İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

09.05.1997 - 1 Muharrem, Hicri Takvim Geçmisi

09.05.1997 - 1 Muharrem, Hicri Takvim Geçmisi
Günün Sohbeti

09.05.1997 - 1 Muharrem, Hicri Takvim Geçmisi

26.06.2025
16 dk 40 sn

Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh,

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!

Hicrî yeni bir yıl başladı, bu yeni yılın birinci gününde bulunuyoruz. Bizim takvim hesaplamalarımıza göre bugün Muharrem ayının 1’i. O hâlde sizin hicrî yılınızı kutlarım, yeni yılınız hayırlı ve mübarek olsun, feyizlerle dolsun. Allahu Teâlâ hazretleri bu hicrî yılını bütün âlem-i İslâm ve bütün Müslümanlar için hayırlı, mübarek ve müteyemmen eylesin.

Aziz ve sevgili kardeşlerim,

Biliyorsunuz bizim ülkemizde iki hatta üç takvim var. Bu takvimlerden birisi asırlardır âlem-i İslâm'da kullanılan kamerî takvimdir. Diğeri şemsî takvim, şu anda kullandığımız, Batı'dan uyarlanmış olan takvim oluyor. O, Hz. İsa ile ilgili olduğu için milâdî takvim diye adlandırılıyor. Fakat bizim bütün dînî ibadetlerimiz hicrî-kamerî takvime göre düzenlenmiştir.

Ramazan ayı çok mühim bir ibadet ayıdır ve hicrî-kamerî takvimle ilgilidir, miladî takvimde onu yerleştirmek mümkün olmuyor. O bakımdan hicrî takvim cihan durdukça, Müslümanlar yaşadıkça yaşayacaktır, hayırlı ve mübarek olsun.

Bu hicrî takvimin biraz açıklamasını yapmak istiyorum. Biliyorsunuz, Araplar hicrî-kamerî ayları, Muharrem, Safer, Rebîülevvel, Rebîülâhir, Cumadelûlâ, Cumadelâhire, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkâde, Zilhicce diye isimlendirmişlerdir. Birinci ay Muharrem, son ay, 12. ay Zilhicce'dir. Bu kamerî, hilali gözlemeye dayalı takvimi tarihçilerin rivayetine göre, Hz. İbrahim aleyhisselam zamanından beri kullanmışlar. Yani Hz. İbrahim aleyhisselam oğlu İsmail'i getirip de Hacer validemizle birlikte, şimdi Mekke-i Mükerreme'nin olduğu ama o zaman boş bir saha olan, ekin bitmez, taşlık, kumluk bir vadi olan yere iskân ettiği zamandan beri bu kamerî takvimin ayları kullanılmıştır. Fakat cahiliye devrinde bu ayların kullanılmasında bir takım tehirler, geciktirmeler, öne almalar ve seneyi 12 ay değil de 13 ay yapmak gibi keyfî uygulamalar olmuştur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Veda Haccı'nda bu hususa temas ederek, nesi' denilen aylarla oynamanın, onların zamanını değiştirmenin, öne arkaya almanın doğru olmadığını beyan buyurmuştur. Bu konuda âyet de vardır. Ayların 12 olduğunu, 12 ayın bir sene teşkil ettiğini âyet-i kerîme de beyan ediyor:

Bismillâhirrahmânirrahîm.

İnne iddete'ş-şühûri indallâhi isnâ aşere şehren fî kitâbillâhi yevme haleka's-semâvâti ve'l-arda minhâ erbe'atün hurumun.

Âyet-i kerîmede geçtiği için şer'î bakımdan büyük bir açıklıkla, kesinlikle ifade edilmiş olduğuna göre 12 ay bir senedir ve senenin dört ayı haram aylardır; çok mübarek, muhterem ve hürmetine riayet edilmesi gereken aylardır. Bu dört haram ayın üç tanesi peş peşedir: Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem. Eski senenin son iki ayı ve yeni başlayan senenin birinci ayı. Bu aylar hac aylarıdır, hac mevsimidir. Bu aylarda ceng ü cidâl, kavga, yol kesme vesaire gibi şeylerden Araplar son derece sakınırlardı, yapmazlardı. Aralarında kan davası olsa, husumet olsa bile hasmını görmezlikten gelirlerdi. Bu dört haram aydan bir tanesi, Receb ayıdır. Mübarek üç aylar dediğimiz Receb, Şaban, Ramazan, Ramazan ayından iki önceki aydır, haram ayların dördüncüsüdür. Geçtiğimiz konuşmalarımızda Receb ayı girdiği zaman, bunu güzelce açıklamıştık.

Şimdi haccın yapıldığı Zilhicce ayı bitti ve yeni yılın Muharrem ayı başlamış oldu. Yeni yılı bütün âlem-i İslâm'a, Müslümanlara kutlu, mutlu olsun diye temenni ediyoruz.

