02.06.1995 - Hicri Yıla Girdik, Zamanı Değerlendirmek, İlimle Amel Etmek

02.06.1995 - Hicri Yıla Girdik, Zamanı Değerlendirmek, İlimle Amel Etmek
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim;
Allah-u Teâlâ Hazretleri sizi hem dünyada, hem ahirette her türlü hayırlara, mutluluklara, güzelliklere nâil eylesin, vâsıl eylesin, sahib eylesin. Cennetiyle, cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin.
Size söylemek istediğim şeylerden birisi hicrî yılınız hayırlı olsun, uğurlu olsun, sevaplı olsun, fâideli olsun, gönlünüzce olsun. Allah-u Teâlâ Hazretleri bu yılınızı ve bundan sonraki mütebâkî bütün yaşantılarınızı, ömürlerinizi hayırlı eylesin, mutlu eylesin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.
Muhterem kardeşlerim, tabii geçen geçti. Diyor ki İslâm büyüklerinden birisi: "Geçen geçmiştir, yapılacak bir şey yok..." Doğru, hakikaten geçti. Ne yapayım artık, ne yapabilirim, yapmadım zamanında, geçti, mazi oldu. "İstikbal, gelecek zaman, onu da bilemiyoruz." Yâni, yaşayacak mıyız, istikbâle ulaşabilecek miyiz; onu da bilemiyoruz. Geçmiş geçti, elimizde bir şey yok. İstikbal henüz gelmedi, getirmek için bir şey yok. O zamana çıkmak için de garantimiz yok. O halde nedir bizim için önemli olan? İçinde bulunduğumuz andır."
Onun için demişler ki:
Mâ madà fâte, ve'l-yüemmelü gaybün, feleke sâatü'lletî ente fîhâ.
"Geçen elden kaçmıştır, gelecek gayıbdır, belli olmaz ne olacağı; senin ancak işte içinde bulunduğun an vardır, onu güzel değerlendirmeye bak!" demişler.
Muhterem kardeşlerim;
Zamanın kıymetini bilmek ve zamanı iyi değerlendirmek çok önemli. Onun için aman zamanınızı bir hazine gibi bilin, bir sermaye gibi bilin. Bakın geçen senenizi nasıl geçirdiyseniz geçirdiniz, bu yeni seneyi güzel geçirmeye gayret edin, boşa geçirmeyin; bir.
Boşun bir adı bizim İslâm edebiyatında, dini kitaplarımızda mâlâyânîdir. Mâlâyânî ne demek?
Bir anlamı olmayan demek, anlamsız, boş. Mâlâyânî söz, mâlâyânî iş.
"Neden bu işi yapıyorsun?"
"Hiç..."
"Faydası ne?"
"Sıfır..."
"Niye bu sözü konuşuyorsun?"
"Hiç..."
"Faydası ne?"
"Sıfır..."
"Bu günü nasıl geçirdin?"
"Hiç..."
"Ne yaptın?"
"Sıfır..."
İşte mâlâyânî. Boşa, mâlâyânîyle geçirmemek; bir. Ayrıca harama, gühana harcamamak daha önemli; iki. Yâni harama dalmaktansa, boşa geçirmek biraz daha ehven, hiç olmazsa burada boşa geçiyor. Öbür tarafta haram ve günah başkalarına zararlı, kendisine zararlı, ceza çekmeye sebep olacak. Binâenaleyh, harama ve günaha harcamamaya çok daha fazla dikkat edeceğiz; bir. Boşa harcamamaya da çok dikkat edeceğiz; iki.
Muhterem kardeşlerim;
Biz, onun için "Başarının Prensipleri" diye bir küçük kitap yazdık, lütfen o kitabı okuyun! Buna benzer tabii kitaplar var İngilizce yazılmış, Almanca yazılmış, batı dillerinde böyle, kütüphaneleri severseniz, kitapları okursanız, karıştırırsanız göreceksiniz çok güzel kitaplar vardır. Tabii İngilizce biliyorsanız onları okuyabilirsiniz. Çalışmanın prensiplerini öğrenmelisiniz, çalışmalısınız. Çalışmadan olmaz. Çalışmayana hayırlı sonuçlar gelmez ve sevaplar verilmez. Çalışmayana ayrıca ceza da gelir.
