur'an'a dönmektir, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sünnet-i seniyyesine yapışmaktır.
Kureyş tutarmış Muharrem'in 10'unda orucu, Peygamber Efendimiz de tutarmış. Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere'ye geldiği zaman bakmış ki, orada yahudiler de tutuyorlar. Kureyş tutuyordu, Kureyşliler yahudi değil. Medine'ye geldiği zaman yahudi kabileler vardı Medine'de. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem baktı ki, onlar da tutuyorlar Muharrem orucunu. Sordu onlara, dedi ki:
"Niye tutuyorsunuz?"
Onlar da dediler ki:
Fekâlû "Yahudiler dediler ki: Hâze'l-yevm, ellezî azhara'llâhu fî-hi azze ve celle mûsâ aleyhisselam. "Bu Mûsâ aleyhisselamı Allah'ın galip getirdiği, zuhura getirdiği gündür." Ve benî isrâil. "Benî İsrâil'i kurtardığı gündür." Kime karşı?
Alâ kavmi fir'avn. "Firavun kavmine karşı galip eylediği, Firavun'u helâk eylediği, Mûsâ aleyhiseelam'ın etrafındaki mü'minleri kurtardığı gündür. Biz de bu güne hürmeten böyle oruç tutuyoruz." deyince; bakın, Peygamber Efendimiz çok mühim bir söz söylemiş cevabında. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
Nahnü ehabbü min mûsâ minküm. "Mûsâ'yı biz sizden daha lâyık, daha yakın, daha sevgili ve onu daha çok benimseyen kimseleriz." dedi.
Biz Mûsâ aleyhisselama daha yakınız. Neden?
Mûsâ aleyhisselam Allah'ın peygamberidir, Allah'ın emrettiklerini yerine getirmiştir. Peygamber Efendimiz de Allah'ın gönderdiği son peygamberdir, Allah'ın emirlerini yerine getirmiştir. Biz müslümanlar Hazret-i İsâ'ya daha yakınız, biz müslümanlar Hazret-i Mûsâ'ya daha yakınız.
Onun için Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz: "Biz sizden daha yakınız Mûsâ aleyhisselama, tabii biz de tutarız." dedi ve bu Aşûre gününde oruç tutmayı emretti.
Yalnız bir incelik vardır:
Biz eski hak dinlerden, hak peygamberlerden gelen bazı güzel şeyleri devam ettirebiliriz ama, yine de biz herhangi birisinin taklidi değiliz, onlardan yine farklıyız. Onun için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz onlara benzemeyelim diye emretti ki:
"Ya dokuzu ve onunu tutun, ikisini birden; yahut da onunu ve onbirini tutun! Böylece tam onlar gibi olmasın, bizim onlardan farklı olduğumuz belli olsun.
Onun için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz böyle bir gün fazlasıyla Aşûre orucu tutmayı emretmiş. Hadis-i şerîflerde böyle tavsiye ediliyor.
Şimdi bir husus daha var sevgili kardeşlerim;
Bu Âşûre günü, 10 Muharrem bir başka tarihi olayı da bizim kalbimize getiriyor, hatırımıza getiriyor. Acı bir olay da var. İslâm tarihi içinde maalesef Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz'in sevgili torunu, kucağına alıp, öpüp bağrına bastığı Hazret-i Hüseyin Efendimiz; Hazret-i Fâtımatü'z-Zehrâ ile Hazret-i Ali Efendimiz'in mübarek oğlu Hazret-i Hüseyin radıyallahu anh Efendimiz'i mübarek hanımlarıyla, mâsum evlatlarıyla, fedâkâr, vefâkâr arkadaşlarıyla, kafilesindeki mücahid taraftarlarıyla orada, Kerbelâ'da şehid ettiler 10 Muharrem günü.
Şehadet ölen için yüksek bir mertebedir. Geride kalanlar için bir uzun büyük derttir, üzüntüdür. "Ayrı kaldık vah" diye üzülürüz.
Hazret-i Hüseyin Efendimiz'i çok seviyoruz. Bu Aşûre günündeki mâtem merasimleri yoktur. Biz şehit olanlardan şefaat isteriz, ruhlarına Fatihalar okuruz, hatimler indiririz, severiz, gözyaşı dökeriz ama, onun bir ölçüsü vardır, o ölçü içindedir. Ve o bir mâtem günü olarak düşünülmez.
Eğer mâtem günü olarak düşünülmesi gerekseydi her pazartesi günü mâtem günü olması lazımdı. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, pazartesi günü vefat etmişti.
Binâenaleyh, sevdiğimiz insanların şehid edilmesi, vefat etmesi günlerini matem günü alacak olursak başta tabii pazartesi gününü matem günü edinmemiz gerekirdi.
Halbuki dinimizde Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi vardır. Pazartesi perşembe oruçları çok sevaplı diye oruç tutuyoruz, öyle değerlendiriyoruz.
Hazret-i Ali Efendimiz radıyallahu anh'den rivâyet edilmiş, rivayetler de Abdülkâdir-i Geylânî Efendimiz, o da Hazret-i Ali Efendimiz'in evladındandır, sülâle-i tahiredendir, âl-i Rasûldür.