Bunun nasıl kararlaştırıldığı hakkında da tarihî bilgi verelim: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zamanında o yörede kullanılan belli bir tarihleme yoktu. Belirli mühim olayları zikrederek, "Ondan şu kadar önce, bundan şu kadar sonra" diye anlatırlardı. Mesela Fil olayı bir mühim olaydı; işte Ebrehe ordusuyla Kâbe'yi yıkmak için Arafat'a kadar, Müzdelife'ye kadar içinde fil olan ordusuyla geldi. Fakat ebabil kuşlarının onların üzerine attıkları taşlarla, ordu münhezim ve perişan oldu. Bu çok mühim bir olay. Kur'ân-ı Kerîm'de;

E lem tera keyfe fe'ale rabbüke bi-ashâbi'l-fîl, diye başlayan âyetlerle vukuu anlatılan, Araplarca mâruf, meşhur, çok olağanüstü bir olay. Büyük bir ordu Mekke'nin yakınına kadar geliyor fakat Mekkeliler çarpışmadan, bir takım mânevî musibetlerle münhezim ve perişan olarak, yenik ekin taneleri gibi bitik olarak dönüp gidiyorlar.

Bu Fil olayı diye geçer. Onun için Arapların bir olayı anlatacakları zaman, "Fil yılında oldu. Fil yılından iki sene önce oldu. Üç sene sonra oldu." gibi isimlendirmeleri vardı.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zamanında da buna benzer isimlendirmelere rastlıyoruz. Mesela Müslümanlar, Kureyş kendilerine çok zulmedince Peygamber Efendimiz'den izin istediler, hicret etmeye izin çıktı, ona senetü'l-izn dediler. Böyle bir isimlendirme. Sonra mühim vefat hadiselerinin olduğu seneye senetü'l-hüzn dediler. Müşriklerle savaşa izin çıktığı zaman, "Onlar size nasıl saldırıyorsa, nasıl sizinle savaşıyorlarsa siz de karşılık verin, çarpışın!" diye savaşmaya, savunmaya müsaade olunan yıla da senetü'l-kıtal denildi.

Peygamber Efendimiz'in hayatında mühim olaylarla bunları anlatmak kolay oldu. Fakat Peygamber Efendimiz'in vefatından sonra bu işte bazı sıkıntılar başladı. Bir olayın vukuunu nasıl anlatacaklar? Hz. Ömer radıyallahu anh'ın halifeliği zamanında, hicretten 17 yıl geçtiği sırada, Hz. Ömer'in Yemen'e hâkim ve kadı olarak gönderdiği Ebû Musa el-Eş'ârî radıyallahu anh, halifeye bir resmî yazı göndermiş; "Şaban ayı" diye bir tarih atmış ama ay ismi var fakat gerisi yok. Mektup Yemen'den halife Ömer'in eline ulaştığı zaman: "Acaba hangi Şaban, şu yakındaki Şaban mı yoksa daha önceki Şaban mı?" diye tereddüt hâsıl olmuş. Bunun üzerine ashabdan bazı kimseler ve sevgili büyüğümüz Hz. Ali Efendimiz radıyallahu anh;

"Bu olaylar gittikçe karışabilir, bir tarihleme yapmamız lazım, bu husustaki karışmaları engellememiz gerekiyor." diye tedbir önermişler, ihtar etmişler, teklif etmişler halifeye.

Onun üzerine çeşitli ihtimaller düşünülmüş: "Acaba Rumların takvimini mi kullanalım, Fürsler ‘in yani İranlıların takvimini mi kullanalım?" diye. Fakat onlar güneş takvimi olduğu için güneş takvimini çöldeki insanlar hangi alâmetle bilecekler? Onu tespit etmek ve uygulamak zor olduğundan yine an'anevî, ayın durumuna göre olan takvim üzerinde karar kılınmış.

Ay, dünyanın etrafında döner. Bu dönmesi itibarî olarak 29 buçuk gündür. Bu buçuk bazen aya eklenir 30 gün olur, bazen ötekisinden alınmış, eklenmiş olduğu için bazı aylar 29 gün olur. Ama bunun uygulaması o devrin şartları altında çok kolaydı. Haberleşme zor olduğu için bunun hesaplanması gayet kolaydı. Güneşle ayın aynı hizaya gelmesine, gökteki olaya ictimâ' denir. İctimâ' dan sonra, Batı ufkunda güneş battıktan sonra, ay dönerken 29 günlük devri esnasında bir noktaya gelir, güneşe yaklaşır, güneşle aynı hizaya gelir.  Güneşle olan hizası aynı olunca, ictimâ' hâli deniliyor. İctimâ' hâlinden sonra, Batı ufkunda güneş battıktan sonra görülen ilk hilâl, “yarın yeni bir ayın başlangıcı” diye herkesin gördüğü bariz bir işaret olmuştur.