Kur'an-ı Kerim'de buyruluyor ki:
Ve en leyse li'l-insâni illâ mâ saà. "İnsanoğlu neye sa'y u gayret ettiyse, çalıştıysa onun karşılığını görecek, başka bir şey değil." [Necm: 39] Yâni ahiret için de böyle.
Fe'l yevme lâ tuzlemü nefsün şey'en ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn. Bu da Yâsîn Sûresi'nin dördüncü sayfasının sonundaki ayet-i kerime. Hepiniz belki ezbere biliyorsunuz. Felyevme "Bu mahşer gününde, ahiret gününde." Lâ tuzlemü nefsün şey'en. "Hiç bir kişi haksız bir muameleye uğramayacak. Allah haksızlık etmeyecek. Zulme uğramayacak. Hakkı verilmeme durumu yok, hakkını alamama durumu yok. Hiç kimse zulme, haksızlığa uğramayacak." Ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn. "Ey insanlar, o zaman işlediklerinizden gayri bir karşılık görmeyeceksiniz." Yâni, neyi işlemişseniz onun karşılığını göreceksiniz, işlediğinizin dışında bir karşılık görmeyeceksiniz. Genel hüküm olarak, hayır işlemişseniz, hayırla karşılaşacaksınız; şer işlemişseniz, şerle karşılaşacaksınız.
Bir de: fe-men ya'mel miskâle zerretin hayran yerahû, ve men ya'mel miskâle zerretin şerren yerahû. Güneş bir koridora vurduğu zaman, görüyorsunuz zerreler uçuşuyor güneşin şuâında, hüzmeleri arasında. İşte ona zerre derler. "O zerre kadar hayrı olan, o hayrın karşılığını görecek. O zerre gibi hafif, küçük bir şey kadar bile şerri olan, şer işlemiş olan, onun da cezasını çekecek." [Zilzâl: 7-8] buyruluyor.
Yâni genel bir değerlendirme var. İyilik yapan iyilik bulacak ama, bu genel değerlendirmede inceden inceye, zerre kadar hayırlar, zerre kadar şerler ölçülüp, onun birikimi olan sonucu amel terazisindeki sonuç neyse, ona göre onun karşılığını görecek insanlar.
Bu zerre gözünüzün önünden gitmesin muhterem kardeşlerim! Hani damlaya damlaya göl olduğu gibi, bu zerreler birleşiyor birleşiyor büyük sevaplar oluyor. Zerre zerre küçük şerler de birleşiyor birleşiyor, ahirette insanın cehenneme girmesine sebep olacak.
Onun için, bir anınızı boş geçirmemeye, bir zerre hayrı küçümsememeye, bir zerre şerri de önemsemeyip aldırmamaya kapılmayın, o duruma düşmeyin ve ciddî olun! Ahiretteki hesabı unutmayın! Ahiretteki o hesaba göre zamanınızı iyi değerlendirin! Zamanımız bizim sermayemiz. Bu; bir.
Zamanımızı değerlendirmek için formül nedir muhterem kardeşlerim?
Peygamber Efendimiz'den gelen hadis-i şerîfleri bize nakletmiş olan alimler ve dinimizin, sünnet-i seniyyemizin, Kur'an-ı Kerim'in ana mânâsını anlatan kitaplar diyor ki:
İnsan bilecek, alim olacak, hayrı şeri bilecek, ilim öğrenecek. İlim olmayınca kurtuluş olmaz. Onun için, bilmeye çalışacak, ilim sahibi olmaya çalışacak.
İlim; ilim bilmektir.
İlim; kendin bilmektir.
diye Yunus Emre'nin dediği gibi ilmi öğrenecek ama bir de ilmi hayra kullanmak için öğrenecek, ilmini, bildiği güzel şeyleri uygulayacak. Kötü olarak bildiği şeyleri de yapmamaya dikkat edecek.
Buna da ne deniyor?
İlmini uygulamak, ilmiyle âmil olmak deniliyor, bu da lâzım.
Bilgi lâzım; ilim... Bilgisini uygulamak lâzım; icraat, amel... Sonra, o da yetmez, icraatını ihlâslı yapmak lâzım. Temiz bir niyetle, hàlis bir niyetle, dindârâne bir duyguyla yapmak lâzım! İhlâs olmazsa, Allah amelleri kabul etmiyor. Niyeti de güzel olacak; üç.
Yâni kötü niyetli insan, karşısındakini aldatmak için iyi bir şey yaparsa, ona sevap verilir mi?
Verilmez.
Çünkü niyet kötü olunca, yapılan iyi şey niyete göre değerlendiğinden sevap alamıyor. "Maksadı kandırmaktı, karşı tarafa şirin görünüp, ondan sonra şu fesadı yapmaktı." derler, sevabı vermezler. İhlâs olacak, iyi niyet olacak.
Bir de dördüncü bir incelik vardır sevgili kardeşlerim;
Yaptığın şeyleri ihlâslı da yapsan, yaptığın şey Peygamber Efendimiz'in tavsiyesine, sünnetine uygun olacak. Sünnetine uygun olmadığı zaman bid'at deniliyor. Bid'atları Allah kabul etmiyor, bid'atlardan kaçınmak lâzım! Bid'atların çeşitleri çoktur, her çeşidinden kaçınmak lâzım; sünnet-i seniyye-i nebeviyyeye sarılmak lâzım! Rasûlullah gibi olmaya çalışmak lâzım! Rasûlullah Efendimiz'in sünnetini tam tutmak lâzım!
Ahmed-i Yesevî Efendimiz kaddesallahu sırrahu'l aziz ile ilgili bizim bu bütün Türkistan'a ve bütün Türkiye'ye, bütün tarihimize tesir etmiş en büyük evliyâullahtan, tarihimizin en büyük sîmalarından birisi, ne diyor:
"İlim, sünnet-i seniyyeye sarılmak ve aşk." diyor. Yâni sarılacaksın, aşk ile, şevk ile aşık olacaksın.
Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz Hıra mağarasına girip de orada ibadet edince, Kureyşliler tabii duydular, bildiler, gördüler; Muhammed-i Mustafâ -Ebu'l-Kâsım Muhammed-i Mustafâ- aralarına gelmiyor.
Nerede?
Hıra mağarasına çekilmiş.
Ne dediler?
Aşıka muhammedün rabbehû "Muhammed Rabbine aşık oldu." dediler. Evet, bu aşk, aşık olmak, aşıklık Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den bize gelmiştir. Hakîkî dindar olan Allah'ın aşıkıdır. Allah'ı sever, Allah için aşk ile, şevk ile, ihlâs ile, sünnet-i seniyyeye uygun olarak çalışır, çabalar. Çalışmamak yok, tembel durmak yok. Tembeli sevmiyor ve çok büyük sorumluluğu, vebâli var. Vazifesini yapmayan insanlara, tembel duran insanlara çok cezalar var.
Onun için bilgimizi arttıracağız bu sene. Ana prensibimiz; her gün bilgimizi arttırmak, bilgimizi uygulamak ve bildiğimizi ihlâsla yapmak ve bilgimizi sünnet-i seniyyeye uygun olarak yapmak ve insanlara faydalı olmaya, ümmet-i Muhammed'e faydalı olmaya çalışmak esasına göre zamanımızı geçirelim!
Niye söylüyoruz?
Sizlere hatırlatma olsun, şevk olsun, teşvik olsun. Bunu bu niyetle, bu teşvikle, bu şevkle yaparsanız, bütün seneniz sevap olur, ibadet olur, çok sevap kazanırsınız diye düşünüyoruz.
Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi iki cihanda bahtiyâr eylesin. Cümlemizi cennetiyle, cemâliyle taltif eylesin, müşerref eylesin, mükâfâtlarına gark eylesin. İki cihanda saadete nâil eylesin.
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
02.07.1999 -
Peygambere İtaat, İslam
02.06.1995 -
Hicri Yıla Girdik,