Kâne aliyyün radıyallahu anhu ye'müru bi-siyâmihî diyor kitabında. "Hazret-i Ali Efendimiz Muharrem ayında, Âşûre gününde oruç tutmayı emrederdi. Ve kâlet lehüm Âişete radıyallahu anhâ: Men ye'mürüküm bi-savmi yevmi âşûrâ? Bunun üzerine, Hazret-i Aişe sormuş oruç tutanlara: 'Size bu Aşûre gününde oruç tutmayı kim söyledi bakalım?' diye.
Kâlû: Aliyyun radıyallahu anh. "Hazret-i Ali Efendimiz söyledi." demişler. Kâlet: İnnehû a'lemü bi-men bakıye bi's-seneh. Buyurmuş ki: "O, senenin öteki aylarını, günlerini en iyi bilen insandır. Yâni hangi ayları, hangi günleri mühimdir, hangi günleri sevaplıdır, hangi günleri oruç tutulacak, bilir."
Demek ki, onların içinden Âşûre gününde oruç tutmayı tavsiye ettiğine göre ve biz de Muharremin Âşûre günü oruç tutmayı Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi olarak, ayrıca Hazret-i Ali Efendimiz'in tavsiyesi olarak tutarız. Tabii seferde oruç tutmak mecburiyet değil ama, kim bilir belki o Kerbelâ şehidleri içinde de, oruçluyken böyle şehid olmuş olanlar vardır.
Ve an aliyyin radıyallahu anh. Yine Hazret-i Ali Efendimiz radıyallahu anh ve kerremallahu vecheh'den rivâyet edilmiş. Ennehû kâle. "Buyurdu ki Hazret-i Ali Efendimiz." Kâle Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem. "Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlar." Men ahyâ leylete âşûrâe ahyâhu'llâhu teâlâ mâ şâe. "Kim Aşûre gecesini ibadetle ihyâ ederse, Allah da onun hoşuna gidecek şekilde, onu ihyâ edecek ihsanlarda bulunur." diye Hazret-i Ali Efendimiz rivâyet etmiş.
Demek ki, Hazret-i Ali Efendimiz'in tavsiyesini tutarak, Ca'fer-i Sâdık Efendimiz'in yolundan yürüyerek, bu Âşûre gününün orucunu tutmaya da gayret edelim.
Demek ki oruç tutmayı, tutarsanız sevaplı olacağını hatırlatmış olduk. 9 Muharrem'de oruç tutun, 10 Muharrem'de oruç tutun! Veyahut 10 Muharrem'de, 11 Muharrem'de, oruç tutun!" demiş oluyoruz.
"Gafil olmayın, gecenizi ibadetle değerlendirin!" diyoruz.
Tabii Hazret-i Hüseyin Efendimiz'e, o şehid-i Kerbelâ büyüğümüze de dualar edin, onun şefaatini isteyin, ruhuna hatimler indirin. Allah nasib ederse siz nerede olursanız olun, Hazret-i Hüseyin Efendimiz'le ilgili konuşmalar yapılsın camilerde, toplantılar yapılsın. Hatimler indirilsin, zikirler yapılsın, ruhaniyetine istimdâd edilsin.
Allah-u Teâlâ Hazretleri o büyüklerimizin sevgisine, şefaatine, iltifatına, teveccühüne sevgili kardeşlerim, cümlemizi nail eylesin. Onlarla beraber bizleri de cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin.
Biliyorsunuz Fâtıma Anamız cennetliktir. Peygamber Efendimiz müjdelemiştir. Allah, Fâtıma Anamızla cennette bizi buluştursun. Hazret-i Ali Efendimiz şehiddir, cennetliktir, Aşere-i Mübeşşere'dendir; cennette buluştursun. Hazret-i Hüseyin Efendimiz şehiddir, cennetliktir; cennette bizi onlarla beraber eylesin, buluştursun. Ebûb Bekr-i Sıddîk Efendimiz, tabii hulefâ-i râşidînimiz, evliyâullah büyüklerimiz, şehidler, alimler, fâzıllar, başımızın tâcıdır. Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi onların yolundan ayırmasın. Onların sevgisini kalbimizden eksik etmesin.
Hazret-i Ali Efendimiz nasıl yaşadıysa, Ca'fer-i Sâdık Efendimiz nasıl yaşadıysa; Hazret-i Hüseyin, Hasan Efendilerimiz, Fâtımatü'z-Zehrâ Anamız nasıl yaşadılarsa biz de onlar gibi Kur'an üzere, sünnet üzere, takvâ üzere, Allah'ın rızası yolunda, bid'atlardan uzak, ibadet ve taatle ömrümüzü geçirelim.
Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi iki cihanda bahtiyâr eylesin. Ahirette de o mübarek büyüklerimize kavuştursun. Onlara cennette komşu eylesin. Cümlemizi cennetiyle, cemâliyle taltif eylesin, müşerref eylesin, mükâfâtlarına gark eylesin. İki cihanda saadete nâil eylesin.
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
02.06.1995 -
Hicri Yıla Girdik,
02.06.1995 -
Aşure Orucu, Kerbela