Onun için yeni hilâl, Farsça tabiriyle nev-hilâl yeni bir ayın başlangıcıdır. Böylece "Ramazan, Şevval ne zaman giriyor, bayram ne zaman yapmak lazım, hac ayı Zilhicce ne zaman başladı, Muharrem ne zaman başladı?" gibi soruların cevabı, görsel olarak ufka bakıldığı zaman, hilâl görününce anlaşılıyor. Yeni hilâl doğduğu, göründüğü zaman yeni bir ay başlamış oluyor. Efendimiz bunu kendi hayatında da uygulamış, yeni hilâli gördüğü zaman el açmış, dua eylemiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in; "Ya Rabbi bu ayı bizim için bir hilâl-i rüşd ve bereket eyle! Bu ay hakkımızda hayırlı olsun." diye duaları var.

Uygulaması çok kolay, çok sade, herkes tarafından anlaşılabilir olan ve tarihî, an'anevî olan takvimi seçmişler. Hz. Ömer zamanında böylece takvim meselesi üzerine bir kararlaştırma olmuş. Fakat başlangıcı ne zaman olarak alacaklar, bunu düşünmüşler.

Kamerî takvimi kullanacaklar, hilâl esasına göre ayları hesaplayacaklar ama bu yılların rakamlandırılmasının, sıralandırılmasının başlangıcı ne olacak?

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in doğumunu düşünmüşler fakat doğumunda çeşitli rivayetler olmuş: "Rebîülevvel'in on ikisi miydi, sekizi miydi?" diye çeşitli rivayetler olduğu için onda karar kılmamışlar. Vefatı belli, hepsi tarafından biliniyor ama vefat da bizler için bir hüzünlü olay, bir ayrılık, bir firak olduğu için onu da seçmeyi uygun görmemişler. İslâm'ın izzet, şevket ve satvetinde çok önemli bir olay, dönüm noktası olan hicreti seçmişler.

Çünkü hicrete kadar Müslümanlar Mekke-i Mükerreme'de işkence, baskı, abluka altında, iktisadî bakımdan ezilen, horlanan, işkence gören bir toplum idi. Onun için Mekke'yi terk etmek zorunda kalmışlardı, izin öyle çıkmıştı. Ama hicret ettikten sonra Medineliler:

"Yâ Resûlallah! Bize gelin, biz sizi bağrımıza basarız, kendimizi koruduğumuz gibi koruruz, mallarımızı canlarımızı koruduğumuz gibi size riayet ederiz." diye Medine'ye davet ettikten sonra Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret edince İslâm'ın hâli, şânı değişti. Makûs olan durum güzel hâle döndü ve Müslümanlara orada rahat yaşamaya başladılar. Sonunda da kendilerine zulmeden müşrikleri yenerek şirki, küfrü Arap diyarından sürdüler, İslâm hâkim oldu.

İslâm'ın hâkimiyetinin, galibiyetinin başlangıç noktası Peygamber Efendimiz'in hicreti olduğu için bunu seçtiler Hz. Ömer zamanında ashâb-ı kirâm ve bu işi düşünen mübarek insanlar, rıdvanullahu aleyhim ecmaîn. Böylece Peygamber Efendimiz'in Mekke-i Mükerreme'den Medîne-i Münevvere'ye hicreti sıfır, başlangıç olarak kabul edildi: "Hicretten önce, hicretten sonra." diye yıllar isimlendirilmeye başlandı.

Yalnız hangi ay seçilecekti?

An'anevî olan, İbrahim aleyhisselam'dan beri senenin başlangıcı Muharrem ayıydı. Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Safer ayının sonunda Mekke-i Mükerreme'den izin çıkıp Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz'le Medine-i Münevvere'ye harekete geçmişti ve önce Kuba köyüne gelmişti. Orada üç gün kaldıktan sonra, 13 Rebîülevvel'de Medîne-i Münevvere'ye dâhil olmuştu. Yani hicret Safer'de başladı, Rebîülevvel'in ortasına kadar devam etti. Bu günler Muharrem, Safer ve Safer'in ortası; arada bir zaman farkı var, bu zamanı nasıl yapalım diye düşündüler. Arapların an'anevî yılbaşına dayamayı uygun gördüler ve geriye doğru giderek hicretin olduğu senenin Muharrem'ini esas aldılar. Daha Peygamber Efendimiz Mekke'deyken olan Muharrem ayı, yeni hicrî takvimin başlangıcı oldu. Ondan sonra, "Hicretin birinci, ikinci, dokuzuncu, onuncu yılı…" diye devam etti.

Bir İslâmî, içtimaî olayı, oluşu, kararı size anlatmış oldum.

Bizim konuşmamız bir taraftan yeni yılı tebriktir, bir sevinç vesilesidir. Tebrikleşme güzel bir olay. Bir taraftan da işin dînî yönünü daima size hatırlatıyoruz, ibadetleri önceden ihtar ediyoruz, hazırlanın diye.

Aziz ve sevgili dinleyiciler,

Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA